13. bölüm · TEODEN MAFYA
12. BÖLÜM: BÜYÜK BASKIN ÖNCESİ SESSİZLİK
12. BÖLÜM:
Akkaya Malikanesi’nde zaman adeta ağır çekimde akıyordu.
Dışarıda fırtınalı bir hava vardı; yağmur damlaları camin yüzeyine sertçe vururken, malikanenin içinde yaklaşan savaşın gerilimi hakim olunamaz bir boyuta ulaşmıştı.
Karadağlılar’ın deposuna yapılacak baskın için bütün silahlar kuşanılmış, adamlar bahçede son talimatları alıyordu.
Üst kattaki odalarında Deniz ve Leyla, pencerenin arkasından aşağıda yaşanan hareketliliği izliyorlardı.
"Koruma sayısı gerçekten azaldı Deniz," dedi Leyla fısıltıyla, gözleriyle bahçedeki devriyeleri sayarak. "Aras ve Teoman gidince ana kapıdaki güvenlik zayıflayacak. Arka bahçedeki çitlerin oradan çıkabiliriz."
Deniz saçlarını arkaya atıp çenesini kaldırdı. "Arka kapının kilit anahtarı Teoman’ın çalışma odasındaki masada. Ben o anahtarı alacağım. Sen de koridordaki nöbetçiyi oyalayacaksın."
"Anlaştık," dedi Leyla, dudaklarında hırçın bir tebessümle. "Bizi bu altın kafese kapattıklarını sandılar ama kiminle dans ettiklerini unutuyorlar."
Tam o sırada odanın kapısı vurulmadan açıldı.
İçeri giren kişi, siyah çatışma yeleğini giymiş, belinde silahıyla son derece tehlikeli görünen Aras’tı.
Yüzündeki o her zamanki şakacı tavır yerini karanlık bir ciddiyete bırakmıştı.
Leyla anında kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını çattı. "Kapı çalmayı öğrenemedin gitti şarlatan!"
Aras birkaç adımda Leyla’nın tam önünde durdu.
Bakışları kızın yüzünde, gözlerinde uzun uzun gezindi. "Gidiyoruz," dedi Aras, sesi garipti; sanki bu gece geri dönememe ihtimalini düşünüyormuş gibi derindi. "Sadece... gitmeden önce sana bakmak istedim."
Leyla kalbinin ritminin değiştiğini hissetti ama gözlerini bir milim bile kaçırmadı. "Bana bakıp ne göreceksin? Senden nefret eden birini mi?"
Aras hafifçe gülümsedi, elini kaldırıp Leyla’nın yanağına süzülen bir tutam saçı kulağının arkasına itti.
Dokunuşu o kadar nazikti ki, üstündeki silahlara tezat oluşturuyordu.
"Nefret etsen de etsen de umurumda değil yırtıcı kuş," dedi Aras, eğilip sesini sadece Leyla’nın duyabileceği bir fısıltıya düşürerek.
"Ama bu gece oradan sağ çıkarsam... Sana verdiğim sözleri tutacağım. Seni bu karanlıktan koruyacağım."
Leyla Aras’ın göğsüne elini koyup onu sertçe geriye itti. "Benim senin korumana ihtiyacım yok! Sen önce kendi canını koru da sonra bana laf yetiştir!"
Aras kızın bu hırçın haline hayranlıkla baktı. "İşte bu duruşunu seviyorum," dedi ve arkasını dönüp odadan çıktı.
Aynı dakikalarda Deniz, odadan çıkıp alt kattaki çalışma odasına doğru süzülmüştü.
Koridorlar sakindi, adamların çoğu bahçede toplanmıştı. Deniz aradığı fırsatı bulduğunu düşünerek çalışma odasının kapısını yavaşça açtı.
Ancak içeri adım attığında, masanın arkasında siyah gömleğinin kollarını kıvırmış, beline kılıfını takan Teoman’la karşılaştı.
Deniz aniden duraksadı. Bedeninde bir elektriklenme hissetse de duruşunu dikleştirdi.
Teoman başını kaldırıp Deniz’e baktı. Omzundaki sargı gömleğinin altından belli oluyordu ama duruşu çelik gibi sağlamdı.
