12. bölüm · TEODEN MAFYA
11. BÖLÜM: ZİNCİRLEME İHANET VE DİK DURUŞLAR
Akkaya Malikanesi’nin geniş salonundaki hava, saliseler içinde buz kesti.
Teoman, Asena’nın elinde titreşerek duran fotoğrafa doğru bir adım attı. Gözlerindeki o karanlık ve tehlikeli ifade, avını köşeye sıkıştırmak üzere olan bir yırtıcının bakışları gibi sertleşmişti. Aras da anında ciddileşerek Teoman’ın yanındaki yerini aldı.
"Kimin fotoğrafı o Asena?" dedi Teoman. Sesi bir fısıltı kadar kısık ama salondaki herkesin tüylerini ürpertecek kadar tekinsizdi.
Asena yutkunmaya çalıştı. Bakışlarını fotoğraftan çekip abisine dikti. "Bu... Bu Kadir Amca," dedi sesi titreyerek. "Bizim yıllardır aile dostumuz, depoların ve sevkiyatların başındaki adam. Karadağlılar’ın lideriyle gizli bir liman deposunda el sıkışırken çekilmiş..."
Aras küfür savurarak salondaki sehpadan destek aldı.
"Kadir mi? Adam senelerdir babamızın ekmeğini yiyor! Bütün sevkiyat rotalarını, malikanenin koruma düzenini bile bilen adam!"
Teoman’ın çene kasları kasıldı. Elini cebine sokup telefonunu çıkardı ve hızlıca bir numara çevirdi.
"Poyraz. Bütün adamları topla. Kadir’i yarım saat içinde önüme getireceksiniz. Ölü ya da diri demiyorum; canlı istiyorum. Hesabını bana verecek."
Telefonu kapattığında, arkalarında duran Deniz ve Leyla bu konuşmaları sessizce izliyordu.
Deniz, Teoman’ın o yıkıcı gazabını gördükçe içten içe bir ürperti hissetse de omuzlarını dikleştirdi. Kendi korkusunu asla dışarı vurmayacaktı.
Leyla ise Aras’ın o şakacı halinden eser kalmayıp tamamen ölümcül bir mafya liderine dönüşmesini pür dikkat izliyordu.
Ceketine daha sıkı sarıldı ama bakışlarındaki meydan okuma zerre azalmadı.
Teoman arkasını dönüp Deniz’e baktı. "Yukarı çıkın," dedi emredici bir tonla. "Salonda veya ortalıkta dolaşmayın. İşler karışacak."
Deniz kaşlarını çattı, bir adım öne çıktı. Teoman’ın o emreden tavrı hırçınlığını anında tetiklemişti.
"Bize emir vermeyi kes Teoman," dedi Deniz, gözlerinin içine dik dik bakarak. "Biz senin emrindeki adamlardan biri değiliz. İhanetinizle de, savaşınızla da ilgilenmiyoruz ama bize köle muamelesi yapamazsın."
Teoman yaralı omzunu unutup Deniz’in üzerine doğru yürüdü. İki beden arasındaki mesafe yeniden kapandığında, Teoman başını hafifçe eğip kızın yüzüne yaklaştı.
"Sizi korumaya çalışıyorum Deniz," dedi Teoman fısıltıyla. "Şu an etrafımızda kimin hain kimin dost olduğu belli değil. Anlamıyor musun? Sana bir şey olursa ben..." Sözünü tamamlamadı, duraksadı.
Deniz gözlerini bir an bile kaçırmadı. "Biz kendi başımızın çaresine bakabiliriz. Bizi buraya kapatarak koruduğunu sanıyorsan çok yanılıyorsun Akkaya."
Aras araya girerek havadaki gerilimi dağıtmaya çalıştı. "Tamam, tartışmayı bırakın. Leyla, Deniz... Lütfen yukarı çıkın. Teras kapılarını da kilitliyorum. Kadir buraya getirildiğinde çıkacak patırtıyı duymanızı istemiyorum."
Leyla, Aras’a ters bir bakış attı. "Bize ne yapıp yapmayacağımızı söyleyemezsin şarlatan.
Ama bu karanlık yüzlerinizi daha fazla görmek istemediğim için kendi isteğimle yukarı çıkıyorum."
Leyla, Deniz’in koluna girdi ve iki genç kız, başları dik, adımları kendinden emin bir şekilde merdivenleri tırmanmaya başladı.
Arkalarında bıraktıkları adamların hayranlık ve öfke dolu bakışlarını üzerlerinde hissediyorlardı.
Üst kattaki misafir odasına geçtiklerinde Leyla kapıyı kapatıp arkasındaki kilit mekanizmasını çevirdi. Sonra dönüp Deniz’e baktı.
"Gördün değil mi Deniz?" dedi Leyla, odadaki berjer koltuğa otururken. "Kendi aralarında bile ihanet var. Bunların dünyası bataklık."
Deniz pencerenin kenarına geçip dışarıdaki karanlık bahçeye baktı. Teoman’ın o fısıltısı hâlâ kulaklarında çınlıyordu. 'Sana bir şey olursa ben...'
"Bataklık ya da değil Leyla," dedi Deniz, sesinde çelik gibi bir kararlılıkla. "Bize ne kadar nazik davranırlarsa davransınlar, bize ne kadar korumacı yaklaşırsa yaklaşsınlar... Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Yelkenleri suya indirmek yok."
"Asla," dedi Leyla gülümseyerek. "Aras ne kadar tatlı dilli olmaya çalışırsa çalışsın, ona o fırsatı vermeyeceğim. Ben onun oyuncağı değilim."
Tam o sırada alt kattan büyük bir gürültü yükseldi. Bağrışmalar, kırılan eşya sesleri ve Teoman’ın gür sesi malikanenin duvarlarında yankılandı.
Kadir getirilmişti.
Deniz ve Leyla kapıya doğru hareketlendi.
İkisi de dışarıda ne olup bittiğini görmek istiyordu ama kilitli kapı ve koridordaki korumalar hareket alanlarını kısıtlıyordu.
Yarım saat boyunca aşağıdan sert sorgulama sesleri geldi.
Teoman Karadağlılar'ın amacını, içeride başka kimlerin olduğunu öğrenmek için adamı köşeye sıkıştırıyordu.
En nihayetinde sesler kesildi, bir araba motoru çalıştı ve malikane yeniden o tekinsiz sessizliğine büründü.
Gecenin ilerleyen saatlerinde kapı yavaşça çalındı.
Leyla kapıya yaklaştı. "Kim o?"
"Benim, Aras," dedi dışarıdaki ses. Sesi bitkin geliyordu. "Kapıyı açmayacağını biliyorum, sadece... iyi olduğunuzdan emin olmak istedim."
Leyla kapının ardındaki ahşap dokuya elini koydu. Kalbi istemsizce hızlı çarpmaya başlasa da sesini olabildiğince soğuk tuttu. "İyiyiz Aras. Git artık."
"Kadir her şeyi itiraf etti," dedi Aras fısıltıyla. "Karadağlılar yarın gece büyük bir depo baskını planlıyor. Biz de orada olacağız. Yani... Yarın gece malikanede olmayacağız."
Deniz de kapının yanına gelmişti. Aras’ın bu sözleri üzerine Deniz ve Leyla birbirlerine baktılar. Aras devam etti:
"Teoman yaralı haliyle gitmekte kararlı. Onu durduramıyorum. Sadece... Gitmeden önce sizi görmek istemişti ama Deniz’in ona ne kadar öfkeli olduğunu biliyor. O yüzden odasında."
Deniz bir an duraksadı. Teoman yaralı omzuyla yarın gece bir savaşa mı gidecekti? İçindeki o garip sızı yeniden kendini hissettirdi ama Deniz çenesini sıktı. Onu düşündüğünü, onun için endişelendiğini kendine bile itiraf etmeyecekti.
"Bizim için fark etmez Aras," dedi Leyla kararlı bir sesle. "İster gidin ister kalın. Biz sadece buradan ne zaman kurtulacağımızı merak ediyoruz."
Aras kapının diğer tarafında derin bir nefes verdi.
"Kurtulmak mı? Ben seni bırakmaya niyetli değilim yırtıcı kuş... Bunu o küçük kafana soksan iyi edersin."
Aras’ın uzaklaşan adım sesleri koridorda yankılanıp kayboldu.
Leyla gözlerini devirdi ama yüzünde engel olamadığı hafif bir tebessüm belirdi. "Ukala şarlatan..." diye mırıldandı.
Deniz ise kapının önünde dikilmeye devam ediyordu.
Aklı alt kattaki odada, yaralı omzuyla haritaların başında oturan o sert adamdaydı.
Deniz gururundan taviz vermeyecekti ama Teoman Akkaya’nın bu kadar kolay ölmesine de izin vermeye niyeti yoktu.
"Leyla," dedi Deniz aniden dönerek. "Yarın gece buradan kaçmak için en büyük fırsatımız olabilir."
Leyla’nın gözleri parladı. "Nasıl yani?"
"Bütün adamlar baskına gidecek," dedi Deniz, gözlerinde o hırçın ve zeki pırıltıyla.
"Malikanedeki güvenlik yarı yarıya düşecek. Eğer planımızı doğru yaparsak, bu kafesten çıkabiliriz."
İki genç kız, kendilerini korumaya çalışan ama bir yandan da tuttukları bu adamların ağından kurtulmak için yeni bir planın tohumlarını atmaya başladılar.
Aşka ve çekime ne kadar çekilirlerse çekilsinler, özgürlükleri ve gururları her şeyden önce gelecekti.
İyi gublerr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın
