9. bölüm · TEODEN MAFYA
8. BÖLÜM: BAZI TEHLİKELİ OYUNLAR VE GECE SIKILAN KURŞUNLAR
8. BÖLÜM:
Akkaya Malikanesi’nin geniş, kasvetli ve loş koridorlarında zaman sanki ağırlaşmış, havadaki gerilim her geçen dakika daha da katlanarak dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştı.
Salonda yaşanan o büyük kargaşanın, devrilen sehpa ve havada uçuşan çelik sopaların ardından Teoman’ın kesin emriyle Leyla, malikanenin doğu kanadındaki misafir odalarından birine götürülmüştü.
Daha doğrusu; elindeki çelik sopayı kıvrak bir hareketle teslim ettiren, gülüşünde son derece tehlikeli ve bir o kadar da baştan çıkarıcı bir çekim barındıran Aras tarafından bizzat o odaya kilitlenmişti.
İkinci kattaki devasa, ahşap mobilyalarla döşenmiş odanın içinde fırtına gibi bir sağa bir sola yürüyen Leyla, öfkeden deliye dönmek üzereydi.
Siyah deri ceketini hırsla berjerin üzerine fırlattı.
Ceketin üzerindeki metal fermuarlar ahşap koltuğa çarparak tiz bir ses çıkardı.
Gözleri odadaki yüksek pencereleri, kilitli kapıyı, tavan kornişlerini ve potansiyel kaçış noktalarını bir bir tarıyordu.
"Şarlatan..." diye fısıldadı Leyla, dişlerinin arasından nefes alıp verirken. "Kendini ne sanıyor o ukala? Beni bu odaya kapatabileceğini, burada kuzu kuzu oturacağımı mı sanıyor?!"
Leyla pencereye doğru ilerleyip kalın perdeyi kenara çekti.
Aşağıda, malikanenin devasa bahçesinde devriye gezen en az sekiz tane silahlı koruma vardı.
Bahçe aydınlatmalarının sarı ışığı altında korumaların gölgeleri uzuyordu. Buradan atlamak tam anlamıyla intihar olurdu. Leyla öfkeyle perdeyi yerine bıraktı.
Tam o sırada kapının kilit mekanizması mekanik bir tıkırtıyla döndü.
Kapı yavaşça açıldığında içeri giren kişi, elinde içinde buzlu viski bardağı ve dudaklarında muzip bir tebessümle Aras’tan başkası değildi.
Üzerindeki siyah gömleğin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı, esmer kollarındaki damarlar belirgindi.
Yüzündeki o kendinden emin, son derece rahat tavır Leyla’nın zaten tepesinde olan sinir katsayısını anında zirveye çıkardı.
"Naber vahşi kedi?" dedi Aras, ağır adımlarla içeri girip kapıyı arkasından rahat bir tavırla kapatarak.
Sırtını ahşap kapı kanadına yasladı. Bardağındaki buzu hafifçe salladığında kristal camdan hoş bir tınlama sesi yükseldi.
"Odandaki konforu beğendin mi? Bir eksiğin varsa söyle, şahsi koruman ve ev sahibin olarak bizzat ilgileneyim."
Leyla, Aras’ın bu umursamaz ve alaycı hali karşısında gözlerini tehlikeli bir şekilde kıstı.
Aralarındaki mesafeyi iki büyük ve kararlı adımla kapatıp doğrudan Aras’ın dibine kadar girdi.
Aras, aralarındaki boy farkına rağmen milim geri çekilmedi; aksine, kızın gözlerindeki o hırçın, asla pes etmeyen ateşi bu kadar yakından izlemekten gizli bir keyif alıyordu.
"Beni iyi dinle şarlatan!" dedi Leyla, işaret parmağını Aras’ın sert göğsüne sertçe bastırarak.
"Benim adım Leyla. Sizin o mafyacılık oynadığınız karanlık dünyanız da, bu şato kılıklı kasvetli eviniz de umurumda değil! O kapıyı anahtarla açacaksın ve ben Deniz’i alıp buradan elimizi kolumuzu sallayarak gideceğim!"
Aras hafifçe kıkırdadı. Leyla’nın göğsüne bastırdığı narin ama bir o kadar da güçlü parmağını yavaşça kavradı.
Dokunuşu şaşırtıcı derecede sıcaktı ve bu temas Leyla’nın omurgasından aşağı hafif bir ürperti yayılmasına neden oldu.
"Birincisi," dedi Aras, sesini Leyla’nın kulağına doğru eğerek fısıltılı, boğuk bir tona düşürdü.
"Bana parmak sallamandan ve emir vermenden hiç hoşlanmam güzelim. İkincisi... Teoman o kızı bu evden çıkarmadığı sürece sen de tek bir adım bile dışarı atamazsın. Yani anlayacağın, bir süre benimle baş başasın ve bu durumdan keyif almaya baksan iyi edersin."
Leyla elini hırsla Aras’ın sıcak avucundan çekti.
"Sen gerçekten kaşınıyorsun!" dedi ve göz açıp kapayıncaya kadar hızlı bir hamleyle Aras’ın kaslı göğsünü iterek onu duvara yasladı.
Leyla, Aras’ın tam karşısında, nefes nefese, gözlerinde fırtınalar koparak durdu.
"Beni burada zorla tutabileceğini mi sanıyorsun? O güvenip durduğun yakışıklı suratını darmadağın eder, bu malikaneyi de senin ve Teoman’ın başına yıkarım!"
Aras duvara yaslanmış halde dururken yüzündeki o ukala tebessüm bir saniye için dondu.
Kalbi, bu dişli ve gözü kara kızın yakınlığı, teninden yayılan hafif lavanta kokusu ve gözlerindeki o korkusuz ifade karşısında garip, ritimsiz bir şekilde çarpmaya başladı.
Hayatında ilk defa bir kadın ona bu kadar yakınlaşmış, onu böylesine açıkça tehdit etmiş ve bunu yaparken Aras’ın aklını başından almıştı.
Aras, elindeki bardağı hemen yan taraftaki konsolun üzerine bıraktı.
Ani bir refleksle iki elini Leyla’nın beline koydu ve pozisyonları sadece bir saniyede tersine çevirdi.
Şimdi Leyla sırtı soğuk duvara yaslanmış durumdaydı, Aras ise onun üzerine devasa, heybetli gölgesiyle çökmüştü. İ
kisinin de sıcak nefesleri birbirine karışıyordu.
"Çok konuşuyorsun yırtıcı kuş," dedi Aras, sesi alaycılığını tamamen yitirip karanlık, tutkulu ve tehlikeli bir tona bürünerek.
"Beni tehdit etmek yerine enerjini başka şeylere sakla. Çünkü bu evde kaldığın sürece benim kurallarıma uymak zorundasın."
Leyla geri adım atmadı, başını hafifçe yukarı kaldırdı ve yüzünü Aras’a biraz daha yaklaştırdı.
"Senin kuralların benim umurumda bile değil Aras. Gücün yetiyorsa beni durdur da görelim!"
Aras’ın bakışları bir an için Leyla’nın pembe dudaklarına kaydı.
Odadaki hava adeta alev almış, oksijen tükenmiş gibiydi.
Leyla ise teslim olmak ya da geri çekilmek yerine sağ ayağındaki ağır postalının ucuyla Aras’ın ayağına sertçe bastı.
Aras acıyla hafifçe inleyip belindeki tutuşunu gevşetmek zorunda kaldığında, Leyla fırsattan istifade edip onu iki eliyle geriye doğru itti.
"Sana dokunma bana demedim mi ben!" diye bağırdı Leyla.
Yüzü öfkeden ve utançtan hafifçe kızarmıştı ama kalbinin ritmi de deli gibi hızlanmıştı.
Bu ukala adama karşı duyduğu yoğun nefrete rağmen, aralarında patlamaya hazır bir bomba gibi duran o garip çekim göz ardı edilecek gibi değildi.
Aras ayağındaki sızıyı umursamadan hafifçe güldü, elini çenesine götürüp kaşıdı.
"Sert kızsın... Bayağı sertsin. Bu huyun hoşuma gitti açıkçası. Ama unutma Leyla, bu odadan tek başına çıkışın yok. Kapıda iki tane kapı gibi koruma duruyor, bahçede de silahlı yirmi adam var. Şansını gereksiz yere zorlayıp kendini tehlikeye atma."
Leyla kollarını göğsünde birleştirdi, bakışlarıyla Aras’ı adeta delip geçti. "Göreceğiz Aras. O korumaları da seni de aşmasını bilirim ben."
...
Aynı anlarda, koridorun diğer ucundaki ana odada ise bambaşka ve çok daha yakıcı bir fırtına kopuyordu.
Teoman’ın alt kattaki çalışma odasından dönüp kendi devasa odasına girdiği an, gözleri yatağın kenarında oturmuş ona adeta bir düşman, bir katil gibi bakan Deniz’e kaydı.
Deniz, kolundaki serum iğnesini hırsla söktüğü için bileğinde hafif bir kan lekesi kurumuş halde duruyordu. Beyaz teninde o kırmızı kan damlası oldukça belirgindi.
Teoman kapıyı arkasından yavaşça kapattı ve kilit mekanizmasını döndürdü.
Ağır, kendinden son derece emin adımlarla Deniz’e doğru yürüdü. Üzerindeki siyah takım ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı.
Gömleğinin üst iki düğmesini açıp yakasını gevşetirken gözleri Deniz’in yüzündeki o bir türlü dinmeyen, hırçın öfkedeydi.
"Leyla’yı derhal buradan göndereceksin Teoman," dedi Deniz, yataktan fırlayıp onun karşısına dikilerek.
Sesi pürüzsüz ama katıksız bir kararlılık ve nefret taşıyordu. "Onun bu senin karanlık, kanlı pisliğine bulaşmasına asla izin vermeyeceğim. Beni burada tutuyorsun, esir ediyorsun... Tamam! Ama dostuma, tek bir teline bile dokunamazsın!"
Teoman, Deniz’in tam önünde durdu. Boy farkından dolayı başını hafifçe eğip elini Deniz’in narin çenesine uzattı.
Ama Deniz başını hızla geriye çekerek Teoman’ın dokunuşunu sertçe reddetti. Teoman’ın dudaklarında belirsiz, karanlık ve tehlikeli bir tebessüm belirdi.
"O kız bu malikanenin yüksek güvenlik duvarlarını yıkıp, korumalarıma saloptaj yaparak içeri daldı Deniz," dedi Teoman, sesi oda sıcaklığını sıfırın altına düşürecek kadar soğuk ama bir o kadar da yakıcı ve baskın çıkarak.
"Bu malikaneye girmek kolaydır ama buradan çıkmak sadece ve sadece benim iznimle olur. Dostun bu gece Aras’ın özel misafiri. Ve sen... Sen artık başkalarını düşünmeyi bırakıp sadece benimle ilgileneceksin."
Deniz Teoman’ın geniş göğsüne iki eliyle sert bir darbe indirdi.
"Ben senin oyuncağın değilim! Beni buraya kapattın, özgürlüğümü çaldın, gece o sağanak yağmurun altında bana o kuralcı, acımasız dünyanı kabul ettirmeye çalıştın! Ama anlamıyorsun değil mi Teoman? Ben sana asla ama asla boyun eğmeyeceğim! Beni burada zincirlesen bile ruhumu teslim alamayacaksın!"
Teoman, Deniz’in onu iten ellerini bileklerinden tek bir hamlede kavradı.
İki kolunu Deniz’in arkasında birleştirerek onu göğsüne doğru sertçe çekti.
Deniz’in narin göğsü Teoman’ın çelik gibi sert geniş göğsüne çarptı. Aralarındaki mesafe tamamen sıfırlandığında, gece fırtınanın altında yaşanan o tutkulu, yakıcı öpücüğün anısı ikisinin de zihninde bir şimşek gibi çaktı. İkisinin de nefesi kesilmişti.
"Bana boyun eğmeni istemiyorum Deniz," dedi Teoman, yüzünü Deniz’in yüzüne sadece birkaç milim kalacak kadar yaklaştırarak. Sesi boğuk, tutkulu ve son derece tehlikeliydi. "Ben senin o pes etmeyen, canı pahasına bana direnen hırçın ruhunu istiyorum. Ve yemin ederim ki o ruh tamamen bana ait olana kadar, kalbin benim için atana kadar buradan tek bir adım bile atamayacaksın."
Deniz, Teoman’ın koyu kahve gözlerindeki o karanlık sahiplenme, arzu ve tutku karşısında nefesinin tıkandığını hissetti.
Bedenindeki halsizlik ve sersemlik, Teoman’ın bu ezici aurası ve teninin sıcaklığı karşısında eriyip gidiyordu.
"Senden nefret ediyorum Teoman Akkaya..." diye fısıldadı Deniz, nefes nefese kalarak. Gözlerinden tek bir damla öfke yaşı süzüldü.
Teoman eğildi, dudaklarını Deniz’in kulağının hemen altına, boynundaki o hassas ve sıcak noktaya dokundurdu. Sıcak ve pürüzsüz nefesi Deniz’in tüm vücudunu tepeden tırnağa titretmeye yetti.
"Nefret et..." dedi Teoman fısıltıyla, dudakları tenine değerken. "Ama benden, bu hissettiklerimden kaçamayacağını da artık öğren."
Deniz titreyen elleriyle Teoman’ın siyah gömleğinin yakasını sıkıca tuttu.
Onu itmek, kendinden uzaklaştırmak istiyordu ama bedeni Teoman’ın yakıcı sıcaklığına hapsolmuş gibi ona itaat etmiyordu.
"Beni öperek, bana dokunarak ya da korkutarak yıldıramazsın," dedi Deniz, gözlerinin tam içine dimdik bakarak. "Leyla’ya ya da bana bir şey olursa bu malikaneyi kendi elimle ateşe veririm."
Teoman Deniz’in belindeki kavrayışını biraz daha sıkılaştırdı, aralarındaki çekim neredeyse somut bir hal almıştı. "Leyla güvende. Aras onu korur... Hatta belki gereğinden fazla korur, merak etme. Sen kendi derdine yan Deniz. Benimle aynı odada, aynı çatı altında geçireceğin geceleri düşün."
Deniz’in gözleri şaşkınlıkla ve panikle açıldı. "Ben seninle aynı odada kalmam! Aynı yatakta asla yatmam!"
Teoman hafifçe gülümsedi. O sert, acımasız ve duygusuz adamın dudaklarında ilk defa bu kadar gerçek ve samimi bir tebessüm belirmiti.
"Bu akşamlık koltukta yatacağım küçük hanım. İçin rahat olsun. Ama bu duruma alışsan iyi edersin. Çünkü bu esaret, yakında ikimizin de kaçamadığı devasa bir tutkuya dönüşecek."
Teoman Deniz’i yavaşça bıraktı. Deniz sendeleyerek yatağın kenarına tutundu. Teoman banyoya doğru ilerlerken Deniz arkasından bakakalmıştı.
Göğsü hızla inip kalkıyordu. Kalbinin bu kadar deli gibi çarpmasının tek sebebinin nefret olmadığını içten içe hissetmek onu dehşete düşürüyordu.
...
Gecenin ilerleyen saatlerinde, saat gece yarısı ikiyi gösterirken Akkaya Malikanesi’ne derin ve kasvetli bir sessizlik hakim olmuştu.
Dışarıda rüzgar hafifçe uğulduyor, yapraklar pencerelere vuruyordu.
Fakat ne doğu kanadındaki Leyla ne de ana odadaki Deniz uyuyabilmişti.
Leyla, odanın balkona açılan Fransız tarzı sürgülü kapısını kurcalamaya karar verdi.
Konsolun üzerinde duran meyve tabağındaki küçük ama keskin bıçağı gizlice almıştı.
Bıçak ucuyla kilit mekanizmasını zorlamaya başladı. Ter alnından süzülüyordu.
"Ben buradan çıkacağım şarlatan..." dedi kendi kendine hırsla. "Deniz’i de alıp bu tımarhaneden kurtulacağım."
Tam kilit mekanizması hafif bir tıkırtıyla pes edip kapı aralandığı an, arkasından aniden bir gölge belirdi.
Leyla daha ne olduğunu anlayamadan beline sarılan güçlü ve kaslı kollar onu içeri doğru sertçe çekti.
"Nereye gittiğini sanıyorsun bakalım yırtıcı kuş?" dedi Aras’ın fısıltılı sesi, hemen kulağının dibinde.
Leyla hızla arkasını döndü ve elindeki meyve bıçağını Aras’ın boğazına doğru kaldırdı. Bıçağın ucu Aras’ın ademelmasına neredeyse değiyordu. "Uzak dur benden! Bir adım daha atarsan hiçe saymam saplarım bu bıçağı!"
Aras hiç istifini bozmadı, gözünü bile kırpmadı.
Bıçağın keskin ucuna rağmen Leyla’ya doğru santim santim bir adım daha attı. Bıçağın ucu tenine değdi ama Aras umursamadı.
"Beni vurmak, kesmek ya da yaralamak seni buradan çıkarmaz Leyla," dedi Aras, sesi ilk defa bu kadar ciddi ve yumuşak çıkarak.
"Aşağıda bekleyen adamlar beni kanlar içinde görse seni buraya gömerler. Ama bana bir şans verirsen... Belki sana burayı yaşanabilir, hatta eğlenceli bir hale getiririm."
Leyla bıçağı tutan elini indirmedi ama gözlerindeki o hırçın, nefret dolu bakışın arkasında ilk kez hafif bir tereddüt dalgası belirdi.
Aras’ın yüzündeki o gıcık alaycılık gitmiş, yerini derin, samimi ve koruyucu bir ifade almıştı.
"Neden bunu yapıyorsun?" diye sordu Leyla, sesi bu kez hırçınlığını kaybedip daha kısık çıkarak.
"Neden Teoman’ın her dediğini yapıp beni burada zorla tutuyorsun? Derdiniz ne sizin?"
"Çünkü..." dedi Aras, Leyla’nın titreyen elindeki bıçağı incitmeden, yavaşça çekip alırken.
Bıçağı arkasındaki masaya fırlattı. "Seni o salonda elinde çelik sopayla korumalarıma saldırırken gördüğüm ilk andan beri... Hayatımda uzun zamandır hissetmediğim bir heyecan duydum. Ve seni gitmene izin veremeyecek kadar çok merak ediyorum Leyla Yılmaz."
Leyla ne diyeceğini bilemeyip dona kaldı. Gözleri Aras’ın koyu gözlerine takılı kalmıştı.
Aras hafifçe gülümsedi, elini kaldırıp Leyla’nın yanağına düşen bir saç telini nazikçe kulağının arkasına itti.
"Şimdi uyu bakalım yırtıcı kuş. Yarın ikimiz için de çok uzun ve hareketli bir gün olacak."
Aşağıda, karanlık salonda duran Asena ise elindeki bitki çayı bardağıyla merdivenlerin başına geçmiş, yukarıdaki odalardan gelen o gizli gerilimi hissediyordu. Kendi kendine gülümsedi.
"Bu evde iki büyük fırtına birden kopuyor..." dedi Asena, gözlerinde neşeli bir pırıltıyla. "Ve bu fırtına hem abimin hem de Aras’ın o sarsılmaz, yıkılmaz zannettikleri dünyalarını darmadağın edecek."
Gece malikanenin üzerine kapkaranlık bir örtü gibi çökerken; bir tarafta Teoman ile Deniz’in tutkulu esaret savaşı, diğer tarafta Aras ile Leyla’nın patlamaya hazır tehlikeli yakınlaşması aynı çatı altında, adım adım büyük bir yangına dönüşüyordu.
İyi akşamlarr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın
