20. bölüm · TEODEN MAFYA
19. BÖLÜM: MAVİ SULAR, GECEYİ AYDINLATAN GİZEM VE YENİ BİR DEVRİM
19. BÖLÜM:
Şehirdeki o olaylı, bol atışmalı ve kıskançlık krizleriyle dolu günün ardından hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.
Gökyüzü mor ve kızıl tonlarına bürünürken, Teoman’ın sürdüğü siyah SUV araç malikane yoluna değil, doğrudan Boğaz kıyısındaki özel bir marinaya doğru süzüldü.
Deniz, yanında oturan Teoman’a dik dik baktı. Hilfiger siperlik şapkasını kucağına almış, rüzgarda dağılan saçlarını geriye atmıştı.
"Akkaya, malikane yolu burası değil," dedi Deniz, sesine o tanıdık şüpheci ve hırçın tonu yükleyerek. "Yine ne peşindesiniz siz?"
Teoman direksiyonu tek eliyle tutarken hafifçe gülümsedi.
Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı.
Omzundaki yara hâlâ sızlıyordu ama Deniz’in yanında duruşundan tek bir taviz bile vermiyordu.
"Soru sormayı ne zaman bırakacaksın dik başlı kız?" dedi Teoman, gözlerini yoldan ayırmadan. "Sadece bekle ve gör."
Arka koltukta Aras’ın yanına kurulmuş olan Leyla da öne doğru eğildi.
"Bak şarlatan, bizi yine bir yere kapatmaya çalışıyorsanız bu sefer o arabayı üzerinize sürerim, haberiniz olsun!"
Aras arkaya yaslanıp kolunu Leyla’nın koltuğunun arkasına attı. Yüzündeki o kışkırtıcı tebessüm her zamanki gibi yerindeydi.
"Merak etme yırtıcı kuş. Bu gece sizi kapatmaya değil, dünyayı ayaklarınızın altına sermeye gidiyoruz."
Araçlar özel marinada durduğunda, kızların karşısına çıkan manzara adeta gözlerini kamaştırdı.
Işıl ışıl aydınlatılmış iskelenin sonunda, Boğaz’ın karanlık sularında süzülen devasa, üç katlı, ultra lüks bir yat duruyordu.
Yatın üzerinde bembeyaz ışıklar yanıyor, güvertede hafif bir caz müziği yankılanıyordu. Yatın gövdesinde altın harflerle tek bir isim yazılıydı: DENİZ.
Deniz arabadan indiğinde adımları bir anlığına donakaldı. Bakışları yatın üzerindeki kendi ismine kaydı. Kalbi göğüs kafesinde delice çarpmaya başladı.
Teoman arabadan inip Deniz’in arkasında durdu. Eğilip sıcak nefesini kızın kulağına hissettirdi. "Sana bu şehirde bir kraliçe olduğunu hatırlatacağımı söylemiştim. Bu gece sadece ikimiz ve arkadaşlarımız var."
Deniz hızla toparlandı, arkasını dönüp Teoman’a baktı. Yanaklarının kızarmasını engellemek için çenesini yukarı kaldırdı. "Beni böyle şatafatlı şeylerle kandırabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun Akkaya! Yatın üstüne adımı yazman hiçbir şeyi değiştirmez."
"Hiçbir şeyi değiştirmesini istemiyorum zaten," dedi Teoman, gözlerindeki derin aşkla. "Sadece bu gece o hırçınlığını bir kenara bırakıp gülümsemeni istiyorum. Bu da mı yasak?"
Deniz yutkunamadı. Teoman’ın bu gardını düşüren, tamamen samimi hali kızın içindeki bütün sertliği eritiyordu. Yine de renk vermemek için başını salladı. "Bakarız Akkaya, performansına bağlı."
Yata geçtiklerinde ortam tam anlamıyla bir peri masalını andırıyordu. Özel aşçıların hazırladığı mükemmel bir akşam yemeği sofrası kurulmuş, mumlar yakılmıştı. Boğaz’ın serin rüzgarı kızların saçlarını dalgalandırıyordu.
Leyla, yatın üst güvertesindeki korkuluklara dayanmış, İstanbul’un ışıklarını izliyordu. Siyah kombini ve omzundan düşen tişörtüyle Boğaz’ın karanlığında bir elmas gibi parlıyordu.
Aras elinde iki kadeh şampanyayla Leyla’nın yanına yanaştı. Kadehin birini ona uzattı.
"Ne o yırtıcı kuş? Şehrin ışıkları bile senin kadar parlak değil diye mi düşünüyorsun?" dedi Aras, sesi ilk defa bu kadar yumuşak çıkarak.
Leyla kadehi aldı ama Aras’a bakmadı. "Çok ukalalık yapıyorsun şarlatan. Ama... Yat fena değilmiş. Hakkını vereyim."
Aras Leyla’nın hemen yanında, korkuluklara yaslandı. Yüzünü kıza çevirdi. "Yat fena değil ama sen muazzamsın Leyla.
Dün gece beni korumak için o şamdanı adamın kafasına geçirdiğin an... Ben orada bittim biliyor musun? Hayatımda ilk defa bir kadının benim için canını ortaya koyduğunu gördüm."
Leyla’nın elindeki kadeh hafifçe titredi. Bakışlarını Aras’a çevirdi. "Seni korumak için değildi... Zaten söyledim sana..."
"Bana yalan söyleme," dedi Aras. Uzanıp Leyla’nın çenesini tuttu. Parmaklarının sıcaklığı kızın tenini yaktı. "Bana istediğin kadar kız, bağır, şarlatan de... Ama benden kaçamayacaksın Leyla. Çünkü ben senin o yırtıcı ruhuna ölesiye aşık oldum."
Leyla’nın nefesi kesildi. Aras’ın gözlerindeki o saf ciddiyet ve aşk, kızın günlerdir ördüğü bütün duvarları un ufak etti.
Leyla kadehi kenara bıraktı, Aras’ın tişörtünün yakasından tutup onu kendine çekti ve dudaklarını adamın dudaklarına bastırdı!
Aras bir anlık şaşkınlığın ardından kolları doladı kızın beline. Boğaz’ın ortasında, ışıkların altında iki hırçın ruh birbirine kenetlendi.
Yatın ön tarafındaki dinlenme alanında ise Deniz ve Teoman yalnız kalmışlardı.
Deniz, elindeki kadehi tutarken denizin karanlık sularını izliyordu. Teoman arkasından yaklaştı, yavaşça kollarını Deniz’in beline doladı.
Göğsünü kızın sırtına bastırdı.
Deniz bu kez geri çekilmedi; başını Teoman’ın geniş ve güven veren göğsüne yasladı.
"Akkaya..." dedi Deniz fısıltıyla. "Her şey gerçekten bitti mi? Karadağlılar, o tehlikeler, vurulmalar..."
"Bitti güzelim," dedi Teoman. Çenesini Deniz’in omzuna koydu. "Bundan sonra sadece sen ve ben varız. Senin kuralların, senin isteklerin..."
Teoman cebinden kadife bir kutu çıkardı. Kutuyu Deniz’in önüne doğru uzatıp kapağını açtı.
Kutunun içinde, yakut taşlarla işlenmiş, ortasında devasa bir deniz yıldızı figürü olan muazzam bir kordonlu bileklik duruyordu.
Deniz şaşkınlıkla kutuya baktı. "Teoman... Bu ne?"
"Sana aldım," dedi Teoman. Bilekliği kutudan çıkarıp Deniz’in narin bileğine nazikçe taktı. Y
akutun kırmızı ışıltısı, Deniz’in giydiği kırmızı bikini detaylarıyla mükemmel bir uyum sağladı.
"Sen benim fırtınalı denizimsin. Bu da senin o fırtınandaki tek sabit noktan olsun."
Deniz bileğindeki mücevhere baktı, ardından arkasını dönüp Teoman’ın gözlerinin içine baktı. Gözyaşları gözpınarlarında birikti ama bu kez mutluluktandı.
"Sen gerçekten ıslah olmaz bir adamsın Teoman Akkaya," dedi Deniz, gülümseyerek.
"Senin adamınım," dedi Teoman. Eğilip Deniz’in dudaklarına tutkulu, sahiplenici ve derin bir öpücük kondurdu.
Deniz ellerini Teoman’ın ensesine doladı. O gecenin karanlığı, iki aşığın yakıcı tutkusuyla aydınlandı.
Ancak tam her şey mükemmel giderken, yatın kaptan köşkü tarafından aniden acı bir siren sesi yükseldi!
BİP! BİP! BİP!
Yatın bütün ışıkları bir anlığına yanıp söndü. Müzik kesildi.
Teoman ve Deniz anında ayrıldılar. Aras ve Leyla da yukarıdan koşarak aşağı indiler.
Teoman’ın gözlerindeki o yumuşak ifade bir salisede silindi, yerini eski tehlikeli mafya liderine bıraktı. Silahını belinden çıkardı.
Poyraz koşarak yanlarına geldi. Yüzü sapsarıydı.
"Abi!" dedi Poyraz nefes nefese. "Kaptan köşkünün sistemleri hacklendi! Telsizden bir mesaj geldi!"
Teoman çenesini sıktı. "Ne mesajı Poyraz?! Karadağlılar bitti dedik!"
Poyraz elindeki tableti Teoman’a uzattı. Tabletin ekranında kan kırmızı harflerle yazılmış tek bir cümle duruyordu:
"Karadağlılar sadece piyondu Teoman Akkaya. Asıl oyun şimdi başlıyor. Kızları koruyabileceğini mi sanıyorsun? - GÖLGE"
Deniz ve Leyla birbirlerine baktılar. Deniz’in bileğindeki yakut taşlı bileklik ışıkta parıldarken, Boğaz’ın ortasındaki yat birden karanlığa gömüldü.
Teoman Deniz’i kolunun altına alıp arkasına çekti. Aras da Leyla’nın önüne siper oldu.
Karanlığın ortasında yepyeni, çok daha tehlikeli ve gizemli bir düşmanın ayak sesleri duyuluyordu. Karadağlılar belası bitmişti ama asıl büyük fırtına kapıdaydı!
İyi gecelerrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
