Hiçliğin ardında kitap kapağı

17. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

17.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 17.bolum

DÖRT YIL SONRA

Dört yıl geçmişti.
İlk geldikleri gün, şehrin ortasında ne yapacaklarını bilmeden duran iki yabancıydılar. Ellerinde bir evin anahtarı yoktu, düzenli bir işleri yoktu, geçmişlerinden başka taşıyabilecekleri hiçbir şeyleri yoktu. Birbirlerine yalnızca aynı dünyadan çıkmış iki insan olarak tutunmuşlardı.
Şimdi ise her şey değişmişti.
Şehrin sakin bir mahallesinde, büyük ama gösterişsiz bir evleri vardı. Evin önünde küçük bir bahçe, bahçenin kenarında yaşlanmaya başlayan birkaç ağaç ve pencerelerden birinin önünde Rowan’ın yetiştirmeye çalıştığı bitkiler bulunuyordu.
Evin içinde ise hayatlarının izleri vardı.
Mutfakta iki fincan.
Salonda yan yana duran iki sandalye.
Koridorda asılı iki mont.
Kitaplığın bir rafında Lucien’in kitapları, hemen yanında Rowan’ın dağınık hâlde bıraktığı kitaplar.
Ve girişte, aynı askıya asılmış iki anahtar.
Artık bu evin içinde kral yoktu.
Asker yoktu.
Saray yoktu.
Görev yoktu.
Sadece Lucien ve Rowan vardı.
İkisi de yeni hayatlarına alışmıştı.
Lucien şehir merkezinde bir mimarlık ve şehir planlama şirketinde çalışıyordu. Başlangıçta yeni dünyaya uyum sağlamak onun için kolay olmamıştı. Fakat zamanla eski dünyalarda kazandığı düzen kurma alışkanlığını başka bir biçimde kullanmayı öğrenmişti.
Rowan ise bir yayınevinde editör yardımcısı olarak çalışıyordu. Kitaplarla arasındaki bağın tamamen kopamayacağını ikisi de biliyordu. Fakat bu kez kitaplar onun kaderini yazmıyordu.
O, başkalarının yazdığı hikâyeleri düzenliyordu.
Ve belki de bunun bir anlamı vardı.
Sabahları evleri genellikle sessiz olurdu.
Lucien erkenden kalkardı.
Rowan ise alarmı birkaç kez erteledikten sonra yataktan kalkardı.
Dört yıl boyunca bu küçük alışkanlık bile değişmemişti.
O sabah da mutfaktan gelen kahve kokusuyla uyandı.
Gözlerini açtığında odasının penceresinden içeri güneş ışığı giriyordu.
Bir süre tavana baktı.
Sonra mutfaktan Lucien’in sesi geldi.
“Rowan.”
Cevap vermedi.
“Geç kalacaksın.”
Rowan yorganın altından homurdandı.
“Daha beş dakika var.”
“On iki dakika.”
“Demek ki hâlâ zamanım var.”
“On iki dakika sonra işe gitmek zorundasın.”
“Biliyorum.”
“Biliyorsan neden hâlâ yatıyorsun?”
Rowan gözlerini kapattı.
“Çünkü yatak beni bırakmıyor.”
Mutfaktan kısa bir sessizlik geldi.
Sonra Lucien’in sakin sesi duyuldu.
“Bu bahaneyi dün de kullandın.”
Rowan gülümsedi.
“İşe yarıyor ama.”
Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
Lucien kapının yanında duruyordu.
“Yedi dakika.”
Rowan gözlerini açtı.
“Ne?”
“Yedi dakika geçti. Beş dakika demiştin.”
“Sen gerçekten korkunç derecede dakiksin.”
“Sen de gerçekten korkunç derecede geç kalıyorsun.”
Bu konuşmalar artık onların günlük hayatının bir parçasıydı.
Eskiden aralarında mesafe vardı.
Şimdi ise birbirlerinin küçük alışkanlıklarını bile ezbere biliyorlardı.
Lucien, Rowan'ın sabahları sessiz olduğunu bilirdi.
Rowan, Lucien'in kahvesini şekersiz içtiğini bilirdi.
Lucien, Rowan'ın kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğunu bilirdi.
Rowan, Lucien'in çalışırken farkında olmadan kaşlarını çattığını bilirdi.
Birbirlerinin hayatına öylesine alışmışlardı ki artık bazı şeyleri konuşmalarına bile gerek kalmıyordu.
Ve tam da bu yüzden...
Değişimin ne zaman başladığını ikisi de fark edememişti.
İlk zamanlarda aralarındaki bağ yalnızca dostluktu.
Birbirlerine güveniyorlardı.
Birlikte yemek yiyorlardı.
İşten sonra bazen uzun yürüyüşlere çıkıyorlardı.
Hafta sonları şehir dışına gidiyor, yeni yerler keşfediyorlardı.
Bazen saatlerce konuşuyorlar, bazen de aynı odada oturup hiç konuşmadan kendi işleriyle ilgileniyorlardı.
Birbirlerinin yanında sessiz kalabilmek bile onlar için önemliydi.
Çünkü ikisi de geçmişlerinde sessizliğin çoğu zaman bir tehdit olduğunu öğrenmişti.
Burada ise sessizlik huzurdu.
Zamanla Rowan, eve döndüğünde ilk baktığı kişinin Lucien olduğunu fark etmeye başladı.
Önce bunun alışkanlık olduğunu düşündü.
Sonra güven olduğunu.
Daha sonra ise bunun yalnızca güven olmadığını anlamaya başladı.
Bir akşam işten eve geç geldi.
Yağmur yağıyordu.
Kapıyı açtığında ev karanlıktı.
Lucien henüz gelmemişti.
Rowan ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi.
Çantasını koltuğa bıraktı.
Normalde bunu yapınca doğrudan odasına giderdi.
Ama o akşam durdu.
Evin sessizliğine baktı.
Bir şey eksikti.
Bunun ne olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü.
Lucien yoktu.
Rowan kaşlarını çattı.
“Ne zamandan beri eve geldiğimde onu arıyorum?”
Bu soruyu kendi kendine sordu.
Cevap vermedi.
O gece Lucien eve geldiğinde saat oldukça ilerlemişti.
Kapı açıldı.
Rowan salonda oturuyordu.
Lucien şaşırdı.
“Uyumadın mı?”
“Hayır.”
“Neden?”
Rowan cevap vermeden önce ona baktı.
“Sen gelmedin.”
Lucien birkaç saniye sustu.
“Geç kaldım.”
“Fark ettim.”
“Beni mi bekledin?”
Rowan başını başka yöne çevirdi.
“Hayır.”
Lucien hafifçe gülümsedi.
“Yalan söylüyorsun.”
Rowan ona baktı.
“Belki.”
O an ikisi de bunun sıradan bir konuşma olmadığını hissetti.
Fakat hiçbiri üzerine gitmedi.
Aylar geçtikçe bu küçük anlar çoğalmaya başladı.
Rowan bir şey gördüğünde bunu ilk Lucien'e anlatmak istiyordu.
Güzel bir kitap bulduğunda ona gösteriyordu.
İş yerinde kötü bir gün geçirdiğinde onunla konuşmak istiyordu.
İyi bir şey olduğunda da yine onun yüzünü görmek istiyordu.
Lucien de değişiyordu.
Rowan'ın eve dönmesini beklediğini fark etmeye başladı.
Rowan'ın sesini duymadığı günlerde evin gereğinden fazla sessiz geldiğini düşünüyordu.
Birlikte yemek yemedikleri akşamlar ona eksik geliyordu.
Rowan'ın koltukta uyuyakaldığı gecelerde üzerine battaniye örterken birkaç saniye fazla durduğunu fark ediyordu.
Bunların hiçbirini birbirlerine söylemediler.
Çünkü ikisi de bu değişimin adını koymaya korkuyordu.
Dostlukları çok değerliydi.
Ve bir şeyi isimlendirmek, bazen onu değiştirmek anlamına geliyordu.
Bir kış akşamı her şey biraz daha belirginleşti.
Rowan işten döndüğünde oldukça yorgundu.
Montunu çıkardı, çantasını bıraktı ve doğrudan salona geçti.
Lucien kitap okuyordu.
Rowan hiçbir şey söylemeden koltuğa oturdu.
Lucien kitabını kapattı.
“Bugün kötü geçti.”
Rowan şaşırdı.
“Nereden anladın?”
“Kapıyı kapatışından.”
Rowan hafifçe güldü.
“Artık beni gerçekten fazla iyi tanıyorsun.”
Lucien ona baktı.
“Dört yıl oldu.”
“Dört yıl.”
Rowan bu kelimeyi tekrarladı.
Sonra evin içine baktı.
Dört yıl.
Bu dünyaya geleli dört yıl olmuştu.
Ama Lucien'i tanıyalı sanki çok daha uzun zaman geçmiş gibiydi.
“Lucien.”
“Evet?”
“Hiç düşündün mü?”
“Neyi?”
“Eğer o kapıdan geçmeseydik... şimdi nerede olurduk?”
Lucien bir süre düşündü.
“Bilmiyorum.”
“Ben de.”
Rowan başını koltuğun arkasına yasladı.
“Bazen düşünüyorum. Sonra burada olduğumu fark ediyorum.”
Lucien sessizce onu izledi.
“Pişman mısın?”
Rowan hemen cevap verdi.
“Hayır.”
Sonra Lucien'e baktı.
“Sen?”
Lucien'in cevabı da aynıydı.
“Hayır.”
Aralarında sessizlik oluştu.
Rowan gözlerini kaçırdı.
“İyi.”
Lucien:
“Neden?”
Rowan birkaç saniye sustu.
“Çünkü...”
Devam edemedi.
Lucien bekledi.
Rowan sonunda başını kaldırdı.
“Çünkü bu dünyada seni bulduğum için mutluyum.”
Lucien'in yüzündeki ifade değişti.
Rowan bunu fark edince kalbi hızlandı.
Cümlesinin düşündüğünden daha farklı duyulduğunu anlamıştı.
“Yani...” dedi aceleyle. “Dost olarak.”
Lucien bir şey söylemedi.
Sadece ona baktı.
Bu bakış Rowan'ın kafasını daha da karıştırdı.
O gece ikisi de uzun süre uyuyamadı.
Sonraki günlerde Rowan kendi duygularından kaçmaya çalıştı.
Ama kaçtıkça daha çok fark etti.
Lucien güldüğünde neden mutlu oluyordu?
Lucien yorulduğunda neden onun için endişeleniyordu?
Lucien başka insanlarla uzun süre konuştuğunda neden içindeki huzur bozuluyordu?
Ve en önemlisi...
Lucien'in yanında olmadığı zaman neden ev artık aynı ev gibi gelmiyordu?
Bir akşam Rowan mutfakta yemek hazırlarken Lucien içeri girdi.
“Yardım edeyim.”
“Gerek yok.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Lucien yine de yanına geçti.
Birlikte çalışmaya başladılar.
Mutfak küçük olduğu için omuzları zaman zaman birbirine değiyordu.
Eskiden Rowan bunu fark etmezdi.
Şimdi ise her küçük temasın farkına varıyordu.
Bir an Lucien ona dönünce göz göze geldiler.
İkisi de konuşmadı.
Sadece birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Rowan ilk kez gerçekten anladı.
Bu dostluk değildi artık.
Ya da yalnızca dostluk değildi.
Kalbinde yıllardır sessizce büyüyen şeyin adı vardı.
Sevgi.
Ve bu sevgi geçmişteki hiçbir şeye benzemiyordu.
Ne bir dünyanın yazdığı kaderdi.
Ne birinin hayatını ele geçirme arzusu.
Ne kaçıştı.
Ne de zorunluluk.
Bu kez Rowan birini seçiyordu.
Kendi isteğiyle.
Lucien'i.
Lucien de aynı gerçeği çoktan fark etmişti.
Fakat bunu Rowan'a söylemek için acele etmedi.
Çünkü Rowan'ın geçmişinde yeterince zorunluluk vardı.
Lucien, onun sevgiyi de bir görev gibi hissetmesini istemiyordu.
Bir gece balkonda yan yana otururlarken Rowan sonunda konuştu.
“Lucien.”
“Efendim?”
Rowan gülümsedi.
“Bunu özellikle yapıyorsun.”
“Neyi?”
“Bana hâlâ efendim diyorsun.”
“Alışkanlık.”
“Değiştir.”
Lucien ona baktı.
“Peki.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Rowan derin bir nefes aldı.
“Ben sana bir şey söylemek istiyorum.”
Lucien bekledi.
“Son zamanlarda seni düşündüğümde...”
Rowan sustu.
Kelimeyi bulmak kolay değildi.
Çünkü hayatında ilk kez bir duyguyu manipüle etmeden, saklamadan ve başka bir amaç için kullanmadan söylemeye çalışıyordu.
“Sen benim için sadece en yakın arkadaşım değilsin.”
Lucien'in bakışları yumuşadı.
Rowan devam etti.
“Bunu ne zaman hissetmeye başladığımı bilmiyorum. Belki bir gün eve geldiğimde seni aradığımı fark ettiğimde. Belki kötü bir gün geçirdiğimde konuşmak istediğim ilk kişinin sen olduğunu anladığımda. Belki de hiçbir şey yapmadan yan yana oturduğumuz gecelerde...”
Bir an durdu.
“Tek bildiğim, seni hayatımın içinde görmek istemediğim tek bir gün bile olmadığını fark ettiğim.”
Lucien uzun süre sessiz kaldı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Ben de aynı şeyi hissediyorum.”
Rowan ona baktı.
Gerçekten beklediği cevap bu muydu?
Lucien devam etti:
“Dört yıl boyunca bunun sadece alışkanlık olduğunu düşündüm. Sonra alışkanlıkların insanın kalbini bu kadar değiştirmediğini fark ettim.”
Rowan'ın gözleri dolmadı, ağlamadı.
Sadece uzun zamandır ilk kez içindeki bir düğüm çözülmüş gibi hissetti.
Lucien ona baktı.
“Bunun seni korkutmasını istemiyorum.”
Rowan başını iki yana salladı.
“Korkmuyorum.”
“Emin misin?”
Rowan hafifçe gülümsedi.
“İlk defa bir şeyi kaybetmemek için tutmuyorum.”
Lucien sustu.
“İlk defa birini gerçekten istediğim için yanımda istiyorum.”
Bu cümle ikisinin arasında uzun süre kaldı.
Sonunda Lucien başını eğdi.
“Öyleyse acele etmeyelim.”
Rowan başını salladı.
“Acele etmeyelim.”
Ve o gece aralarındaki ilişki bir anda değişmedi.
Birbirlerine verdikleri değer aynı kaldı.
Sadece artık ikisi de o bağın adını biliyordu.
Aşk.
Ertesi sabah yine aynı evde uyandılar.
Aynı mutfak.
Aynı iki fincan.
Aynı küçük bahçe.
Aynı şehir.
Fakat her şey biraz farklı görünüyordu.
Çünkü dört yıl boyunca dostluk olarak büyüttükleri şey, sessizce başka bir şeye dönüşmüştü.
Ve ilk kez bu duygu bir dünyanın kuralı değildi.
Onların kendi seçimiydi.
Bu dünya onları hiçbir yere götürmeyecekti.
Onları hiçbir hikâye ayırmayacaktı.
Çünkü artık kaçacakları bir geçmiş değil, birlikte kuracakları bir gelecek vardı.