20. bölüm / 26
Hiçliğin ardında20.bolum
Bölümler 26Şu an: 20.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
20. BÖLÜM — GERİ DÖNEN ADAM
Sabah olduğunda Rowan gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey sessizlikti.
Dün gece yaşananlardan sonra evin aynı görünmesi garipti. Duvarlar yerindeydi. Pencereden şehrin sabah telaşı duyuluyordu. Mutfaktan kahve kokusu geliyordu. Saat normal çalışıyordu.
Sanki gece hiçbir şey yaşanmamıştı.
Ama Rowan bunun bir yanılsama olduğunu biliyordu.
Yatağından kalkıp salona geçtiğinde Lucien çoktan uyanmıştı. Pencerenin önünde durmuş, dışarıyı izliyordu.
Rowan bir süre ona baktı.
“Uyuyabildin mi?”
Lucien başını çevirdi.
“Hayır.”
“Ben de.”
İkisinin arasında kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Rowan mutfağa geçti.
Masaya iki fincan koydu.
Tam üçüncü fincanı kaldırmak üzereyken durdu.
Masada zaten üç fincan vardı.
Rowan'ın eli havada kaldı.
“Lucien.”
Lucien yanına geldi.
İkisi de masaya baktı.
Üçüncü fincanın içinde hâlâ sıcak kahve vardı.
Rowan'ın yüzü ciddileşti.
“Bunu sen mi hazırladın?”
“Hayır.”
“Ben de hazırlamadım.”
Lucien fincanı eline aldı. Birkaç saniye inceledikten sonra masaya bıraktı.
“Dün gece gerçekten buradaydı.”
Rowan yavaşça başını salladı.
“Evet.”
Üçüncü fincan, ikisinin arasında sessiz bir kanıt gibi duruyordu.
Aurelion ortada yoktu.
Evin bütün odalarını kontrol ettiler.
Bahçeye çıktılar.
Sokağa baktılar.
Hiçbir yerde yoktu.
Sanki gece odalarının içinde belirmiş, birkaç dakika sonra da dünyadan silinmişti.
Fakat Lucien bunun mümkün olmadığını biliyordu.
“Bunu anlamamız gerekiyor.”
Rowan karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Önce bana her şeyi anlat.”
Lucien sessiz kaldı.
Rowan gözlerini ondan ayırmadı.
“Dün gece gelen Aurelion'u tanıyordun.”
“Evet.”
“Ve o da seni tanıyordu.”
“Evet.”
“Öyleyse bana geçmişini anlat.”
Lucien uzun süre konuşmadı.
Sonunda sandalyesine oturdu.
“Onu yıllar önce tanıyordum.”
“Kaç yıl?”
“Yirmi.”
Rowan'ın bakışları değişti.
“Yirmi yıl önce.”
Lucien başını salladı.
“O zamanlar kral değildim. Bu dünyayı bile bilmiyordum. Başka bir yerde yaşıyordum.”
Rowan sessizce dinliyordu.
“Ve Aurelion hayatımdaydı.”
Lucien'in sesi ilk kez geçmişe dokunmanın ağırlığını taşıyordu.
“Onu terk ettim.”
Rowan'ın gözleri bir an yere kaydı.
Bu cümle ona fazlasıyla tanıdık gelmişti.
Çünkü kendisi de başka bir Aurelion'u terk etmişti.
Başka bir dünyada.
Başka bir hayatın içinde.
Ama aynı isim.
Aurelion.
“Niçin?”
Lucien gözlerini kapattı.
“Çünkü o zaman verdiğim kararın doğru olduğunu düşünüyordum.”
“Şimdi?”
“Şimdi bunun doğru olup olmadığını hâlâ bilmiyorum.”
Rowan bir süre sessiz kaldı.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
“Ben de bir Aurelion'u terk ettim.”
Lucien gözlerini açtı.
“Biliyorum.”
Rowan şaşırdı.
“Nasıl?”
“Bana anlatmıştın.”
“Hayır. Anlatmadım.”
Lucien sustu.
İkisi de aynı anda fark etti.
Bu cümle normal değildi.
Çünkü Rowan'ın geçmişindeki Aurelion ile Lucien'in geçmişindeki Aurelion aynı kişi değildi.
Farklı dünyalardı.
Farklı hayatlar.
Farklı insanlar.
Ama hikâyenin merkezinde aynı isim vardı.
Aurelion.
Öğleden sonra evde gariplikler başladı.
Duvar saatinin akrebi birkaç dakika geriye gitti.
Rowan'ın çalışma masasındaki kitaplardan biri kendi kendine açıldı.
Açılan sayfa boştu.
Sonra tek bir kelime belirdi:
“AURELION.”
Rowan kitabı hemen kapattı.
“Bunu daha önce gördük.”
Lucien kitabı eline aldı.
“Eski dünyadaki kitaplara benzemiyor.”
“Fakat aynı şeyi yapıyor.”
Lucien sayfayı yeniden açtı.
Bu kez hiçbir şey yoktu.
Rowan pencereye baktı.
“Bence bu dünya bozuluyor.”
Lucien başını salladı.
“Henüz bozulmadı.”
“Peki ne yapıyor?”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü o da bilmiyordu.
Yedi yıldır ilk kez bu dünyada kontrol edemedikleri bir şey vardı.
Akşam olduğunda dışarı çıktılar.
Şehrin sokakları her zamanki gibi kalabalıktı.
İnsanlar alışveriş yapıyor, araçlar caddelerde ilerliyor, kafelerde insanlar konuşuyordu.
Her şey normaldi.
Fakat Rowan bir süre sonra bir şeyi fark etti.
Aynı adamı üç farklı yerde görmüştü.
Önce marketin önünde.
Sonra karşı sokakta.
Sonra birkaç dakika sonra onların yürüdüğü caddenin sonunda.
Rowan durdu.
“Lucien.”
Lucien ona baktı.
“Ne oldu?”
“Şu adamı görüyor musun?”
Lucien baktı.
Adam çoktan kalabalığın içine karışmıştı.
“Evet.”
“Onu daha önce gördüm.”
“Ben de.”
İkisi sessizleşti.
Dünyada bir şeyler değişiyordu.
Fakat değişen yalnızca zaman değildi.
Sanki gerçekliğin kendisi küçük parçalar hâlinde yer değiştiriyordu.
Gece eve döndüklerinde salonda biri onları bekliyordu.
Aurelion.
Bu kez saklanmıyordu.
Pencerenin yanında durmuş, dışarıdaki şehri izliyordu.
Rowan kapıda durdu.
Lucien'in yüzü sertleşti.
“Buraya nasıl geldin?”
Aurelion yavaşça onlara döndü.
“Ben buraya gelmedim.”
Lucien kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Aurelion'un bakışları sakin kaldı.
“Beni bu dünya çağırdı.”
Rowan bir adım öne çıktı.
“Neden?”
Aurelion gözlerini ona çevirdi.
“Bunu henüz bilmiyorum.”
Sonra Lucien'e baktı.
“Ama seni bulmam gerekiyordu.”
Lucien'in sesi sertleşti.
“Beni neden?”
Aurelion'un yüzünde belli belirsiz bir acı belirdi.
“Çünkü sen kendi dünyandan çıktığın anda benim dünyam değişmeye başladı.”
Rowan dikkat kesildi.
“Senin dünyan?”
Aurelion başını salladı.
“Benim yaşadığım dünya.”
“Ne oldu?”
“Zaman ilerlemedi.”
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
“İnsanlar aynı günleri yaşamaya başladı. Şehirler değişmedi. Mevsimler değişmedi. Her şey aynı kaldı.”
Lucien'in yüzündeki ifade değişti.
“Bunun benimle ne ilgisi var?”
Aurelion ona baktı.
“Çünkü sen gittin.”
Lucien sustu.
Aurelion devam etti.
“Sen dünyamdan ayrıldığında, hikâyem yarım kaldı.”
Rowan'ın kalbi hızlandı.
“Yani seni buraya getiren şey...”
Aurelion onun cümlesini tamamladı.
“Yarım kalan hikâyem.”
Aurelion bir süre sessiz kaldı.
Sonra Rowan'a baktı.
“Fakat asıl şaşırdığım şey sen değilsin.”
Rowan kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Aurelion birkaç saniye onu inceledi.
Sonra yavaşça konuştu.
“Senin burada olmaman gerekiyordu.”
Lucien hemen araya girdi.
“Ne söyledin?”
Aurelion gözlerini Rowan'dan ayırmadı.
“Bu dünya Lucien için yaratılmadı.”
Rowan'ın yüzü dondu.
Aurelion bir adım yaklaştı.
“Bu dünya senin için de yaratılmadı, Rowan.”
O anda evin bütün ışıkları söndü.
Şehirdeki ışıklar da aynı anda karardı.
Bir saniye boyunca her yer tamamen sessiz kaldı.
Sonra bütün saatler aynı anda çalışmaya başladı.
Tik.
Tak.
Tik.
Tak.
Aurelion başını kaldırdı.
“Başladı.”
Lucien:
“Ne başladı?”
Aurelion'un yüzünde ilk kez gerçek bir korku belirdi.
“Dünyaların birbirine karışması.”
Ve o anda Rowan'ın arkasındaki duvarda ince bir çatlak oluştu.
Çatlağın içinden beyaz bir ışık sızdı.
Işığın ardında ise tanıdık olmayan başka bir şehir görünüyordu.
Başka bir dünya.
Başka bir hayat.
Başka bir Aurelion'un geçmişi.
Rowan ve Lucien birbirlerine baktılar.
Yedi yıldır kurdukları hayat ilk kez gerçekten tehdit altındaydı.
Ama bu kez karşılarında bir kitap yoktu.
Bir kral yoktu.
Bir kader yoktu.
Karşılarında birbirine açılmaya başlayan dünyalar vardı.
Ve Aurelion'un son sözü, odanın içinde yankılandı:
“Beni buraya getiren şey sizin sonunuz değil.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Sizin başlangıcınız.”
