1.4

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 1.4

4. BÖLÜM
"İKİ BARDAK KAHVE"

Telefonumun alarmı çalınca zangır zangır öten sesi kenardaki tuşlarla kısıp gözlerimi ovaladım. Dün gece Nalan abla ile uzunca bir süre sohbet edince âşık olduğum uykumdan istemsizce feragat etmiştim ve bu şu anda bir uykusuzluğa gebeydi. Göz kapaklarımda sanırsınız tonlarca ağırlık vardı. Sanırsınız kırk saattir hiç uyumamıştım. Sanırsınız şu anda buluttan bir yatağın içinde sıcacık bir yorganın altındaydım. Nalan abla uykuma değecek nadir insanlardan birisi olduğu için zorla da olsa yapışıp kaldığım koltuktan yuvarlanarak indim. Sonra dirseklerimle koltuğa tutunup doğruldum, bir süre ayılmayı bekledim. Alarmım çaldıysa saat beş buçuk olmalıydı. Dün gece onlarda kalmıştım elbette. Eve gitme gibi bir düşüncem yoktu ama okul formamı giymek için ve saçımı başımı düzeltmek için eve girmeliydim.

Sabah dansım yalan olunca gerinerek esnedim ve bedenime dolanan ince pikeyi top haline getirip koltuğun ucuna attım. Uykulu uykulu boynum bükük bir şekilde yere attığım yastıkları topladım ve koltuğu geri eski haline çevirip telefonumu şarjdan çektim. Zaten yanımda çok eşyam olmadığından salonun kapalı kapısını açtım. Evin bir yerlerinden tıkırtılar geliyordu ama gözlerimi açıp da dikkat edemiyordum. Çilay'dır diye düşünerek mutfağa gittim. Dilim damağım kurumuştu iyice. Ezbere bildiğim gibi ilerleyip dolaptan bardak almak için tezgâha çıkacaktım ki çarptığım kolon gibi bir şeyle sersemledim. Aslında tam da kolon değildi, sıcak ve yumuşak bir şeydi.

"Ne oluyor ya?" Uyku mahmuru iğrenç sesimle söylenince gözlerimi biraz daha açtım. Kafamdan tutuyordu kolon ya da sıcak ve yumuşak olan her neyse, o.

"Asıl sana ne oluyor Afacan? Sabahın bu saatinde." Cihangir'in ekstra borazan sesini duyunca üfleyip kolunu ittirdim ve dolaba yöneldim. Sabah sabah gerçekten... Öf ha!

Gözüm biraz daha açılmıştı artık ama hala delicesine uykum vardı ve kaşlarım engelleyemediğim bir biçimde çatıktı. Sabahları pek de çiçek gibi uyanmıyordum neticede.

"Görmedik herhalde," deyip avuçlarımı tezgâha bastırdım ve alışık olduğum şekilde tezgâha çıkıp dolaptan bardak aldım. Sağ dizimi kırıp tezgâha oturdum, sol ayağımsa Allah'a emanet aşağıda sallanıyordu. Arıtmayı açıp suyun dolmasını bekledim ve dolunca da hızlıca kafama diktim.

"Gece kaçta uyudun da bu kadar uykulusun?" Cihangir'in insancıl sorusu karşısında boş bardağı tezgâha indirdim. Gözlerimi kuvvetli bir şekilde bir kere daha ovup dikkatlice yüzüne baktım. Uykumdan uyandığım için gözlerim acıyordu resmen.

"Benimle mi konuşuyorsun sen?"

Cihangir bir anlık duraksama ile sağına soluna bakınca ben de baktım. Daha güneş bile doğmamıştı. Ev nahoş bir karanlığa sahipti ve bu saatler biraz korkunç gelirdi bana. Sanki inler cinler periler bir yerden çıkacakmış gibi ya da başımıza kötü bir şey gelecekmiş gibiydi.

"Benden başka birini görüyorsan burada... Ben çıkayım?" Eliyle kapıyı gösterince kafamı iki yana salladım ve tezgâhtan indim.

"Eve girmem lazım benim, sen cinlerinle konuşabilirsin. Üstümü başımı değiştirmeliyim. Yedek anahtar neredeydi?"

Bu soruyu Cihangir'e sorsam da çoktan antreye çıkıp vestiyere göz atmaya başlamıştım bile. Cihangir'in de yerde sürüdüğü ayak seslerini peşimden gelir gibi hissediyor ama tepki veremiyordum. Sessizce elimi askılıkta gezdirdim. Nalan ablada bizim evin yedek anahtarı her zaman bulunurdu. Burada bir yerde olması gerekiyordu. Sabah sabah kapıyı çalmak istemiyordum çünkü bizim evde kimse saat beş buçukta gözlerini açmıyordu. Bense haftanın her günü saat beş buçukta uyanıyordum. Uyanmak zorundaydım bir nevi. Deli beynimin takıntıları mevcuttu.

"Şu mu?"

Cihangir'in birdenbire üzerime doğru gelip tepemden bir şeyler alması ile ellerimi yüzüme doğru siper ederek iyice geriye gittim. Bana niye bu kadar yaklaşmıştı ki şimdi? Dengemi sağlamak amacıyla kendimi bir anda vestiyerin zeminine otururken bulunca Cihangir de alacağını alıp bana eğdi kafasını. Kollarımın arasından ona baktığımda elindeki anahtarı tutmuş mutfaktan sızan o nahoş karanlıkta bana bakıyordu. Yüzünü net göremiyordum ama bana baktığına emindim. Nefesi yüzüme çarpıyordu.

"Bu mu?" diye bir kere daha anahtarı gözümün önünde sallayınca elindeki anahtarı alıp sırtımı yoklayan ürpertiyle evden çıkıverdim. Kalbim yarış atlarını geçecek düzeyde atıyor, koşmama rağmen aldığım nefes ciğerlerimi delip geçiyordu.

Çıplak ayakla birkaç saniyede karşıya geçtikten sonra arkamdan kapının kapanma sesini duymadım ama ben çoktan eve girmiştim. Kapıyı arkamdan sessizce kapatırken birkaç dakikadır yutkunuyordum. Bunu neden yaptığımı bilmediğim için anahtarı bizim vestiyere bırakıp arkama döndüm. Tam o sırada Atlas'ı gördüğümde sırtım kapıyı buldu ve istemediğim bir gürültü çıktı.

"Allah belanı vermesin geri zekâlı! Ödümü kopardın aptal!" diye yükselip damağımı kaldırdım ve göğüs kafesimde hoplayıp zıplayan kalbime elimi bastırdım. Atlas salondan çıkıp bana doğru geldi.

"Konuş-"

"Konuşma benimle," dedim yeniden ve banyoya girdim.

Okula daha biraz zamanım olduğundan kısa bir duş aldım hemen. Bornozuma sarılarak küçük odama girdim ve kapıyı kilitleyip üzerime dün eve gelir gelmez bir köşeye çıkarıp fırlattığım okul formamı giydim. Kulaklıklarımı kulağıma taktım ve yabancı şarkılar listemden ilk sıradaki şarkıyı açtım. Zaynah parçası sakince çalmaya başlayınca havluya sardığım saçlarımı açtım ve saç kurutma makinası ile önce iyice kuruttum. Vaktim gitgide azalıyordu ve bu beni strese sokuyordu nedense. Dolaşık saçlarımı yolmaktan çekinmeyerek taradım ve elektriklenmemesi için bakım yağımdan sürdüm.

Bugün saçlarımı dalgalandıracak vaktim yoktu. Nil'in de benim de ve hatta Atlas'ın da saç yapısı inatçı bir düzlüğe sahip olduğundan ben farklı olabilmek için her sabah maşayla filan hafif dalgalar veriyordum. Nil ile saç uzunluğumuz da hemen hemen aynıydı ama benim saçlarım ondan daha uzundu. Onun saçları beline gelirken benimkisi kalçama kadar geliyordu fakat sonuçta benziyorduk ve kimse saçını kısa ya da katlı, perçemli kestirmiyordu. Okulda saçlarımızdan ayırt edilmek için böyle bir yönteme başvurmuştum ama maşayla uğraşırsam okula geç kalacaktım. Bir de maşayla uğraşmak istemedim ve bugünlük saçlarımı diplerinde geçmek bilmeyen nemden ötürü açık bırakıp kısa kollu lakosun üzerine ceketimi giydim.

Çantamı da alıp odamdan fırladığımda on beş dakikam kalmıştı sadece. Nedense üstüme üstüme basan bir stres vardı içimde bir yerde. Ben de anlamıyordum ama acele ediyordum işte. Antreye çıktım ve evin anahtarını alıp kapıyı açtım. Kapıda beni bekleyen tam üç kişi görünce şaşırmadım doğrusu. Atlas benimle konuşmak için her yolu deneyecekti ve ben de sinirim geçene kadar onu geçiştirecektim.

"Ben olsam seni beklemezdim," deyip converselerimi giydim. Bağcıklarını rastgele bileğime dolayıp bağladım.

"Defne uzatmıyor musun sence de? Cümlemi bitirmemi-"

Atlas'ı yeniden yarıda kestim ve merdivenlere yöneldim. Demirlerden kaymadan hemen önce durup Atlas'a baktım.

"Sen yine de benimle konuşma ve hatta beni bekleme." Demir korumalıklara oturup hızlıca aşağıya kaydım ve son basamağı zıplayarak indim.

Meriç bugün yoktu çünkü okula gelmeme günüydü beyefendi için. Okula motorla gitmek gibi sıraya düzdüğüm hayallerime silgi çekip koşmaya başladım. Okulun zilini koştuğum yoldan duyabiliyordum. Servislerin kapıya yığılmış olduğunu görünce koşarak öğrenci girişinden sıvıştım ve nefeslenerek yürümeye başladım. Nöbetçi öğretmenler sınıfa girmemiz için, kılığımıza dikkat etmemiz için ya da koridorda koşturmamamız için uyarıp dururken bizim sınıfın kapısına geldim.

Çetin ve Beril oradaydı. Ümit de. Eşit ağırlık sınıfından olan bu çocuk Beril'in erkek arkadaşıydı ama bu çocuğa kanım ısınmıyordu bir türlü. Geçen seneden beri garip bir şekilde sevgiliydiler, Beril ilk uzun ilişkisi iken Ümit'in kaçıncı ilişkisi bilmiyorduk ama yürütüyorlardı bir şekilde. Ben aşka inanmayan o kesimden olduğum için garip geliyordu bana.

"Sonuncu Türkiye şubemiz de geldi. Geriye kaldı bir," dedi Çetin, işaret parmağını kaldırarak. Tıpkı bana benzeyen düz saçları bugün duş alıp geldiğini bağırırcasına kabarıktı.

Nefes nefese Beril'le ve Çetin'le aynı anda yumruklarımızı tokuştururken Ümit'ten yana bakmıyordum bile. Çetin'in bahsettiği geriye kalan birinci kişiyi merak ediyordum bu sırada.

"Baldız yine formundasın bakıyorum da." Ümit'in alay fışkıran sesini duyunca ne diyorsun oğlum sen adlı bakışımla Ümit'e dönüp kırışık kaşlarımla ona baktım. Gülüyordu gevşek gevşek. "Bugün Nil'e çok benzemişsin aman dikkat, kavga etmeyin!" Ellerini göğüs hizasında kaldırınca gözlerimi kıstım sinsi bir şekilde.

"Beril'i seviyorsan sus Ümitcan," dedim gözlerimi devirip. Ümit sinsi bir gülüşle usulca sessizleşirken arkamızdan nöbetçi öğretmenin bağırtısı duyuldu.

"Defne o saçları topla, Defne! Kökünden kesmem mi gerekiyor o saçları kızım?"

Sabah sabah da hiç çekilmiyordu bu kadın. Nefret derecesinde nefret ediyordum bu matematik hocasından. Allah'tan sayısalcıların hocasıydı da bize emekli olmayı unutan Dirayet Hoca giriyordu. Adam epey yaşlıydı, dersleri de çoğu zaman sınıfta matematiği iyi olan Nisanur anlatırdı. Adamın da işine geliyordu, benim de.

Kadına dönmeden, "Tamam hocam!" diye mırıldanıp elimi saçlarıma attım ve ensemde gevşek bir şekilde bağlamaya başladım.

Ben saçlarımı bir mücadeleye girerek lastikten geçirmeye çalışırken Beril gülerek, "Çocuğun yüzünü fırçaladın kızım. Çekilsene kenara," dedi ve birdenbire kolumdan çekince arkama döndüm. Hangi çocuktan bahsettiğine bakarken Cihangir'i gördüm. Tepeden tepeden bana bakıyordu ve burnunu kaşıyordu. Saçlarımın gazabına uğramıştı ama umurumda değildi. Arkamda durmasını söyleyen kimdi?

"Pardon Bero, arkamda gözüm vardı görmeyi unutmuş," diyerek tersledim biricik dans arkadaşımı. Lastiği son defa çevirip sınıfa girdiğimde parıl parıl parlayan sarayıma doğru ilerledim. Sırama oturduğumda Cihangir de yanımdaki yerini almıştı.

İlk ders coğrafya idi ve ben bu dersi dinlerdim genelde. Sırf önümde durması için rastgele bir defter bir de kalem çıkarıp arkama yaslandığımda Cihangir yine kahvehane oturuşunu gerçekleştirmişti. Keko gibiydi tıpkı. Kafamı eğip kırk beş numara ayaklarına baktım.

"Düz oturamıyor musun sen?" dedim pantolonuma gelen tozları temizlerken. Cihangir sesimle birlikte kafasını eğip ayağına baktı ve biraz kenara kaydı.

"Yer değiştirelim istersen? Böylelikle sağ ayağımın gazabından kurtulursun." Alt dudağımı sarkıtıp göz devirdim. Yok canım daha neler...

"Oldu paşam? Burası tam köşe cennet. Sen doğru otur. Allah Allah..." deyip önüme döndüm. Hoca gelince herkes ayağa kalktı ama ben kalkmadım. Arkada görünmüyordum zaten. Eh, Cihangir Efendi otururken bile o kazık boyuyla göründüğü için kalkmak zorundaydı. Ona sırıtarak bakıp önüme döndüğümde hoca yerlerine oturmalarını söylemişti.

Cihangir Efendi yerine oturunca hafifçe ona doğru kayıp yaklaştım. Elimi ağzıma siper edip fısıldadım: "Tanıştırayım, bu coğrafya. Ama sen bunu tanıyordun değil mi? Pardon," deyip geri çekildim gerçekten üzgünmüş gibi. Bu espriyi yapmazsam ölebilirdim.

Ağzımda bastırıp yok ettiğim kıkırtımı yalnızca ben duyarken Cihangir ağır ağır bana dönüp yemyeşil olan koyu gözlerini bana dikti. Dudaklarımı düz tutmaya çalışıp birbirine bastırdım, büzdüm ama gülmeden edemiyordum. Sinirlerim boşalmış gitmişti o an sanki. Gözlerimin gülmekten yaşardığını hissediyordum.

Cihangir kıstığı yeşil gözleriyle, "Çocuk musun sen?" diye sorunca gözlerimi kırparken kafamı salladım. Kaşlarını çatıp beni dinlemiyormuş gibi yapmaya çalıştı ama tüm dikkatinin bende olduğunu biliyordum. Gıcık etmiştim çocuğu ama sözel ders bilgisini asla unutmayacaktım.

"Çocuğum tabii ki. Yetişkin gibi mi duruyorum sence? Reşit bile değilim ben." Sinir krizi geçirir gibi gülmekten sırada kayıp boyumu daha da küçültürken bu Cihangir'i de güldürmüştü. Başını bana çevirip sıranın altına kayışımı seyretti bir süre. Sonra yeniden önüne döndü ama tövbeler eşliğinde gülmeye devam ediyordu.

"Tövbe estağfurullah. Çattık yemin ederim, afacanın birine fena çattık." Elini savurduğunda hocadan gelen uyarı yüzünden tamamen sessizleştim artık ve beyaz tahtaya öylece bakmaya başladım. Arada Cihangir'e de kaymıyor değildi bakışlarım. Gözlerimiz denk düştükçe artık gülüyorduk.

🌈🌈🌈

Psikoloji dersleri gerçekten çok sıkıcıydı. Felsefe de, mantık da... Hele ki sosyoloji. Allah'ım hiç sevmiyordum ve çok uykum geliyordu. Dünyanın en berbat ders programı da bugüne denk gelmişti. Arka arkaya konan psikoloji ve sosyoloji dersleri yüzünden öğlen arasından sonraki derslerde uyuklamıştım. Dün geceyi de hesaba katınca gözlerim acıyordu resmen. Takatim yoktu ama belki bir kahve içsem ayılırdım. Fakat kahve almaya da mecalim yoktu. Şimdi kim inecekti üç kat aşağıya?

Aklıma gelen fikirle sıraya yapışıp kalan kafamı kaldırmadan, "Bana kahve getirenin kırk yıl kölesi olurum," dedim boğuk bir sesle. Şu sıradan kalkıp bir adım bile atamayacaktım.

"Ruhuma bir Fatiha, Allah rızası için!" Çetin de önden bağırınca iç çekip sıraya biraz daha yayıldım. Son bir ders vardı ve kafamı kaldırmam gerekiyordu eve gitmek için. Saçlarım tüm yüzümü örterken teneffüs bitmeden kahve almak zorundaydım ve mecburen ben kalkacaktım.

Gözlerimi ovalarken esnemeye bir son vermekle ilgili ufak sıcak bir çatışmaya girmiştim. Ülkü ve Beril ikilisi sınıfı terk etmişti çoktan. Çoğu kişi de bizim gibi uyuyordu zaten. İç çektim. Gözlerim yarı kapalı koridorda ilerleyip duvara sürte sürte aşağıya indim. Kantinden içeriye sızdığımda neredeyse hiç kalabalık yoktu. İçeceklerin satıldığı yere doğru adımlarımı çevirdiğimde o cırtlak ses beynimi delip geçti.

"Beni o salakla karıştırmayın demedim mi size?"

Nil mi? Hayır ya...

Yüzümü ekşitip dururken önüme gelen saçlarımı arkaya yatırıp etrafı bir çembere çeviren ve merkezine de Cihangir'le Nil'i koyan öğrencilere baktım. Bu ikisi ne alakaydı bilmiyorum ama kendi sorunlarını kendileri çözmeliydi. Hem Cihangir madem kantine gelecekti bir kahve alamaz mıydı bize? Ben üç kat aşağıya inmiştim boşu boşuna. Gerçi yanımdan ne zaman kalkıp gittiğini bile bilmiyordum ki. Hiç hissetmemiştim.

"Hamza abi iki tane ikisi bir arada verir misin?" deyip cüzdanımdan çıkardığım 10 TL'yi adamın önüne bıraktım. Hamza abi bile tostu bırakmış Cihangir ve Nil'e bakıyordu. Olay kafamda yeni yeni dank edince kaşlarımı çatarak arkama döndüm merakla.

Harbiden, bu ikisi ne alakaydı şu anda?

Koluma vuran Hamza abi bir yandan da, "Kızım çocuk şaşırdı bence," deyince birkaç saniyeliğine adama döndüm.

"Neyi şaşırdı? Kim?" dedim alık alık. Anlayamıyordum bir türlü. Tek yaptığım esneyip durmak ve Cihangir'in uzun boyundan ötürü görünen dalgalı saçlarına bakmaktı. Doğal hali buysa saçlarının cidden ona yakışıyordu. Keşke benim saçlarım da dalgalı olsaydı.

"Aradığın kişi orada, çekil git şimdi önümden!" Nil'in bir öfkeyle kahveyi masaya bırakması ile her şeyi anlamam saniyelerimi almıştı. Cihangir, Nil ve beni karıştırmış olmalıydı. Jetonlarım bugün biraz köşeli olduğundan ancak düşmüştü. Hamza abiyi arkamda bırakıp cüzdanımın ağzını kapattım ve çemberin içine daldım.

Nil, yine öfkeden kıpkırmızı kesilmiş saldıracak yer arıyor gibiydi ve beni gördüğünde bu durum son bulmak yerine daha da artmıştı.

"Sadece adam gibi söyleyeceksin Nil!" dedim üstüne giderek, "Ben Defne değilim demek bu kadar zor değil, bağırmasana milletin içinde salak salak!"

Cihangir'in önüne geçtiğimde Nil burnundan soluyordu adeta. Ondan pek de farkım kalmamıştı. Dün yaptığı pisliğin intikamını elbette alacaktım, öylece oturmayacaktım ama şu anda değildi. Şu anda gereksiz bir strese girmek istemiyordum. Üstelik bu kadar öğrencinin içinde, hiç...

Nil bana yaklaşıp, "Adını bile anmak istemiyorum senin," diye fısıldadı. Geriye çekilirken yüzüne baktım. Tıpatıp benzeyen ela gözlerimiz çok farklı hislerle doluydu. Ben bomboştum o ise nefretle yaşıyordu. Kırılmamıştım bu sözlerine. Nil'in bana en son ne zaman adımla seslendiğini hatırlamıyordum bile. Böyle hissettiğini biliyordum.

"Bir daha saçlarını benim gibi yapmayacaksın. Bana benzemeyeceksin!" deyip önüme gelen saçlarıma tiksinerek bir bakış fırlattı ve elindeki çikolatası ile kantinden ayrıldı.

Nil'in sözleriyle elim saçlarıma gitti. Varla yok arası saçlarıma dokundum. Saçlarım benim zaten böyleydi. Ben böyle yapmamıştım ki. Ben Nil'e benzemek istemiyordum ki... Neyini anlamıyordu bu salak kız? Kantinde öyle bir sessizlik oluştu ki sadece nefeslenme sesim yankılandı. Gözlerimi sakinleşmek için kapattım ve açtım. Nalan ablanın söylediklerini tekrar ettim içimden. Sakin kalırsam sorun olmayacaktı. Okulda sorun çıkarmamalıydım.

Ciğerlerime derin bir nefes çekip masaya koyduğu kahveye baktım. Sonra dönüp Cihangir'in eline baktım. Bir kahve daha vardı. Çetin'le bana mıydı emin olamıyordum ama birisi bana aitti. Bundan emindim.

Cihangir şaşkınlık içerisinde bana doğru geldi. Yutkunduğunu boğazındaki âdemelmasının hareketinden anladım. "Tek yumurta ikizinle de tanışmış olduk," deyince masada duran kahveye döndüm ve gidip elime aldım. Pürüzlü boğazımı hafif bir öksürükle düzelttim. Tuhaf hissediyordum.

"O benim bir şeyim değil. Benim tek ikizim Atlas'tı. Bana mı aldın kahveyi de?" dedim kahveyi koklayarak. İkisi bir aradaydı. Bu kadar tahmin etmesi onun uzaylı olduğunu kanıtlar mıydı?

Etrafımızdaki kalabalık dağılırken zil çaldı. Cihangir'le birlikte kantinden çıkmaya başladık.

Cihangir bir elini bana doğru açtı. "Kırk yıl kölesi olurum demiştin," deyince donuk bir ifadeyle Cihangir'e baktım. Ciddiye almış olamazdı.

"Köle olmak mı? Sen..." Kahveye döndüm ve kaşımın kenarını kaşıdım. "Bunun için mi?"

Ansızın terlediğimi hissedince Cihangir'in gülmesi beni az da olsa rahatlattı.

"Artık kölemsin Defne Hüma Sungur." Keyifli gülüşü gitgide yok olurken kahveden birkaç yudum alıp omzuna geçirdim bir tane. Cihangir elindeki kahveye dikkat ederek dengesini kurmaya çalışırken vuruşuma hazırlıksız olduğu barizdi.

Çok mu lazımdı şimdi bu dercesine bana bakıyordu.

"Ergen misin nesin sen?" diye sordum yoluma devam ederken. Köle olmakmış... Ben onu gerçekten o niyetle söylemiyordum.

"Ergenim tabii, yetişkin gibi mi duruyorum sence? On dokuz yaşındayım," dediğinde bir an kahkahamı tutamayıp merdivenlerin ortasında gülmeye başladım. Sarsak adımlarla çıkarken kahvenin birazı elime döküldü ama aldırmadım çünkü neredeyse soğumuştu. Cihangir o anda gelip ensemdeki kapüşondan tuttu ve beni yönlendirdi.

"Tövbe estağfurullah ya," dedi yine vakur gülüşlerinin arasından. "Düzgün yürü, düzgün," diye uyardı kapüşonumdan tutup beni sabit tutmaya çalışırken. Ben hayvan gibi yarılıyordum, hiç normal değildik. Böyle de gülmezsin be Defne? Çocuk senden daha kibar şu anda.

🌈🌈🌈

Son dersi de kaynattığımızda bizden mutlusu yoktu. Sanırım okulun ilk haftası olduğundan hoca buna izin vermişti. Son ders zili, en sevdiğim ses de çalınca zaten hazır olan sırt çantamı sırtıma aldım.

"Çok şükür, şafak kaçtı?" Çetin karşımda duvara parmağı ile hayali bir çizgi çizerken kısa bir an düşündüm.

"İki yüz var mıdır?" dediğimde Çetin mutsuz bir şekilde bana döndü.

"Yoktur inşallah yoksa şartlı tahliyemi isterim arkadaş bu ne? İki yüz gün okul mu olur?"

"Gençler ben işe gidiyorum," diye araya girdi Ülkü. Okul çıkışında yarı zamanlı olarak çarşıdaki bir kafede garson olarak çalışıyordu ama neyse ki her gün değildi işi.

"Kolay gelsin Ülkü." Ülkü'nün yumuşak bedenine sevgi dolu hislerle sıkıca sarılırken o da bana sarıldı ve sınıfta vedalaştık. Alelacele çıktı sınıftan. Burada daha fazla kalırsam nefessizlikten geberirdim.

"Sevgilim!" Beril cıvıldarcasına Ümit'in yanına koşunca Cihangir'in ne zaman sınıftan çıktığını anlamamıştım ama ortalarda yoktu. Kendi kendime omuz silkerek Çetin'le birlikte biz de sınıftan çıktık ancak kapıda beni bekleyen hayranımla durmak zorunda kaldık. Atlas duvara yaslanmış halde tuvaletin oradaydı.

"Hayırdır, neyiniz var sizin benim Japon kekim?" Çetin tatlı tatlı bu soruyu sorunca cıkladım keyifsiz bir şekilde.

"Nil şeytanıyla kavga ettik o da onun tarafını tuttu, ne olacak? Sen önden git, servisini kaçırma," diye fısıldadım. Çetin başını salladı ve gitmeden önce, "Yarın konuşuruz o zaman," diyerek yanımdan uzaklaştı.

Atlas geldiğimi görünce hemen doğruldu. Yanıma gelirken yanında Erdem ve Kerim vardı. Okuldan sonra herhalde maça gideceklerdi ya da okulda filan kalmayı mı düşünüyordu bilmiyorum ama onunla kalmayacaktım. Annemler evde yokken Nil'le baş başa kalmamam için beni de dışarı çıkarıyordu ve bu defa bunun olmasına izin vermeyecektim. Şu anda ipim kopmuş gibi hissediyordum. Boşlukta süzülüyordum sanki.

"Nalan ablada otururum ben, sen maçına git. Gelmem seninle," dedim ve Çetin'in peşinden merdivenlere yöneldim ama Atlas kolumdan tutup gitmeme engel oldu.

"Defne maça gitmeyeceğiz. Sadece konuşmak istiyor-"

Sözünü kestim.

"Konuşma-"

Bu kez de o benim sözümü kesti.

"Kesme de dinle beni bir kere!" diye çıkışınca derin bir nefes alıp kollarımı bağladım. Onu öfkelendirmek istemezdim ama az da olsa beni anlasın isterdim. Ben anlaşılmak için neden her zaman bağırıp kendini hırpalayan taraftım ki?

"Atlas, kalbim kırılmadı. Kalbim kırılmaz benim. Ben sinirliyim. Sadece çok sinirliyim anlıyor musun? Sinirim hala da geçmedi. Konuşmak istemiyorum seninle. Boğuyorsun beni. Nefes alamıyorum artık anladın mı? Patlatma beni. Bırak beni!"

Son cümlemde bağırdıktan sonra hocalardan birinin dikkatini çekmemek için hızlı adımlarla merdivenlerden indim. Eğer oradan gitmeseydim Atlas'la da kavga edebilirdim ve ben onunla kavga etmek istemiyordum. Bu kalabalıkta Çetin'i de kaybetmiştim o yüzden doğruca eve gitmeye karar verdim. Kapüşonumu kafama geçirip akşam bir yerleri boyamak için Meriç'e yazmaya karar verdim. Telefonumu cebimden çıkarıp okulun çıkışındaki Bizans surlarından esinlenilerek yapılan taş duvara yaslandım ve Meriç'in adını buldum. Ona kısa bir mesaj çekip kulaklıklarımı takacağım sırada gözlerim birini seçti ansızın.

Issız yolun ortasında bir tek uzun boyuyla o yürüyordu. Yusuf Cihangir Fayas.

Üstelik gittiği yer gitmemesi gereken bir yerdi. Yasaklı bölgeydi bizim için. Eski tren raylarının olduğu, birtakım serserilerin ve hatta madde filan sattığı iddia edilen adamların olduğu uğrak bir yerdi. Oradan bir keresinde Meriç ile canımızı zor kurtararak öğrenmiştik girilmemesi gereken bir yer olduğunu ve Cihangir sanki evi orasıymış gibi rahatlıkla yürüyordu.

Yoksa bu çocuk uyuşturucu filan mı kullanıyordu? Bu kadar rahat yürümesinin sebebi ne olabilirdi ki?

🌿🌿🌿

Instagram: kahverengiajanda / read.withme62

TikTok: kahverengiajanda / readwithme4581

WhatsApp Kanalımız için bana Instagram'dan ulaşabilir, biodan kanal linkine erişebilirsiniz.

Sağlıkla kalın ♥︎ Desteklerinizi bekliyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

52okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.