6. bölüm · TEODEN MAFYA
5. BÖLÜM: BÜYÜK KIŞKIRTMA VE KONTROL KAYBI
5. BÖLÜM:
Gece yarısını çoktan geçmiş, Akkaya Malikanesi’nin üzerini zifiri bir karanlık kaplamıştı.
Odadaki sessizliği sadece dışarıda bastıran şiddetli yağmurun camlara vuran sert damlaları bozuyordu.
Deniz, günlerdir sürdürdüğü açlık direnişinin getirdiği fiziksel bitkinliğe rağmen yatağın kenarında dik bir şekilde oturuyordu.
Vücudu güçsüz düşmüş, dudakları hafifçe kurumuştu ama gözlerindeki o tehlikeli, boyun eğmez ateş bir saniye bile sönmemişti.
Aksine, Teoman Akkaya’nın o sarsılmaz sandığı kontrolünün çatırdadığını gördükçe içindeki hırs daha da bileniyordu.
Koridorda yankılanan sert ve kararlı ayak sesleri, sessizliği bir bıçak gibi kesti.
Kapının dışındaki kilit mekanizması bu kez her zamankinden daha sert, öfkeli bir metalle döndü.
Kapı açıldığında içeri giren beden, üzerindeki siyah kabanını çıkarmış, gömleğinin üst iki düğmesini açmış Teoman Akkaya’dan başkası değildi.
Yüzünde günlerdir koruduğu o soğukkanlı, mesafeli maskeden eser yoktu. Bakışlarında karanlık bir fırtına kopuyordu.
Teoman, kapıyı arkasından sertçe kapatıp kilitledi.
Yerdeki porselen kırıntılarına ya da odanın kasvetine bakmadan, doğrudan Deniz’e doğru yürümeye başladı.
Her adımı oda içerisindeki havayı biraz daha ağırlaştırıyor, tansiyonu tavan yaptırıyordu.
"Hala aynı inat..." dedi Teoman, sesi alçak, pürüzsüz ama bir o kadar da tehlikeli bir ton barındırarak. Deniz’in tam önünde durdu.
Boy farkının getirdiği o ezici baskıyla yukarıdan aşağıya doğru ona baktı. "Aşağıya giden tepsiler yine dokunulmamış şekilde geri dönüyor. Kendini bitirerek benden bir şey koparabileceğini sanıyorsun."
Deniz oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı.
Başı hafifçe dönse de bunu Teoman’a belli etmemek için tüm gücünü topladı. Çenesini dikleştirdi, Teoman’ın o buz mavi, karanlık gözlerinin içine baktı.
"Senden hiçbir şey istemiyorum Teoman Akkaya," dedi Deniz, sesi titrameden, aksine katıksız bir gururla çıkarak.
"Sana söyledim. Seni dize getirmek ya da senden merhamet dilemek gibi bir derdim yok. Ben sadece senin bu lanet kurallarını, bu soğuk duvarlarını tanımıyorum. Beni buraya kapatabilirsin ama zihnimi, irademi ve gururumu asla kontrol edemezsin!"
Teoman bu sözler karşısında bir adım daha attı.
Aralarındaki mesafe neredeyse tamamen kapandı.
Teoman’ın teninden yayılan o ağır, pahalı odunsu parfüm kokusu ve öfkenin getirdiği sıcaklık Deniz’in etrafını sarıp sarmaladı. İkisinin de göğsü hızla kalkıp iniyor, nefesleri birbirine karışıyordu.
"Beni kışkırtıyorsun Deniz," dedi Teoman, sesi bir fısıltı kadar alçak ama tehditkar bir şekilde kulağına ulaşarak.
"Sınırlarımı zorluyorsun. Bu evde kimse benim emrime karşı gelemez. Sana o yemeği yiyeceksin dediysem, yiyeceksin!"
Deniz geri çekilmek yerine hafifçe öne doğru eğildi.
Yüzü Teoman’ın yüzüne o kadar yakındı ki, Teoman’ın göz bebeklerindeki o karanlık dalgalanmayı net bir şekilde görebiliyordu.
Yüzüne muzip, tehlikeli ve kışkırtıcı bir gülümseme yerleştirdi.
"Ne yapacaksın Teoman?" dedi Deniz, sesi adeta bir zehir gibi tatlı ve meydan okuyan bir fısıltıya dönüşerek.
"Bana zorla mı yemek yedireceksin? Yoksa beni bu odaya zincirleyecek misin? Söylesene... Yeraltının o büyük, korkulan adamı, tek bir kadının iradesi karşısında bu kadar mı çaresiz kalıyor?"
Teoman’ın çene kemikleri öfkeyle kasıldı.
Gözlerindeki o soğukkanlı kontrol mekanizması ilk kez tamamen devre dışı kaldı.
Deniz’in bu pervasız kışkırtması, Teoman’ın içindeki o bastırılmış, tehlikeli arzuyu ve sahiplenme duygusunu bir anda patlatmıştı.
Teoman, göz açıp kapayıncaya kadar hızlı bir hamleyle elini Deniz’in beline doladı ve onu sertçe kendine doğru çekti.
Deniz’in sırtı berjerin arkasındaki duvara çarptı.
Teoman diğer eliyle Deniz’in çenesini çelik gibi bir kavrayışla tuttu, başını yukarı kaldırmaya zorladı.
"Çaresiz mi?" dedi Teoman, sesi oda sıcaklığını yakıp kavuracak kadar sıcak ve karanlıktı.
"Seni bu odada tamamen yok edebilirim Deniz. Gururunu da, o hiç eğilmeyen boynunu da tek bir hareketimle kırabilirim."
"O zaman durma!" dedi Deniz, gözlerini bir an bile kaçırmadan.
Dudakları Teoman’ın dudaklarına sadece birkaç milim uzaklıktayız.
Tehlikenin kokusunu alıyordu ama geri adım atmak onun lügatında yoktu.
"Durma Teoman! Gücün sadece bir kadını zorla tutmaya mı yetiyor? Beni öperek mi boyun eğdireceksin, yoksa beni canımla mı tehdit edeceksin? Göründüğün kadar güçlü değilsin... Benden, benim bu eğilmeyen başımdan ölesiye korkuyorsun!"
Bu sözler bardaktan taşan son damla oldu.
Teoman’ın gözlerindeki tüm kontrol koptu.
Eğildi ve dudaklarını Deniz’in dudaklarına sert, tutkulu ve nefes kesici bir baskıyla mühürledi.
Bu nazik bir dokunuş değildi; bu bir güç savaşı, bir sahiplenme, içlerindeki o yangının dışa vurumuydu. Deniz’in nefesi kesildi.
Teoman onun dudaklarını tutkuyla ve öfkeyle domine ederken, aralarındaki o elektriklenme odayı adeta yakıp kavuruyordu.
Deniz bir an için bu yoğun temasın ve Teoman’ın ezici gücünün altında sarsılsa da, zihni bir an bile durmadı.
Teoman’ın tüm dikkatinin bu tutkulu, tehlikeli yakınlaşmaya kaydığını, gardını ilk defa tamamen düşürdüğünü fark etti.
Deniz, rolünü harika oynadı. Elini Teoman’ın geniş göğsüne koydu, ona karşılık veriyormuş gibi yapıp Teoman’ın aklını başından alırken, diğer elini yavaşça ve çaktırmadan Teoman’ın ceketinin iç cebine doğru kaydırdı.
Teoman, Deniz’in bu beklenmedik yumuşaması ve ona dokunuşuyla daha da derinleşen bir tutkuyla sarıldı ona.
Ancak Deniz’in hedefi başkaydı. Parmakları Teoman’ın cebindeki ağır, metalik objeye değdi: Malikanenin master anahtar kartı ve çalışma odasının özel şifre şifresi...
Deniz, metal kartı büyük bir ustalıkla cebinden çekip aldı ve avucunun içine gizledi.
Zihni zafer çığlıkları atıyordu. Teoman’ı kendi silahıyla, onun en zayıf anında vurmuştu.
Teoman, aralarındaki o yakıcı öpücüğü ağır ağır sonlandırdığında ikisi de nefes nefeseydi.
Teoman alnını Deniz’in alnına yasladı. Gözleri kapalıydı, kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmıyordu.
"Bu sadece bir uyarıydı Deniz..." dedi Teoman, sesi boğuk ve tutkuyla ağırlaşmış bir şekilde. "Bir daha sakın benimle oyun oynama."
Deniz avucundaki kartı sıkıca tutarak yüzüne hafif, alaycı bir tebessüm kondurdu. Bakışlarını Teoman’ın gözlerine dikti.
"Oyun daha yeni başlıyor Teoman Akkaya," dedi fısıltıyla. "Ve sen kaybettiğini henüz bilmiyorsun."
Teoman, Deniz’in bu gizemli sözlerine anlam veremedi.
Geri çekildi, üzerini düzeltti. Yüzündeki o soğuk maskeyi tekrar takmaya çalışsa da, gözlerindeki o sarsılmış ifade belli oluyordu.
Arkasını dönüp odadan hızlı adımlarla çıktı. Kapı dışarıdan kilitlendi.
Teoman gittiği an Deniz sırtını duvara yaslayıp derin bir nefes aldı.
Bacakları titriyordu ama avucundaki metal kartın soğukluğu ona zaferin tadını yaşatıyordu.
Aşağıda, çalışma odasında olan Aras ve Asena ise merdivenlerden inen Teoman’ın o sarsılmış halini görünce şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
Asena elindeki fıstığı ağzına atmadan önce sırıttı.
"Aras... Bizim buz kütlesi yukarıda fırtınaya yakalanmış. Yüzündeki ifadeyi gördün mü?"
Aras gülümsedi. "Gördüm... Ve ilk defa Teoman’ın kontrolü kaybettiğine şahit oluyorum. Bu kız gerçekten tehlikeli."
Yukarıdaki odada ise Deniz, elindeki karta bakıp gülümsedi. Bu gece o malikaneden kaçış gecesiydi.
İyi gublerrr
Arkadaşlar yorum yapamayı ve beğenmeyi unutmayın..
