Hiçliğin ardında kitap kapağı

19. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

19.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 19.bolum

19. BÖLÜM — UYANAN GEÇMİŞ
Üç yıl daha geçmişti.

İlk geldikleri günden bu yana tam yedi yıl olmuştu.
Yedi yıl önce Rowan ve Lucien, başka dünyaların, kırılmış kaderlerin ve kendilerine ait olmayan hayatların arasından geçerek bu şehre ulaşmışlardı. O gün, kaldırımın üzerinde yan yana dururken ellerinde hiçbir şey yoktu. Ne bir evleri vardı ne işleri ne de nereye gideceklerini biliyorlardı.
Şimdi ise hayatları sessizce yerleşmişti.
Aynı evde yaşıyorlardı.
Aynı mutfakta kahvaltı ediyor, akşamları aynı masada yemek yiyorlardı. Rowan'ın kitaplarla dolu çalışma odası vardı; Lucien'in ise evin arka tarafındaki küçük odada kendi çalışma masası. Bahçedeki ağaçlar büyümüş, Rowan'ın ilk zamanlarda yaşatmak için uğraştığı bitkiler artık pencerenin önünü doldurmuştu.
Ve aralarındaki bağ...
Artık yalnızca dostluk değildi.
Yedi yılın sonunda birbirlerinin hayatında öylesine derin bir yer edinmişlerdi ki, bazı şeyleri söylemelerine bile gerek kalmıyordu.
Lucien, Rowan'ın eve girdiğinde yorgun olup olmadığını sesinden anlardı.
Rowan, Lucien'in bir şey için endişelendiğini bakışlarından fark ederdi.
Birbirlerinin sessizliğini bile tanıyorlardı.
Bu dünya artık onlar için yalnızca yaşadıkları yer değildi.
Evleriydi.
Ve ikisi de bunun son dünya olduğuna inanıyordu.
Burada kalacaklardı.
Burada yaşlanacaklardı.
Burada hayatlarını tamamlayacaklardı.
En azından o geceye kadar.
Akşam olduğunda Rowan mutfakta yemek hazırlıyordu.
Lucien masayı hazırlarken dışarıdaki yağmuru izliyordu.
“Yarın erken çıkacağım,” dedi Rowan.
Lucien başını çevirdi.
“Nereye?”
“İş yerinde yeni bir proje başladı. Birkaç gün yoğun olacağız.”
“Birkaç gün mü?”
“Evet.”
Lucien kısa bir sessizlikten sonra:
“Dinlenmeyi unutma.”
Rowan gülümsedi.
“Bunu sen söylüyorsun.”
“Ben dinleniyorum.”
“Geçen hafta üç gece üst üste çalışma odasında uyuyakaldın.”
Lucien sustu.
Rowan ona baktı.
“Yakalandın.”
“Detay.”
“Oldukça önemli bir detay.”
Lucien hafifçe gülümsedi.
Böyle küçük konuşmalar onların hayatının sıradan bir parçası olmuştu.
Fakat o gece Rowan'ın içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Bunu Lucien'e söylemedi.
Çünkü sebebini bilmiyordu.
Sadece evin içinde görünmeyen bir şeyin dolaştığını hissediyordu.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Ev sessizdi.
Dışarıda yağmur durmuş, sokak lambalarının ışığı perdelerin arasından odaya süzülmeye başlamıştı.
Rowan ve Lucien uyuyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Ta ki odanın köşesinde küçük bir karanlık oluşana kadar.
Önce gölge gibi belirdi.
Sonra yoğunlaştı.
Sanki boşluğun kendisi yavaşça şekil alıyordu.
Bir insan silueti ortaya çıktı.
Sessizce.
Hiçbir kapı açılmadı.
Hiçbir pencere hareket etmedi.
Adam yalnızca bir anda oradaydı.
Yatağın başında durdu.
Rowan ve Lucien'in yüzlerine baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sadece onları izledi.
Bakışlarında öfke yoktu.
Daha çok yıllarca taşınmış bir kırgınlık vardı.
Adam yavaşça yatağa yaklaştı.
Ay ışığı yüzünün bir kısmını aydınlattı.
Fakat yüzü hâlâ tam olarak seçilemiyordu.
Lucien uykusunda hafifçe hareket etti.
Adamın gözleri ona çevrildi.
Dudakları kıpırdadı.
“Lucien...”
Lucien uyanmadı.
Adam birkaç saniye daha onu izledi.
Sonra Rowan'a baktı.
Bu kez yüzündeki ifade değişti.
Sanki karşısındaki kişiyi tanımaya çalışıyordu.
Ama Rowan'a bakarken bir şey fark etmiş gibiydi.
“Demek...”
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“Böyle.”
Bir adım daha attı.
Ay ışığı tamamen yüzüne vurdu.
Siyah saçlar.
Solgun bir yüz.
Açık renkli gözler.
Yüzünde yılların taşıdığı sakin ama soğuk bir ifade.
Aurelion.
Fakat bu, Rowan'ın ve Lucien'in eski dünyasında tanıdığı Aurelion değildi.
Bu başka bir evrenin Aurelion'uydu.
Lucien'in geçmişinde kalan...
Lucien'in yıllar önce terk ettiği...
Başka bir dünyanın Aurelion'u.
Aurelion yatağın başında dururken gözlerini Lucien'den ayırmadı.
Yedi yıl boyunca huzurlu görünen bu dünyanın içine nasıl girdiği belli değildi.
Neden geldiği bilinmiyordu.
Fakat yüzündeki ifade tek bir şeyi açıkça gösteriyordu.
Lucien'i hatırlıyordu.
Ve sonunda sessizliği bozdu.
“Demek bu yüzden...”
Kısa bir nefes aldı.
Gözleri Rowan'a kaydı.
Ardından yeniden Lucien'e baktı.
Sesi bu kez daha netti.
“Demek bu yüzden beni terk ettin, Lucien.”
Lucien'in gözleri o anda açıldı.
Bir saniye boyunca ne olduğunu anlayamadı.
Sonra karşısındaki kişiyi gördü.
Yüzündeki bütün ifade değişti.
“...Aurelion?”
Rowan da Lucien'in sesine uyandı.
“Ne oldu?”
Aurelion geri çekilmedi.
Sadece Lucien'e baktı.
Ve yedi yıldır kusursuz ilerleyen dünyanın ilk çatlağı o anda ortaya çıktı.
Duvar saatinin saniye kolu geriye doğru hareket etmeye başladı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Sonra durdu.
Rowan yatağından doğruldu.
“Lucien...”
Lucien hâlâ Aurelion'a bakıyordu.
Aurelion ise gözlerini Rowan'a çevirdi.
“Sen...”
Sesinde ilk kez şaşkınlık vardı.
“Demek sen de buradasın.”
Rowan kaşlarını çattı.
“Beni tanıyor musun?”
Aurelion cevap vermedi.
Bunun yerine Lucien'e baktı.
“Bana bunu açıklayacağını sanıyorum.”
Lucien ayağa kalktı.
“Sen burada olmamalısın.”
Aurelion'un yüzünde acı bir gülümseme belirdi.
“Ben de aynı şeyi senin için düşünmüştüm.”
Odanın ışığı bir anda titredi.
Saat yeniden çalışmaya başladı.
Ama bu kez yanlış zamanı gösteriyordu.
Rowan saate baktı.
Sonra Aurelion'a.
Ve içinde çok eski bir korku uyandı.
Bu dünya değişmemeliydi.
Burası onların son dünyasıydı.
Fakat geçmiş...
Onları bulmuştu.
Ve Aurelion'un gelişiyle birlikte Rowan ilk kez şunu düşündü:
Belki de bazı insanlar bir dünyayı terk edebilir.
Ama hikâyelerinden asla tamamen kaçamazlar.
Aurelion kapıya doğru döndü.
“Sabah olduğunda konuşacağız.”
Lucien sert bir sesle:
“Buradan nereye gideceksin?”
Aurelion durdu.
Başını hafifçe çevirdi.
“Hiçbir yere.”
Sonra Rowan'a baktı.
“Çünkü bu kez ben sizin dünyanıza geldim.”
Kapı kapandı.
Aurelion ortadan kayboldu.
Oda yeniden sessizleşti.
Rowan ve Lucien birbirlerine baktılar.
İkisinin de aklında aynı soru vardı.
Aurelion bu dünyaya nasıl gelmişti?
Ve daha önemlisi...
Neden tam şimdi?