2. bölüm · TEODEN MAFYA
1. BÖLÜM: ZİNCİR VE GECE
1. BÖLÜM: ZİNCİR VE GECE
Deniz, odasındaki tuvalin karşısında fırçayı tuvale adeta bir kılıç gibi vuruyordu.
Siyah ve kırmızının tuvalde birbirine hırsla karışması, onun içindeki o dizginlenemez özgürlük hırsının, kimseye boyun eğmeyen yapısının dışa vurumuydu.
Dışarıdaki dünyayı unutmak istercesine kulaklığında son ses müzik dinliyor, ritme uygun sert fırça darbeleriyle duygularını tuvala döküyordu.
Ancak tam o anda odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
Annesi gözyaşları içinde, nefes nefese kapının eşiğinde duruyordu. Yüzü kireç gibi beyazlamış, elleri titriyordu.
"Deniz... Geliyorlar kızım, çabuk arka kapıdan kaç..." dedi annesi, sesi hıçkırıkları arasında boğularak.
Deniz kulaklığı boynuna düşürüp dona kaldı. Kalbi aniden hızla çarpmaya başladı.
"Anne ne diyorsun? Kim geliyor, ne kaçması?"
Sözünü tamamlamasına fırsat kalmadan, aşağı kattan kulakları sağır eden gürültülü bir GÜM sesi yükseldi.
Evin ağır çelik kapısı adeta bir balyoz darbesi yemiş gibi yerinden sökülüp yere devrilmişti.
Deniz, içini kaplayan o ani tehlike hissiyle merdivenlere doğru fırladı.
Aşağıya baktığında gördüğü manzara karşısında kanı çekildi.
Salonda babası dizlerinin üstüne çökmüş, başı öne eğilmişti.
Etrafı ise ellerinde siyah ağır silahlar taşıyan, takım elbiseli adamlar sarmıştı.
Evin havası saniyeler içinde barut, korku ve tehlike kokusuyla dolmuştu.
"Sakin ol İlhan," dedi karanlığın içinden yükselen buz gibi, otoriter bir ses. "Sözünü zamanında tutsaydın, adamlarım evine böyle girmek zorunda kalmazdı."
Korumalar iki yana çekilip saygıyla başlarını eğdiler.
Adımları mermer zeminde yankılanan adam; simsiyah takımı, keskin ve kusursuz yüz hatları, soğukkanlı duruşu ve etrafına yaydığı o ezici güçle Teoman Akkaya’dan başkası değildi.
Arkasında ise gözlerinde tehlikeli, alaycı bir tebessümle duran en yakın çocukluk arkadaşı ve sağ kolu Aras vardı.
Deniz merdivenlerin ortasında durdu. Öfkesi korkusuna baskın gelmişti; göğsü hızla kalkıp iniyordu.
"Siz ne hakla benim evime silahla basıyorsunuz?!" diye bağırdı, sesi evin koridorlarında çınlayarak.
"Kimsiniz lan siz?! Ne istiyorsunuz bizden?!"
Teoman yavaşça başını yukarı kaldırdı. Bakışları Deniz’in öfkeyle parlayan gözleriyle buluştuğunda, salondaki tüm hava bir anda çekilmiş, zaman durmuş gibi oldu. Teoman’ın bakışlarında ne bir şaşırma ne de bir acıma kırıntısı vardı; sadece buz gibi, kaçınılmaz bir sahipleniş...
"Deniz..." dedi babası, sesi çaresizlikten titreyerek. "Yapma kızım... O yer altının en güçlü adamı. Biz... Borcumuzu ödeyemedik. Adam para istemiyor... Seni istiyor."
Deniz’in beyninde şimşekler çaktı. Kulakları uğuldadı.
"Ne saçmalıyorsun sen baba?!" diye kükredi Deniz, basamakları hızlı adımlarla inip öfkeyle babasına ve Teoman’a bakarak.
"Ben bir eşya mıyım?! Satılık mal mıyım ben?! Kimse beni bir borç karşılığı birine veremez, duydunuz mu beni?!"
Teoman, Deniz’in bu çıldırmışçasına bağırmasına en ufak bir tepki bile vermedi.
Yüzündeki o soğukkanlı maske bir an bile bozulmadı.
Ağır, kendinden emin adımlarla merdivenlerin dibine doğru yürüdü.
Aralarındaki birkaç basamak kaldığında durdu.
İkisinin arasındaki o elektriklenecek kadar yoğun tansiyon, ortamı adeta yakıp kavuruyordu.
"Çok konuşuyorsun," dedi Teoman, sesi alçak ama tüm odayı bastıracak kadar tehditkârdı.
"Eşyalarını almayacaksın. Çünkü gideceğin yerde buradaki hiçbir şeye ihtiyacın olmayacak."
"Sen bana emredemezsin Teoman Akkaya!" dedi Deniz, çenesini dikleştirip Teoman’ın dibine kadar girerek.
"Beni öldürsen de, buraya zincirlese de sana boyun eğmeyeceğim! Duyuyor musun beni?!"
Teoman’ın dudak kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
Karanlık, ürkütücü ve meydan okuyan bir tebessümdü bu. "Seni öldürmeyeceğim Deniz," dedi, ona doğru hafifçe eğilip sesi doğrudan kulağına ulaşacak şekilde fısıldayarak.
"Sana o boyun eğmez gururunu tek tek kırdırıp, bana boyun eğmenin hazzını yaşayacağım."
Teoman arkasını dönüp tek bir işaret verdi.
Deniz daha ne olduğunu anlayamadan, Aras arkadan hızla yaklaşarak Deniz’in hamle yapmasına, onu itmesine fırsat kalmadan bileklerini çelik gibi bir kavrayışla tuttu.
Deniz çırpındı, tekmeler savurdu, omuzlarıyla onu itmeye çalıştı, avazı çıktığı kadar bağırdı ama Aras onu sarsılmaz bir güçle sabit tutuyordu.
"Bırak beni! Dokunma bana şerefsiz! Bırakın!"
"Sakin ol şampiyon," dedi Aras kulağına doğru alaycı, hafif bir fısıltıyla.
"Teoman’ın sabrı meşhurdur ama ilk günden sınırları bu kadar zorlamasan iyi edersin, canın yanar."
Deniz, çırpınışlarına rağmen sürüklenerek dışarı çıkarıldı.
Yağmurun yeni başladığı karanlık sokakta, kapısı açık bekleyen siyah filmli lüks arabanın arka koltuğuna adeta fırlatıldı.
Kapı sertçe üzerine kapandı ve kilitlendi.
Araba büyük bir hızla, motor gürültüsüyle karanlık sokaklara doğru ilerlerken, Deniz dikiz aynasından kendisine bakan Teoman’ın buz gibi gözleriyle karşılaştı.
Dişlerini sıktı, tırnaklarını avuç içlerine batırdı.
Öfkesi gözlerini yakıyordu ama pes etmeyecekti.
Bu adamlar onun kim olduğunu, ne kadar ileri gidebileceğini henüz bilmiyordu.
Bu bir teslimiyet değil, büyük bir savaşın ilk adımıydı.
İyi akşamlarr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın öpüldünüz 🤍 🎀
