4. bölüm / 26
Hiçliğin ardında4.bolum
Bölümler 26Şu an: 4.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 4 — Gizlenen Gerçekler
Rowan, o gece odasına döndüğünde uzun süre uyuyamadı. Lucien'in sözleri zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu. “Sen buraya yalnızca yeni bir hayat bulmak için gelmedin.” Bu cümle, Rowan'ın düşündüğünden çok daha ağırdı. Çünkü hiçlikte kendisine yeni bir dünya oluştuğunu gördüğünde bunun bir şans olduğuna inanmıştı. Eski hayatını kaybetmişti, Aurelion'u kaybetmişti ve Vaelis'in yerini alamamıştı; fakat belki de bu dünya ona yeniden başlayabileceği bir kapı açıyordu. Şimdi ise ilk kez, bu dünyanın kendi isteğiyle ortaya çıkmadığını düşünmeye başlamıştı. Sanki birileri onu buraya göndermiş, onun geleceğini beklemiş ve bütün yolları fark ettirmeden bu saraya çıkarmıştı.
Yatağından kalkıp pencerenin önüne geçti. Şehrin ışıkları gecenin karanlığını bölüyordu. Uzakta sarayın yüksek kuleleri ay ışığının altında yükseliyor, kulelerin çevresinde ince bir sis dolaşıyordu. Rowan elini cama koyduğunda kendi yansımasını gördü. Birkaç saniye boyunca yansımasına baktı. Sonra gözlerinin arkasında bir hareket fark etti.
Aurelion.
Rowan hızla arkasını döndü.
Oda boştu.
Yeniden aynaya baktığında görüntü kaybolmuştu.
“Saçmalık…”
Fakat o an zihninde başka bir yüz belirdi.
Vaelis.
Rowan'ın nefesi ağırlaştı. Vaelis'in bedenini ele geçirdiği zamanı düşündü. O günlerde her şeyin kendi kontrolünde olduğuna inanmıştı. Aurelion'un yanında kalacağını, onun güvenini kazanacağını ve sonunda istediği hayatı elde edeceğini düşünmüştü. Fakat planı bozulmuştu.
Şimdi ise hiçliğin içinde yeni bir dünya vardı.
Ve bu dünyanın kralı, geçmişinden birini hatırlatıyordu.
Rowan aynadan uzaklaştı.
“Ben geçmişimi geride bıraktım.”
Bunu söylerken kendisini ikna etmeye çalıştığını fark etmedi.
Ertesi sabah Rowan sarayın dış bahçesine çıkarıldı. Bahçe, sarayın geri kalanından farklıydı. Duvarların arasında yüzlerce beyaz gül, uzun ağaçlar ve ortasında siyah mermerden yapılmış bir çeşme vardı. Ancak Rowan'ın dikkatini bahçenin sonunda duran eski bir kapı çekti.
Kapının çevresinde hiçbir asker yoktu.
Rowan ona doğru birkaç adım attı.
Tam elini kapıya uzatacakken Lucien'in sesi arkasından geldi.
“Oraya girme.”
Rowan durdu.
“Orası neresi?”
“Geçmiş.”
Rowan yavaşça ona döndü.
Lucien birkaç metre geride duruyordu.
“Geçmişten neden korkuyorsun?”
Lucien'in bakışları sertleşti.
“Ben hiçbir şeyden korkmam.”
“Öyleyse neden girmemi istemiyorsun?”
Kral cevap vermedi.
Rowan kapıya tekrar baktı.
“Burada ne var?”
Lucien bu kez daha sert bir sesle konuştu.
“Bunu öğrenmenin zamanı gelmedi.”
Rowan başını çevirdi.
“Ne zaman gelecek?”
“Sen hazır olduğunda.”
Rowan kısa bir kahkaha attı.
“Beni tanımıyorsun.”
Lucien'in gözleri onun üzerinde sabitlendi.
“Sandığından daha fazla tanıyorum.”
Bu cevap Rowan'ın dikkatini çekti.
“Ne demek istiyorsun?”
Lucien yaklaşarak kapının önünde durdu.
“Bazen bir insanı tanımak için onun geçmişini bilmek gerekmez.”
Rowan cevap vermedi.
Lucien devam etti:
“Nasıl baktığını görmek yeterlidir.”
Bu söz Rowan'ın hoşuna gitmedi.
“Bana bakarak ne gördün?”
Kral bir süre sessiz kaldı.
“Kaybettiği şeyi geri almak isteyen birini.”
Rowan'ın yüzü sertleşti.
Lucien'in gözleri değişmedi.
“Yanılıyor muyum?”
Rowan cevap vermedi.
Çünkü kral haklıydı.
O gece Rowan yine uyuyamadı.
Saray sessizliğe gömüldüğünde odasından çıktı ve koridorlarda yürümeye başladı. Gündüz gördüğü kapıya geri dönmek istemiyordu ama ayakları onu istemsizce aynı yere götürdü.
Kapının önünde durdu.
Bu kez kapı aralıktı.
Rowan'ın kalbi hızlandı.
İçeriden hafif bir ışık geliyordu.
Kapıyı itti.
Karşısına uzun bir oda çıktı.
Duvarların tamamında portreler vardı.
Krallar.
Savaşçılar.
Soylular.
Ve en sonunda…
bir çocuk.
Rowan olduğu yerde kaldı.
Çocuğun yüzünü tanımıyordu.
Ama o bakışları tanıyordu.
Aurelion'un çocukluğundaki bakışlara benziyordu.
Tablonun altında yalnızca bir tarih vardı:
Yirmi yıl önce.
Rowan tabloya yaklaşırken arkasından Lucien'in sesi duyuldu.
“Bunu görmemen gerekiyordu.”
Rowan döndü.
Lucien kapının önünde duruyordu.
“Bu çocuk kim?”
Lucien'in yüzündeki soğuk ifade ilk kez tamamen kayboldu.
“Bir zamanlar tanıdığım biri.”
“Adı ne?”
Kral sustu.
Rowan bir adım daha yaklaştı.
“Lucien.”
Kral gözlerini kapattı.
Sonunda tek bir kelime söyledi:
“Aurelion.”
Rowan'ın nefesi kesildi.
Dünyadaki bütün sesler bir anda uzaklaşmış gibi oldu.
Aurelion'un adı burada olmamalıydı.
Bu dünya farklıydı.
Bu kral farklıydı.
Ama neden onun çocukluk görüntüsü burada vardı?
Rowan dönüp Lucien'e baktı.
“Onu nereden tanıyorsun?”
Lucien cevap vermedi.
Rowan'ın sesi sertleşti.
“Bana gerçeği söyle.”
Kral ağır adımlarla içeri girdi.
“Yirmi yıl önce,” dedi, “hayatımda biri vardı.”
Rowan dikkatle dinledi.
“Onu terk ettim.”
“Sen mi terk ettin?”
“Evet.”
“Peki neden?”
Lucien'in bakışları portredeki çocuğa döndü.
“Çünkü bazı insanlar birlikte kalamayacak kadar birbirlerine zarar verir.”
Rowan bir süre sessiz kaldı.
Sonra gözlerini kısarak sordu:
“Onu hâlâ hatırlıyor musun?”
Lucien'in cevabı gecikmedi.
“Unutmak istediğim kadar çok.”
Rowan'ın içinde garip bir his oluştu.
İlk kez Lucien'e karşı yalnızca merak duymuyordu.
Bu adamın geçmişinde, Rowan'ın kendi geçmişiyle bağlantılı bir şey vardı.
Belki Aurelion değildi.
Belki aynı kişi hiç değildi.
Ama bu dünyadaki bazı izler, eski dünyanın tamamen geride kalmadığını gösteriyordu.
Lucien kapıya doğru yürüdü.
“Artık odana dön.”
Rowan yerinden kıpırdamadı.
“Bir gün bana her şeyi anlatacak mısın?”
Lucien durdu.
Başını hafifçe çevirdi.
“Eğer o gün geldiğinde hâlâ burada olursan…”
Sonra kapı kapandı.
Rowan karanlık odada tek başına kaldı.
Portredeki çocuğa tekrar baktı.
Ve ilk kez şunu düşündü:
Belki de bu dünya bana yeni bir hayat vermedi.
Belki geçmişimi başka bir biçimde yeniden karşıma çıkardı.
