Bölümler 27Şu an: Tutsak, Şeytan, Kadın
- 1 Tutsak, Şeytan, Kadın1.726 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Firari1.442 kelime
- 3 Ruh avcısı550 kelime
- 4 Arananlar1.406 kelime
- 5 Yıkımın yeni vücudu851 kelime
- 6 Ölülere fısıldayan1.791 kelime
- 7 Soğuk bardak846 kelime
- 8 Tersine mayfacılık1.382 kelime
- 9 Şeytan'ın kızı1.661 kelime
- 10 Yıpranmış sinir uçları728 kelime
- 11 Bronzun altında1.077 kelime
- 12 Ölü köy, birinci kısım953 kelime
- 13 Ölü köy, ikinci kısım1.275 kelime
- 14 Ölü köy, üçüncü kısım1.342 kelime
- 15 Ferahlatan dalgalar610 kelime
- 16 Yıkım iblisi1.829 kelime
- 17 Sana veda ettiğim gece1.442 kelime
- 18 Vampir kapanı, birinci kısım1.586 kelime
- 19 Vampir kapanı, ikinci kısım1.440 kelime
- 20 Işıklar, çığlıklar1.360 kelime
- 21 Keder ve hakimiyet1.384 kelime
- 22 Yapay kıyamet1.581 kelime
- 23 Elektro-örümcek1.287 kelime
- 24 Çöl yolcuları1.347 kelime
- 25 İblis kilisesi1.128 kelime
- 26 Haz iblisi1.635 kelime
- 27 Haz iblisi, ikinci kısım1.186 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şimşek çakmasıyla birlikte parmaklıkların ardı aydınlandı. İlk damlaların sesi huzur vericiydi. Ay ışığına umudunu dayamış kara topraklar ıslanıyordu. Şimşeğin aydınlatmasıyla dışarı bakan mahkum ayaklandı, karanlıkta birisi vardı.
Mahkum hücresinde yapayalnızdı ve tek eğlencesi geceleri yıldızları izlemekti. Bu gece yıldızlar saklandığı için huzursuzdu. Önce sesler duydu sonra da içeriye dalan silüeti gördü, hareketli bir gece olacaktı anlaşılan.
Ağarmaya yüz tutmuş sarı saçları arkadan bağlanmıştı. Güzelce uzamış gür ve düz telleri vardı. Sahip olduğu sonsuz zamanda çok dikkat etmiş olacak ki aynı renkteki sakalları da tam ayarlanmıştı, yüzünü kaplasa da yanaklarını aşmıyordu. Kurak iklimin cabası hapishane çok sıcaktı mahkum da doğal olarak sadece pantolonuyla oturuyordu. Buğday teninin kapladığı vücudu kaslıydı. Göşteriş için yapılan şişkin kaslardan çok bir vikingin savaşçı vücuduna benziyordu. Altındaki kemeri tam bağlanmamış kahverengi pantolonuyla ayakta duruyordu. Pencereye tekrar bakıp hiçbir şey göremeyince yüzünü aynasına dayadı.
Gözleri bahçeninki gibi tamamen ışıktan ırak olmadığı sürece karanlıkta görebiliyordu. Yansımasına baktığında o yorgun yeşil gözleri ve kemerli burnu yerindeydi. Saçlarını iyi toplayamadığı için kalın kaşlarının üstüne düşmüşlerdi ama şimdi derdi o değildi. Kafasını sağa çevirip 119 numaralı hücreden uzaklara bakmaya başladı.
Gerçekten de 119 numaralı hücreden uzaklaşıp aşağılara daldığımızda ortam hareketleniyordu. Mahkum ortasında büyük bir boşluk olan kutuda kalıyordu ve buraya Newstan Hapishanesi deniyordu. Merdivenlerin korkulukları yanında hücreler dizilmişti ve bu baş döndüren yapı beş kat uzanıyordu. En alt katı iki kapılı geniş girişinden ve arka bahçeye açılan küçük çıkışından oluşuyordu. Mahkumun gördüğü silüet ateşler içinde bıraktığı telleri yardıktan sonra bahçeden koşmuş ve tekmeleyerek arka kapıyı kırmıştı. Lambaların aydınlattığı tek kat olan zemin kata adım atan silüet yavaşça belli oldu.
Üzerinde bordo bir cübbe olduğu için çok belli olmasa da hatlarından kadın olduğu anlaşılıyordu. Güvenlik görevlileri ona doğru yaklaşırken bu çılgının kim olduğunu anlamak için ona dik dik baktı. Kapüşosunundan mor ve pembe karışık dalgalı saçlar dökülüyordu. Pürüzsüz beyaz tenli yüzündeki gözleri parladı. Kahveliği belli olan güzel gözleri duygusuz görünüyordu. Yavaşça yürürken cübbesi arkaya doğru çekildi ve güvenlik görevlileri şaşırdı. Parmakları açık eldiveninin üstünde ve kalın siyah çizmesinin mavi rengiyle parlayan diskler vardı.
