Ölüler ve Ötesi kitap kapağı

5. bölüm / 27

Yıkımın yeni vücudu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Yıkımın yeni vücudu

Laura'dan şuan yarım ömür uzakta, buzul çöllerden oluşan bir kutup ülkesinde güneş batıyordu. Kimsenin ayak basmadığı beyaz örtüde tek bir iz ve o izin doğrultusunda da heybetli bir dağ vardı. Hiçliğin ortasında yürüyen kadın koyu renkli atkısıyla ağzını kapatmaya çalışsa da soğuk normal bir insanın dayanabileceğinin çok ötesindeydi. Karbeyaz kısa saçlarına rağmen ışığı yansıtan parlak teniyle gençti. Vücudu gri-siyah karışımı kürklü bir monta sarılmıştı ve çizmeleri de kar fırtınalarından kaymamak için altı dikenliydi. Montun altında kolları boydan boya temiz bandajlarla sarılmıştı. Sert bir yüzü ve elma kızılı tehditkar gözleri vardı. En ilginci de kadının başının sağında yarım bir kraliçe tacı vardı. Tek yarısı duran zifiri karanlık taç kafasının sağında sihirle süzülüyordu.

Kadın önündeki dağa ulaştığında eldivenini çıkartıp elini buzların toplandığı bir yere yapıştırdı. Kadın diğer eldivenini de çıkartırken yer sallanmaya, adeta deprem olmaya başladı. Mağaranın girişi sihirle ikiye yarılıp devlerin geçebileceği bir kapı yaratmıştı. Kadın uzun sayılırdı ama bir dev de değildi, kapıdan aynı tepkisizlikle geçti. İçeride aşağıya inen merdivenler ve her beş metrede bir de kanatlı yaratıklar vardı. Şövalye zırhı giyen gargoyleler kurumuş kanatlarını çırpıp kadını selamladı ve koyu yeşil derilerinin kapladığı elleriyle onun kıyafetlerini tuttular. Kadın montlarından kurtulduktan sonra asil, kızıl bir elbiseyle kalmıştı. İnce kesim şık elbisesi omuzlarında arkaya kıvrılıp bitiyordu ve dirseğinden sonra kollarına sardığı bandaj benzeri kumaşlar başlıyordu.

Kadın gargoyle muhafızlar ona başını eğerken ilerledi. Dikenli botları da onu bekleyen gargolyenin verdiği topuklu ayakkabıyla değiştirdikten sonra aşağı indi. Botu alan gargoyle elinden düşürüp dikenleri bacağına saplayınca çevresindeki muhafızlar kahkahalara boğuldu.

O sırada en aşağıya inen kadın mahzenleri aşıp dosdoğru yoluna devam etti. Meşalelerin alevi şiddetlenirken aradığı odaya girdi. Çember şeklinde oyulmuş, dört tane devasa sütunla desteklenmiş geniş bir odaydı. Odanın sonundaki üç taht tamamen boş gözükse de ışık vurmayan tahtların en büyüğünde iki kızıl göz parlıyordu. Kadın emin adımlarla tuğla döşemeli zeminde ilerleyip ortadaki o büyük tahtın önünde diz çöktü. Başını eğdiğinde yer sallanmaya başladı kadın da soğunkanlılıkla sağa doğru sıçrayıp ayağa kalktı. Az önce durduğu yer boydan boya parçalanmış, kocaman bir yarık açılmıştı. Gölgelerdeki ses yükseldi.

"Demek sensin, kızım."
"Benim, efendi Morrow."

Şeytan bir başkası olmadığını temin etmek için kızını her seferinde böyle karşılardı. Kadın sessizce tekrardan başını eğdi ve şeytan konuştu.

"Konuş Valeria."

Şeytanın sesi odanın dört tarafından geliyor gibi hissediliyordu.

"Yüce baba, dilediğin gibi ismini sayıklayan üç sersemi öldürdüm."
"Ben sana dört demiştim."
"Dördüncü bizden çok uzakta medeniyetin geliştiği yerlerde baba. Ona gitmem çok uzun-"
"Git ve konuşacak tek ağız bırakma. İsmim ne öyle her gün anılacak bir isim ne de ben bu tür ayak işleriyle uğraşacak bir iblisim."
"Nasıl istersen Morrow. Şimdi mi çıkayım?"
"Hayır. Benimle gel."

