24. bölüm · TEODEN MAFYA

23. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN GÖLGELER VE AŞKIN BÜYÜK YEMİNİ

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Tanıtım 2 1. BÖLÜM: ZİNCİR VE GECE 3 2. BÖLÜM: BÜYÜK KAFES VE GECE YARISI FISILTILARI 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK AŞINMA VE İLK KIVILCIM 5 4. BÖLÜM: AÇLIK VE BÜYÜK DİRENİŞ 6 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIŞKIRTMA VE KONTROL KAYBI 7 6. BÖLÜM: GECE YARISI FİRAR VE KANLI PATİKA 8 7. BÖLÜM: İKİNCİ YANGIN VE GÜMÜŞ KIVILCIM 9 8. BÖLÜM: BAZI TEHLİKELİ OYUNLAR VE GECE SIKILAN KURŞUNLAR 10 9. BÖLÜM: ZEHİRLİ MASALAR VE SIKIŞAN TETİKLER 11 10. BÖLÜM: YARA İZLERİ VE GECE DÜŞEN MASKELER 12 11. BÖLÜM: ZİNCİRLEME İHANET VE DİK DURUŞLAR 13 12. BÖLÜM: BÜYÜK BASKIN ÖNCESİ SESSİZLİK 14 13. BÖLÜM: ATEŞ ÇEMBERİ VE İLK ÇATLAKLAR 15 14. BÖLÜM: BEYAZ REVİR, SIĞINAK VE SİYAH TUTKU 16 15. BÖLÜM: KANLI YEMİN VE FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 17 16. BÖLÜM: KANLI LİMAN, KIVILCIM ALANI OLAN DUVARLAR VE İNTİKAM 18 17. BÖLÜM: YENİ BİR SABAH VE KRALİÇELERİN KURAL DEFTERİ 19 18. BÖLÜM: ATEŞLE OYNAMAK VE SOKAKLARIN HAKİMİ 20 19. BÖLÜM: MAVİ SULAR, GECEYİ AYDINLATAN GİZEM VE YENİ BİR DEVRİM 21 20. BÖLÜM: GÖLGELERİN İÇİNDE YANAN ATEŞ 22 21. BÖLÜM: KRALİÇELERİN İHTİLALİ VE GÖLGEDEKİ MÜHÜR 23 22. BÖLÜM: YIRTICI KUŞUN ŞARLATANI VE ŞOK EDİCİ GERÇEK 24 23. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN GÖLGELER VE AŞKIN BÜYÜK YEMİNİ 25 24. BÖLÜM: KIZIL KIYAMET VE KISKANÇLIK FIRTINASI 26 25. BÖLÜM: YARALARIN ARDINDAKİ GERÇEK 27 26. BÖLÜM: ATEŞLE OYNANAN DÜĞÜM 28 27. BÖLÜM: YILDIZLARIN ALTINDAKİ SÖZ VE KARADAĞLI MÜHRÜ 29 28. BÖLÜM: KAN VE ZÜMRÜT 30 29. BÖLÜM: BEYAZ TÜLLER VE TEHLİKELİ ARZULAR 31 30. BÖLÜM: GECEYE DÜŞEN KIVILCIMLAR VE TUTKULU KAÇAMAKLAR +18 32 31. BÖLÜM: BEYAZ KUĞUNUN KANLI GÖLGESİ VE MÜHÜRLENEN ZAFER 33 32. BÖLÜM: KANLI SIZINTI VE KALE İÇİNDEKİ GÖLGE 34 33. BÖLÜM: BÜYÜK KISKAÇ VE GECE GELEN FIRTINA 35 34. BÖLÜM: BÜYÜK ŞAH-MAT 36 35. BÖLÜM: EFSANENİN DOĞUŞU VE SIKILAMAYAN MÜHÜR (DEV FİNAL

23. BÖLÜM:
Akkaya Malikanesi’nin devasa ana salonunda saatler gece yarısı üçü gösterirken, havadaki barut ve gerilim kokusu hâlâ dağılmamıştı.
Masanın üzerindeki yüksek teknolojili bilgisayarların başında duran Asena, kulağındaki kulaklığı tek parmağıyla geriye itti.
Siyah deri ceketinin önü açık, gözlerinde o kimseden korkmayan, zeki ve muzip ışık alev alev yanıyordu. Bacak bacak üstüne atmış, elindeki kahve kupasını çevirirken salonda volta atan ekibi tek tek süzdü.
"Siz iki saat önce Doğu Limanı’ndaki depoyu patlatırken beni dinleseydiniz, Hikmet’in kaçış rotasını çoktan kesmiştik," dedi Asena, bakışlarını ekrandaki şifreli veri akışından ayırmadan.
"Ama yok, Teoman Akkaya klasiği... Önce silahlar konuşsun, sonra Asena gelip arkamızı toplasın! Gerçekten bu evde beyin takımı olmaktan yoruldum çocuklar."
Teoman, omzundaki taze sargıya aldırış etmeden salonun ortasında durdu.
Kardeşine sert, uyarıcı bir bakış fırlattı ama Asena’nın zekasına ve bu evdeki sarsılmaz yerine olan güveni gözlerinden okunuyordu.
"Laf yetiştirmeyi bırak da Asena," dedi Teoman, sesi oda kadar karanlık ve derindi. "Sinyali nereden aldığını söyle. Hikmet ve o teyze denilen kadın Nermin nereye kaçıyor?"
Asena kahvesinden bir yudum alıp gözlerini abartılı bir şekilde devirdi.
"Birincisi abicim, bana emretmeyi kes. İkincisi, sinyal Boğaz’ın en tenha, terk edilmiş eski konteyner limanından geliyor. Hikmet yalnız değil. Karadağlılar’ın öz teyzesi olan Nermin, yanına aldığı gizli evraklar ve elindeki nakit parayla birlikte yarın sabah özel bir yatla Yunan karasularına geçmeyi planlıyor. Güvenlik ağını öyle bir örmüşler ki, sıradan bir ekip oraya yaklaşsa dakikasında kevgire döner."
Salondaki herkes bir anda sessizleşti. Deniz, üzerindeki siyah croplu deri ceketin ceplerine ellerini sokmuş, Asena’nın masasına doğru ağır adımlarla ilerlemişti.
Gözlerindeki o kırgınlık ve hüzün, Asena’nın kurduğu her bir cümlede yerini katıksız bir nefrete ve intikam hırsına bırakıyordu.
Bileğindeki yakut taşlı deniz yıldızı bilekliği, salondaki spot ışıklarının altında adeta kan renginde parıldıyordu.
"Nermin..." dedi Deniz. Sesi titriyordu ama bu korkudan değil, yıllardır içindeki biriken o hırçın öfkedendi.
"Bize senelerce 'sizi koruyorum, babanızın mirasını saklıyorum' diyen, sonra bizi yetimhane odalarında terk edip ortadan kaybolan o kadın... Bizi öldü bilip servetimizin üstüne konmak için Hikmet’le iş birliği yapmış!"
Leyla da hemen Deniz’in yanında bitti. Omzunu açıkta bırakan o siyah tişörtünü düzeltip Asena’nın masasına eğildi.
Sıkı topladığı atkuyruğu saçları ve bileğindeki siyah koruyucu bandajıyla tam bir savaşçı gibi duruyordu.
"Asena," dedi Leyla, sesi salonda buz gibi yankılanarak. "Bu kadının tam koordinatlarını ver bana. O yatı o limana gömeceğim!"
Aras hemen Leyla’nın arkasında bitti. Leyla’nın omzundan tutup kızı sertçe geriye çekti.
"Hop, orda dur bakalım yırtıcı kuş! Ne demek 'gömeceğim'? Sen tek başına mı gidiyorsun sanıyorsun o cehenneme?"
Leyla, Aras’ın elini hırsla itti. Yüzünü Aras’a dönüp çenesini kaldırdı.
"Bana bak şarlatan! Yine başlama! Bu bizim ailemizin hesabı dedim sana! O kadın benim ve Deniz’in çocukluğunu çaldı, geleceğimizi çaldı! Sen ne anlarsın?!"
Aras bir an bile tereddüt etmedi. Leyla’nın önüne geçip iki elini de kızın yanaklarına koydu.
Yüzlerini o kadar yakınlaştırdı ki ikisinin de kesik kesik alıp verdiği nefesler birbirine karıştı.
Aras’ın gözlerindeki o her zamanki gırgır, şakacı adam tamamen yok olmuş; yerini Leyla için dünyayı yakmaya hazır, gözü dönmüş bir adama bırakmıştı.
"Ulan yırtıcı kuş..." dedi Aras, sesi kısılarak ama her kelimesi alev alev yanarak. "Sen benim kalbimi o limanda çaldın diyorum, sen hâlâ 'benim hesabım' diyorsun! Senin hesabın benim hesabımdır! Sen o limana adım atacaksan, ben önündeki bütün kurşunlara göğsümü siper ederim! Beni kıskançlıktan, koruma hırsından çıldırtma, anladın mı?!"
Leyla’nın gözleri irileşti. Aras’ın yanaklarındaki ellerinin sıcaklığı ve bu içten, tutku dolu çıkışı kızın bütün hırçınlığını bir anlığına dondurdu.
Yutkundu, bakışlarını Aras’ın dudaklarına düşürdü. Kalbinin güm güm çarpması salonda bile duyulacak raddeye gelmişti. "Sen... Sen gerçekten ıslah olmaz bir adamsın Aras..."
"Senin adamınım," dedi Aras fısıltıyla, kızın yüzünü bırakmadan. "O yüzden tek başına hiçbir yere gitmiyorsun. Ben neredeysem, sen oradasın."
Asena ekrandan başını kaldırıp ikisine baktı, kulaklığını tek kulağından çıkarıp kıkırdadı.
"Öf, romantizm komasına girdim yine! Aras, kızı ikna etmek için her defasında böyle baştan çıkarıcı konuşmalar yapacaksan ben kulaklığı tamamen takıyorum haberin olsun! Ayrıca Leyla, bu şarlatana fazla yüz verme, hemen tepene çıkar!"
"Asena! İşine bak kızım sen!" diye bağırdı Aras, yüzü hafifçe kızararak.
Deniz bile bu durum karşısında hafifçe gülümsedi ama gözleri Teoman’a kaydı. Teoman da gözlerini bir an olsun Deniz’den ayırmıyordu.
Dev adımlarla Deniz’in yanına yaklaştı. Elini uzatıp Deniz’in narin ama kenetlenmiş elini sımsıkı tuttu. Parfümünün o keskin, odunsu kokusu Deniz’i sarmaladı.
"Bu gece o limana birlikte giriyoruz Deniz," dedi Teoman. Sesi bir yemin kadar ağırlıklıydı. "Geçmişin hesabını kapatmak için, Karadağlılar’ın gerçek varisleri olarak o kadının ve Hikmet’in karşısına çıkacaksınız. Ben ve Aras da önünüzde dağ gibi duracağız."
Deniz Teoman’ın gözlerindeki o katıksız, devasa koruma duygusuna baktı. "O kadın benim ailemin, çocukluğumun katili Akkaya. Sakin olmamı bekleme. Ama senin yanımda olduğunu bilmek... Bana güç veriyor."
Teoman eğilip Deniz’in alnına dudaklarını bastırdı. "O zaman gidip bu hesabı kapatıyoruz."
Asena klavyede son tuşlara basıp sistemleri senkronize etti.
"Pekala şampiyonlar," dedi Asena, bilgisayarı kapatıp ayağa kalkarak. Deri ceketinin omuzlarını düzeltti, kulaklığını boynuna yerleştirdi.
"Gece saat üçte limanda büyük bir sevkiyat var. Plan hazır, silahlar hazır, ben de güvenlik kameralarını hackleyip kör noktaları oluşturuyorum. Bu gece Karadağlılar’ın ve Akkayalar’ın üzerindeki o kirli gölgeyi sonsuza kadar kaldırıyoruz!"
Gece saat üçü gösterdiğinde Boğaz’ın en tenha, terk edilmiş konteyner limanını yoğun bir sis ve ince bir yağmur kaplamıştı.
Paslı dev konteynerlerin arasında çakıl taşlarına çarpan dalga seslerinden ve rüzgarın uğultusundan başka hiçbir şey duyulmuyordu.
Limanın en uç noktasında, karanlığın içine gizlenmiş orta boy siyah bir yat duruyordu. Yatın etrafında elleri silahlı, maskeli adamlar devriye geziyor; tahta sandıkları ve gizli evrak çantalarını güverteye yüklüyorlardı.
Yatın üst katındaki camlı bölmede ise yıllardır öldü bilinen, Karadağlılar’ın gizli haini Nermin duruyordu.
Yanında ise yüzü duman patlamasından dolayı bandajlı, gözlerinde nefret kusan Hikmet Akkaya vardı.
Limanı gören yüksek bir konteynerin arkasında konuşlanmış siyah zırhlı araçta ise ekip son detayları gözden geçiriyordu.
Asena, kucağındaki dizüstü bilgisayarın ekranından limandaki tüm güvenlik kameralarının görüntüsünü karartmıştı. Kulağındaki siyah kulaklıktan rahat bir tavırla konuştu:
"Güvenlik kameraları devre dışı, devriye sinyalleri kesildi. Limandaki 12 adamın 8’i yatın etrafında, 4’ü konteyner aralarında. Yani tam bir çocuk oyuncağı. Yalnız abicim, o omzundaki dikişleri patlatırsan bu sefer seni ben dikmem, haberin olsun. Dikiş tutmazsın sonra."
Teoman belindeki siyah özel yapım silahın şarjörünü takıp Asena’ya baktı. "Seni araçta bırakıyorum Asena. Bir aksilik olursa sistemleri tamamen çökertip polise anonim ihbar geçeceksin. Buradan ayrılmak yok."
"Bana emretme dedimdi ama neyse, bu seferlik planıma uyduğu için kabul ediyorum," dedi Asena havalı bir hareketle kulaklığını düzelterek.
Aras, belindeki çift silahı kontrol ettikten sonra yanındaki Leyla’ya döndü.
Leyla, üzerine oturan siyah deri ceketini giymiş, beline taktığı özel kınlı bıçağıyla patlamaya hazır bir bomba gibi duruyordu. Aras elini uzatıp Leyla’nın belinden tuttu ve kızı kendine doğru çekti.
"Yırtıcı kuş... Son kez söylüyorum, çatışma başladığında arkamda kalacaksın. Benim gözüm sende kalırsa hedef olursun," dedi Aras, sesi kıskançlık ve kaygıyla kısılarak.
Leyla Aras’ın gözlerinin içine meydan okurcasına baktı. "Ben senin arkanda kalmam şarlatan! Ya yan yana yürürüz ya da ben önden giderim, anladın mı? Beni küçümsemeyi kes artık!"
Aras iç çekerek Leyla’nın yanağına hırsla, tutku dolu bir öpücük kondurdu. "Senin bu dik kafalılığın bir gün beni kalpten götürecek... Ama ben de en çok bu yılmaz, yırtıcı haline aşığım."
Leyla’nın yanakları alev aldı ama duruşunu bozmadı. "Aşkını çatışmadan sonra gösterirsin şarlatan."
Öte yandan Teoman ve Deniz araçtan ilk inenler oldu. Yağmur damlaları ikisinin de üzerine süzülürken, Teoman Deniz’in elini bir an bile bırakmıyordu.
"Hazır mısın dik başlı kız?" diye sordu Teoman.
"Seninle her şeye hazırım Akkaya," dedi Deniz.
BAM! BAM! BAM!
İlk silah sesleri sisin içinden yükseldiğinde liman bir anda cehenneme döndü!
Teoman ve Aras, konteynerlerin arasından gölge gibi süzülerek ilk 4 nöbetçiyi saniyeler içinde etkisiz hale getirdiler. Teoman omzundaki ağrıya aldırış etmeden silahını ateşliyor, profesyonel hamlelerle ilerliyordu.
Leyla, bir konteynerin arkasından aniden fırlayan siyah giyimli bir saldırganı fark etti. Hiç tereddüt etmeden adamın üzerine atladı! Elindeki taktiksel bıçağın sapıyla adamın çenesine sert bir darbe indirdi. Adam neye uğradığını şaşırıp yere kapaklanırken, karanlığın içinden çıkan ikinci bir saldırgan silahını doğrudan Leyla’nın sırtına doğrulttu!
"Leyla! Dikkat et!" diye bağırdı Aras.
Aras kendi canını zerre kadar düşünmedi! Kendi bedenini bir kalkan gibi siper ederek doğrudan herifin üzerine fırladı! BAM!
Kurşun Aras’ın omzunun hemen kenarından sıyırıp konteynere saplanırken Aras ve adam birlikte çamurlu yere yuvarlandılar.
Aras adama üst üste sert yumruklar indirip silahı elinden fırlattı, ardından adamı tek bir hamleyle bayılttı.
Aras nefes nefese, çamur ve yağmur içinde yerden kalktı. Yüzünde ufak bir çizik oluşmuş, kan sızıyordu.
Leyla’nın o an sanki kalbi durdu. Dünyadaki tüm sesler kesildi. Aras’ın onun için gözünü bile kırpmadan kurşunun önüne atlaması, içindeki bütün duvarları tuzla buz etmişti.
Leyla öne atılıp Aras’ın deri ceketinin yakalarından hırsla tuttu.
"Sana kendimi koruyabilirim demiştim şarlatan!" diye bağırdı Leyla, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Niye atlıyorsun önüne?! Ya sana bir şey olsaydı?!"
Aras Leyla’nın yüzünü ıslak ellerinin arasına aldı. Yüzündeki acıya rağmen dudaklarında o meşhur, gururlu gülümsemesi belirdi.
"Sana gelen kurşun bana gelsin yırtıcı kuş... Benim canım seninkinin yanında çöp. Seni korumak benim bu dünyadaki tek görevim."
Leyla’nın gözyaşları yağmur sularına karıştı. Parmak uçlarında yükselip Aras’ın dudaklarına tutkulu, derin ve sarsıcı bir öpücük kondurdu. "Bir daha sakın kendini benim için tehlikeye atma... Seni kaybetmeyi göze alamam Aras."
Aras bu öpücükle adeta sarhoş oldu. Leyla’nın belini daha sıkı sardı. "Ulan... Şehir yansa umrumda değil artık! Sen benimsin ya, gerisi teferruat!"
Öte yandan Teoman ve Deniz, yatın iskelesine ulaşmışlardı.
Çatışmanın seslerini duyan Hikmet Akkaya ve Nermin, kaçamayacaklarını anlayınca yatın üst güvertesinde belirdiler.
Nermin’in elinde siyah bir klasör, Hikmet’in elinde ise kurulmuş bir otomatik silah vardı.
"Durun orda!" diye bağırdı Hikmet, Teoman’a silah doğrultarak. Yüzündeki bandajlar ıslanmıştı. "Bir adım daha atarsanız bu kadını da kendimi de vururum, o belgeler de denizin dibini boylar! Karadağlılar’ın mirasını rüyanızda görürsünüz!"
Deniz, Teoman’ın elini bırakıp merdivenleri ağır ağır tırmandı. Gözlerindeki nefret ve asalet o kadar büyüktü ki, Nermin adamın arkasına saklanmak istedi.
"Teyze..." dedi Deniz. Sesi yağmurun sesini bastıracak kadar keskin ve soğuktu. "Bize senelerce 'sizi koruyorum' dedin. Bizi o soğuk yetimhane odalarında bıraktın. Ailemizin servetini bu herifle paylaşmak, bizi yok etmek için mi yaptın bütün bunları?!"
Nermin sinirle ve korkuyla güldü. "Siz küçüktünüz Deniz! O serveti yönetemezdiniz! Babanız her şeyi size bırakarak hata yaptı! Ben hakkım olanı aldım!"
"Babam hata yapmadı!" diye gürledi Deniz. "Hayırsız ve yılan bir kardeşe sahip olarak tek hatasını yaptı! Ama o hata bu gece bitiyor!"
Teoman o sırada gözünü bile kırpmadan, ağır adımlarla Hikmet’e doğru ilerledi. "Hikmet... Yolun sonu geldi. Bu kızların hakkını yiyemeyeceksin."
Hikmet tetiğe basmak üzereyken, kulaklıktan Asena’nın havalı sesi yükseldi:
3... 2... 1... Şimdi şampiyonlar!
Asena, aracın içinden yatın tüm yüksek voltajlı projektörlerini ve elektrik panelini aşırı yüklemeyle patlattı! PAT! BUM! BUM!
Yatın üzeri bir anda kör edici bir ışık ve kıvılcım yağmuruyla kaplandı. Teoman bu saliselik fırsatı kaçırmadı; Hikmet’in üzerine fırladı! Silahı herifin elinden vurup düşürdü, sert bir diz darbesiyle Hikmet’i yere serip kelepçeyi sırtında patlattı!
Deniz ise kaçmaya çalışan Nermin’in yolunu kesti. Nermin’in elindeki siyah klasörü hırsla çekip aldı. Nermin yere düşerken, Deniz kadına Karadağlı ailesinin gerçek varisi olarak tepeden baktı.
"Karadağlılar’ın adı artık senin gibi hainlerle değil... Benimle ve Leyla ile anılacak," dedi Deniz.
Liman baskını sona ermiş, polislere ve Asena’nın anonim ihbarına teslim edilen Hikmet ve Nermin kelepçelenerek götürülmüştü. Karadağlılar’ın tüm mal varlığı, gizli belgeleri ve hakları artık tamamen Deniz ve Leyla’nın ellerindeydi.
Yağmur hafiflemiş, yerini tatlı bir rüzgara bırakmıştı. Limanın kenarında, dalgaların çakıllara vurduğu noktada Teoman ve Deniz duruyordu.
Teoman, üzerindeki ıslak deri ceketi çıkarıp Deniz’in omuzlarına örttü. Deniz’i belinden sımsıkı sarıp kendi geniş göğsüne çekti.
"Bitti..." dedi Teoman fısıltıyla. "Geçmişin karanlık gölgeleri bitti dik başlı kız. Artık özgürsün."
Deniz başını Teoman’ın ıslak göğsüne yasladı. Teoman’ın kalbinin o güçlü ritmini dinledi. "Biz bitti demeden bitmez Akkaya... Ama evet, ilk defa gerçekten nefes aldığımı hissediyorum. Ve bunu seninle, senin aşkınla başardım."
Teoman Deniz’in çenesini hafifçe kaldırıp gözlerinin içine baktı. Yağmur damlaları yüzlerinden süzülürken eğilip Deniz’i tutkuyla, derin ve kopmaz bir aşkla öptü.
Aras ve Leyla da az ileride, bir konteynerin kenarına yaslanmış birbirlerine sımsıkı sarılıyorlardı. Aras Leyla’nın saçlarını öpüyor, Leyla ise başını Aras’ın omzuna koymuş huzurla gülümsüyordu.
Asena ise arabanın içinden onları izleyip kulaklığından mırıldandı: "Öf... Bütün teknik işi ben yapayım, aksiyonun göbeğinde ben olayım, romantizmi yine bunlar yaşasın! Ama hakkını vereyim, harika bir takımdık."
İyi akşamlarrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz