10. bölüm · TEODEN MAFYA

9. BÖLÜM: ZEHİRLİ MASALAR VE SIKIŞAN TETİKLER

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Tanıtım 2 1. BÖLÜM: ZİNCİR VE GECE 3 2. BÖLÜM: BÜYÜK KAFES VE GECE YARISI FISILTILARI 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK AŞINMA VE İLK KIVILCIM 5 4. BÖLÜM: AÇLIK VE BÜYÜK DİRENİŞ 6 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIŞKIRTMA VE KONTROL KAYBI 7 6. BÖLÜM: GECE YARISI FİRAR VE KANLI PATİKA 8 7. BÖLÜM: İKİNCİ YANGIN VE GÜMÜŞ KIVILCIM 9 8. BÖLÜM: BAZI TEHLİKELİ OYUNLAR VE GECE SIKILAN KURŞUNLAR 10 9. BÖLÜM: ZEHİRLİ MASALAR VE SIKIŞAN TETİKLER 11 10. BÖLÜM: YARA İZLERİ VE GECE DÜŞEN MASKELER 12 11. BÖLÜM: ZİNCİRLEME İHANET VE DİK DURUŞLAR 13 12. BÖLÜM: BÜYÜK BASKIN ÖNCESİ SESSİZLİK 14 13. BÖLÜM: ATEŞ ÇEMBERİ VE İLK ÇATLAKLAR 15 14. BÖLÜM: BEYAZ REVİR, SIĞINAK VE SİYAH TUTKU 16 15. BÖLÜM: KANLI YEMİN VE FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 17 16. BÖLÜM: KANLI LİMAN, KIVILCIM ALANI OLAN DUVARLAR VE İNTİKAM 18 17. BÖLÜM: YENİ BİR SABAH VE KRALİÇELERİN KURAL DEFTERİ 19 18. BÖLÜM: ATEŞLE OYNAMAK VE SOKAKLARIN HAKİMİ 20 19. BÖLÜM: MAVİ SULAR, GECEYİ AYDINLATAN GİZEM VE YENİ BİR DEVRİM 21 20. BÖLÜM: GÖLGELERİN İÇİNDE YANAN ATEŞ 22 21. BÖLÜM: KRALİÇELERİN İHTİLALİ VE GÖLGEDEKİ MÜHÜR 23 22. BÖLÜM: YIRTICI KUŞUN ŞARLATANI VE ŞOK EDİCİ GERÇEK 24 23. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN GÖLGELER VE AŞKIN BÜYÜK YEMİNİ 25 24. BÖLÜM: KIZIL KIYAMET VE KISKANÇLIK FIRTINASI 26 25. BÖLÜM: YARALARIN ARDINDAKİ GERÇEK 27 26. BÖLÜM: ATEŞLE OYNANAN DÜĞÜM 28 27. BÖLÜM: YILDIZLARIN ALTINDAKİ SÖZ VE KARADAĞLI MÜHRÜ 29 28. BÖLÜM: KAN VE ZÜMRÜT 30 29. BÖLÜM: BEYAZ TÜLLER VE TEHLİKELİ ARZULAR 31 30. BÖLÜM: GECEYE DÜŞEN KIVILCIMLAR VE TUTKULU KAÇAMAKLAR +18 32 31. BÖLÜM: BEYAZ KUĞUNUN KANLI GÖLGESİ VE MÜHÜRLENEN ZAFER 33 32. BÖLÜM: KANLI SIZINTI VE KALE İÇİNDEKİ GÖLGE 34 33. BÖLÜM: BÜYÜK KISKAÇ VE GECE GELEN FIRTINA 35 34. BÖLÜM: BÜYÜK ŞAH-MAT 36 35. BÖLÜM: EFSANENİN DOĞUŞU VE SIKILAMAYAN MÜHÜR (DEV FİNAL

9. BÖLÜM:
Akkaya Malikanesi’nin üzerine doğan sabah güneşi, gecenin karanlık ve kasvetli havasını dağıtmaya yetmemişti.
Aksine, malikanenin devasa camlarından süzülen sarı ışık, içeride patlamaya hazır bekleyen bombanın üzerindeki pimi daha da görünür kılıyordu.
Gece boyunca odalarında birer tutsak gibi tutulan Leyla ve Deniz için zaman geçmek bilmemiş, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ikisi de öfkelerini daha da bilemişti.
Geniş yemek salonunda, uzun ve görkemli mermer masanın etrafında toplanılmıştı.
Masanın üzeri kuş sütü eksik denilecek türden zengin kahvaltılıklarla, taze sıkılmış meyve sularıyla, sıcak poğaçalarla donatılmış olsa da, havadaki buz gibi gerilim yüzünden kimsenin iştahı yoktu.
Masanın ortasında duran gümüş şamdanlar bile ortamdaki soğukluğu ısıtmaya yetmiyordu.
Masanın başköşesinde, her zamanki gibi kusursuz siyah takım elbisesiyle Teoman oturuyordu.
Bakışları soğuk, duruşu sarsılmazdı. Gözleri salonun içinde sakince dolaşıyor, her şeyi kontrol altında tutan bir komutan gibi etrafı süzüyordu.
Onun hemen sağ tarafında, yüzünde her an patlamaya hazır bir bomba taşıyan Deniz oturuyordu.
Deniz, önüne konulan hiçbir yiyeceğe dokunmamış, kollarını göğsünde sıkıca birleştirmiş halde Teoman’ı bakışlarıyla adeta delip geçiyordu.
Masanın diğer tarafında ise Aras, bacağını bacağının üzerine atmış, yüzündeki o sınır bozucu ukala gülümsemeyle kahvesini yudumluyordu.
Üzerindeki beyaz gömleğin üst düğmeleri açıktı ve son derece rahat görünüyordu.
Onun tam karşısında oturan Leyla ise, elindeki çatalı tabağına öyle bir hırsla bastırıyordu ki porselenin üzerindeki çizilme sesi salonda tiz bir çığlık gibi yankılanıyordu.
Asena ise masanın ucunda oturmuş, bir elinde çay bardağı, diğer elinde çatalıyla bu iki çift arasındaki devasa gerilimi izlemekten inanılmaz bir keyif alıyordu. Yüzünde muzip bir gülümseme vardı.
"Eee..." dedi Asena, sessizliği neşeli bir tonla bölerek.
"Kahvaltı harika görünüyor kızlar. Bir şeyler yeseniz iyi edersiniz, malum bu evde hayatta kalmak ve abimle Aras’a katlanmak ciddi miktarda enerji gerektirir."
"Ben bu evdeki hiçbir şeye dokunmam," dedi Deniz, sesini buz gibi tutarak doğrudan Teoman’ın gözlerinin içine bakarak.
"Zehirli bir yılanın sofrasında otururken tabağıma bakıp iştahımın açılmasını kimse beklemesin. Benim tek istediğim bu evden defolup gitmek."
Teoman elindeki porselen çay bardağını yavaşça tabağına bıraktı. Tınlayan cam sesi salonda soğuk bir duş etkisi yarattı.
Başını yavaşça Deniz’e doğru çevirdi. O karanlık gözleri Deniz’in yüzünde gezindi.
"Aç kalmak senin kişisel tercihin Deniz," dedi Teoman, sesi alçak ama son derece baskın çıkarak. "
Ama ne olursa olsun bu masada oturacaksın. Benim kurallarım geçerli olduğu sürece, ben ne zaman kalkarsam sen de o zaman kalkarsın. Kendini boş yere yıpratma."
"Senin kuralların da, senin mafyacılık oyunların da yerin dibine batsın!" diye çıkıştı Deniz, sesini yükselterek. "Beni burada silahlı adamlarınla zorla tutabilirsin ama tabağımdakileri yememi ya da sana saygı duymamı sağlayamazsın!"
Tam o sırada Leyla, elindeki çatalı masaya sertçe bıraktı. Çatalın mermere çarpma sesi güm diye yankılandı. Bakışları doğrudan karşısındaki Aras’a kilitlenmişti.
"Sen neden öyle sırıtıyorsun şarlatan?" dedi Leyla, dişlerinin arasından tıslayarak.
"Dün gece kapımı kilitledin diye, odamın önünde nöbet tuttun diye çok büyük bir zafer kazandığını mı sanıyorsun? O gıcık, ukala gülüşünü suratından kazımamı istemiyorsan hemen o bakışlarını benden çek!"
Aras kahvesinden yavaşça bir yudum daha aldı ve bardağı masaya bıraktı. Yüzündeki alaycı gülümseme daha da genişledi, gözleri muzipçe parıldıyordu.
"Vahşi kedi yine formunda bakıyorum," dedi Aras, sesini hafifçe eğip Leyla’ya doğru yaklaşarak.
"Dün gece balkondan kaçmaya çalışırken elinde meyve bıçağıyla boğazıma sarılan sen değilmişsin gibi konuşuyorsun. Ayrıca o gülüşüm sana özel güzelim, tadını çıkar. Herkese böyle gülmem."
"Sen gerçekten kaşınıyorsun!" dedi Leyla ve hırsla masadaki zeytin tabağını tutup doğrudan Aras’ın üzerine doğru fırlatmaya yeltendi.
Ama Aras inanılmaz bir refleksle tek eliyle tabağı havadayken yakalamayı başardı. Zeytinlerden tek bir tanesi bile dökülmemişti.
"Sakin ol yırtıcı kuş," dedi Aras, tabağı sakince masaya geri bırakırken.
"Yemeklerle savaşılmaz. Hem o enerjini bana sakla, daha çok vakit geçireceğiz."
"Yeter!" diye gürledi Teoman.
Sesi salondaki tüm şamatayı, atışmayı bir anda bıçak gibi kesti.
Teoman’ın otoriter aura’sı masayı öyle bir kapladı ki Asena bile çay bardağını elinden bırakıp yutkunmak zorunda kaldı. Teoman bakışlarını Leyla’ya dikti.
"Bu evde kimse kafasına göre hareket edemez, masadaki eşyaları fırlatamaz," dedi Teoman soğuk bir sesle. "Aras seninle ilgileniyorsa, buna şükretmelisin. Yoksa bu malikanenin zindanları o odadan çok daha soğuktur."
Deniz öfkeyle ayağa fırladı, sandalyesi geriye doğru devrildi. "Dostumla böyle tehditkar konuşamazsın Teoman Akkaya! Bizi burada sonsuza kadar tutamayacaksınız! O polisler, o güvenlik güçleri burayı bulacak!"
Teoman tam Deniz’e cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki...
Dışarıdan, malikanenin devasa bahçe kapısının olduğu taraftan ani ve sağır edici bir patlama sesi yükseldi!
BOOOOM!
Patlamanın yarattığı devasa şok dalgasıyla yemek salonunun devasa pencereleri zangır zangır titredi.
Çatlayan cam parçaları büyük bir gürültüyle mermer zemine saçıldı. Masadaki çay bardakları devrildi, kahveler örtüye döküldü.
Hemen ardından, otamatik silahların sağır edici tıkırtısı ve malikaneyi döven yoğun kurşun sesleri yankılanmaya başladı!
"Baskın! Karadağlılar saldırdı! Korunun!" diye bağırdı dışarıdaki korumalardan birinin telsizden gelen panik dolu sesi.
Saniyeler içinde ortalık tam anlamıyla bir cehenneme ve savaş alanına döndü.
Teoman bir an bile tereddüt etmedi. Oturduğu yerden bir kaplan gibi fırlayarak Deniz’in belinden tuttu ve onu tek bir hamlede yere çekerek kendi geniş, kaslı gövdesiyle üzerine kapandı.
Tam o saniyede, onların başının hemen üzerindeki duvardan onlarca kurşun geçti, duvar sıvalarını ve arkalarındaki tabloyu darmadağın etti.
"Sakin ol ve başını koru!" diye emretti Teoman, Deniz’in kulağına doğru gürleyerek.
Deniz, üstüne adeta bir zırh gibi siper olan Teoman’ın sıcaklığı, kaslı bedeninin ağırlığı ve kalbinin deli gibi çarpan güçlü ritmi karşısında şaşkınlıktan nefesini tuttu.
Teoman ceketinin içinden siyah kompozit tabancasını çıkarıp emniyetini açtı.
Masasın diğer tarafında ise Aras, patlama sesini duyduğu ilk salisede Leyla’ya doğru atılmıştı.
Leyla’yı kolundan tutup sertçe çekti, devasa mermer masanın arkasına devirdi ve kendi bedenini kızın üzerine siper etti.
Kurşunlar mermer masanın dış yüzeyine çarptı, sekerek havada kıvılcımlar çıkardı.
"Bırak beni! Neler oluyor?! Ne bu sesler?!" diye bağırdı Leyla, Aras’ın göğsünün altında çırpınarak.
"Kes sesini ve aşağıda kal yırtıcı kuş!" dedi Aras. Sesi ilk defa bu kadar sert, otoriter, karanlık ve ciddiyet doluydu. O ukala, umursamaz adam gitmiş; yerine gözü dönmüş, ölümcül bir mafya lideri gelmişti. Aras belindeki silahı çekip şarjörü kontrol etti. "Karadağlılar... Bu kadar çabuk ve kalabalık gelebileceklerini düşünmemiştim."
Dışarıdan onlarca ağır silahlı adam malikanenin bahçe kapısını roketatarla patlatıp içeri dalıyordu.
Kurşun yağmuru adeta malikaneyi tarıyor, duvarları kevgire çeviriyordu.
Koridordan Asena’nın panik dolu ama güçlü sesi geldi: "Abi! Bahçe kapısı düştü! Ön korumalar etkisiz!"
"Asena! Alt kattaki çelik sığınağa geç derhal!" diye bağırdı Teoman, sesini kurşun seslerinin ve patlamaların üzerine çıkararak.
Ardından Teoman başını kaldırıp altındaki Deniz’e baktı.
Deniz’in gözlerinde ilk defa katıksız bir korku, şok ve şaşkınlık vardı.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
Teoman, tutku ve koruma içgüdüsüyle kızın yüzünü ellerinin arasına aldı. Gözlerinin içine dimdik baktı.
"Bana bak Deniz," dedi Teoman, sesi kurşun seslerinin ve patlamaların arasında bile net, pürüzsüz ve sarsılmaz bir güven veriyordu.
"Bana öfkeyle bakabilirsin, benden nefret edebilirsin... Ama yemin ederim ki bu adamlardan bir tanesinin bile senin tek bir saç teline dokunmasına izin vermem. Şimdi burada, bu masanın arkasında kalacaksın ve başını kaldırıp kendini tehlikeye atmayacaksın. Anlaşıldı mı?!"
Deniz korkudan ve Teoman’ın o ezici, koruyucu gücü karşısında konuşamadı, sadece hızla başını sallayabildi.
Teoman’ın gözlerindeki o ölümcül sahiplenme ve canı pahasına koruma hırsı, Deniz’in içindeki tüm nefreti ve öfkeyi bir an için durdurmuştu.
Kalbi Teoman için bambaşka bir ritimde çarpmaya başlamıştı.
Teoman masanın arkasından bir gölge gibi sıçrayarak fırladı.
Kırık camdan dışarıdaki saldırganlara doğru peş peşe üç el ateş etti.
Dışarıdaki saldırganlardan ikisi tam kafalarından vurularak anında yere serildi.
Diğer tarafta Aras, altındaki Leyla’ya döndü. Leyla’nın gözleri kocaman açılmış, göğsü hızla inip kalkıyordu.
Aras eğilip Leyla’nın alnına hızlı, tutkulu ve derin bir öpücük kondurdu.
"Burada bekle yırtıcı kuş. Benim işim bitene kadar sakın ama sakın bir yere kıpırdama," dedi Aras.
Leyla alnındaki o sıcak, koruyucu dokunuşun yarattığı şokla dona kalırken, Aras da bir panter gibi mermer masanın arkasından fırlayıp Teoman’ın yanına geçti.
