27. bölüm · TEODEN MAFYA
26. BÖLÜM: ATEŞLE OYNANAN DÜĞÜM
26. BÖLÜM: 💥🧊🌞🌛🔥
Gece boyunca süren o fırtınalı hesaplaşmalar, gözyaşları ve tutkulu sarılışların ardından Akkaya Malikanesi, uzun zamandır şahit olmadığı kadar durgun bir sabaha uyandı.
İstanbul’un üzerine çöken sis, boğazın soğuk sularında yavaş yavaş erirken, evin içindeki hava dünkü bar kavgasının ve ardından gelen duygu patlamasının izlerini taşıyordu.
Mutfaktaki devasa ada tezgahın üzerinde duran kahve makinesi ritmik bir gürültüyle çalışıyor, içeriye taze çekilmiş kahve kokusu yayıyordu.
Leyla, üzerinde Aras’ın ona biraz büyük gelen gri salaş kazağı, saçları dağınık bir şekilde tezgeha yaslanmış, elindeki kupadan çıkan dumanı izliyordu.
Dün gece Aras’ın o gözü dönmüş kıskançlığı, ardından salonun ortasında diz çökercesine yaptığı o dürüst itiraf zihninde dönüp duruyordu.
Aras Akkaya’yı dize getirmek değil, onun o sert kabuğunun altındaki adama dokunabilmek Leyla’nın içindeki bütün hırçınlığı çekip almıştı.
"Çok derinlere daldın, yırtıcı kuş."
Aras’ın o kalın, uykudan yeni uyanmış pürüzlü sesi mutfağın sessizliğini böldü.
Üzerinde sadece siyah bir eşofman altı vardı, göğsündeki ve karnındaki kaslar gün ışığında belirgindi.
Yüzündeki sıyrıklar, dün gecenin izleri olarak duruyordu ama gözlerindeki o karanlık ve tehditkar ifade gitmiş, yerini Leyla’ya bakarken ortaya çıkan o yumuşak parıltıya bırakmıştı.
Leyla arkasını dönüp tebessüm etti. "Seni düşünüyordum Akkaya. Dün geceki halini."
Aras, adımlarını yavaşça atarak Leyla’nın yanına geldi. İki kolunu da tezgahın kenarlarına dayayarak Leyla’yı kendi etki alanına aldı.
Yüzünü kızın yüzüne doğru yaklaştırdı. "Neyini düşünüyordun? Seni kıskandığım için gözümün nasıl karardığını mı, yoksa seni ne kadar delice sevdiğimi mi?"
"İkisinin birleşimini," dedi Leyla, elindeki kupayı kenara bırakıp ellerini Aras’ın çıplak göğsüne koyarak. "Ama böyle tatlı konuşarak dünkü o kavgayı unutturabileceğini sanma."
Aras, Leyla’nın belini kavrayıp kendine doğru çekti. Dudaklarını kızın şakaklarına bastırdı. "Unutturmak istemiyorum zaten. Bilsinler. Bütün İstanbul bilsin senin kime ait olduğunu."
"Ben kimseye ait değilim Aras," dedi Leyla, gözlerinin içine bakarak. "Ben sadece senin yanındayım."
Aras bu cevaba hafifçe güldü, tam Leyla’yı öpmek için eğilmişti ki mutfak kapısından gelen öksürük sesiyle durmak zorunda kaldılar.
"İğrençsiniz," dedi Asena, elindeki tabletle içeri girerken. Üzerindeki saten pijama takımı ve dağılmış saçlarıyla son derece cool görünüyordu. "Vıcık vıcık romantizminiz sabah kahvemi zehir ediyor gerçekten. Aşk kuşları, bir ara nefes alın."
Leyla hafifçe kızararak Aras’ın kollarından sıyrıldı. Aras ise ters bir bakışla kardeşine döndü. "Senin odan yok mu Asena? Neden sabahın köründe ayak altındasın?"
"Ayak altında olan ben değilim ağabeyciğim, sizin kontrolsüz hormonlarınız," dedi Asena, dolaptan bir bardak su alırken.
Sonra elindeki tableti tezgahın üzerine, ikisinin önüne doğru kaydırdı. Yüzündeki o umursamaz ifade bir anda ciddileşmişti.
"Ayrıca ben burada yatarken çalışıyordum. Liman baskınını yapanların izini sürüyordum."
Aras ve Leyla aynı anda tablete baktılar. Ekranda, İstanbul yeraltı dünyasının tehlikeli isimlerinden biri olan Reşat Karadağ’ın ve adamlarının fotoğrafları vardı.
"Reşat mı?" dedi Aras, sesi bir anda buz kesti. "O it henüz şehre dönmedi sanıyordum."
"Dönmüş," dedi Asena, parmağıyla ekrandaki bir davetiyeyi işaret ederek. "Bu akşam Boğaz’daki özel bir yalıda verilen o büyük iş adamları sempozyumunun arkasındaki gizli sponsor Reşat.
Limandaki sevkiyatı patlatan adam da onun sağ koluydu. Yani dün gece barda birbirinizi yerken, düşmanlarınız bu akşamki davet için plan yapıyordu."
O sırada mutfağa Teoman ve Deniz girdi
. Teoman’ın elinde bandajlanmış eline rağmen duruşu yine çelik gibiydi. Deniz ise Teoman’ın siyah tişörtünü giymiş, saçlarını tepeden toplamıştı.
İkisinin arasındaki o yeni, sessiz ama sarsılmaz bağ mutfaktaki herkes tarafından hissediliyordu.
"Reşat mı dediniz?" diye sordu Teoman, içeri girerken. Sesi oda içerisindeki tüm havayı ağırlaştırdı.
"Evet," dedi Asena. "Reşat Karadağ. Bu akşamki davete ev sahipliği yapıyor."
Deniz, 'Karadağ' soyadını duyduğunda gerildi. Teoman’ın uzaktan akrabası ama can düşmanı olan bu adam, aileye dair ne varsa kirleten biriydi. Teoman’ın elini sıktığını, damarlarının fırladığını gördü. Hızlıca yanına gidip elini Teoman’ın pazusuna koydu. "Teoman..."
Teoman, Deniz’in dokunuşuyla gözlerindeki o vahşi ateşi biraz olsun bastırdı. Deniz’e baktı, ardından Aras’a döndü. "O davete gidiyoruz."
"Elbette gidiyoruz," dedi Aras, çenesini sıkarak. "Reşat’a limanın hesabını sormadan bu şehir bana dar gelir."
"Biz de geliyoruz," dedi Leyla ve Deniz aynı anda.
Aras ve Teoman hızla kızlara döndüler. İkisinin de yüzünde kesin bir "hayır" ifadesi belirdi.
"Asla," dedi Aras kestirip atarak. "Dün geceden sonra sizi öyle bir yılan yuvasına götürmem!"
"Ben kimsenin iznine tabi değilim Aras," dedi Leyla, kollarını göğsünde birleştirerek. "O liman olayında ben de vardım, o adamların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorum. Yanınızda olacağız."
Deniz de Teoman’ın karşısına dikildi. "Bana bak Teoman Akkaya... Pardon, Karadağlı. Bana dün gece ne söylediğini unuttun mu? 'Sana güveniyorum' dedin. Şimdi beni evde kilitli tutup tek başına gidemezein. Reşat benim de meselem."
Teoman, Deniz’in gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı gördüğünde derin bir nefes verdi.
Dün gece terasta verdiği sözler, onun elini kolunu bağlıyordu. Deniz’i kısıtlayarak tutamayacağını anlamıştı.
"Tamam," dedi Teoman en sonunda. "Geleceksiniz. Ama tek bir şartla."
"Şart neymış?" dedi Deniz şüpheyle.
Aras araya girdi, gözleri tehlikeli bir şekilde parlıyordu: "Kıyafetlerinize biz karar vereceğiz. Dün geceden sonra bir daha kimsenin size bakmasına tahammülüm yok!"
Leyla ve Deniz birbirlerine bakıp güldüler. Asena ise arkada gözlerini devirdi. "Harika, yine kıyafet krizleri başladı. Ben odama gidip kıyafet seçiyorum, sizin bu kıyafet savaşınızı çekemeyeceğim."
Öğleden sonra malikanede tam bir kriz havası esiyordu.
Kızların odalarında hazırlıklar sürerken, aşağıda Aras ve Teoman, korumaların güvenlik önlemlerini gözden geçiriyor, silahlarını kontrol ediyorlardı.
Saat sekize doğru yaklaştığında, merdivenlerin başından gelen topuk tıkırtıları iki adamın da hareketlerini dondurdu.
Aras ve Teoman, başlarını yukarı kaldırdıklarında nefeslerinin kesildiğini hissettiler.
