30. bölüm · TEODEN MAFYA

29. BÖLÜM: BEYAZ TÜLLER VE TEHLİKELİ ARZULAR

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Tanıtım 2 1. BÖLÜM: ZİNCİR VE GECE 3 2. BÖLÜM: BÜYÜK KAFES VE GECE YARISI FISILTILARI 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK AŞINMA VE İLK KIVILCIM 5 4. BÖLÜM: AÇLIK VE BÜYÜK DİRENİŞ 6 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIŞKIRTMA VE KONTROL KAYBI 7 6. BÖLÜM: GECE YARISI FİRAR VE KANLI PATİKA 8 7. BÖLÜM: İKİNCİ YANGIN VE GÜMÜŞ KIVILCIM 9 8. BÖLÜM: BAZI TEHLİKELİ OYUNLAR VE GECE SIKILAN KURŞUNLAR 10 9. BÖLÜM: ZEHİRLİ MASALAR VE SIKIŞAN TETİKLER 11 10. BÖLÜM: YARA İZLERİ VE GECE DÜŞEN MASKELER 12 11. BÖLÜM: ZİNCİRLEME İHANET VE DİK DURUŞLAR 13 12. BÖLÜM: BÜYÜK BASKIN ÖNCESİ SESSİZLİK 14 13. BÖLÜM: ATEŞ ÇEMBERİ VE İLK ÇATLAKLAR 15 14. BÖLÜM: BEYAZ REVİR, SIĞINAK VE SİYAH TUTKU 16 15. BÖLÜM: KANLI YEMİN VE FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 17 16. BÖLÜM: KANLI LİMAN, KIVILCIM ALANI OLAN DUVARLAR VE İNTİKAM 18 17. BÖLÜM: YENİ BİR SABAH VE KRALİÇELERİN KURAL DEFTERİ 19 18. BÖLÜM: ATEŞLE OYNAMAK VE SOKAKLARIN HAKİMİ 20 19. BÖLÜM: MAVİ SULAR, GECEYİ AYDINLATAN GİZEM VE YENİ BİR DEVRİM 21 20. BÖLÜM: GÖLGELERİN İÇİNDE YANAN ATEŞ 22 21. BÖLÜM: KRALİÇELERİN İHTİLALİ VE GÖLGEDEKİ MÜHÜR 23 22. BÖLÜM: YIRTICI KUŞUN ŞARLATANI VE ŞOK EDİCİ GERÇEK 24 23. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN GÖLGELER VE AŞKIN BÜYÜK YEMİNİ 25 24. BÖLÜM: KIZIL KIYAMET VE KISKANÇLIK FIRTINASI 26 25. BÖLÜM: YARALARIN ARDINDAKİ GERÇEK 27 26. BÖLÜM: ATEŞLE OYNANAN DÜĞÜM 28 27. BÖLÜM: YILDIZLARIN ALTINDAKİ SÖZ VE KARADAĞLI MÜHRÜ 29 28. BÖLÜM: KAN VE ZÜMRÜT 30 29. BÖLÜM: BEYAZ TÜLLER VE TEHLİKELİ ARZULAR 31 30. BÖLÜM: GECEYE DÜŞEN KIVILCIMLAR VE TUTKULU KAÇAMAKLAR +18 32 31. BÖLÜM: BEYAZ KUĞUNUN KANLI GÖLGESİ VE MÜHÜRLENEN ZAFER 33 32. BÖLÜM: KANLI SIZINTI VE KALE İÇİNDEKİ GÖLGE 34 33. BÖLÜM: BÜYÜK KISKAÇ VE GECE GELEN FIRTINA 35 34. BÖLÜM: BÜYÜK ŞAH-MAT 36 35. BÖLÜM: EFSANENİN DOĞUŞU VE SIKILAMAYAN MÜHÜR (DEV FİNAL

29. BÖLÜM: BEYAZ TÜLLER VE TEHLİKELİ ARZULAR✨🔥🌚
Şile’deki o fırtınalı gecenin ve deniz fenerindeki ölüm kalım savaşının üzerinden tam bir hafta geçmişti.
Reşat Karadağ’ın dışarıdaki son uzantısı olan "Gölge" çetesi de tamamen çökertilmiş, emniyetin nezarethanesine tıkılmıştı.
İstanbul yeraltı dünyası, Akkaya ve Öztürk ailelerinin bu ezici zaferinin ardından adeta biat etmiş durumdaydı.
İki dev ailenin birleşimi artık sadece bir güç gösterisi değil, sarsılmaz ve tehlikeli bir imparatorluğun ilanıydı.
Ancak malikanenin içindeki fırtına dinmek bilmiyordu.
Bu seferki fırtına silah seslerinden veya bomba zamanlayıcılarından değil; düğün organizatörlerinin, terzilerin, çiçekçilerin ve bitmek bilmeyen davetiye listelerinin gürültüsünden kopuyordu.
Geniş salonun ortasına devasa aynalar kurulmuş, ipek kumaşlar, dantel ruloları ve şampanya kadehleri masaların üzerini kaplamıştı.
Leyla, salonun ortasındaki ahşap platformun üzerinde duruyordu.
Üzerindeki kırık beyaz, balık model, sırtı beline kadar büzgülü ve dantel işlemeleriyle bezeli gelinlik provanın son aşamasındaydı.
Saçları tepeden yarım toplanmış, boynundaki zarif kuğu kolyesi şık duruşunu tamamlıyordu.
Ancak yüzündeki ifade, üç gün önceki çatışmada şarjör değiştirirkenki rahatlığından uzaktı.
"Bu kaçıncı provamız?" diye mırındandı Leyla, terzinin eteğini iğnelemesine izin verirken. "Aras Öztürk'ün kurşunlarından kaçmak, bu iğnelerden kaçmaktan daha kolaydı yemin ederim."
Hemen yanındaki koltukta oturan Deniz, elindeki taze sıkılmış portakal suyunu yudumlarken hafifçe kıkırdadı. Üzerinde pudra pembesi, derin göğüs dekolteli saten bir elbise vardı.
Boynundaki Teoman’ın taktığı zümrüt kolye ise açıkta kalan teninin üzerinde adeta bir mühür gibi parıldıyordu.
"Şikayet etme güzelim," dedi Deniz, gözleri muzipçe ışıldayarak.
"Aras’ı görmedin mi? Sabahın altısından beri bahçede organizasyon ekibine ter dökdürüyor. Adam Boğaz’ın ortasına kurulacak iskelenin santimini hesaplıyor. Sana verdiği o 'görkemli düğün' sözünü tutmak için aklını kaçırmak üzere."
"Ben ona sade bir şey olsun demiştim," dedi Leyla ama dudaklarının kenarındaki o gururlu tebessümü gizleyemedi. "Sanki ülkenin başkanı evleniyor. Her yer siyah güller ve beyaz orkidelerle doldu."
O sırada salona elinde kahvesiyle Asena girdi.
Üzerindeki oversized takım elbise ve rahat tavrıyla gelinlik karmaşasının tam ortasına tünedi.
"Ablacım, abim Öztürk soyadının şanına yakışır bir şey olsun diye çıldırıyor. Az önce güvenlik ekibine düğün alanına kuş uçurtmamaları için talimat veriyordu. Yani Reşat hapishaneden kaçsa bile o düğün alanına giremez, için rahat olsun."
"Siz ikiniz de Teoman'la anlaşmış gibisiniz," dedi Leyla, Deniz’e bakarak.
"Peki sizin resmiyet ne zaman Deniz hanım? Kolye takıldı, sözler verildi. Düğün tarihi ne zaman?"
Deniz’in gözleri bir an için uzaklara kaydı, yüzüne hafif fesat ve tatlı bir kızıllık oturdu.
Elini boynundaki kolyeye götürdü, parmaklarıyla zümrüt taşın soğukluğunu ve Teoman'ın o gece teninde bıraktığı sıcaklığı hatırladı.
"Bizim acelemiz yok Leyla. Teoman’la biz o fenerdeki patlamada, o Mavi kabloyu kestiğimiz an zaten birbirimize ömrümüzü adadık.
Ama sanırım o da Aras’tan aşağı kalmayacak kadar aklımı başımdan alacak şeylerin peşinde."
"Yapacak tabii!" dedi Asena araya girerek. "Karadağlı ve Akkaya kanı birleşti. Teoman abim sana öyle bir düğün yapacak ki İstanbul tarihi baştan yazılacak."
Tam o sırada salona giren ağır ve kendinden emin adım sesleriyle kızlar o tarafa döndü.
Aras Öztürk ve Teoman Akkaya yan yana içeri girdiler.
İkisi de koyu renk takım elbiseleri içinde, omuzlarındaki o devasa sorumluluğun ve tehlikeli cazibenin getirdiği asaletle duruyorlardı.
Aras’ın omzundaki bandaj takımının altından hafifçe belli oluyordu ama duruşunda en ufak bir sarsıntı yoktu.
Aras, salona adım attığı an gözleri direkt olarak platformun üzerindeki Leyla’ya kilitlendi.
Adımları duraksadı. Yüzündeki o sert, kuralcı, yeraltı dünyasına nam salmış adam gitti; yerine sevdalandığı kadının o hırçın ve seksi güzelliği karşısında aklı başından gitmiş bir adam geldi.
Bakışları gelinliğin derin sırt dekoltesine kaydığında gözleri tehlikeli bir şekilde karardı.
"Uğursuzluk derler," dedi Leyla, dudaklarını ısırıp hafifçe gülümseyerek. "Düğünden önce gelinlikle görmek uğursuzluk getirir Öztürk."
Aras, yavaş ve ağır adımlarla Leyla’ya doğru yürüdü.
Terzinin ve görevlilerin salonda oluşunu zerre umursamadan platformun kenarına geldi.
Elini uzatıp Leyla’nın ince belini sımsıkı kavradı, kızı kendine doğru çekti. Yüzünü kızın boynuna yaklaştırıp sıcak nefesini tenine bıraktı.
"Uğursuzluğu yesinler senin güzelim..." dedi Aras, sesi derinden, boğuk ve burning bir arzuyla geliyordu.
"Sen bu elbisenin içinde ne böyle? Yemin ederim aklımı başımdan alıyorsun yavrum. Bu sırt dekoltesi ne? Nikah kıyılana kadar seni bu odadan çıkarmasam mı acaba?"
Leyla ellerini Aras’ın geniş göğsüne koydu, parmaklarını gömleğinin üzerine bastırdı. "İğneler batacak Aras, dur... Herkesin içinde yapma."
"Batsın güzelim," dedi Aras, kızın belindeki elini daha da bastırıp kalçasını kendi bedenine kenetleyerek. Dudaklarını Leyla’nın dudaklarına hırslı ve tutkulu bir öpücükle gömdü. "Ben senden gelecek her acıya da her arzuya da razıyım."
Diğer tarafta ise Teoman, Deniz’in oturduğu koltuğun arkasına geçmişti bile. Eğilip çenesini Deniz’in omzuna dayadı. Ellerini kızın açıkta kalan omzundan kaydırıp göğsünün hemen üzerindeki dekoltesinde gezdirdi. Parmakları zümrüt kolyeye dokunurken, dudaklarını Deniz’in kulak memusuna yaklaştırdı.
"Çok gürültücüsün yavrum," dedi Teoman fısıltıyla, sesi pürüzlü ve son derece davetkardı. "İçeriden sesin geliyordu, beni mi çekiştiriyordun bakalım?"
Deniz başını geri yatırıp Teoman’ın yüzüne baktı, gözlerindeki o tehlikeli ateşi gördüğünde nefesi kesildi. "Çok yorgun görünüyorsun Akkaya," dedi cilveli bir sesle.
Teoman, Deniz’in boynuna derin, yakıcı bir öpücük kondurdu. Kokusunu ciğerlerine çekerken dişlerini hafifçe kızın tenine geçirdi.
"Senin kokunu içime çekince, seni böyle kucağıma alıp odama kilitleyesim geliyor güzelim. Bütün yorgunluğum bir anda uçup gidiyor."
"Teoman..." dedi Deniz, sesindeki o hafif titremeye engel olamayarak. "Asena ve terziler burada..."
Teoman hafifçe kıkırdadı, elini Deniz’in bacağına koyup elbisenin saten kumaşını okşayarak yukarı doğru hafifçe kaydırdı.
"Bana ne başkalarından yavrum? Ben sadece sana bakıyorum. Benim kraliçem sensin."
"Siz ikiniz fazla cüretkarlaşmaya başladınız," dedi Deniz, adamın çenesini okşayıp parmağını dudaklarında gezdirerek.
"Reşat içeride, Gölge hapiste. Artık biraz rahatlayıp birbirimizin tadını çıkaramaz mıyız?"
Teoman, Deniz’i kolundan tutarak tek hamlede ayağa kaldırdı. Kızın belini sıkıca sarıp kendine yapıştırdı.
"Bizim dünyamızda rahatlık yok yavrum. Ama ben seninle aynı yatakta olduğum sürece dışarıdaki dünyayı yakabilirim. Seni bir kez kaybetme korkusuyla yüzleştim o fenerde.
Bir daha asla o riski almam. Sen benim kraliçem, benim kadınım, benim tek nefesimsin."
"Ben sadece senin tarafından korunan bir kadın olmak istemiyorum Teoman," dedi Deniz gözlerinin içine fesat ve kararlı bir bakışla bakarak.
"Ben gece yatakta da, gündüz çatışmada da seninle yan yana olmak istiyorum."
Teoman güldü. Yüzündeki o nadir görülen, sadece Deniz’e özel tehlikeli ve tutkulu tebessümlerden biri yayıldı.
"Biliyorum güzelim... Zaten o hırçınlığın yüzünden sana deli gibi bittim ben."
Akşamüstüne doğru malikanenin geniş ve lüks bahçesinde akşam yemeği için uzun bir masa kurulmuştu.
Boğaz’ın serin rüzgarı masadaki mumların alevlerini hafifçe dalgalandırıyordu.
Aras, masanın başında Leyla ile yan yana oturuyordu.
Leyla üzerindeki ağır gelinliği çıkarmış, vücudunu saran mini siyah bir elbise giymişti.
Aras’ın eli masanın altından Leyla’nın açıkta kalan uyluğundaydı; parmakları yavaşça cildini okşuyor, bir saniye olsun temasını kesmiyordu.
Leyla kulağına doğru eğilip fısıldadı: "Aras, masanın altından elini çekmezsen bacağıma çatalı saplayacağım."
Aras pişkin bir tebessümle eğildi, dudaklarını kızın kulağına dayadı. "Sapla güzelim... Ama bu el buradan kalkmaz. Doyamadım sana dün geceden beri."
Teoman ve Deniz ise masanın karşı tarafındaydı. Teoman, Deniz’in tabağına et koyuyor, kızın her ihtiyacıyla ilgileniyordu.

Deniz ise kadehindeki şarabı yudumlarken masanın altından topuklu ayakkabısının burnunu Teoman’ın bacağına sürtmeyi ihmal etmiyordu. Teoman’ın gözleri her temasla daha da kararıyordu.
Asena masanın diğer ucunda laptopuyla meşguldü.
"Evet gençler," dedi Asena, çatalını kadehe vurarak romantik ve fesat havayı bölerek. "Düğün davetiyeleri basıldı.
Şehrin bütün soysoyları, iş adamları ve yeraltı liderleri listede. Ama bir sorunumuz var."
Aras kaşlarını çattı, masanın altındaki elini Leyla'nın bacağında biraz daha yukarı kaydırıp durdu. "Ne sorunu?"
"Reşat’ın cezaevindeki avukatı bugün bir açıklama yaptı," dedi Asena, ekranı Aras’a doğru çevirerek.
"Reşat, sağlık sorunlarını öne sürerek hastaneye sevkini istemiş. Sevk bu gece gerçekleşecek."
Teoman’ın kadehi tutan eli sertleşti. Kadehin camı neredeyse elinde patlayacaktı. "Hastaneye sevk mi? Bu bir kaçış planı."
"Aynen öyle," dedi Asena. "Reşat hastane nakli sırasında kaçmayı planlıyor. Ve tahmin edin bakalım hedefinde kim var?"
"Düğün," dedi Leyla soğukkanlılıkla. "Bizim düğünümüzü hedef alacak. Son kozunu orada oynamak isteyecek."
Aras ayağa kalktı. Yüzündeki o flörtöz ve arzulu ifade bir anda yok olmuş, yerini saf bir vahşete bırakmıştı.
"O şerefsiz nakil aracından adımını attığı an onu kendi ellerimle boğarım! Bu düğün kanla değil, bizim zaferimizle bitecek!"
Teoman da ayağa kalktı. Deniz de hemen yanında bacağını adama yaslayarak durdu.
"Aras doğru söylüyor," dedi Teoman. "Reşat’ın o hastaneye ulaşmasına bile izin vermeyeceğiz. Nakil aracının güzergahını biliyor musun Asena?"
"Biliyorum," dedi Asena. "Şişli üzerindeki ara güzergahtan geçecekler. Gece yarısı saat iki."
Deniz ayağa kalktı, boynundaki zümrüt kolyeyi düzelterek Teoman'a sokuldu. "O zaman gece yarısı operasyonumuz var demektir."
Aras, Deniz’e ve Leyla’ya baktı. "Siz ikiniz bu sefer gelmiyorsunuz yavrum. Bu tamamen polis ve bizim özel güvenlik ekibimizin arasında bir nakil durdurma operasyonu olacak."
Leyla gülümsedi. Aras’ın yanına geldi, adamın kravatından tutup kendine doğru çekti, yüzleri santimlerle ayrılıyordu.
"Aras Öztürk... Dün gece o kayalıklarda ne dedim ben sana? 'Arkanı ben kollayacağım güzelim' demedim mi? Reşat Karadağ benim düğünümü ve benim adamımı hedef alıyorsa, o herifin işini bitirmek benim de hakkım."
Aras, Leyla’nın bu inatçı ve son derece seksi tavrına karşı koyamayacağını biliyordu. Belini sarıp kızı kendine yapıştırdı.
"Seni engellemenin imkansız olduğunu biliyorum değil mi yavrum?"
"Kesinlikle imkansız," dedi Leyla, dudaklarına hafif bir öpücük kondurarak.
Teoman da Deniz’e baktı, kızın belinden tutup kendine çekti.
"Beni evde bırakamayacağını biliyorsun değil mi güzelim?" dedi Deniz kaşlarını kaldırarak.
Teoman derin bir nefes verdi, kızın alnını ve ardından dudaklarını tutkuyla öptü.
"Tamam güzelim. Ama arkamda kalacaksınız. Tek bir kural: Risk yok."
Gece yarısı saat ikiye yaklaşırken, Şişli’nin tenhalaşmış, yüksek binaların arasındaki ara sokağında zifiri bir karanlık hakim kılınmıştı.
Siyah filmli iki cip, sokağın girişindeki köşede sönük farlarla bekliyordu.
Aras, cipin sürücü koltuğundaydı. Yanında Leyla duruyordu.
Aras bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle Leyla’nın elini sımsıkı kenetlemişti. "Korkuyor musun güzelim?"
"Sence bende korkacak göz var mı Öztürk?" dedi Leyla, s"la*ının şarjörünü takarak.
Arka araçta ise Teoman ve Deniz vardı. Teoman, Deniz’i kendi göğsüne çekmiş, beline sarılmış vaziyette bekliyordu.
"Operasyon bitince odamıza geçiyoruz yavrum, kaçışın yok," diye fısıldadı Teoman kızın kulağına.
Deniz hafifçe kıkırdadı. "Önce şu iti hallet Akkaya, gerisini konuşuruz."
Asena ise yakındaki bir binanın çatısında keskin nişancı tüfeğiyle konuşlanmıştı.
"Nakil aracı yaklaşıyor," dedi Asena kulaklıktan. "Arka arkaya iki polis aracı ve ortada zırhlı nakil minibüsü var. Ama bekleyin... Nakil aracının arkasındaki siyah minibüs polise ait değil!"
"Reşat’ın adamları pusu kurmuş bile," dedi Teoman soğukkanlılıkla. "Polislerden önce davranıp Reşat’ı kaçıracaklar."
"İzin vermiyoruz güzelim," dedi Aras Leyla'ya bakarak ve gaza bastı!
VROOOM!
Aras’ın cipi sokağa fırladı ve Reşat’ı kaçırmaya çalışan sahte siyah minibüsün yan tarafına gömüldü! GÜMMMM!
Metal sesleri sokağı inletirken, sahte minibüs savrularak duvara çarptı.
Hemen ardından Teoman’ın aracı sokağın diğer ucunu kapattı. Çatışma anında patlak verdi!
Sahte minibüsten inen dört s*la"lı adam polis araçlarına ve ciplere ateş açmaya başladı. Kurşunlar gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti.
Aras cipin kapısını açıp siper aldı. "Leyla, sağ tarafı tut yavrum!"
Leyla arabadan bir kedi gibi süzülerek indi. Elindeki susturuculu tabancayla ilk adama nişan aldı ve tek el ateş etti. BAM! Adam yere yığıldı.
Teoman ve Deniz araçtan fırladılar. Teoman, Deniz’in önüne geçerek gelen kurşunlara karşı vücudunu siper etti.
İki adam Teoman’a doğru koştuğunda, Teoman adamın birinin elindeki s*la*ı havaya kaldırıp adama sert bir kafa attı.
Deniz ise diğer adama alttan yaklaşarak adamın diz kapağına sert bir tekme indirdi, adam yere düşerken silahın kabzasıyla herifin çenesini dağıttı.
"Fena değildin güzelim!" diye bağırdı Teoman çatışmanın ortasında, kızı belinden tutup arkasına çekerek.
"Senden öğrendim Akkaya!" diye yanıtladı Deniz, adama kenetlenerek.
O sırada zırhlı nakil aracının kapısı içeriden tekmelenerek açıldı! Yüzü morarmış, elinde kelepçelerle Reşat dışarı fırladı. Yanındaki koruma polisini etkisiz hale getirmişti.
"Sizi gidi hamamböcekleri!" diye kükredi Reşat, yerdeki s*la*ı almaya çalışarak.
Aras, karanlığın içinden bir gölge gibi belirdi. Reşat silaha ulaşamadan Aras’ın ağır botu Reşat’ın elinin üzerine indi! ÇAT!
Reşat acıyla çığlık attı. Aras, adamı yakasından tutarak havaya kaldırdı ve zırhlı aracın gövdesine yapıştırdı!
"Bitti Reşat," dedi Aras, sesi cehennemden geliyormuşçasına soğuk ve tehlikeliydi.
"Bitti. Bu şehirdeki süren doldu. Benim düğünüme, benim kadınıma göz dikmenin cezasını şimdi ödeyeceksin."
Reşat kan tükürdü. "Beni öldüremezsin Öztürk! Polisler burada!"
"Seni öldürmeyeceğim," dedi Aras, adamın yüzüne nefretle bakarak.
"Seni bu kelepçelerle, bir daha asla gün ışığı göremeyeceğin o hücreye geri sokacağım. Ve sen her gün, benim Leyla ile olan mutlu ve tutkulu hayatımı izleyerek içten içe çürüyeceksin."
Teoman da yanlarına geldi. Deniz arkasında, adamın koluna tutunmuş duruyordu.
Teoman Reşat’ın yüzüne tiksintiyle baktı. "Karadağlı soyadı senin gibi bir pislikten temizlendi Reşat. Şimdi cehennemine geri dön."
Polis ekipleri duruma müdahale etti. Reşat, ekstra güvenlik önlemleriyle ve ağır kelepçelerle tekrar zırhlı araca bindirildi. Bu sefer hiçbir kaçış şansı yoktu.
Sabahın ilk ışıkları İstanbul Boğazı’nın sularını renklendirirken, Akkaya Malikanesi’nin iskelesinde derin ve tutkulu bir huzur hakim kılınmıştı.
Reşat Karadağ olayı tamamen kapanmış, tüm tehditler bertaraf edilmişti. Düğün alanı artık tamamen güvenliydi.
Aras, iskelenin ucunda durmuş, denizi izliyordu. Omzundaki hafif sızı dışında hiçbir şeyi kalmamıştı.
Arkasından gelen hafif ve seksi adımlarla döndü.
Leyla, üzerindeki siyah mini elbiseyle yanına geldi. Aras beklemeden kızı belinden yakalayıp kucağına doğru çekti.
Leyla’nın eli Aras’ın ensesindeki saçlara kaydı. Parmağındaki siyah pırlanta yüzük sabah güneşinde parıldıyordu.
"Şimdi hazır mısın Öztürk?" dedi Leyla, gözlerinin içine fesatça bakarak. "Bu akşam o büyük düğün var... Ve ardından nikahtan sonrası var."
Aras Leyla’yı belinden tutup kendine iyice yapıştırdı.
Kızın dudaklarına tutku dolu, yakıcı bir öpücük kondurdu. "Ben seni gördüğüm ilk andan beri o geceye hazırdım güzelim. Artık hiçbir güç seni benim koynumdan alamaz."
Diğer tarafta, terasta Teoman ve Deniz duruyordu. Deniz, Teoman’ın kucağında oturmuş, başını adamın boynuna dayamıştı.
Teoman kızın kalçasını ve belini kavramış, saçlarını okşuyor, boynundaki zümrüt kolyeyle ve kızın teniyle oynuyordu.
"Korku bitti mi yavrum?" diye sordu Teoman fısıltıyla, dudaklarını kızın köprücük kemiğine bastırarak.
Deniz başını kaldırıp Teoman’ın gözlerinin içine baktı.
"Sen benim yanımdayken ben sadece sana yenilirim Akkaya. Biz bu şehri dize getirdik. Şimdi sıra kendi krallığımızı ve kendi kurallarımızı koymakta."
Teoman gülümsedi. Eğilip Deniz’in dudaklarını aç bir tutkuyla öptü. "Seninle her geceye, her krallığa varım güzelim."
Güneş tamamen doğduğunda, iki büyük aile, iki devasa aşk ve bitmeyen bir tutku İstanbul’un gökyüzünü kaplıyordu.
Akkaya ve Öztürk aileleri için karanlık gece bitmiş, sonsuz ve alev alev bir aydınlık başlamıştı.
İyi gecelerrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz