23. bölüm / 26
Hiçliğin ardında23.bolum
Bölümler 26Şu an: 23.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
23. BÖLÜM — FARKLI KIYI
Hiçlik yine sessizdi.
Fakat bu kez sessizliğin içinde bir değişiklik vardı.
Rowan başını kaldırdığında, biraz önce kırılan zincirin parçalarının hâlâ havada asılı kaldığını gördü. Karanlığın içinde ince bir ışık dolaşıyor, ışık her geçtiğinde diğer zincirlerde küçük çatlaklar oluşuyordu.
Rowan bileklerine baktı.
Bir zamanlar onu yerinde tutan zincirler artık eskisi kadar güçlü değildi.
Gözlerini kapattı.
Aklına Lucien geldi.
İlk karşılaşmaları...
Aynı evde geçirdikleri yıllar...
Birlikte kurdukları hayat...
Ve son olarak Lucien'in arkasında bıraktığı o cümle:
“Seni bulacağım.”
Rowan gözlerini açtı.
“Hayır.”
Zincirlerden biri tekrar gerildi.
Rowan bu kez geri çekilmedi.
“Bu kez ben seni bulacağım.”
Bütün gücüyle zinciri çekti.
İlk zincir kırıldı.
Ardından ikincisi.
Sonra üçüncüsü.
Hiçlikte metalin kırılmasına benzeyen sesler yankılandı.
Son zincir de parçalandığında Rowan birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Özgürdü.
Karşısında daha önce gördüğü kapı yeniden belirdi.
Kapının ardında Lucien'in olduğu dünya vardı.
Rowan hiç düşünmeden koşmaya başladı.
Kapıya ulaştığında elini üzerine koydu.
“Lucien...”
Kapı açıldı.
Beyaz bir ışık hiçliği doldurdu.
Rowan kendini ışığın içine bıraktı.
Yere düştüğünde ilk hissettiği şey sıcaklıktı.
Ardından rüzgâr.
Rowan birkaç saniye kıpırdamadan kaldı.
Sonra yavaşça doğruldu.
Karşısında deniz vardı.
Ama bu, yedi yıl boyunca yaşadığı dünyanın denizi değildi.
Kıyı uzakta değildi. Dalgalar kumlara kadar ulaşıyor, hafif rüzgâr suyun kokusunu havaya taşıyordu. Ufuk boyunca uzanan gökyüzü turuncu ve mor renklerin arasında kayboluyordu.
Rowan etrafına baktı.
“Lucien?”
Cevap yoktu.
Ayağa kalktı.
“Lucien!”
Sesi sahilde yankılandı.
Yine cevap gelmedi.
Rowan'ın yüzündeki umut yavaş yavaş yerini endişeye bıraktı.
Kapıdan geçtiğinde Lucien'in yanına çıkacağını düşünmüştü.
Fakat dünya onu başka bir yere bırakmıştı.
Arkasına baktı.
Kapı yoktu.
Sadece deniz, kum ve uzaklarda yükselen yabancı binalar vardı.
Rowan birkaç adım attı.
“Burası neresi?”
Bir cevap bekledi.
Hiçbir şey olmadı.
Aynı anda, denizin başka bir kıyısında Lucien yürüyordu.
Yanında Aurelion vardı.
İkisi de uzun süredir konuşmuyordu.
Denizin sesi aralarındaki sessizliği dolduruyordu.
Lucien bir süre sonra durdu.
“Burası neresi?”
Aurelion çevresine baktı.
“Bilmiyorum.”
Lucien ona döndü.
“Sen bilmiyor musun?”
Aurelion başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Lucien denize baktı.
“Garip.”
“Nesi?”
“Burası bana tanıdık geliyor.”
Aurelion da denize baktı.
Bir süre sonra kaşları hafifçe çatıldı.
“Bana da.”
Lucien ona döndü.
“Daha önce burada mıydın?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
Aurelion uzun süre cevap vermedi.
“Emin olduğumu sanıyordum.”
Bir süre daha yürüdüler.
Sonra Aurelion birden durdu.
Lucien birkaç adım ilerledikten sonra arkasına baktı.
“Neden durdun?”
Aurelion denize bakıyordu.
“Bilmiyorum.”
“Bir şey mi gördün?”
“Hayır.”
Aurelion elini göğsünün üzerine koydu.
“Bir şey hissettim.”
Rowan şehir tarafına doğru yürümeye başladı.
İnsanlar vardı.
Arabalar geçiyordu.
Kafeler açıktı.
Çocuklar sahil boyunca koşuyordu.
Her şey gerçekti.
Ama Rowan'ın tanıdığı hiçbir yere benzemiyordu.
Bir kafeye yaklaşıp içeri baktı.
Sonra tekrar dışarı çıktı.
Lucien'i aramaya devam etti.
Telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Sinyal yoktu.
“Harika.”
Telefonu cebine koydu.
Tam geri dönecekken uzakta bir şey gördü.
Denizin üzerinde kısa süreliğine beyaz bir ışık belirmişti.
Rowan'ın kalbi hızlandı.
O ışığı tanıyordu.
Daha önce hiçlikte gördüğü ışığa benziyordu.
“Lucien...”
Sahile doğru koşmaya başladı.
Lucien de aynı anda durdu.
Aurelion:
“Ne oldu?”
Lucien cevap vermedi.
Gözlerini kapattı.
Bir his vardı.
Çok uzakta.
Ama tanıdıktı.
Yedi yıl boyunca tanıdığı bir his.
Rowan.
Lucien gözlerini açtı.
“Rowan.”
Aurelion ona baktı.
“Ne dedin?”
“Rowan burada.”
Aurelion'un yüzü değişti.
“Hayır.”
Lucien denize doğru baktı.
“Eminim.”
“Bunu nasıl bilebilirsin?”
“Çünkü onu tanıyorum.”
Aurelion sessiz kaldı.
Lucien birkaç adım atmaya başladı.
Aurelion arkasından geldi.
“Lucien, bekle.”
Lucien durmadı.
“Onu bulmam gerekiyor.”
Rowan sahile ulaştığında nefesini toparlamaya çalıştı.
Denizin karşı tarafına baktı.
İlk başta hiçbir şey göremedi.
Sonra...
Uzaktaki kıyıda iki siluet belirdi.
Rowan olduğu yerde kaldı.
Gözlerini kıstı.
Birinin saçları açık renkti.
Diğerinin üzerinde koyu renkli kıyafetler vardı.
Rowan'ın kalbi hızlandı.
“Lucien?”
Sesi bu kez çok daha düşük çıktı.
Siluetlerden biri başını çevirdi.
Rowan birkaç adım öne çıktı.
“Lucien!”
Uzaktaki kişi durmuştu.
Lucien.
Gerçekten oydu.
Lucien de aynı anda onu gördü.
Bir an boyunca ikisi de hareket etmedi.
Yedi yıl.
Aynı ev.
Aynı hayat.
Sonra hiçlik.
Ayrılık.
Ve şimdi...
Aynı dünyadaydılar.
Lucien bir adım attı.
Rowan da ona doğru yürümeye başladı.
Fakat tam o anda denizin üzerinde yoğun bir sis yükseldi.
Önce birkaç metreyi kapladı.
Sonra bütün kıyıyı.
Lucien:
“Rowan!”
Rowan:
“Lucien!”
Birbirlerinin seslerini duyuyorlardı.
Ama sis hızla aralarına giriyordu.
Rowan koşmaya başladı.
Lucien de aynı şekilde ilerledi.
Fakat sis ikisinin arasındaki mesafeyi görünmez bir duvara dönüştürdü.
Aurelion olduğu yerde durdu.
Sis onun çevresinde dolaşıyordu.
Yüzünde okunması zor bir ifade vardı.
Rowan artık Lucien'i göremiyordu.
Sadece sesini duyabiliyordu.
“Buradayım!”
Rowan cevap verdi:
“Ben de!”
Birbirlerine ulaşmaya çalıştılar.
Ama sis daha da yoğunlaştı.
Sonunda Rowan yalnızca denizin sesini duyabildi.
Lucien'in sesi kayboldu.
Rowan durdu.
Başını kaldırıp sisin içine baktı.
“Hayır...”
Aynı anda Lucien de sisin diğer tarafında duruyordu.
O da Rowan'ı artık göremiyordu.
Aurelion ona yaklaştı.
Lucien ona döndü.
“Bunu sen mi yaptın?”
Aurelion cevap vermedi.
Lucien'in bakışları sertleşti.
“Onu gördüm.”
Aurelion sessiz kaldı.
“Buradaydı.”
“Biliyorum.”
Lucien şaşırdı.
“Öyleyse neden bizi ayırıyorsun?”
Aurelion'un gözleri denize çevrildi.
“Ben ayırmıyorum.”
Lucien:
“Öyleyse kim?”
Aurelion cevap vermedi.
Çünkü sisin içinde, denizin çok uzağında başka bir ışık belirmişti.
Ve ışığın içinden tek bir kelime duyuldu:
“BAŞLANGIÇ.”
Lucien'in yüzü değişti.
Rowan da aynı kelimeyi kendi bulunduğu tarafta duydu.
İkisi birbirlerini göremiyordu.
Ama ikisi de aynı şeyi anlamıştı.
Bu dünya onları yeniden bir araya getirmişti.
Fakat henüz buluşturmamıştı.
Çünkü bazı kapılar açıldığında insanlar birbirlerine ulaşmazdı.
Önce...
hangi dünyanın gerçekten onlara ait olduğunu öğrenmeleri gerekirdi.