İki mafya lideri, omuz omuza vererek malikaneyi basan onlarca silahlı adama karşı devasa ve ölümcül bir çatışma başlattı.
Teoman ve Aras, adeta birer ölüm makinesi gibi hareket ediyorlardı.
Birbirlerinin sırtını kusursuz bir uyumla kolluyor, kurşun yağmurunun altında milimetrik atışlarla saldırganları birer birer avlıyorlardı.
Salondaki koltuklar, paha biçilmez tablolar, avizeler kurşunlarla delik deşik olup parçalanırken Teoman ve Aras’ın sergilediği o sarsılmaz güç, gözü karalık ve cesaret, masanın arkasında birbirine sarılmış halde pusan Deniz ve Leyla’nın gözlerini fal taşı gibi açmıştı.
İkisi de bu adamların tehlikeli dünyasını ilk kez bu kadar çıplak ve kanlı bir şekilde görüyordu.
Teoman bir koltuğun arkasına siper alıp şarjör değiştirirken Aras onun önüne geçip kendi silahıyla yoğun ateş açarak ona zaman kazandırdı.
"Bunlar Karadağlılar’ın ana intikam ekibi Teoman! Geceki sevkiyat patlamasının intikamı için her şeyi riske atmışlar!"
"O zaman bu malikanenin bahçesinden tek bir tanesi bile canlı çıkamayacak!" dedi Teoman, gözlerinde ölümcül bir karanlıkla. Yeni şarjörü takıp kurma kolunu çekti.
Çatışma giderek şiddetlenirken, saldırganlardan iri yarı, maskeli biri kırık pencere çerçevesinden içeri sızmayı başardı.
Elindeki ağır makineli silahla doğrudan kızların saklandığı mermer masaya doğru ilerlemeye başladı!
Leyla adama doğru bir ahşap parçası fırlattı ama adam umursamadı.
Maskeli saldırgan elindeki silahı tam mermer masanın arkasındaki Deniz’e ve Leyla'ya doğrulttuğu an, Deniz dehşet dolu bir çığlık attı!
"TEOMAN!"
Teoman çığlığı duyduğu an arkasını döndü. Deniz’in üzerindeki o ölümcül namluyu gördüğü salisede kendi canını hiçe sayarak ileriye fırladı! Teoman, adamın tetiğe basmasıyla aynı anda kendini Deniz ve Leyla’nın önüne attı.
GÜM! GÜM!
İki kurşun sesi salonda yankılandı. Teoman saldırganı tam alnından vurup yere sererken, kurşunlardan biri Teoman’ın sol omzunu sıyırıp sırtına saplandı.
Teoman acıyla hafifçe inledi ama dizlerinin üzerine düşerken bile bakışları doğrudan Deniz’e kilitlendi.
"Teoman!" diye bağırdı Deniz, kendi canını unutup ileri atılarak Teoman’ı kollarından tuttu. Teoman’ın siyah gömleğinden sızan kan Deniz’in ellerine bulaştı. "Teoman! Vuruldun! Aman Tanrım..."
Teoman, omzundan akan kana rağmen Deniz’in yüzündeki o katıksız endişeyi ve gözyaşlarını gördüğünde hafifçe gülümsedi. "Sana... sana bir şey olmasına izin vermem dedim..." dedi boğuk bir sesle.
Aras ise Teoman’ın vurulduğunu görünce tamamen çıldırdı. "Teoman!" diye gürledi Aras ve kalan son üç saldırganı gözünü bile kırpmadan peş peşe vurarak etkisiz hale getirdi. Salona derin, boğucu bir barut kokusu ve sessizlik çöktü.
Dışarıdaki korumalar kalan Karadağlılar’ı temizlerken Aras hızla Teoman’ın yanına koştu. "Abi! İyi misin?!"
"İyiyim... Kurşun sıyırmış," dedi Teoman, Deniz’in ellerinden güç alarak doğrulurken. Bakışları hala ağlamak üzere olan Deniz’in gözlerindeydi. "Sadece hafif bir çizik."
Deniz titreyen elleriyle Teoman’ın kanlı gömleğini sıktı. "Sen... Sen benim için kendisini kurşunun önüne attın..." dedi fısıltıyla. Nefesi kesilmişti. Teoman’ın onu korumak için canını ortaya koyması, Deniz’in zihnindeki tüm kalkanları darmadağın etmişti.
Leyla ise Aras’ın yanına gelip onun üzerindeki kan lekelerine ve kurşun izlerine baktı. Aras hemen Leyla’ya döndü, kızı omuzlarından tutup süzdü. "Sana bir şey oldu mu yırtıcı kuş? Bir yerin acıyor mu?"
Leyla, Aras’ın kendi durumunu hiç düşünmeden ilk olarak kendisini sorması karşısında dona kaldı. "Ben... Ben iyiyim. Ama sen... Alnın kanıyor."
Aras elini alnındaki küçük sıyrığa sürdü ve gülümsedi. "Sen iyiysen gerisi teferruat güzelim."
...
Çatışmanın hemen ardından dışarıdaki sağlık ve güvenlik ekipleri malikaneye giriş yaptı. Koridorlarda korumaların telsiz cızırtıları, doktorların müdahale sesleri yankılanıyordu.
Salondaki geniş koltuğa oturtulan Teoman’ın gömleği doktor tarafından kesilmiş, omzundaki kurşun sıyrığı pansuman ediliyordu. Teoman yüzünü bile ekşitmeden dururken, gözleri hemen karşısında dikilmiş olan Deniz’den bir an olsun ayrılmıyordu.
Deniz elinde tuttuğu ıslak havluyla öylece duruyordu. Elleri hala Teoman’ın kanıyla lekelenmişti. İçindeki karmaşa o kadar büyüktü ki, ne Teoman’a bağırabiliyor ne de yanından uzaklaşabiliyor. "Neden yaptın bunu?" diye fısıldadı Deniz, doktor odadan çıktığı an. "Beni esir alan adamsın sen. Neden kurşunun önüne atladın?"
Teoman oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Yaralı omzuna rağmen Deniz’e doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafeyi kapattığında elini Deniz’in kanlı ellerinin üzerine koydu.
"Çünkü sana daha önce de söyledim Deniz," dedi Teoman, sesi pürüzsüz, derin ve duygu dolu çıkarak. "Bu dünyada sana benden başka kimse zarar veremez, kimse senin kılına bile dokunamaz. Sen benimsin... Ve ben benim olanı canım pahasına korurum."
Deniz gözlerini Teoman’ın gözlerinden kaçıramadı. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpıyordu. O sert mafya liderinin arkasındaki sadakati ve tutkuyu ilk kez bu kadar net hissediyordu.
Diğer tarafta ise Aras, koridorun kenarında durmuş Leyla’ya bakıyordu. Leyla elindeki sargı bezini Aras’ın alnındaki çiziğe bastırıyordu. Dokunuşları sert görünmeye çalışsa da oldukça narin ve dikkatliydi.
"Acıyor mu şarlatan?" diye sordu Leyla, gözlerini Aras’ın gözleriyle buluşturmayarak.
Aras hafifçe gülümsedi, Leyla’nın bileğini nazikçe kavradı. "Sen dokununca acı falan kalmıyor yırtıcı kuş. Ama itiraf et... Benim için biraz olsun endişelendin değil mi?"
Leyla gözlerini devirdi ama elini Aras’ın tutuşundan çekmedi. "Çok konuşma da dur sabit. Bir daha sakın öyle alnımdan öpüp tehlikeye atlama."
"Demek öpmem hoşuna gitmedi?" dedi Aras, muzipçe göz kırparak.
"Gitmeyebilir!" dedi Leyla ama yüzündeki hafif kızarıklık Aras’ın gözünden kaçmamıştı.
Baskın atlatılmıştı ama Akkaya Malikanesi’nde dengeler tamamen değişmişti.
Karadağlılar’ın intikam hamlesi başarısız olmuş, Teoman ve Aras’ın korumacı tavrı Deniz ve Leyla’nın kalplerindeki surlarda ilk büyük gediği açmıştı.
İyi gecelerrrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn