5. bölüm · TEODEN MAFYA

4. BÖLÜM: AÇLIK VE BÜYÜK DİRENİŞ

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Tanıtım 2 1. BÖLÜM: ZİNCİR VE GECE 3 2. BÖLÜM: BÜYÜK KAFES VE GECE YARISI FISILTILARI 4 3. BÖLÜM: BÜYÜK AŞINMA VE İLK KIVILCIM 5 4. BÖLÜM: AÇLIK VE BÜYÜK DİRENİŞ 6 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIŞKIRTMA VE KONTROL KAYBI 7 6. BÖLÜM: GECE YARISI FİRAR VE KANLI PATİKA 8 7. BÖLÜM: İKİNCİ YANGIN VE GÜMÜŞ KIVILCIM 9 8. BÖLÜM: BAZI TEHLİKELİ OYUNLAR VE GECE SIKILAN KURŞUNLAR 10 9. BÖLÜM: ZEHİRLİ MASALAR VE SIKIŞAN TETİKLER 11 10. BÖLÜM: YARA İZLERİ VE GECE DÜŞEN MASKELER 12 11. BÖLÜM: ZİNCİRLEME İHANET VE DİK DURUŞLAR 13 12. BÖLÜM: BÜYÜK BASKIN ÖNCESİ SESSİZLİK 14 13. BÖLÜM: ATEŞ ÇEMBERİ VE İLK ÇATLAKLAR 15 14. BÖLÜM: BEYAZ REVİR, SIĞINAK VE SİYAH TUTKU 16 15. BÖLÜM: KANLI YEMİN VE FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 17 16. BÖLÜM: KANLI LİMAN, KIVILCIM ALANI OLAN DUVARLAR VE İNTİKAM 18 17. BÖLÜM: YENİ BİR SABAH VE KRALİÇELERİN KURAL DEFTERİ 19 18. BÖLÜM: ATEŞLE OYNAMAK VE SOKAKLARIN HAKİMİ 20 19. BÖLÜM: MAVİ SULAR, GECEYİ AYDINLATAN GİZEM VE YENİ BİR DEVRİM 21 20. BÖLÜM: GÖLGELERİN İÇİNDE YANAN ATEŞ 22 21. BÖLÜM: KRALİÇELERİN İHTİLALİ VE GÖLGEDEKİ MÜHÜR 23 22. BÖLÜM: YIRTICI KUŞUN ŞARLATANI VE ŞOK EDİCİ GERÇEK 24 23. BÖLÜM: GECEYİ YAKAN GÖLGELER VE AŞKIN BÜYÜK YEMİNİ 25 24. BÖLÜM: KIZIL KIYAMET VE KISKANÇLIK FIRTINASI 26 25. BÖLÜM: YARALARIN ARDINDAKİ GERÇEK 27 26. BÖLÜM: ATEŞLE OYNANAN DÜĞÜM 28 27. BÖLÜM: YILDIZLARIN ALTINDAKİ SÖZ VE KARADAĞLI MÜHRÜ 29 28. BÖLÜM: KAN VE ZÜMRÜT 30 29. BÖLÜM: BEYAZ TÜLLER VE TEHLİKELİ ARZULAR 31 30. BÖLÜM: GECEYE DÜŞEN KIVILCIMLAR VE TUTKULU KAÇAMAKLAR +18 32 31. BÖLÜM: BEYAZ KUĞUNUN KANLI GÖLGESİ VE MÜHÜRLENEN ZAFER 33 32. BÖLÜM: KANLI SIZINTI VE KALE İÇİNDEKİ GÖLGE 34 33. BÖLÜM: BÜYÜK KISKAÇ VE GECE GELEN FIRTINA 35 34. BÖLÜM: BÜYÜK ŞAH-MAT 36 35. BÖLÜM: EFSANENİN DOĞUŞU VE SIKILAMAYAN MÜHÜR (DEV FİNAL

4. BÖLÜM:
Zaman, Akkaya Malikanesi’nin yüksek ve kasvetli duvarları arasında dışarıdaki dünyadan çok daha yavaş akıyordu.
Deniz için saatlerin, günlerin bir önemi kalmamıştı.
Odadaki pencereden süzülen ışığın yerini karanlığa bırakması, ardından tekrar cılız bir sabah güneşinin odaya vurması dışında zamanın geçtiğini gösteren hiçbir şey yoktu.
Ancak Deniz için değişmeyen tek bir şey vardı: İçindeki o sönmeyen, aksine her geçen saat daha da büyüyen intikam ve özgürlük ateşi.
İkinci günün sabahında, odanın ağır ahşap kapısı dışarıdan kilit sesiyle açıldı.
İçeriye elinde gümüş bir tepsiyle malikanenin yaşlı hizmetlilerinden biri girdi.
Tepside taze sıkılmış meyve suları, sıcak kruvasanlar, çeşit çeşit peynirler ve mükemmel bir kahvaltı hazırlanmıştı.
Hizmetli kadın tepsideki yiyecekleri konsolun üzerine bırakırken Deniz yatağın kenarında oturmuş, soğuk bakışlarla kadını izliyordu.
"Deniz Hanım," dedi kadın saygıyla başını öne eğerek.
"Teoman Bey kahvaltınızı kesinlikle bitirmenizi emretti. İki gündür hiçbir şey yemediğinizi biliyor."
Deniz oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı.
Yüzünde en ufak bir yumuşama ya da minnet kırıntısı yoktu. Adımlarını ağır ağır konsola doğru attı.
Tepsideki buram buram kokan yiyeceklere baktı.
Midesi açlıktan kazınıyordu, iki gündür sadece birkaç yudum su içmişti. Ama gururu, açlığından katbekat daha güçlüydü.
"O buz dolabı kılıklı patronuna söyle," dedi Deniz, sesi pürüzsüz ama bir o kadar da çelik gibi sert çıkarak. "Onun bana sunduğu hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Bu yiyecekleri de, bu odayı da, onun kurallarını da..."
Deniz sözünü bitirir bitirmez elini tepsinin altına soktu ve tek bir hamleyle gümüş tepsiyi havaya kaldırdı.
Porselen tabaklar, taze sıkılmış meyve suyu bardağı ve yiyecekler büyük bir gürültüyle yere saçıldı.
Cam ve porselen kırılma sesleri odanın duvarlarında yankılandı.
Hizmetli kadın korkuyla bir adım geri çekildi. "Deniz Hanım! Ne yapıyorsunuz?! Teoman Bey bunu öğrenirse..."
"Öğrensin!" diye kükredi Deniz, gözleri hırsla parlayarak.
"Gitsin patronuna söylesin! Ben onun sunduğu ekmeği yemem! Beni burada zorla tutabilir ama bana tek bir lokma bile yediremez! Çık dışarı!"
Kadın dökülenleri toplamaya cesaret edemeden panikle odadan fırladı ve kapıyı arkasından kilitledi.
Deniz nefes nefese kalmış bir şekilde odanın ortasında durdu.
Başı hafifçe dönüyordu; açlık vücudunu zorlamaya başlamıştı ama zihni her zamankinden daha berrak ve kararlıydı.
Bu bir fiziksel mücadele değildi artık; bu, kimin iradesinin daha önce kırılacağının savaşıydı.
...
Aşağı kattaki devasa çalışma odasında, Teoman masasının başında oturmuş, önündeki iş evraklarını inceliyordu. Odada ağır bir puro kokusu ve derin bir sessizlik hakimlik sürüyordu.
Tam o sırada kapı çalındı ve içeriye heyecanla Aras girdi. Arkasından ise elinde bir tabak dolusu fıstıkla, yüzünde muzip bir tebessüm taşıyan Asena yürüyordu.
Aras çalışma masasının önündeki deri koltuğa kuruldu.
"Teoman," dedi Aras, sesindeki alaycı tonu gizlemeye gerek duymayarak. "Senin yukarıdaki asi kuş yine yapacağını yaptı. Kahvaltı tepsisi şu an yerdeki halıyla bütünleşmiş durumda."
Teoman elindeki kalemi yavaşça masaya bıraktı.
Yüzündeki o soğukkanlı, ifadesiz maske bir milim bile kaymadı ama gözlerindeki karanlık belirgin bir şekilde derinleşti. "Yemedi mi?" dedi, sesi buz gibi bir tonda çıkarak.
Asena tabağından bir fıstık atıp ağzına çitlerken araya girdi.
"Yemek mi? Abicim kız tepsiyi kadının elinden alıp duvara çarpmış! İki gündür tek bir lokma bile girmedi midesine.
Kız resmen sana karşı açlık grevi başlattı! Ben sana demedim mi bu kız senin o sıkıcı kurallarını yıkar diye? Valla helal olsun kıza, duruşundan bir milim bile ödün vermiyor!"
Aras gülümsedi. "İşin garibi, vücudu halsiz düşmeye başlamış ama gözlerindeki o öfkeyi görsen... Sanki fırsatını bulsa seni o odada boğacak gibi bakıyor. Bu gidişle kız açlıktan bayılacak Teoman. Ne yapacaksın? Zorla mı yedireceksin?"
Teoman oturduğu masadan ağır ağır ayağa kalktı.
Siyah ceketinin önünü iliklerken etrafına yaydığı o ezici, tehlikeli aura odayı kapladı. "Kimse bana benim evimde şantaj yapamaz," dedi Teoman, sesi alçak ama tehditkârdı. "Kendi rızasıyla yemiyorsa, ona kimin patron olduğunu hatırlatmanın zamanı gelmiş demektir."
Asena ve Aras birbirlerine bakıp sırıttılar.
Asena elindeki fıstık tabağını masaya bırakıp arkasına yaslandı. "Ooo, ortam iyice kızışıyor! Ben bu kapışmayı kaçırmam, yukarıdaki tansiyonu izlemek için sabırsızlanıyorum!"
Teoman kardeşine ve Aras’a tek bir kelime bile etmeden çalışma odasından çıktı.
Mermer merdivenleri kendinden emin, ağır adımlarla tırmanmaya başladı. Her adımı, koridorda yankılanan bir kehanet gibiydi.
...
Deniz odadaki berjerin üzerine uzanmış, gözlerini tavana dikmişti. Açlık midesinde kramplara sebep oluyordu.
Başındaki hafif dönme hissi artmıştı ama bilinci tamamen yerindeydi. Kapının dışındaki kilit sesi tekrar duyulduğunda gözlerini bile kırpmadı.
İçeri giren adım seslerini çok iyi tanıyordu.
Bu adımlar; acelesiz, kendinden emin ve ezici bir güce ait adımlardı. Teoman Akkaya içeri girdi. Arkasından kapı tekrar kilitlendi.
Teoman, yerdeki kırık porselen parçalarına ve halıya saçılmış yiyeceklere bakmadı bile.
Doğrudan berjerde yatan Deniz’e doğru yürüdü. Berjerin tam önünde durduğunda, gölgesi Deniz’in üzerine düştü.
"Açlık grevi ha?" dedi Teoman. Sesi bir bıçak kadar keskin ve soğuktu. "Kendini aç bırakarak beni dize getirebileceğini mi sanıyorsun çok garip?"
Deniz yavaşça doğruldu. Vücudundaki halsizliğe rağmen çenesini dikleştirdi, gözlerindeki o ateşi Teoman’ın buz mavi bakışlarına dikti.
"Seni dize getirmek gibi bir derdim yok Teoman Akkaya," dedi Deniz, sesi hafifçe kısık çıksa da gururla çınlayarak.
"Ben sadece senin bana dayattığın hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Beni bu odaya kapatabilirsin, özgürlüğümü elimden alabilirsin ama ne yiyeceğime, ne zaman boyun eğeceğime sen karar veremezsin!"
Teoman bir adım daha yaklaştı. Eğilip iki elini berjerin kenarlarına koyarak Deniz’i kendi gövdesi ile berjer arasına sıkıştırdı.
İkisinin arasındaki mesafe neredeyse sıfıra inmişti.
Deniz, Teoman’ın pahalı parfümünün ve üzerindeki o tehlikeli kokunun tüm odadaki havayı kapladığını hissetti.
Kalbi açlıktan değil, aralarındaki o yakıcı, elektriklenecek kadar yüksek tansiyondan hızla çarpmaya başladı.
"Beni dinle," dedi Teoman, sesi Deniz’in doğrudan kulağına ulaşacak kadar alçak bir fısıltıya dönüştü. "Benim kurallarımın geçerli olduğu bir dünyadasın. Kendi kendini cezalandırarak benden bir şey koparamazsın. O yemeği yiyeceksin."
"Yemeyeceğim!" dedi Deniz, Teoman’ın doğrudan gözlerinin içine bakarak. "Beni öldürsen de, ağzıma zorla lokma tıkmaya çalışsan da o yemeği yemeyeceğim! Senin o ezici gururuna asla boyun eğmeyeceğim!"
Teoman’ın bakışları Deniz’in kurumuş dudaklarına, ardından öfkeyle inip kalkan göğsüne kaydı.
Yüzündeki o soğukkanlı kontrolün altında ilk defa karanlık, dizginlenmesi zor bir kıvılcım çaktı.
Deniz’in bu pes etmeyen, canı pahasına direnen hali, Teoman’ın içindeki o karanlık sahiplenme duygusunu daha da körüklüyordu.
"Görünüşe göre," dedi Teoman, yüzünü Deniz’in yüzüne biraz daha yaklaştırarak.
"Sana bu evde kural koymanın ne demek olduğunu daha sert yollardan öğretmem gerekecek."
Deniz geri çekilmedi. Aksine yüzünü Teoman’a doğru biraz daha kaldırdı, nefesleri birbirine karışıyordu.
"Elinden geleni ardına koyma Teoman Akkaya. Çünkü ben pes etmeyeceğim. Savaş istiyorsan, sana istediğin savaşı vereceğim!"
Teoman yavaşça doğruldu. Bakışlarındaki o yoğun, yakıcı ifadeyi bir an bile Deniz’den çekmeden kapıya doğru yürüdü.
Kapıyı açıp çıkmadan önce son kez arkasına döndü.
"Yarın sabah o tepsi yine buraya gelecek," dedi Teoman soğuk bir sesle.
"Ve sen o yemeği kendi ellerinle yiyeceksin küçük. Çünkü ben öyle istiyorum."
Teoman odadan çıkıp kapıyı kilitlediğinde, Deniz berjerin sırtlığına yaslandı.
Kalbi güm güm çarpıyordu. Vücudu güçsüz düşmüştü ama ruhu bir zafer kazanmış gibi canlıydı.
Teoman Akkaya ilk defa kontrolünü kaybetmeye, onun bu direnişi karşısında sarsılmaya başlamıştı.
Ve Deniz, bu savaşın henüz yeni başladığını çok iyi biliyordu...
İyi gecelerrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınn diğer bölüm bomba gibi fazlasıyla iddialı bu da küçük ipucu olsun.
öpüldünüzzz