✅⑪.BölümஐYüzüm solgun, göz kapaklarım savaşmaktan yorgundu. ஐ

Vaveyla Yazarı: Sinem Yazıcı Tolan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: ✅⑪.BölümஐYüzüm solgun, göz kapaklarım savaşmaktan yorgundu. ஐ
  1. 1 ✅Yazar ile Tanışma:298 kelime
  2. 2 ✅Kitap Tasarım Tanıtımı:282 kelime
  3. 3 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ3.480 kelime
  4. 4 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ5.944 kelime
  5. 5 ✅②. Bölüm ஐ Başlangıç, ஐ1.431 kelime
  6. 6 ✅③. Bölümஐ Yanında kalmam gereken biri misiniz? ஐ2.639 kelime
  7. 7 ✅④.Bölümஐ Yeni anlamlar barındırabiliyorsa bedenim, aşığım. ஐ10.323 kelime
  8. 8 ✅⑤.Bölümஐ Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. ஐ3.063 kelime
  9. 9 ✅6.Bölümஐ Sevgi, insanın kendini tanımaya karar verdiği en uzun savaştır. ஐ7.670 kelime
  10. 10 ✅⑦.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ8.181 kelime
  11. 11 ✅⑦.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ4.121 kelime
  12. 12 ✅⑧. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ4.565 kelime
  13. 13 ✅⑧. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ4.022 kelime
  14. 14 ✅⑨.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ5.112 kelime
  15. 15 ✅⑨.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ3.733 kelime
  16. 16 ✅⑩.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ4.020 kelime
  17. 17 ✅⑩.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ2.614 kelime
  18. 18 ✅⑪.BölümஐYüzüm solgun, göz kapaklarım savaşmaktan yorgundu. ஐ2.451 kelime · Okuduğun bölüm
  19. 19 ✅⑫.Bölümஐ Öyle gürültülüydü ki bedenim sanki herkes beni duyabilirdi. ஐ6.068 kelime
  20. 20 ✅⑬.Bölümஐ Yepyeni güneş doğuyor insanların üzerine, en güzeli kalbime. ஐ6.993 kelime
  21. 21 ✅ ⑭.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ3.411 kelime
  22. 22 ✅⑭.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ6.001 kelime
  23. 23 ✅⑮. Bölümஐ Bazen, ஐ2.614 kelime
  24. 24 ✅⑯. Bölümஐ Bu beni daha acımasız gösterirken aslında daha acısız kılmaz mı? ஐ1.996 kelime
  25. 25 ✅⑰. Bölümஐ İçimdeki acıyı yaşatanla içimi ferahlatan aynı kişi. ஐ6.298 kelime
  26. 26 ✅⑱.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ3.258 kelime
  27. 27 ✅⑱.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ3.994 kelime
  28. 28 ✅19 .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐ7.188 kelime

Kasım 25
Kendi mevsiminde yaşamak için solup solup filizlenmeyi göze almış bir kızın gerçeği olabilir miydim şimdi? Ama hayat enerjim, üzerime vurulan bir kapının ardında sıkışıp kalmıştı. Üstelik bu, defalarca yüzüme kapanan kapılardan yalnızca biriydi. O kapılar açık kalsın diye günlerce uğraştıktan sonra, bir gün geliyor, çat diye hepsinden kolayca vazgeçiyormuşsun. Bu sefer gerçekle karışık acı bir duygu vurulmuştu üzerime; yanımda parıldayan güneş dahi iyi gelememişti vücudumdaki yaralara. Lekelenmiş gibi hissetmiş, pis bir çocuk gibi bulanmıştım çamura. Yüzüm solgun, göz kapaklarım savaşmaktan yorgundu. Bu, diğer her şeyi bir süreliğine unutturmuştu bana. Şimdi nereye gidecektim, yarın ne yapacaktım, sonum ne olacaktı? Hiçbirini düşünmeden, sadece olduğum yerde soluklanmıştım. Dilim öylesine kuruyor, vücudum yaşadığım o büyük fırtınaya karşı öyle çok ter atıyordu ki… Bütün bu direncin ortasında, benim hâlâ idrak edemediğim asıl gerçeğin ne olduğunu kestiremiyordum.
Gözümü kapatıp dişimi sıkmış, bir an için kalbimin akıp gitmesine izin vermişken Kerem’in sesiyle irkilmiştim.
“İyi misin Mâni?”
Başımı onu onaylarcasına sallamıştım.
“Hava pek iyi değil. Yağmur yağmadan gidelim.”
Gerçekten yardım istediğim kişi, şu kapının gerisinde kalan değil de şu an karşımda duran adam mıydı? İçten içe kaçmaya çalıştığım... Bakışları bile bu kadar belirsizken, ben yine büyük bir hatanın eşiğinde miydim? Bağırmak istedim; kim duyardı ki artık sesimi?
Bavulu arabaya koyarken dahi üzerimde kara bir bulut vardı. Gözüm bir yandan evin pencerelerine kaymak istiyor, diğer yandan hızla araca binmem için beni dürtüyordu. Kaçar gibi arabanın arka koltuğuna atıp kendimi, usulca gözlerimi evin pencerelerine dikmiştim. Oradaydı. Gözleri, Kerem’le gidişime şahit oluyordu.
“Burada olmazdı Mâni, doğru olanı yapıyorsun,” diyordum kendime. Kerem’in direksiyona geçmesiyle Murat’ın sınırları arasından çıkıp uzaklaşıyorduk. Doğrusu bu, içimde büyük bir rahatlama yaratmıştı. Hem Murat’ın bitmek bilmeyen ısrarını hem de zihnimi bulandıran belirsizlikleri bu gidiş hafifletiyordu. Artık önüm vardı, ardım yoktu. Kerem de ilk başta sessizdi; sonra hafif bir müzik açtığında içimde garip bir sızı belirdi. Yeni bir hayata başlamanın sancısı ne denli derin oluyormuş insanda! Üstelik zamanla neyi bırakıp neyi tutacağını bile bilmediğini anlıyorsun.
“Mâni, gece olduğu için seni doğrudan restorana, Saniye hanımlarla tanışmaya götüremem; ama sabah ilk işim seni oraya götürmek olacak.”
“Şu an nereye gidiyoruz?”
“Sadece uyuyup dinlenmen için benim evime gideceğiz. Evde yalnız değiliz, meraklanma. Biri daha var.”
“Öyle mi?”
“Evet. İnat edip de bu soğukta arabada uyumayasın diye evde bekleyen biri var.”
"Tamam."
Müzik eşliğinde cam kenarından dışarıyı izlemeye koyulmuştum. Bir süre dışarıyı izledikten sonra Kerem direksiyonda hafifçe kıpırdanıp sessizliği bozdu.
"Yolculuk uzun gelmiştir sana," dedi gözü yoldayken.
"Yaklaştık mı?"
"Evet, sen ayağın bu haldeyken hızlıca adapte olamazsın işe ama yavaş yavaş alışırsın."
"Alışırım. İyileşti sayılır. Yakında çıkar alçı."
Yolun kalanı sessiz bitti. Şehrin sakin bir sokağında durduk. Motor susunca üstümdeki ağırlık sanki iki katına çıktı. Kerem inip bavulu aldı, ben de arkasından ağır adımlarla çıktım arabadan. Gece ayazı yüzüme çarpınca iyice büzüştüm. Kerem kapıyı açıp içeri geçmem için kenara çekildi. İçeri adım atar atmaz çarpan ev sıcaklığı iyi gelmişti gelmesine ama bir zamanlar kapısından koşarak uzaklaştığım bu evin tam içinde olmak tuhaftı.
"Mani Hanım, gece gece sizin için mazotumu harcayıp yollara düştüm. Şimdi uykunu güzel al ve parama değsin."
"İlk maaşımla öderim."
"Yok ben farklı şekilde ödeme alıyorum. Restoranda ayrıcalıklı hizmet isterim."
"Sen fırsatçı mısın yoksa cimri misin?"
"İşte şimdi beni daha fazla tanıyorsun."
Kerem’in o ukala tavrına göz devirmeye hazırlanırken, odalardan birinden gelen sesle bütün dikkatim dağılmıştı. Üzerindeki rahat saten geceliğiyle koridora adım atan yabancı bir kadındı bu. İtalyan hatları o kadar belirgindi ki, esmer teni ve dalgalı koyu saçlarıyla buraya ait olmadığını bas bas bağırıyordu. Yorgunluğumun yerini aniden keskin bir öfke ve mide bulantısı aldı. Murat’ın o boğucu dünyasından henüz yeni kaçmışken, kendimi doğrudan Kerem’in bu rahat hayatının ortasında bulmuş olmam büyük bir aptallıktı. Adımlarım geriledi, sırtım kapıya yaslanacak gibi oldu. Buraya sığınmakla ne kadar büyük bir hata yaptığımı, o kadının bana bakan umursamaz ve yabancı gözlerinde anlık bir tokat gibi yüzüme çarpmıştı.
"Kerem," dediğimde bir önceki hayal kırıklığı aklıma geldi. Kerem'in evinde daha önceden gördüğüm an...
"Ben evde biri var dediğinde bunu anlamadım. Gitmek istiyorum."
"Bu kadar yabancılama Mani. Sadece yatıp uyu."
"Kerem, olmaz."
"Senin bana karşı duyguların mı var Mani? Yok, o zaman abartma. Odanı göstereceğim. Takip et."
Bavulumu götürdüğünde hemen onun peşinden gidip girdiği odaya giriyordum.
"Kerem," diye fısıldadım, sesimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak. "Beni resmen o kadının olduğu eve getirdin. Bu yaptığının adı ne şimdi?"
Kerem omzunun üzerinden bana doğru dönüp gevşek bir gülümsemeyle yüzüme baktı.
"Abarttığın kadar yok Mani. Yabancı biri değil, sadece kalıyor işte. Gece yarısı seni nereye bırakmamı bekliyordun?"
"Beni buraya getireceğini söyleseydin adımımı bile atmazdım!" dedim, sesimi biraz daha alçak tutmaya çalışarak ama içimdeki isyan dalga dalga büyüyordu. "Hani inat etmeyeyim diye evde bekleyen biri vardı? Kadının odasından çıkıp üzerindeki o kıyafetlerle karşıma dikilmesini mi bekliyordum yani?"
Kerem elini havaya kaldırıp durumu geçiştirmeye çalıştı. "Tamam, hesap verme saatimiz mi geldi bilmem ama burası benim evim Mani. Kimin kalıp kimin kalmayacağına karışamazsın."
"Bunu söylemek istemiyorum ama çıkamazsın bu odadan."
"Ne?"
"Duydun işte. Beni burada tuhaf düşünceler içinde bırakamazsın. Gözümün önünde ol."
Haklısın, Kerem’in o sert ve kaba tavrı Mâni’yi daha da köşeye sıkıştırır ve karakterin genel yapısına pek uymaz. Onun yerine, bu gerilimi ve Mâni’nin haklı öfkesini daha yumuşak ama yine de ikisi arasındaki bağı hissettiren sempatik bir dille yeniden şekillendirelim:
"Bunu söylemek istemiyorum ama çıkamazsın bu odadan."
"Ne?"
"Duydun işte. Beni burada tuhaf düşünceler içinde bırakamazsın. Gözümün önünde ol" dedim Kerem'e.
Kerem şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, ardından hafifçe gülümsemeye çalıştı ama bunun yeri olmadığını görünce ciddileşti. İçeriye doğru kısa bir bakış atıp tekrar bana döndü, sesini olabildiğince yumuşak tutmaya çalışarak bir adım yaklaştı.
"Mânî... Bak, yanlış anladın, ortada büyütülecek bir durum yok," dedi, kollarını iki yana açıp suçsuz olduğunu anlatır gibi bir hal takınarak.
Daha cümlesini bitiremeden, hamle yapıp kapıya doğru yöneldiğini gördüm. İçerideki o kadının yanına, o odaya geri döneceğini bildiğim an içimdeki bütün o sabır zinciri koptu. Ayağımdaki alçıya, sancıma rağmen aniden bir adım atıp yolunu kestim. elimi göğsüne bastırıp onu geri püskürttüm.
"Hiçbir yere gitmiyorsun," dedim, sesimdeki bütün o çaresizlik yerini buz gibi bir dikteye bırakırken. "Beni burada bırakıp o kadının yanına gidemezsin."
Kerem neye uğradığını şaşırarak geriye doğru bir adım attı, yüzünde hem şaşkın hem de ne yapacağını bilemez bir ifadeyle bana bakakaldı.
"Kadın başka odada uyuyacak, ben de kendi odamda..." diyerek ellerini iki yana açtı, durumu tatlıya bağlamaya çalışan o yumuşak ses tonuyla.
"Hayır," dedim, başımı keskin bir hareketle iki yana sallayarak. "Sen bu odadan çıkmıyorsun."
Kerem sabırla iç çekip ellerini ensesinde birleştirdi, yüzünde hem yorgunluğunu hem de bana karşı gösterdiği o anlayışlı tavrı ele veren bir ifade vardı. "Mânî, farkında mısın bilmiyorum ama burası misafir odası ve benim odam zaten var. Sen bu yatakta uyuyacaksın, ben de kendi odama geçeceğim. Bunda büyütecek bir şey yok."
"Burda uyu, benim uykum yok."
"Mani, benimle aynı odada kalmak istediğine emin misin?"
"Öyle algılama, sana güvenmiyorum. Uslu uslu buyu şurda."
"Bana güvenmiyorsun ama odanda tutuyorsun beni."
"Kendime güveniyorum Kerem Bey."
Kerem kaşlarını hafifçe kaldırıp odanın içindeki çift kişilik yatağa, ardından bana baktı. Aynı odada kalmamız fikri karşısında şaşırmıştı ama ona diktiğim inatçı gözleri görünce üstelemedi. Sadece birkaç saniye sessizce düşündü, sonra omuzları hafifçe düştü.
"Peki," dedi pes eden bir ses tonuyla. "Senin bu kafayla uyumayacağın belli. Ama o yatakta sen uzanacaksın, ben değil."
"Ben o yatağa girmem," dedim keskin bir netlikle. Gözlerimi odanın köşesindeki kadife pufta sabitledim. "Sen yatakta yatacaksın, ben de sabaha kadar şu pufta otururum."
Kerem aniden durdu, yüzündeki o yumuşak ifade bir anda sertleşti. "Saçmalamasana Mânî," dedi, az önceki esnekliğini bir kenara bırakarak adımlarını bana doğru çevirdi. "Ayağın alçıda, saatlerdir çektiğin onca şey ortada. Seni o pufta sabaha kadar oturtacağımı mı sanıyorsun gerçekten? Kendine bunu nasıl reva görebiliyorsun?"
"O kadının varlığına katlanmaktansa o pufta sabaha kadar oturmaya razıyım!" diye çıkıştım, içimdeki o gururlu ama kırılgan duvarlar çatırdarken. Sesimdeki titremeyi gizleyememiştim.
"Sen beni mi kıskanıyorsun?"
"Hayır Kerem, kulaklarımı garantiye alıyorum. Bunun ne demek olduğunu anlıyorsun değil mi? Daha açık konuşmak istemiyorum."
Daha ne olduğunu anlayamadan, adımlarını hızlandırıp yanı başımda bitti. Yere bıraktığım bastonumu tek hamlede kenara ittiği gibi, eğilip kollarını bacaklarımın altından ve sırtımdan geçirdiği an çığlık atmamak için kendimi zor tuttum.
“Ne yapıyorsun? Bırak beni!” diye soludum, refleksle kollarımı boynuna dolamak zorunda kalırken.
“Uzatma Mânî,” dedi, sesinde incitmeme konusunda gösterdiği o hassas özen ama bir o kadar da mutlak bir otoriteyle.
Tek kelime etmeme izin vermeden beni kucakladığı gibi yatağa taşıdı; bacağımdaki alçıya ve canımın yanmamasına dikkat ederek nazikçe ama kararlı bir hareketle yatağın ortasına yatırdı. Üzerime örtüyü hızla çekerken nefes nefeseydim; hem bu ani yakınlığın sarhoşluğu hem de gururumun incinmesiyle ellerimi göğsüne bastırıp onu uzaklaştırmaya çalıştım.
O ise oralı bile olmadan yatağın kenarına ilişti, tek elini yastığımın hemen yanına verip üzerime biraz daha eğildi. Gözleri gözlerime kenetlenmişti.
“Şimdi usulüyle uzanıyorsun,” dedi, sesindeki o yumuşak ama karşı konulmaz ton odayı doldururken. “Ben de şuraya, o çok korktuğun kulaklarını rahat ettirecek mesafeye geçiyorum. Ama bir dakika bile kıpırdamak yok. Kıpırdarsan yanında biterim." deyişiyle sesim soluğum kesilmişti. Yanımdaki yastığı alıp halının üzerine atmış ve ardından cebinden çıkardığı telefonunu birkaç kez parmaklayıp sesli bir alarm kurduktan sonra yere uzandı; sırtını yatağın kenarına yaslayıp gözlerini kapattı.
Yatakta öylece uzanmış, karanlıkta onun düzenli nefes seslerini dinliyordum. Az önce kopan fırtınanın yerini şimdi göğsümün ortasında sessiz, tuhaf bir ağırlık almıştı. Gözlerimi tavana dikip saatler geçmesine rağmen uykunun semtime bile uğrayamayacağını biliyordum. Ama en azından oda sessizdi, o kapı kapalıydı ve o adam şaşırtıcı bir şekilde tam buradaydı.

Kerem henüz gözlerini kapatıp uykuya dalmamıştı bile; sırtını yatağın kenarına yeni yaslamıştı ki, odanın sessizliğini telefonunun ardı ardına gelen mesaj sesleri bozdu.
Yerdeki ekranın maviş ışıltısı karanlık odaya yansırken, istemsizce gözüm o tarafa kaydı. Kerem sabırsız bir homurtuyla elini uzatıp telefonu aldı. Ekranı aydınlandığı an gelen bildirimleri gördü, ama mesaja hemen cevap vermeyip sıkıntıyla nefes verdi.
Ona kimin yazdığını sormak ya da herhangi bir şey belli etmek gibi bir niyetim yoktu. Zaten Murat'ın elinden yeni kurtulmuşken, burada başka bir kadının gölgesi altında kıskançlık krizine girmiş gibi görünmek en son isteyeceğim şeydi. Sessizce başımı yastığa gömüp görmezden gelmeye çalıştım.
Kerem ekrana bir kez daha baktıktan sonra başını kaldırıp yatakta sessizce uzanan bana çevirdi. Tepki vermediğimi görünce, huzursuz bir ses tonuyla mırıldandı:
"Yandaki misafir," dedi düz bir sesle, saklama gereği duymayarak. "Uykusu kaçmış herhalde."
Yine sesimi çıkarmadım, gözlerimi tavana dikip yabancı duvarları incelemeye devam ettim.
Kerem telefonu elinde çevirip hafifçe iç çekti ve mesajı açıp okuduğunu belli eden bir ifadeyle devam etti:
"Odadan ne zaman çıkacağımı soruyor," dedi, sesinde belli belirsiz bir mahcubiyetle. "Kafasına takılan bir şeyler varmış, benimle konuşmak istiyormuş."
İçimdeki o zehirli huzursuzluk dalgası kelimenin tam anlamıyla boğazıma tıkandı. Kadının derdi direkt Kerem'in o odadan çıkıp kendi yanına gelmesiydi. Gözlerimi sıkıca yumup dişlerimi birbirine geçirdim. Ona bu durumun içimi nasıl yaktığını asla belli etmeyecektim ama izin de vermeyecektim.
"Gidecek misin Kerem?"
Kerem, odadaki bu boğucu havayı dağıtmak ister gibi telefonunu eline alıp ekrandaki mesajlara son bir kez baktı. Kadın hâlâ ısrarla kapının arkasından ya da mesajla onun odadan çıkmasını, yanına gitmesini bekliyordu ama Kerem'in ne o kadına gidecek ne de Mânî’yi bu odada yalnız bırakacak bir niyeti vardı.
Telefonu sesini tamamen kapatıp halının üzerine fırlattı ve başını yatağın kenarına yaslayarak derin bir iç çekti.
"Gitmiyorum Mânî," dedi, sesindeki o net ve tavizsiz tonla. "Ne o kadının yanına gidiyorum ne de buradan bir adım atıyorum. Gecenin bu vaktinde kimin ne istendiğinin de bir önemi yok; kapı da açık değil, kulakların da güvende. Şimdi o güzel gözlerini kapat ve uyu."
"Gitmemen gerekiyordu zaten," dedim, sesimdeki o inatçı dikkati bırakmayarak. "Ama o odada sabaha kadar kapımda bekleyecekmiş gibi sinyal çakan bir misafirin varken nasıl huzurla uyuyacağımı sanıyorsun bilmiyorum."
Kerem bıkkın bir nefes verip ellerini ensesinde birleştirdi. Kadının bu ısrarcı halinin kendi başına açtığı belanın farkındaydı ve bu işin sabaha kadar böyle süremeyeceğini o da anlamıştı.
"Sabahı beklemeyecek o zaman," dedi alçak ama sert bir sesle. Telefonunu yerden alıp ekrana hızlıca birkaç dokunuş yaptı. Mesajı yazıp gönderdiğini gösteren o hafif ışık yüzüne vurdu. Ardından cihazı tekrar sessize alıp yere bıraktı.
"Ne yazdın?" diye sordum, merakıma engel olamayarak.
"Gecenin bu vaktinde kimseyle görüşmeyeceğimi, odadan çıkmayacağımı ve sabırsızlanmamasını söyledim," dedi gözlerini bana dikerek.
"Ne kadar kolay sizin için bu kadar rahat olmak," dedim, içimdeki o bastırılmış öfke yeniden yüzeye çıkarken. "Hadi ben zorunluluktan geldim ama o kadın sırf senin için burada. Sen de buna izin verdin. İnanılmazsın."
Kerem, söylediğim sözlerin ağırlığıyla omuzlarını biraz daha düşürdü. Gözlerindeki o yorgun ifadeye kırgınlık da karışmıştı; başını hafifçe iki yana sallayıp doğruldu ve sırtını yatağın kenarından tamamen ayırarak bana doğru döndü.
"Değiştiriyorsun ama sen beni," dedi, sesindeki o derin sitem odayı doldururken. "Doğrularımla yanlışlarımı senin için düzenlemeye çalışıyorum. Senin rahatını düşünerek yaptım bir hata, farkındayım... Ama bunun bedelini bana böyle kesmen haksızlık Mânî."
Cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki, dış kapıdan gelen o ani ses bütün kelimelerimi boğazıma tıkadı.
Önce sertçe açılan, ardından arkasından ağırca çekilip kapanan ahşap kapının tok sesi koridorda yankılandı. Nefesimi tutup dinledim; ayak sesleri kapıya doğru uzaklaşmış ve kısa süre sonra dış kapının kilidi dönmüştü.
Kadın gitmişti.
Odanın içindeki o boğucu hava bir anda dağılır gibi olurken, Kerem’le ikimiz de sessizce kapıdan gelen sesin bıraktığı boşluğa baktık.
"Gitti mi?"
"Evet," dedi, sesindeki o yumuşak ama keskin tondan ödün vermeyerek. "Sen benimle olduğun sürece etrafımda kimse olmaz, Mânî."
Kalbim göğsümün kafesinde sertçe çarpsa da, gururum bu romantik çıkışı öylece alttan alıp geçmeme izin vermedi. Gözlerimi ondan kaçırıp yüzümü astım, sesimdeki o iğneleyici ve mesafeli tonu yeniden takındım.
"Nefesini fazla kullandın bugün," dedim, gözlerimi hafifçe devirerek. "İstersen uyu ve enerjinden tasarruf et."
Kerem bu halime karşı hafifçe tebessüm etti ama hemen ardından ciddi duruşuna geri döndü. Omuzlarını dikleştirip yerde oturduğu yerden doğruldu.
"O gittiğine göre odama geçeyim ben," dedi, sanki biraz önceki onca tartışma hiç yaşanmamış gibi rahat bir sesle. "Sen de rahat rahat uyu."
Kerem’in odadan çıkma teklifi, kulaklarımda çınlayan o son cümlenin ağırlığıyla havada asılı kaldı. Gitmek... Şimdi, ortalık tamamen sessizleşmişken ve o kadın gitmişken, odasında kendi yatağı varken burada kalması için artık ortada hiçbir mantıklı sebep kalmamıştı.
Kerem bir süre ayakta, karanlığın içinde bana baktı. Gözlerindeki o yorgun ama kararlı ifadeyi üzerimde hissedebiliyordum. Gitmeye niyetli olmadığını düşünüp tam lafı tekrar ağzıma alacakken, yüzündeki o ifadenin yerini yavaşça hafif bir tebessüm aldı.
Dudağının kenarı yukarı kıvrılırken, başını hafifçe eğip odadaki kalan son gerginliği silip süpürecek o sakin ses tonuyla konuştu:
"Madem koridorlar güvenli, o zaman izninle kendi yatağımın yolunu tutayım Mânî Hanım," dedi, sesindeki tatlı alayla. "Ama unutma, bu gece kulaklarını koruduğum için asıl sen bana teşekkür borçlusun."
Ona aynı mesafeli ve inatçı bakışlarımla karşılık vermeye çalıştım ama içimdeki o yumuşama hissini gizlemek zordu. Gözlerimi kaçırıp başımı yastığa biraz daha gömdüm.
"İyi geceler Kerem," dedim, sesimdeki o keskinliği törpüleyerek. "Uzatma da git artık."
Kerem alçak bir sesle gülerek başını salladı, halının üzerinden doğrulup ağır adımlarla kapıya yöneldi. Kapıyı aralayıp koridora çıktığı an hafifçe omzunun üzerinden arkaya baktı, sonra sessizce kapıyı çekip gitti.
Evdeki o yabancı gölge gitmişti, koridor tamamen sessizliğe bürünmüştü ve dışarıda gece derinleşiyordu. Arzu ettiğim o yalnızlık nihayet odayı sardığında, içimdeki tüm o keskin dikenler usulca döküldü; geriye sadece bu yorucu gecenin ardından gelen derin ve hak edilmiş bir nefes kaldı.
☆☆☆

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

148okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.