Leyla, merdivenlerden aşağı inerken adeta bir gece masalından fırlamış gibiydi.
Üzerinde bu sefer Aras’ın "kapalı" isteğine nispeten uyan ama yine de inanılmaz derecede seksi duran, lacivert, derin bacak yırtmaçlı, omuzları açıkta bırakan uzun saten bir elbise vardı. Saçları iri dalgalar halinde omuzlarına dökülmüştü.
Her adımında yırtmaçtan görünen uzun bacakları, Aras’ın aklını başından almaya yetmişti.
Deniz ise zümrüt yeşili, sırtı tamamen açık, vücudunu bir sarmaşık gibi saran uzun bir elbise giymişti.
Ön tarafı son derece asil ve kapalıydı ama arkasını döndüğü an Teoman’ın kalbine inebilirdi.
Saçlarını ensesinde şık bir topuz yaptırmıştı, boynu ve sırtı tamamen meydandaydı.
Asena ise simsiyah, pantolon ceket takımıyla ekibin koruyucu meleği gibi yanlarında duruyordu.
Ceketinin içine giydiği büstiyer ve keskin tarzı, onun yine kuralları takmadığını gösteriyordu.
Aras, Leyla merdivenlerin sonuna geldiğinde ona doğru adımladı. Yüzündeki ifade tam bir karmaşaydı; hem gurur hem de çıldırtıcı bir kıskançlık.
"Ben sana kapalı bir şey giy dedim Leyla," dedi Aras, bacak yırtmacına bakarak. "Bu yırtmaç ne? Yürürken bütün bacağın görünüyor!"
Leyla, Aras’ın kravatını tutup kendini kendine doğru çekti. "Anlaşmamız uzun elbise giymemdi Akkaya. Elbise uzun. Yırtmaç da benim ikramım olsun."
Aras, dişlerinin arasından bir küfür savurdu ama Leyla’nın belini sarıp onu kendine çekmekten de geri durmadı. "Yemin ederim beni katil edeceksin."
Teoman ise Deniz’in arkasına geçmiş, elini kızın açıkta kalan çıplak sırtına koymuştu. Temasıyla Deniz’in tüyleri diken diken oldu.
"Sırtın nerede Deniz?" dedi Teoman, kulağına doğru fısıldayarak. "Elbisenin arkasını koymayı unutmuşlar."
Deniz başını çevirip Teoman’a gülümsedi. "Önü çok kapalı ama Teoman. Dengeledim."
Teoman, parmaklarını Deniz’in sırtında gezdirirken derin bir iç çekti. "Bu gece o davetteki herkesin gözünü oymak zorunda kalacağım, biliyorsun değil mi?"
"Dene bakalım," dedi Deniz muzipçe.
"Yeter artık, keskin romantizminiz bittiyse arabalara geçelim," dedi Asena, belindeki gizli kılıfa silahını yerleştirirken. "Düşman bekliyor."
Davetin verildiği Boğaz kıyaındaki yalı, ışıl ışıldı.
İstanbul’un en zengin iş adamları, bürokratları ve yeraltı dünyasının önde gelen isimleri lüks araçlarından inerek kırmızı halıdan içeri giriyorlardı. Etrafta onlarca koruma, gizli polis ve gazete muhabirleri vardı.
Siyah iki cip yalının önüne yanaştığında, kapıdaki korumaların duruşu bile değişti.
Aras cipin kapısını açıp indi. Ceketinin düğmesini ilikledi, ardından elini uzatarak Leyla’nın inmesine yardımcı oldu.
Leyla, elini Aras’ın güçlü avucuna bıraktığında, etraftaki flaşlar patlamaya başladı.
Hemen arkalarındaki araçtan Teoman ve Deniz indi. Teoman, Deniz’in belini sıkıca kavramış, adeta dünyaya "o benim" mesajı veriyordu. Asena ise en arkadan, etrafı süzerek geliyordu.
Beşli, yalıya adım attığında salondaki müzik sesi bile fısıltıların arasında kaybolur gibi oldu.
Aras Öztürk ve Teoman Akkaya'nın yanlarında bu kadar iddialı ve güzel kadınlarla davete katılması, yeraltı dünyasındaki dengelerin değiştiğinin açık bir kanıtıydı.
Leyla, Aras’ın koluna girmiş bir şekilde salonda ilerlerken, "Herkes bize bakıyor," diye fısıldadı.
"Sana bakıyorlar," dedi Aras, gözlerini salonda gezdirerek. "Ve ben her an birini vurabilirim."
"Sakin ol Akkaya," dedi Leyla gülerek. "Odaklanmamız gereken kişi Reşat."
O sırada salonun üst katındaki VIP balkonda bir hareketlilik oldu.
Yaşlıca, kır saçlı, gözlerinde acımasız bir soğukkanlılık taşıyan Reşat Karadağ, elindeki viski kadehiyle aşağıyı izliyordu. Bakışları Teoman’a kilitlendiğinde, yüzünde tiksindirici bir gülümseme belirdi.
Reşat, merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Yanındaki korumalar ordusu da onunla birlikte hareket ediyordu.
"Geldiler," dedi Teoman, sesini alçaltarak. Deniz’in belindeki elini daha da sıkılaştırdı.
Reşat, gruba doğru yaklaştı. Tam karşılarında durduğunda, ilk önce Teoman’a baktı. "Teoman... Karadağlı soyadını hala taşıyor olman ne büyük bir yüzsüzlük."
Teoman’ın çenesi seğirdi. "O soyadı kirleten sensin Reşat. Limandaki mallarıma çökmeye çalışacak kadar alçaldın mı?"
Reşat kahkaha attı. "Liman mı? Liman sadece küçük bir uyarıydı Teoman. Bu şehirde kimin sözünün geçtiğini unutmuşsunuz. Sen ve Akkaya..." Reşat’ın gözleri Aras’a kaydı, ardından Aras’ın yanındaki Leyla’ya ve Teoman’ın yanındaki Deniz’e baktı.
Yüzündeki o aşağılayıcı gülümseme daha da büyüdü. "Görüyorum ki yalnız gelmemişsiniz. Yanınızda birbirinden güzel süs eşyaları var."
Leyla’nın gözleri şimşek gibi çaktı. Tam bir adım öne çıkıp adama cevabını verecekti ki Aras onu hafifçe arkasına aldı. Aras’ın gözleri kararırken, Reşat’ın üzerine doğru bir adım attı.
"Ağzını topla Reşat," dedi Aras, sesi salondaki herkesin tüylerini ürpertecek kadar alçak ve tehlikeliydi.
"O kelimeyi bir daha kullanırsan, bu yalıyı senin mezarın yaparım. Şaka yapmıyorum."
Reşat istifini bozmadı ama Aras’ın gözlerindeki o saf vahşeti gördüğünde bir an bocaladı.
"Çok gerginsiniz Akkaya. Ben sadece misafirlerime hoş geldiniz demek istemiştim." Reşat bu kez Deniz’e döndü. "Ve sen... Karadağlı kanı taşıyan ama o kanı satan Deniz. Baban yaşasaydı bu halinden utanırdı."
Deniz, Teoman’ın onu tutmasına izin vermeden Reşat’ın tam karşısına dikildi. Zümrüt yeşili elbisesinin içinde bir tanrıça gibi duruyordu ama gözleri bir celladınki kadar soğuktu.
"Babam yaşasaydı Reşat," dedi Deniz, tane tane,
"senin gibi bir hırsızın bizim soyadımızı kullanmasına izin vermez, seni kendi elleriyle boğardı. Şimdi o pis gözlerini üzerimizden çek ve efendice kadehini iç. Çünkü bu gece buradan sağ çıkıp çıkamayacağın bile kesin değil."
Salonda bir an için ölüm uykusu yaşandı.
Reşat, bu gencecik kadından böylesine sert ve korkusuz bir darbe yemeyi beklemiyordu. Yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.
"Çok iddialısın küçük hanım," dedi Reşat, dişlerinin arasından. "Göreceğiz bakalım, bu gece kim sağ çıkıyor."
Reşat arkasını dönüp adamlarıyla birlikte uzaklaşırken, Asena yanlarına yaklaştı.
"Güzel konuşmaydı Deniz, tebrik ederim. Ama Reşat adamlarına haber verdi. Yalının arka bahçesindeki depolarda bir şeyler dönüyor."
"Ne dönüyor?" diye sordu Aras.
"Arka bahçeye sevkiyat evraklarını getirtmiş," dedi Asena, telefonundaki sinyal takip sistemini göstererek. "Limanı patlatan adamı da oradaki odalardan birinde tutuyor. Eğer o adamı konuşturursak, Reşat’ı bu gece polise de yeraltına da rezil ederiz."
Teoman, Aras’a baktı. İki adam arasında sessiz bir anlaşma sağlandı.
"Aras, sen ve ben arka bahçeye geçiyoruz," dedi Teoman. "Adamı alacağız."
"Siz burada kalıyorsunuz," dedi Aras kızlara dönerek. "Hiçbir yere kımıldamayın."
Leyla gözlerini devirdi. "Yine mi aynı hikaye Aras? Biz çocuk değiliz."
"Leyla, tartışacak zaman yok!" dedi Aras sertçe. "Burası kalabalık, Reşat’ın gözü üzerinizde. İçeride kalıp dikkat dağıtın. Biz işi halledip geleceğiz."
Aras, Leyla’nın yanağını tutup dudaklarına hızlı ama tutkulu bir öpücük kondurdu. "Beni dinle, lütfen."
Teoman da Deniz’in belini sıkıp kulağına fısıldadı: "Sana bir şey olmasına izin veremem. Burada kalın."
İki adam, kalabalığın arasına karışarak yalının arka çıkışına doğru gözden kayboldular.
Leyla ve Deniz arkalarından bakakaldılar.
"Şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu Deniz, hırsla.
Asena elindeki kadehten bir yudum aldı, dudaklarında şeytani bir gülümseme belirdi. "Ne mi yapıyoruz? Tabii ki abimlerin işi berbat etmesini engellemek için arkalarından gidiyoruz. Kızlar, operasyon başlasın!"
Yalının geniş arka bahçesi, Boğaz’ın karanlık sularına açılan bir iskeleye ve tarihi müştemilata ev sahipliği yapıyordu. İçerideki müzik sesi buraya hafif bir uğultu olarak ulaşıyordu.
Aras ve Teoman, karanlık gölgelerin arasından süzülerek müştemilatın kapısına ulaştılar. Dışarıda iki silahlı koruma bekliyordu.
Teoman, Aras’a bir işaret yaptı. İkisi aynı anda hareket etti. Teoman soldaki korumanın boğazını sıkarak duvara yapıştırırken, Aras sağdakinin çenesine geçirdiği sert bir dirsekle adamı kendinden geçirdi. İki koruma da gürültüsüzce yere serildi.
"İçerideler," dedi Aras, kapının kilidini sessizce zorlayarak.
Kapı hafifçe aralandığında, içeride üç adamın bağlı duran bir adama işkence ettiğini gördüler. Bağlı olan adam, liman baskınını yöneten tetikçiydi.
Aras kapıyı tekmeyle açtı! BAM!
İçerideki adamlar silahlarına davranmaya çalıştı ama Aras ve Teoman çoktan harekete geçmişti. Aras ilk adamın üzerine atlayıp elindeki silahı boşa çıkardı ve herifin suratına art arda iki yumruk indirdi. Teoman ise diğer ikisini birbirine çarparak yere serdi. Saniyeler içinde oda kontrol altına alınmıştı.
Aras, sandalye bağlı duran yaralı tetikçinin saçlarından tutup kafasını kaldırdı. "Reşat sana limanı patlatman için ne kadar ödedi?"
Tetikçi kan tükürdü, pişkince güldü. "Sana söyleyeceğimi mi sanıyorsun Akkaya? Reşat hepinizi bitirecek..."
Tam o sırada dışarıdan bir silah kurma sesi geldi.
"Bence söylesen iyi edersin dostum," dedi tanıdık bir kadın sesi.
Aras ve Teoman hızla arkalarını döndüler. Kapıda Leyla, Deniz ve Asena duruyordu. Leyla’nın elinde susturuculu bir tabanca vardı ve doğrudan tetikçinin kafasına doğrultmuştu. Deniz ise kapıda nöbet tutuyordu.
Aras’ın gözleri yuvalarından fırladı. "Sizin burada ne işiniz var?! Ben size içeride kalın demedim mi?!"
Leyla, lacivert yırtmaçlı elbisesinin içinde, elindeki silahla inanılmaz derecede tehlikeli ve çekici görünüyordu. Aras’a bakmadan adama yaklaştı. Silahın namlusunu adamın alnına dayadı.
"Aras, çeneni kapat ve izle," dedi Leyla soğukkanlılıkla. Sonra adama döndü. "Benim sabrım Aras’ınki kadar çok değildir. Liman baskınının emirlerini ve Reşat’ın bu akşamki asıl planını anlatıyorsun. Yoksa o çok güvendiğin beynini bu duvara kazırım."
Tetikçi, Leyla’nın gözlerindeki o gözü kara ifadeyi gördüğünde yutkundu. Bu kadının şakası yoktu. "Tamam! Tamam, söyleyeceğim!" diye bağırdı adam korkuyla. "Reşat... Reşat bu akşam yalının mahzenine bomba koydurttu! Davet biterken Akkaya ve Karadağlı ailesini mahzende sıkıştırıp yalıyı patlatacak! Suçu da terör örgütlerine atacak!"
Odadaki herkes bir an donakaldı.
Teoman, adama doğru ilerledi. "Bombanın tetikleyicisi kimde?!"
"Reşat’ın cebinde!" dedi adam yalvararak. "Zamanlayıcıyı başlattı bile! 20 dakikanız var!"
Aras ve Teoman birbirlerine baktılar. Durumun ciddiyeti bir anda zirveye tırmanmıştı.
"Asena," dedi Aras hızla. "Sen polise ve bizim adamlara haber ver, yalıyı sessizce tahliye etsinler. İnsanlar galeyana gelmesin."
"Halledildi bil," dedi Asena, telefona sarılarak dışarı fırladı.
Teoman, Deniz’e baktı. "Siz ikiniz hemen dışarı çıkıyorsunuz. Arabaya gidin!"
"Hayır!" dedi Deniz kararlılıkla. "Reşat mahzenin girişini tutmuştur. Tek başınıza giderseniz tuzağa düşersiniz. Biz de geliyoruz!"
"Deniz saçmalama, bomba var diyorum!" diye bağırdı Teoman, kızın omuzlarından tutarak.
Deniz, Teoman’ın ellerini tuttu, gözlerinin içine baktı. "Teoman Karadağlı... Dün gece bana ne dedin? 'Seninle ölüme de giderim' demedin mi? Ben seni orada tek başına ölüme göndermem. Biz bir ekibiz. Artık ayrılmak yok."
Teoman, Deniz’in bu sözleri karşısında ne diyeceğini bilemedi. Gözleri doldu, kızı kendine çekip alnından öptü. "Seni seviyorum, deli kadın."
"Ben de seni seviyorum," dedi Deniz fısıltıyla.
Aras ise Leyla’ya bakıyordu. Leyla silahını beline takmış, Aras’a meydan okurcasına bakıyordu. Aras hafifçe kıkırdadı, başını salladı. "Sen tam bir felaketsin Leyla Akkaya."
"Henüz Akkaya olmadım," dedi Leyla göz kırparak. "Ama bu geceden sağ çıkarsak düşünürüm."
Aras’ın gözleri parladı. "Bu benim duyduğum en güzel sözleşmeydi. Yürü, şu Reşat’ı cehenneme gönderelim."
Yalının altındaki tarihi mahzen, dumanlı ve loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Reşat Karadağ, mahzenin ortasındaki masada oturmuş, elindeki kumandaya bakarak kadehini yudumluyordu. Zamanlayıcıda son 10 dakika kalmıştı.
"Akkaya ve Karadağlı... Bu gece bu şehrin tarihi yeniden yazılacak," diye mırındandı kendi kendine.
"Tarihi yazanlar pençesi güçlü olanlardır Reşat, sen sadece bir dipnotsun!"
Aras’ın sesi mahzenin taş duvarlarında yankılandı.
Reşat hızla ayağa kalktı. Adamları silahlarını çekti ama çok geçti!
Teoman ve Aras mahzene birer fırtına gibi daldı! Aras, Reşat’ın üzerindeki ilk korumayı tek bir yumrukla devirip adamın elindeki silahı aldı. Teoman ise diğer iki korumayı birbirine katıp yere serdi. Mahzende tam bir hayat memat savaşı başladı.
Reşat elindeki kumandaya basmaya çalıştı ama Leyla’nın ateşiyle elindeki kumanda vurulup yere fırladı! Kumanda taş zeminde kayarak Deniz’in ayaklarının dibine geldi.
Deniz hızla eğilip kumandayı aldı ve zamanlayıcıyı durdurma düğmesine bastı. BİP! Ekranda "İPTAL EDİLDİ" yazısı belirdi.
"Olamaz!" diye kükredi Reşat.
Reşat cebinden bir bıçak çıkarıp Deniz’e doğru hamle yaptı ama Teoman bir kaplan gibi araya girdi! Reşat’ın bıçak tutan kolunu kavradı, ters çevirip adama sert bir diz attı. Reşat acıyla kıvranarak yere diz çöktü.
Teoman, Reşat’ın saçlarından tutup kafasını kaldırdı. "Bizim ailemize, sevdiklerimize dokunmanın bedelini ödeme vakti geldi Reşat."
Aras, Reşat’ın yanına geldi, adamın yüzüne baktı. "Seni öldürmeyeceğim Reşat.
Çünkü senin gibi bir pislik için hapishane, ölümden daha beter bir ceza olacak. Dışarıda polisler bekliyor. Bütün kirli çamaşırların, liman belgelerin şu an emniyetin elinde."
Reşat, şok içinde yere yığıldı. Her şeyini kaybetmişti.
Yalının dışına çıkıldığında, polis sirenlerinin kırmızı mavi ışıkları Boğaz’ın sularına vuruyordu.
Davetliler güvenli bir şekilde tahliye edilmiş, Reşat ve adamları kelepçelenerek polis araçlarına bindiriliyordu.
Asena, aracın kapısına yaslanmış, elindeki kahvesini yudumlarken onlara el salladı. "Yine harika bir iş çıkardık kızlar!"
Leyla, lacivert elbisesinin rüzgarda dalgalanmasına izin vererek yalının merdivenlerinde durdu. Yanında Aras vardı. Aras, ceketini çıkarıp Leyla’nın omuzlarına bıraktı.
"Üşüyeceksin," dedi Aras yumuşak bir sesle.
Leyla ceketine sarındı. Aras’a doğru döndü. "Teşekkür ederim. Benimle o mahzene girdiğin için."
Aras, Leyla’nın yüzünü ellerinin arasına aldı. "Ben seninle cehennemin dibine bile girerim Leyla. Sadece bir şey soracağım."
"Ne?"
"Mahzene girmeden önce dediklerin... Sağ çıkarsak Akkaya olmayı düşünürüm dedin. Ciddi miydin?"
Leyla, Aras’ın gözlerindeki o heyecanı, o çocuksu umudu gördüğünde gülümsedi. Kolunu Aras’ın boynuna doladı. "Ben hiç tutamayacağım sözler vermem Aras Akkaya. Ama önce bana düzgün bir evlilik teklifi etmen lazım. Öyle bombaların arasında olmaz."
Aras kahkaha attı, Leyla’yı belinden tutup havada döndürdü. "Sana bu şehrin gördüğü en görkemli teklifi yapacağım yırtıcı kuş!"
Diğer tarafta, iskelenin ucunda Teoman ve Deniz duruyordu. Deniz, zümrüt yeşili elbisesiyle denizden esen rüzgara karşı duruyordu. Teoman arkasından gelip kollarını Deniz’in beline doladı, çenesini kızın omzuna koydu.
"Korktun mu?" diye sordu Teoman fısıltıyla.
Deniz, başını geri yatırıp Teoman’a baktı. "Sen yanımdayken hiçbir şeyden korkmam Teoman. Ama bir daha beni evde bırakmaya çalışırsan seni gerçekten vururum."
Teoman güldü. Deniz’in yanağına derin bir öpücük kondurdu. "Anlaşıldı Karadağlı. Artık sen neredeyse ben oradayım, ben neredeysem sen oradasın."
"Söz mü?" dedi Deniz.
"Aşka söz, ömrümce söz," dedi Teoman.
Güneş, Boğaz’ın üzerinden yavaş yavaş yükselmeye başlarken, bu iki çift ve Asena, arkalarında bıraktıkları büyük felaketin ardından yeni bir geleceğe doğru bakıyorlardı. Yaralar sarılmış, düşmanlar yenilmiş ve en önemlisi; aşk, bütün kıskançlıkları, korkuları ve kibirleri yerle bir ederek zaferini ilan etmişti.
Aras, Leyla’nın elini sımsıkı tuttu. Teoman ise Deniz’in parmaklarına kendi parmaklarını kenetledi. İstanbul gecesi bitmişti ama onların hikayesi, asıl şimdi başlıyordu.
Arkadaşlar bu arada teomanın soyadı Akkaya diye yazdımmıştım tanıtıma Şöyle Aras ve Teoman tanımadıkları insanların yanında Akkaya soy adlarını kullanıyorlar.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
İyi gublerrrr
