Hiçliğin ardında kitap kapağı

10. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

10.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 10.bolum

Bölüm 10 — Çıkışın Ardındaki Dünya

Kapı kapandığında Rowan ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.
Fakat bu kezki sessizlik, hiçliğin sessizliğine benzemiyordu. Hiçlikte hiçbir şey yoktu; burada ise sanki her şey vardı ama henüz kendisine bir şekil verilmemişti. Rowan gözlerini açtığında ayaklarının altında beyaz, pürüzsüz bir zemin gördü. Önlerinde sonsuza kadar uzanan bir yol vardı. Yolun iki yanında ne ağaçlar ne binalar ne de insanlar bulunuyordu. Uzaklarda yalnızca sis vardı ve sisin arkasında, henüz tamamlanmamış görüntüler belirip kayboluyordu.
Lucien birkaç adım önünde duruyordu. Üzerindeki kral kıyafetleri hâlâ üzerindeydi fakat başındaki taç yoktu. Rowan da kendisini saraya geldiği ilk günkü kıyafetleriyle görüyordu. Sanki kapıdan geçerken üzerlerindeki her şey korunmuş, fakat dünyaya ait bütün izler geride bırakılmıştı.
Rowan çevresine baktı.
“Burası neresi?”
Lucien cevap vermedi.
Bir süre sonra:
“Bilmiyorum.”
Rowan ona baktı.
“İlk kez senden bu kadar sık duyuyorum bunu.”
Lucien hafifçe gülümsedi.
“Çünkü ilk kez gerçekten bilmediğim bir yerdeyim.”
Rowan önlerindeki yola baktı.
“Geri dönmek için kapı yok.”
Arkalarına baktılar.
Gerçekten de kapı yoktu.
Sadece beyaz boşluk.
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Demek geri dönüş yok.”
Lucien sakin bir sesle konuştu:
“Belki de buraya geri dönmek için gelmedik.”
Bir süre sessizce ilerlediler.
Attıkları her adımın ardından zemin hafifçe dalgalanıyor, uzaklardaki sis şekil değiştiriyordu. Bir süre sonra sisin içinde bir şehir görüntüsü oluştu. Rowan durdu.
Şehir, birkaç saniye içinde belirip sonra tekrar kayboldu.
“Gördün mü?”
Lucien başını salladı.
“Evet.”
Biraz daha ilerlediklerinde başka bir görüntü ortaya çıktı. Bu kez devasa bir orman vardı. Ağaçların dallarında ışıklar asılıydı. Fakat görüntü birkaç saniye sonra dağıldı ve yerini denize bıraktı.
Rowan şaşkınlıkla etrafına baktı.
“Burası dünyaları gösteriyor.”
Lucien düşündü.
“Hayır.”
“Öyleyse?”
“Dünyaların ihtimallerini.”
Rowan ona döndü.
“İhtimaller mi?”
Lucien başını salladı.
“Henüz oluşmamış dünyalar. Belki de hiç oluşmayacak olanlar.”
Rowan'ın yüzünde düşünceli bir ifade belirdi.
“Yani burası…”
Lucien sözünü tamamladı:
“Dünyaların doğduğu yer.”
İkisi de önlerindeki sonsuz beyazlığa baktı.
Rowan'ın aklına hiçlik geldi.
Uzun süre orada yürümüştü. Kendisine hiçbir şey sunmayan, yalnızca kaybettiklerini hatırlatan o karanlığın aslında sandığından farklı olduğunu şimdi anlıyordu.
Hiçlik bir son değildi.
Bir başlangıçtı.
Tam o anda zeminin üzerinde küçük bir siyah çatlak oluştu.
Rowan geri çekildi.
Çatlak giderek büyüdü ve içinden karanlık bir mürekkep yükseldi. Mürekkep havada dönerek bir şekil oluşturdu.
Bir kitap.
Fakat bu kitap daha önce gördükleri hiçbir kitaba benzemiyordu.
Kapağında isim yoktu.
Lucien yaklaşmak istedi.
Rowan kolunu kaldırarak onu durdurdu.
“Bekle.”
Kitap kendiliğinden açıldı.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa da.
Üçüncü sayfada ise tek bir cümle belirdi:
“BURAYA GELEN HERKES BİR DÜNYA TAŞIR.”
Rowan kitabın sayfasına baktı.
“Ne demek bu?”
Cevap gelmedi.
Sayfada ikinci bir cümle ortaya çıktı:
“BAZI DÜNYALAR YIKILIR.”
Bir sonraki satır:
“BAZILARI KAÇAR.”
Rowan'ın bakışları değişti.
Ve son satır belirdi:
“BAZILARI İSE YENİDEN YAZILIR.”
Lucien kitabı kapatmaya çalıştı.
Bu kez kitap izin verdi.
“Bu kitap bizi buraya çağırmış olabilir,” dedi.
Rowan başını salladı.
“Hayır.”
“Nasıl bu kadar eminsin?”
“Çünkü ilk kitap beni kontrol etmek istiyordu.”
Rowan kitabın kapağına baktı.
“Bu ise sadece bizi gösteriyor.”
Lucien ona döndü.
“Aradaki fark ne?”
Rowan bir süre düşündü.
“Belki de burada ilk kez hikâyeyi bizim yazmamızı bekleyen bir şey var.”
Tam o anda uzaklarda bir ışık belirdi.
Işık büyüdükçe önlerinde yeni bir yol oluştu.
Bu yol diğerlerinden farklıydı.
Taşlarla döşenmişti.
Yolun sonunda büyük bir şehir görünüyordu.
Şehrin üzerinde farklı renkte iki güneş vardı.
Rowan şaşkınlıkla baktı.
“Orası yeni bir dünya.”
Lucien başını salladı.
“Evet.”
“Oraya gitmemizi istiyor.”
“Belki.”
Rowan ona baktı.
“Sen ne düşünüyorsun?”
Lucien ilk kez cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
“Yirmi yıl boyunca bana ait olmayan bir hikâyenin içinde yaşadım. Sonra kendi geçmişimi hatırladım. Şimdi önüme yeni bir dünya çıktı.”
Bir adım attı.
“Bu kez ne olduğunu görmek istiyorum.”
Rowan da onun yanında yürümeye başladı.
Fakat daha ilk adımda arkasındaki beyazlık değişti.
Uzakta eski dünyadan görüntüler belirdi.
Aurelion.
Vaelis.
Eski saray.
Kitap.
Ve ardından gerçek dünya.
Rowan durdu.
Bir süre onları izledi.
Aurelion ile Vaelis yan yanaydı.
Mutluydular.
Rowan'ın yüzünde karmaşık bir ifade oluştu.
Artık onları geri getiremeyeceğini biliyordu.
Lucien ona bakmadı.
Sadece:
“Devam edebiliriz.”
dedi.
Rowan son kez eski görüntülere baktı.
Sonra arkasını döndü.
“Evet.”
İkisi yeni dünyanın yoluna girdiler.
Fakat onları bekleyen şehrin kapısına yaklaştıklarında kapının üzerinde bir yazı olduğunu gördüler:
“BURAYA GELENLER GEÇMİŞLERİNİ GERİDE BIRAKMAZ.”
Rowan yazıya baktı.
Altında ikinci bir cümle vardı:
“ONLARI YANLARINDA TAŞIR.”
Kapılar ağır ağır açıldı.
Şehrin içinden soğuk bir rüzgâr geldi.
Ve Rowan, Lucien'in yanında yeni dünyaya adım attığında uzaklarda bir çan sesi duyuldu.
Bir kez.
Sonra iki kez.
Üçüncü çan sesiyle birlikte gökyüzünde yeni bir yazı belirdi:
“ÜÇÜNCÜ DÜNYA BAŞLADI.”
Rowan gökyüzüne baktı.
Lucien yanında duruyordu.
İkisi de henüz bilmiyordu.
Bu dünya onları geçmişlerinden kurtarmak için değil…
geçmişlerinden geriye kalanlarla ne yapacaklarını seçmeleri için kurulmuştu.