"Çarpılmak istemiyorsanız çekilin."
"Bir kaçıktan korkacak değiliz! Ellerini başının üstüne-"
"Formaliteleri geçelim."
Kadın ona çok yaklaşan iri güvenlik görevlisine çevik bir tekme salladı ve adam olduğu yerde dönerek yere düştü. Diğer güvenlikler aceleyle coplarını çıkartıp kadına yaklaşınca kadın ellerini cübbesine götürüp iki tane aynı vücudundaki disklerden fırlattı. Diskler güvenliklerin arkasına geldiği an sağ ayağını kaldırdı ve fırladı. Elektrikler saçarak yükselip iki güvenliği aynı anda tekmesini vurarak yere düşürdü. Ayağı yere değmeden sol bacağını kaldırıp diğer güvenliğin suratına botlarını indirdi. Diskler yere düştüğünde etrafta elektrik izleri uçuşuyordu ve adamların hepsi de baygındı. Sol elini açıp eline diskleri geri çekti ve koşmaya başladı.
Koşarken hapishanenin ışıkları yandı. Alarm moduna geçen hapishane tüm çıkışları kilitleyip bütün gardiyanları tetiğe geçirmişti. Kadın merdivenleri önüne aynı diskleri fırlatıp adeta uçar hızlarda çıkarken yanından geçtiği mahkumlar "Beni kurtar!" gibi şeyler bağırıyordu. Kadın önüne çıkan gardiyanları tekmeleyerek indirip ilerledi. Cüsselerine rağmen kadına tek bir darbe indiremeyen gardiyanlar tek tek yere yığıldı. İkinci kata ulaştığında önü kesilen kadın sıçrayıp adamın kafasına bacaklarını doladıktan sonra onun boynunu kırdı. Adamı alttan takip eden diğer gardiyanlara fırlattıktan sonra önündeki nispeten daha sıska gardiyana sıçradı. Copundan kaçındıktan sonra parmaklarını onun göğsüne yerleştirdi ve adam anında çarpıldı. Yüksek voltajda elektrik vücudundan akarken titreyip yere yığıldı.
Şimşek gibi ilerleyen kadının koşarken kapüşonu açıldı. Saçlarının altı pembeye boyanmışken üstü koyu tonlarda bir mordu. Kirpikleri ince kaşları ise bir oyuncak bebek kadar düzenliydi. Nahif çenesi parlak dudaklarının altında süzülüyordu. Pek de uzun sayılmazdı lakin vücudunun küçüklüğü sayesinde hiçbir gardiyan ona dokunamamıştı. Cübbesinin altında siyah cropu ve dizlerinin üstüne ucundan değen kot şortu vardı. Siyah uzun çizmeleri de önceden söylendiği gibi mavi diskle birlikte dikkat çekiyordu.
Yolundaki herkesi dağıtan kadın sonunda üçüncü kata ulaştı. Sağ elini kaldırıp diskten yayılan kıvılcımlarla hücrelerin adlarına bakıyordu. Mahkumlar ona yardım etmesi için bağırıyor bazı taşkınlar ise onu ellemeye çalışıyordu. İğrenerek ve üzerine yığılan gardiyanları şoklayarak merdivenden uzakta kalan hücreyi buldu. Işık yayan diski 119 numaralı odaya tuttu ve sesini yükseltti.
"Kalk mahkum."
"Merhabalar hanımefendi. Ben yatağımda iyiyim beni buradan şoklayamazsınız."
"Şoklayabilirim. İstemiyorsan kalk."
Yarı çıplak mahkum ellerini hafifçe hafaya kaldırıp bir gülümsemeyle ayağa kalktı. Ellerini parmaklıklara dayadı. Kadınla arasında yirmi santimetre boy farkı olduğundan aşağı bakması gerekiyordu. Mahkum gözlerini arkaya dikti.
"Şey, arkanızda."
Kadın arkasından sessizce yaklaşan gardiyanın kafasının arkasına mavi disklerden fırlatıp sonra da sol elini kaldırarak yumruk attı. Eli hareketlenmek yerine resmen diske uçmuştu, gardiyan oracıkta kırılmış burnuyla düştü. Kadın, mahkuma tekrardan bakıp saçını kafasını sallayarak düzeltti. Mahkum gülerek söze devam etti.
"Rica ederim."
"Teşekkür etmedim ki."
"İçinizden etmişsinizdir."
"Hayır. Siz diliyle konuşmaya devam et."
"Tamamdır kaçık hanımefendi." Kadın sol elini damar parmaklıklara vurdu.
"Bana bak. Yeterince terli domuz dövdüm ben. Vaktim yok, benimle geliyorsun."
"Niyeymiş? Burada yemeğim, yatağım ve huzurum var. Ayrıca mekan her gün kutsal şerbetle yıkanıyor şeytan derdim de yok."
"Artık olacak."
"Evet zaten şeytana benziyorsun."
"Ben değil aptal, Morrow'u öldürmeye geleceksin onu diyorum."
Mahkum bu ismi duyunca geriye bir adım attı.
"Wow wow vo! Bunu sakın bir daha yapma kaçık şey seni!"
"Bana kaçık demeyi bırakmazsan seni bir sandalyeye bağlar her Morrow demediğin saniye şoklarım."
"Hey! Hadi ama! Tamam, tamam öyle demeyeceğim ama şeytanların ismini böyle anamazsın! İsmi anılan şeytan anan kişinin nerede olduğunu hissedebiliyor!"
"Anarım. Nerede olduğumu bilsin ki yaklaşırken korksun."
"Tamam bana bak hanımefendi. Yatağında oturmuş kitap okurken bacağına bir sinek konduğunu düşün. İlk seferde bir şey yapmayabilirsin ama beşinci konuşunda kitabı onun üstüne vurursun!"
"Birincide vururdum. Ayrıca siz dili kalacak dedim."
"Şanslıyız ki bizim iblisimiz sizden daha rahat ama hissettiği tam olarak bu."
Konuşma boyu kadın arkasından gelen gardiyanları yere düşürüyordu. Kalabalık bir grubu dağıttıktan sonra ellerini birbirine vurdu.
"Vaktin doldu benimle geliyorsun."
"Ya gelmezsem?"
"Senin gibilerin olduğunu bildiğim dört kodes var."
"Zahmet olmazsa onlara gidersiniz."
"Tamam elveda o zaman."
"Görüşürüz kaçık hanım."
Mahkum adam kadın sırtını döndükten sonra parmaklıklara yaklaşıp seslendi.
"Hey."
"Ha?"
"O şeytanı biliyorum. Onu öldürürsem Tanrı'nın yolunda büyük bir adım atmış olurum. Beni kurtarın lütfen."
"Eh, acınası."
Kadın dört parmaklığı disklerle ısıtıp koparttı ve adam dışarı adım attı. Elini kaldırınca kadın büyük bir nefes verip gözlerini devirerek sıktı. Adam gülümseyerek ağzını açtı.
"Ben Astalas."
"Ben de Laura"
Astalas üzerindeki tozları attı. Üst kattan iki tane gardiyan geliyordu ki Laura'ya baktı. Laura kollarını kenetleyip boş bir ifadeyle izlemeye başlayınca Astalas gülümseyip gardiyanlara yürüdü. Sağ taraftaki obez denilecek kadar iriydi soldaki ise biraz kısaydı. Astalas önce kilolu olanın çenesine yumruğunu çaktıktan sonra ikisinin arasına geçip ardından sağa kaçınarak diğer gardiyanın copundan kaçındı. Gardiyan copunu kilolu olanın göğsüne vurunca copunun kontrolünü kaybetti Astalas da onun burnunun üstüne vurarak onu bayılttı. Kilolu olan üzerine yürürken Astalas merdivenleri biraz çıktı ve aralarında mesafe açtı ardından da adamın üzerine atlayıp kafasına tekme indirdi. Laura tatmin olmuşa benzer bir ifadeyle konuştu.
"Öldürmemeye ısrarcısın ha?"
"Onlar sadece işlerini yapıyorlar canım."
"Ben de sadece işimi yapıyorum."
"İşin adam öldürme işi mi?" Astalas kendi şakasına güldü ve tek gülen de oydu.
"Senin gibi bir adam neden buraya düştü ki?"
"Vampir sandığım iki adam insanmış ve birisi de siyasetçinin oğluymuş. Buraya düşmeden önce konuşmayı da pek bilmiyordum kendimi savunamadım."
"Zaten araştırarak geldim senin dürüstlüğünü test edeyim dedim. Sınavın başarılı gidebiliriz."
Astalas özgürlüğünü kaybedeli altı yıl oluyordu ama ilk dört yılını daha rahat bir hapishanede geçirmişti. Takılmadan konuşmayı, genel kültürü ve çoğu bilimsel bilgiyi de bu şekilde öğrenmişti. Otuz iki yaşına rağmen bunları yeni öğrenmesi önceki hayatının ne kadar sisli olduğunu sorgulatıyor.
Transfer edilmesinin sebebi eski hapsine sürekli lanetli ruhlar çektiği konusunda şikayet edilmesiydi. Genellikle lanetlenmiş kişilerin kaldığı bu yere de bu yüzden geldi.
Laura sırtını aşağıya dönmüş inerken Astalas ona seslendi. Laura arkasına döndüğü anda vahşi bir yaratık onun üzerine atladı ve birlikte alt kata kadar sürüklendiler. Astalas peşlerinden inerken Laura kürklü canavarı şoklamaya çalıştı ama nafile. Beyaz kürkü ve üç insan boyunda kütlesi ile kurda benzeyen yaratık onu ısırmak üzereydi. Laura disklerden aldığı yardımla bile yüz dişli kurdun ağzını itemedi. Son anda Astalas kurdun üzerine atlayıp onun dikkatini dağıttı ve Laura altından sıyrılıp kaçtı. Yardım etmek için gelecekti ki Astalas bağırdı.
"Bu bir ay kurdu, yumrukların işlemez! Bana bırak!"
"Ne yapacaksın? Astalas!"
"Kitabım ya da hançerim yok bu biraz uzun sürer ama-"
Kurt çırpınarak Astalas'ı üzerinden atmaya çalışınca Astalas odaklanıp kollarını kurdun başının etrafına sardı. Ata biniyormuş gibi bacaklarını kurdun sırtına doladı. Gözleri olmayan ve kürkü parlayan dehşet bir canavardı fakat Astalas bunu her gün yapıyormuş gibi davranıyordu. Kurdun hareketlerine direnerek latince konuşmaya başladı. Kurdun merdivenleri inmesini, duvara kendisini çarpmasını umursamadan tutup duasını haykırmaya devam etti. Kollarının kurda değdiği yerden dumanlar çıkıyordu ve kurt uluyarak Astalas'ı atmaya çalışıyordu. Dakikalar boyu kurd debelense de Astalas yılmadan tutup duasını okudu ve sol omzunu duvara sürtse dahi aşağı düşmedi. Duası bittiğinde kurt yere yığıldı, bütün vücudundan dumanlar çıkmaya başlamıştı. Başından başlayarak bedeni kuma dönüştü, kurt artık yoktu. Astalas alnının terini silerken Laura belli etmek istemese de şaşırmıştı. Astalas hücresine son bir kez uğrayıp çekmecedeki sargı bezini kanayan omzuna sardı ardından da merdivenlerden aşağı yürüdüler. Astalas sessizleşince Laura sessizliği bozdu.
"Çok canın yandı mı?"
"Yanmadı desem yalan olur ama ondan susmadım canım. Gönderdiğim lanetli değil, vahşi bir ruhtu o yüzden yas tutmam gerekiyor."
"Ben bu işlerden pek anlamıyorum, seni tutma sebebim de bu zaten."
"Tutma değil, zorla el koyma. Az önceki bir ay kurduydu, gecesoluyan ailesinden. Büyük ihtimalle güvenlik köpeği olarak tutuyorlardı. Yaşamak için ruhları sömürmesi gereken çaresiz varlıklardır bu gecesoluyan familyası. Tabii, vampirler hariç. Onlar tam şerefsiz."
"Hayati bilgileri verirsen sevinirim kocaman adamın hobisini dinlemeye gelmedim buraya."
"Bir şeytanın izini sürüyorsak her şeyi dinlemen lazım asi hanım."
"Siz dili-"
"Hayatını kurtardığım için siz dili yükünden kurtuldum yani hayır."
"Öf neyse. Devam et boş bilgilerine."
Bahçeye inmişlerdi. Çizmeleri toprağa bata bata yürüdüler. Yağmur yağıyordu ve etrafta hiç bina yoktu, yarı çıplak Astalas için pek de güzel bi hava değil. Astalas sırtını esnetip sözüne devam etti.
"Araf gerçek, Cehennem de. Ne yazık ki Cennet öyle mi kimse bilmiyor çünkü kimse tek bir melek bile görmedi. Hayatım boyunca o tüy düken beyaz kanatları aradım ama her yaklaştığımda anılarım bulanıklaşıyor. Belki de melekler bir efsanedir ve Cennet de ölmüştür kim bilir. Bu yaratık önceki hayatında kim ya da ne ise Arafa düşmüş ve oradan kaçmayı başarmış bir ruh. Araftan dönmek de böyle seni kendin bile olmadığın kılıflara sokabiliyor."
"İyi de günahlarınla sevaplarının eşit olması çok zor bir şey değil mi?"
"Ov, hayır. Arafa gitmek için gerçek anlamda arafta kalmış bir hayat yaşaman lazım senin dediğine gerek yok. Bir çocuğun hayatını kurtar ama birini öldür, kendini Arafta bulursun."
"Anladım. Bu yüzden vahşi dedin."
"Evet. Tabii o iki çocuğu da öldürürsen Cehenneme düşersin. Izdırap seni ele geçirip günahlarından kurtulamazsan da... bir şeytan doğar."
"Şerefsizler."
Bölüm etkileşimi
