3. bölüm · TEODEN MAFYA
2. BÖLÜM: BÜYÜK KAFES VE GECE YARISI FISILTILARI
2. BÖLÜM:
Devasa demir kapı, motorlu mekanizmanın çıkardığı ağır ve ürkütücü bir sesle iki yana doğru süzülerek açıldı.
Siyah, camları zifiri filmli lüks araçlar, yüksek koruma duvarlarıyla çevrili Akkaya Malikanesi’nin geniş, mermer taşlarla kaplı bahçesine yavaşça giriş yaptı.
Bahçeyi çevreleyen devasa çam ağaçları ve kasvetli peyzaj, şatoyu andıran bu devasa yapıya dışarıdan bakıldığında bile etrafına tehditkar ve izole bir hava katıyordu.
Araba durduğu an, Deniz hiç beklemeden kapının koluna sarıldı. Tırnaklarını deri kaplamaya batırarak mekanizmayı zorladı ancak kilit sistemi tık bile etmedi.
Arabanın içi, dışarıdaki soğuk havaya tezat şekilde boğucu bir sessizlikle kaplıydı.
Teoman, yanında oturan Deniz’in bu çaresiz ama hırslı çabasına tek bir kelime bile etmedi.
En ufak bir acele göstermeden, soğukkanlı ve kendinden emin hareketlerle kendi kapısını açıp dışarı çıktı.
Takım elbisesinin düğmesini iliklerken bakışları bahçeyi taradı.
Ardından Deniz’in oturduğu tarafın kapısı dışarıdan sertçe açıldı.
Aras, elleri ceplerinde, yüzünde her zamanki gibi hafif, alaycı ve tehlikeli bir tebessümle kenarda duruyordu.
"Yolculuk rahat geçti umarım?" dedi Aras, ortamdaki o gergin ve patlamaya hazır havayı hiç umursamayan rahat tavrıyla.
Deniz arabadan adeta bir kaplan gibi fırlayarak çıktı.
Yağmur hafif hafif çiselemeye başlamıştı ama Deniz bunu hissetmiyordu bile.
Gözleri öfke, hırs ve katıksız bir nefretle parlıyordu. "Kes sesini!" diye bağırdı Aras’a doğru, sesindeki sertlik bahçedeki korumaların bile dikkatini çekmişti. Ardından hızla Teoman’a döndü. "Beni buraya getirerek ne elde edeceğini sanıyorsun Teoman Akkaya?! Beni bu yüksek duvarların arasına kapatsan da, etrafıma yüzlerce koruma diksen de hiçbir şey değişmeyecek! İlk fırsatta, en ufak bir boşluğunda buradan kaçacağım!"
Teoman adımlarını tam malikanenin ana giriş merdivenlerinde durdurdu. Yavaşça arkasını döndü.
Siyah kabanının yakalarını düzelterek ağır ağır Deniz’e doğru yürümeye başladı.
Aralarındaki mesafe kapandığında, Teoman’ın heybetli boyu ve etrafına yaydığı o ezici aura, Deniz’in üzerine karanlık bir gölge gibi düştü.
Deniz, aralarındaki boy farkından dolayı başını yukarı kaldırmak zorunda kalmıştı ama bakışlarını bir saniye bile kaçırmadı.
Aksine, meydan okurcasına tam gözlerinin içine baktı.
"Kaçmayı deneyebilirsin," dedi Teoman. Sesi bir fısıltı kadar alçak ama gecenin sessizliğini bıçak gibi kesecek kadar tehditkârdı.
"Ama bu bahçeden tek bir adım bile atamadan yakalandığında, ödeyeceğin bedel hayal bile edemeyeceğin kadar ağır olur. Kendini bu kadar zorlama Deniz Soysal."
"Senden de senin içi boş tehditlerinden de korkmuyor ve zerre kadar çekinmiyorum!" dedi Deniz, çenesini daha da dikleştirerek. "Beni burada sonsuza kadar tutamazsın. Benim bir hayatım var, tutkularım var, özgürlüğüm var! Sen sadece paran ve silahlarınla kendini güçlü sanan bir zorbasın!"
Teoman bu ağır laflar karşısında istifini bozmadı.
Yüzündeki buz gibi maske bir an bile esnemedi.
Bakışlarını Deniz’in öfkeyle parlayan gözlerinden çekmeden, yanında duran Aras’a kısa bir emredici işaret verdi.
"Yukarıdaki en son odaya götür. Kapıyı üzerineden kilitleyin. İkinci bir emre kadar dışarı tek bir adım dahi atmayacak. Kimseyle temas kurmayacak, kimse içeri girmeyecek."
"Ne?! Beni bir odaya kapatıp kilitleyecek misiniz?!"
Deniz, Teoman’ın üzerine doğru hamle yapmaya çalıştı. Ancak Aras hızlıca araya girdi.
Uzun boyuyla Deniz’in önünü kesip omuzlarından sarsılmaz ama canını yakmayacak bir kontrolle tuttu.
"Yavaş ol şampiyon," dedi Aras, yönünü malikanenin devasa ahşap giriş kapısına çevirerek.
"Teoman’ın sabrı dışarıdan geniş görünür ama sınırını bir kez geçtin mi geri dönüşü olmayan yollara girersin. Gel efendi gibi çıkalım yukarı, zorluk çıkarma."
"Bırak beni! Dokunma bana şerefsiz! Bırakın diyorum!" Deniz omuzlarını silkeleyerek, Aras’ın çelik gibi güçlü tutuşundan kurtulmaya çalıştı. Ancak fiziksel olarak bir şansı yoktu.
Hırsla, adımlarını yeri dövercesine atarak merdivenleri tırmanmak zorunda kaldı.
Malikanenin içi tıpkı dışı gibi karanlık ahşap, mermer ve soğuk gri tonlarıyla dekore edilmişti.
İkinci kata çıktıklarında koridorun en sonundaki ağır, koyu renkli kapı açıldı. Deniz içeri adeta fırlatıldı.
Geniş, devasa bir yataktan, duvardan duvara uzanan pencerelere kadar her şey son derece lüks ama bir o kadar da soğuktu.
Deniz arkasını döndüğü an, ağır kapı yüzüne kapandı ve hemen ardından metalik kilit sesi iki kez koridorda yankılandı.
Deniz koşup kapıyı yumruklamaya başladı.
"Açın şu kapıyı! Burayı başınıza yıkarım! Duydunuz mu beni?! Beni burada tutamazsınız! Ben sizin tutsağınız değilim Teoman!"
Elleri kızarana, avuç içleri sızlayana kadar kapıyı yumrukladı, tekmeler savurdu.
Ancak dışarıdan en ufak bir yanıt bile gelmiyordu.
İçindeki o bastırılamayan hırs, çaresizlik ve öfke duygusu patlama noktasına gelmişti.
Odanın ortasında durup nefes nefese etrafa baktı.
Konsolun üzerinde duran pahalı, el işlemesi porselen bir vazoyu gördü. Adımlayıp vazoyu tuttuğu gibi büyük bir nefret ve hırsla karşı duvara fırlattı.
Gürültülü bir ÇAT sesiyle vazo duvarda parçalara ayrıldı.
Porselen kırıntıları koyu renkli halının ve ahşap parkenin üzerine saçıldı.
Deniz nefes nefese kalarak yatağın kenarına çöktü.
Başını ellerinin arasına aldı. Gözlerinden tek bir damla yaş bile akmıyordu; çünkü onun lügatında ağlamak teslim olmaktı, güçsüzlüktü ve o bu adamlara karşı asla ama asla teslim olmayacaktı.
...
Gecenin ilerleyen saatlerinde, saat gece yarısını çoktan geçmişken, malikanenin sessizliğe bürünmüş devasa bahçesinde Aras ve Teoman duruyordu.
İkisi de verandanın altında, yağmurun mermerlere düşen sesini dinleyerek sigaralarından derin nefesler çekiyorlardı.
Aras, sigarasının dumanını karanlığa doğru üfleyip gülümsedi.
"Bayağı dişli çıktı bu kız. Pes etmeye, baş eğmeye hiç niyeti yok gibi duruyor. Geldiğinden beri içeride ne var ne yok deviriyor, sesi aşağıya kadar geliyor."
Teoman derin bir duman daha çekti. İki parmağının arasındaki sigaranın kor ateşi karanlıkta parıldıyordu.
Gözleri yavaşça yukarı kata, Deniz’in kaldığı odanın ışığının dışarıya sızdığı pencereye kaydı.
"Sert kayaya çarptığını, buranın kendi küçük dünyasına benzemediğini anladığında durulacak," dedi Teoman, sesi bir gece kadar soğuk ve mesafeliydi.
"O kadar özgürlüğüne düşkünse, bu duvarlar ona kimin kural koyduğunu ve sınırların nerede başladığını öğretecektir."
"Umarım öğretir," dedi Aras alaycı bir tavırla.
"Ama bana öyle geliyor ki senin bu soğuk kuralların kızın hırsını daha da körüklüyor."
Tam o sırada, malikanenin büyük bahçe kapısında yüksek motor sesiyle birlikte lüks bir spor arabanın parlak farları belirdi.
Araba ıslak zeminde kayarak içeri girdi ve binanın tam önünde acı bir fren sesiyle durdu.
Arabanın kapısı yukarı doğru açıldı. İçinden son derece şık, siyah deri ceketi, kulağındaki kulaklığı ve kendinden son derece emin, umursamaz duruşuyla Asena indi.
Asena elindeki pahalı deri çantayı kenarda bekleyen korumalardan birine doğru umursamazca fırlattı.
Adımlarını abisine ve Aras’a doğru yöneltti.
Yüzünde muzip, meraklı ve fırtına öncesi sessizliği müjdeleyen bir gülümseme vardı.
"Duydum ki eve yeni bir 'misafir' gelmiş," dedi Asena, abisinin tam karşısında durup gözlerini yukarı kattaki pencereye dikerek.
"Ve ben arabadan iner inmez yukarıdan bir vazo kırma sesi duydum. Abicim... Yine kimin hayatını zindan ediyorsun sen?"
Teoman kız kardeşine sert, uyarıcı bir bakış attı. "Senin bu saatte burada ne işin var Asena? Odana geç."
Asena abisinin bu sert uyarısını hiç ama hiç umursamadı.
Aksine yüzündeki gülümseme daha da büyüdü, gözleri muziplikle parladı.
"Hiç öyle bakma abicim," dedi Asena, merdivenlere doğru bir adım atarak.
"Bu evde uzun zamandır senin o sıkıcı kurallarını yıkan biri yoktu. İçerideki kızı acayip merak ettim, gidip bir tanışayım bakalım."
Arkadaşlar yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınn ⭐ 🩷
İyi gublerrrr