Şeytan gölgelerden çıktığında karşıya yaşlı bir vücut çıktı. Kesikler ve yanıklardan sönmüş, derisi katlanmış yaşlı bir çehre. Sakalları göğsüne kadar dökülürken ağarmış saçları da yorgun bir edayla dağılmıştı. Kara, şeffaf bir kıyafet tüm vücudunu dolaşıyordu ve o da yırtıklar içindeydi.

"Bu fani vücut bana yeterince hizmet etti. Yenisine, hepsinden iyisine geçmek için güzel kızımı bekledim."
"Bu herifi çok sevmiştin, bırakması zor olmalı."
"Oltama bir hazine takıldığından zor olmayacak."

Dehşet saçan şeytanın göğsü yarıldı ve zifiri karanlık pençeler yaşlı vücudun içinden çıkıp sivri tırnaklarıyla göğsü parçalayarak kendisini dışarı attı. Kurtulan saf karanlık gölgelere karışınca Valeria dönüp yürümeye başladı. Mahzenlerin arasından yürürken topuklu sesini duyan mahkumlar, askerler hatta iblisler irkilip başlarını kaldırdı. Ardından da gölgelerden geçeni fark ettiklerinde koridorları ölüm sessizliği sardı. Morrow bir gölgeden diğerine geçerek ilerleyip koridorun sonuna geldi. Valeria onu takip edip yolun sonuna geldiğinde karşısındaki bir mahkumdu. Uzun boylu, yapılı, simsiyah gür saçlıydı. Esmer vücudu uzun süte güneş altında kalmakla daha da koyulaşmıştı. Sağ omzunda bir aslan dövmesi vardı. Uzun saçları arkadan topuz yapılmıştı, ense köküne düşüyordu. Yüz hatları sertti, kaşlarıyla sakalları düzenli olsa da yayılmıştı. Adam gölgelerden ona yaklaşan şeyi fark edince Valeria'ya yalvarmaya, af dilemeye ve parmaklıkları sarsmaya başladı lakin çok geçti. Gölge onun göğsünü yararak içeri girdiğinde adamın çığlıkları kesildi. Yeşil gözleri kızıla döndü, aslan dövmesi göz önünde değişerek bir boğaya dönüştü ve adamın vücudu biraz daha irileşti. En sonunda da saçlarının üstünde kızının başındaki tacın tam hali oluştu. Büyüyle parlayan ama siyahlar içinde bir taç. Elini kaldırıp avucuna baktıktan sonra avucunu kapatan Morrow parmaklıkları dokunmadan parçalayıp dışarı yürüdü.

"Beğendin mi kızım?"
"Sanki ihtiyacın vardı da."
"Herkes güzel elbiseler ister. Vedalaşabiliriz."
"Olur ama annem nerede?"

Şeytan gülümsemesini kaybetti. Yürümeye başlarken arkasına bakmadan söze girdi.

"Evinde. Artık buraya gelemeyeceğini söyledi."
"Yine burada birini öldürdün değil mi?"
"İsyan çıkmıştı. Sağ tarafı tamamen başlarına yıktım. Yapılması gereken buydu."
"Annem sadece bir insan baba onun böyle şeyleri kaldırmasını bekleme."
"Ben ne insanlar tanıdım."
"Onlarla çocuk yapsaydın o zaman."

Şeytan yürümeyi bıraktı. Arkasına dönmeden sağ elini hafifçe sağa oynattı ve Valeria sağındaki duvara çarptı. Üzerine inen baskıyla birlikte yere çakılıp dizleri üstüne düştü, eziliyordu. Baskı artınca etrafındaki duvarlar çatlamaya, yer yarılmaya başladı. Valeria ellerini yere koyup kan öksürdü.

"Baba dur!" "Dur tamam özür dilerim!"

Şeytan elini serbest bıraktı. Valeria güç bela kalkıp ağzındaki kanı sildi. Babası ona ilk kez şimdi bakıyordu.

"O adımı zikreden kadını öldürmeden yüzüme gözükme."
"Görüşürüz... Morrow."
"Adımla da hitap etme."
"Yüce baba."
"Görüşürüz Valeria."

Valeria adımlarını hızlandırıp geldiği gibi çıktı. Gargolyelerin montunu biraz parçalaması ve botuna taş parçaları bulaştırmasını umursamadı. Yıkımın şeytanıysa avuçlarını kapatıp bütün koridoru çökerttikten sonra tahtına geri döndü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…