Deniz’i görünce bakışları yumuşadı ama o sert ifadesini korudu.
"Aşağıya inmemen gerekiyordu Deniz," dedi Teoman, sesi yorgun ama kararlıydı.
Deniz kapı kolunu bırakıp içeri bir adım attı.
"Bana ne yapacağımı söylemekten vazgeç Teoman. Kendi evimdeymişim gibi dolaşamayacak mıyım?"
Teoman masanın etrafından dolaşıp Deniz’e doğru yürüdü.
Deniz geri adım atmadı; çenesini yukarı kaldırıp Teoman’ın o heybetli gövdesine meydan okudu.
Teoman tam önünde durduğunda aralarında sadece bir nefeslik mesafe kalmıştı.
"Bu gece büyük bir çatışma olacak," dedi Teoman, gözlerini Deniz’in gözlerine sabitleyerek. "Karadağlılar bütün güçleriyle gelecek. Ve ben... Orada sadece işime odaklanmalıyım."
"Bunu bana neden anlatıyorsun?" dedi Deniz, sesindeki titremeyi bastırıp hırçın görünmeye çalışarak. "Senin savaşın bizi ilgilendirmez. Ölürsen de kalırsan da..."
Teoman anında elini uzatıp Deniz’in belini kavradı ve kızı kendine doğru çekti.
Deniz’in elleri reflexle Teoman’ın geniş göğsüne dayandı. Teoman eğilip yüzünü Deniz’in yüzüne iyice yaklaştırdı.
"Beni kandıramazsın Deniz," dedi Teoman fısıltıyla.
"Gözlerindeki o endişeyi görüyorum. Nefret ettiğini söylüyorsun ama bu gece başıma bir şey gelmesinden ölesiye korkuyorsun."
Deniz göğsündeki parmaklarını sıktı, Teoman’ın sıcaklığı ve kokusu başını döndürüyordu ama gururu buna teslim olmasına izin veremezdi.
"Ben senin için değil, kendi özgürlüğüm için korkuyorum Akkaya!" dedi Deniz, gözlerinden kıvılcımlar saçarak.
"Sana boyun eğmeyeceğimi bin kere söyledim. Sen yokken burada kalacağımı mı sanıyorsun?"
Teoman kızın bu boyun eğmeyen, hırçın ve gururlu hallerine içten içe delice bir çekim duyuyordu.
Eğilip dudaklarını Deniz’in şakağına bastırdı. Sıcak bir öpücük bıraktıktan sonra kulağına doğru fısıldadı:
"Geri döneceğim Deniz. Ve döndüğümde, o ördüğün yüksek duvarları tek tek yıkacağım. Sakın kaçmaya çalışma... Çünkü seni dünyanın öbür ucuna da gitsen bulurum."
Deniz Teoman’ı var gücüyle itti. Teoman yaralı omzunun da etkisiyle hafifçe geriledi ama yüzünde kendinden emin bir tebessüm vardı.
"Dene de gör Akkaya!" dedi Deniz ve arkasını dönüp odadan hızla çıktı. Masanın üzerindeki yedek anahtarı çaktırmadan avucunun içine gizlemeyi başarmıştı.
Yaklaşık 15 dakika sonra malikanenin önündeki lüks siyah araç konvoyu gürültüyle hareket etti. Teoman, Aras ve ana koruma ekibi depoya doğru yola çıkmıştı.
Malikane aniden derin ve ıssız bir sessizliğe gömüldü.
Üst kattaki odada Deniz elindeki gümüş renkli anahtarı Leyla’ya gösterdi. "Anahtar bende."
Leyla gülümsedi. "Harikasın! Aras ve Teoman yokken bu fırsatı kaçıramayız. Planı başlatıyoruz."
İki genç kız, üzerlerine koyu renkli ceketlerini giyip kapıya yöneldiler.
Kalpleri aşktan ve arkalarında bıraktıkları adamların kokusundan güm güm çarpsa da, özgürlüklerine olan düşkünlükleri ve hırçın gururları galip gelmişti.
Şimdi hem Karadağlılar’ın deposunda ölümcül bir savaş başlıyordu, hem de Akkaya Malikanesi’nde akıl dolu bir kaçış operasyonu!
İyi gublerrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın
