Ölüler ve Ötesi kitap kapağı

6. bölüm / 27

Ölülere fısıldayan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Ölülere fısıldayan

İkili polisten iki saat boyunca kaçmaları dışında, çok da sıkıntı değil gibi, pek de sorun yaşamadı. Laura'nın eşyaları sanki bir avuç betonu bir araziye döküp kaçmışlar gibi duran bir evdeydi. Sütunlarının biri düşmüş diğeri de oldukça yıpranmış gri tek katlı bir evdi. Evin küçüklüğüne rağmen bir garajı vardı. Laura kilidi açarken Astalas etrafa bakındı.

"Burası senin evin mi?"
"Hayır. Aslında ne yazık ki evet. Mafyadan kaçtığımdan beri böyle. Zaten Southwern hep ışık çorbası gibi, şehre yaparım diye çevresine hiç adamakıllı ev yapmamışlar."
"Southwern..?"
"Bazen çok şapşalsın. Seni kurtardığımdan beri gezdiğimiz şehir işte."

Laura içeri girdiğinde Astalas onu takip etti. koltukların ve televizyonun olduğu ilk odada bir sürü poster vardı. Hele "Star Wars : Episode III" posteri bi duvarın yarısını kaplayacak kadar büyüktü. Ev dışına göre aşırı düzenliydi. Raflarda bir sürü manga ve kitap vardı. Laura yatak odasına girdiğinde Astalas koltuğa oturup bekledi. Hapishanede televizyon kullanmayı öğrenmişti, çok sevdiği illegal hayvan dövüşleri olan kanal 81'i açtı ama aynı kanal değildi. Astalas aceleyle kanalını ararken Laura geldi. Cübbesini çıkartıp kıyafetlerini değiştirmişti. Beyaz kedi çizimli pembe çoraplar, siyah kargo baggy pantolon, üzerinde "Bye Bitch" yazan beyaz bir crop ve onun üstüne de bir deri ceket. Laura arkasını dönüp aynada kendisine baktıktan sonra Astalas'a "Nasılım?" diye sordu.

"İyi."
"Bu kadar mı? Benim her giyimim iyi."
"Vasatın üstü."
"Hey!"
"Ya kusura bakma böyle durumlarda ne diyeceğimi bilmiyorum ben!"
"Harika olmuşsun canım, mesela!"
"Harika olmuşsun canım."
"Kendin demediğin için bütün havası kaçtı. Ben eşyaları hazırlarken duşa gir."

Astalas girdiğinde Laura garajda uğraştı o çıktığında da kendisi girdi ve Astalas sonunda aradığı kanalı bulup izledi. Laura giyinip saçlarını kuruladığında Astalas televizyonun başından kalkacağından canı sıkkın bile denilebilirdi. İkisi birlikte garaja girdiler. Laura yılbaşı geçeli sekiz ay olsa bile buranın yılbaşı ışıklarını kaldırmamıştı. Loş ışıklı garajda uzun bir çalışma masası ve biraz eski bir araba vardı. Uzun ve ince bir yapısı vardı, siyahlar içindeydi ama bazı yerleri biraz çizilmişti. Laura elini arabanın kaportasında gezdirip Astalas'a döndü.

"Audi A8, beğendin mi?"
"Vo! Bu benim çocukluk hayallerimdeki araba!"
"Oha gerçekten mi? Ha... çok kabasın."

Laura çalışma masasına yöneldi. Zaten kıyafet gibi şeyleri koyduğu mor bir omuz çantası vardı, o çantanın diğer gözünü açıp masaya koydu. Masada yirmiden fazla ince disk vardı hepsini göze boşalttı. Bir tanesini eline alıp Astalas'a döndü.

"Bak bu diskleri ben elektrik akımıyla uzaktan açabiliyorum ama zorunda kalırsan ortasına dokunup aktifleştirebilirsin, diske doğru çekilirim belki patlamada gibi şeyler olursa diye."
"Sinir etmek için yaparsam?"
"Sinirli halimin üzerine hızla süzüldüğünü mü görmek istersin?"

Laura masaya döndü. Arabanın anahtarı ve cüzdanını da koyduktan sonra çantası hazırdı. Sonra Astalas'ı arabanın bagajına çağırdı. Laura'nın acil durumlar için konserve yemekleri, ilk yardım çantaları ve bir de peluş bir hello kittysi vardı. Astalas yedek eşyalarını buraya koyduktan sonra kapattılar. Laura evi kilitledikten sonra ikili arabaya bindi. Motorun sesiyle araba uyandı. Astalas daha bisiklet bile süremeyeceği için Laura sürücü koltuğuna geçti. Garajtan çıktıklarında Laura önce bi arabanın tozunu atmak için güzelce sürdü, virajlara girip sonrasında da toprak yollarda hız yaptı. Gayet eğleniyordu ki Astalas sordu.

"Nereye gideceğiz canım?"
"Oh. Evet bunu kesinlikle derinlemesine düşündüm."
"Benden başka çok ruh bükücü olduğunu söylemiştin onlara gidelim."
"Hayır."
"Ne? Neden hayır?"
"Bir taneniz bile fazla."
"İblisin de bir tanesi fazla."
"Ofh tamam. Senden başka bir seçeneğim yoktu tamam mı? Kolay kolay Tanrı adına ucubelerle dövüşen birini bulmuyorsun hepsi evine kapanıp dua ediyor. Rahatladın mı?"
"Bu gece tüy gibi uyuyacağım. Ama bunu neden paylaşmadın?"
"Sen ilk kez havuzda altına işediğin anıyı paylaştın mı?" Laura şehirden uzak olan yola direksiyon kırdı.
"Yani yani haklısın."
"'Yavni yavni'"
"Ov! Sana ne demeli? Ben havalıyım pislikler falan?"
"Sen cidden yalan söylediğime kırıldın mı?"
"Kırılmak için fazla sert kemiklerim var ama rahatsız edici. Zombilerin arasına daldığımızda ısırıldığını saklayacak mısın?"
"Bilmiyorum. Isırıldıysam zaten son değil mi?"
"Değil ilaçları var bende yayılmaması için. Paylaş canım olur mu?"
"Bi abim eksikti zaten."

Astalas ayaklarını uzatmıştı ki Laura arabayı çarparsa kaburgalarının tadını alabileceğini söyledi ve Astalas indirdi. Araba ilerledikçe etrafta sis yükselmeye başladı. Sis yükseldikçe Astalas tetiğe geçip sol eline şerbet mataralarından birini sağ elineyse bıçağını aldı.

"Durum ne?" dedi yoldan gözünü ayırmadan Laura.
"Daha iyi anlaman için bir ölçü kullanacağım tamam mı? Haşlanmış patates rahatça hallederiz demek-"
"Astalas!"
"Tamam ben hallederim sen sürmeye devam et işte!"

Sisin içinden sisle aynı tonda insan ve hayvan kolları yükselmeye başladı. Bazen ikisinin de karışımı. Astalas arabaya çok yaklaşan kollara bıçağını sallıyor ve kaportaya dikkatlice kutsal şerbet döküyordu. Kolların sayısı artınca Laura sanki sinekmişçesine eliyle itmeyi denedi ve sislerin içindeki kol onun bileğini kavradı. Astalas arabanın içinde ayağa kalkıp kolu bıçağıyla kesti ardından da arka tarafın camlarına şerbet dökmeye geri döndü. Laura arabayı kurtarmaya çalışırken bağırdı.

"Ne oluyor söylesene!"
"Kibarlığın için sağol! Bunlar ölülerin ruhları, şeytani bir güç için kurban arıyorlar!"
"Nereden geldiler ki?"
"Galiba mezarlıktan! Ben işim gereği çok iyi bir kurbanım-" Astalas göğsüne pençesini saplamaya çalışan bir eli ortadan ikiye ayırdı. "O yüzden onları çekmişimdir!"

Laura bacaklarından arabanın içine elektrik akımı göndererek arabanın sistemlerini aşırı hızlandırdı ve arabanın içine yerleştirdiği diskleri tetikledi. Araba yolda Astalas'ın koltuğa çakılacağı hızlarda gitmeye başladı ve sis de arabanın etrafından damla damla döküldü. Laura sisten kurtulduğunda hızını koruyarak yokuşa girdi ve arabanın neredeyse tekeri yere değmeden aşağı ulaştı. Elektrik akımını kapattığında Astalas... camdan dışarıya kusuyordu.

"Seni araba tutar mıydı?"
"Ara...banın hız gös...tergesini aş...mak tutabil...ir..."
"Alışırsın."

Asfalt yollara gelmişlerdi. Laura Astalas rahatça kussun diye arabayı durdurup yana çekti. Astalas işi bittiğinde Laura'ya sessizce yaklaştı.

"Eğer günahkarlar kurban arıyorsa." dedikten sonra sesini temizledi. "Yakınlarda kötü bir şey vardır. Hadi onu Cehenneme yollayalım."
"Peki bu bize ne katacak her şeyimizi tüketmek dışında?"
"Bir söz vermiştik. Gideceğimiz yeri bilmiyoruz o yüzden onu bulana kadar ucube kovalayacağız."
"Kovalamayacağız karşımıza çıkarsa bakacağız!"
"Merhaba ben Laura sadece kendi karın tokluğumu ve saçlarımın boyasını düşünürüm." diye sarkastik bir tonda konuştu Astalas.
"Bu ne cüret? Benim sayemde dışarıdasın istersem boynuna tasma takarım!"
"Ben hayatını kurtarınca ödeştik."
"Yine de böyle konuşamazsın! Ben bu yola kız kardeşimi kurtarmak için çıktım!"
"Güzel ama böyle yaparsın kız kardeşini kurtarmaya çalışan tonlarca insan biz onları koruyabilecekken ölecek."

Laura konuşmadı, bir sigara yaktı. Astalas hapishanede yıllarca para birimi olarak gördükten sonra garip hissetti.

"Peki ben Morrow'u bulamadan ölürsem?"
"Shhh shh! Sessiz ol adını anma."
"Merhaba ben Astalas'ım iki isim söylemekten bile korkarım. Morrow Morrow Morrow!"
"Bak canım."
"Bak canım konuşması istemiyorum, yoluma çıkmadıkça şeytan çöpçülüğü yapmak da istemiyorum. Ben bu ekibin lideriyim tamam mı?"

Astalas omuz silkti ve Laura'dan önce arabaya bindi. Laura sigarasını bitirirken sırtından yayılan bir soğukluk hissetti. Beş kilometre gittiler ki sessizliği bozdu.

"Hala yerinde midir?"
"Sekizinci insanını yiyordur."
"Nereye gideceğimizi bilmiyorum. Belki en azından o yaratık biliyordur."
"Bahane bulma, suçlu hissettin."
"Hissetmedim."
"Hissettinn."
"Hissetmedim! Biraz daha başıma kakarsan geri dönmeyeceğim."
"Tamam tamam sür lütfen."

Laura arabayı yakınlarından geçtikleri mezarlığa sürdü. Mezarlığın yakınına park ettikten sonra Astalas bakır baltasını Laura'ya verdi ve kendisi zincirini eline aldı. Bütün mezarlık sisten bir duvarla kaplıydı, içeri bakacak kadar yaklaştıklarında günahkar ruhların secde ettikleri bir yaratık gördüler.

Yaratığın taştan denilebilecek kadar gri ve pütürlü bir derisi vardı. İnek kafatası şeklinde beyaz, derisiz bir kafaya ve hayatsız boş gözlere sahipti. Kafasının iki yanından bükülen siyah boynuzları vardı. Boyu uzun vücudu ise yapılı, sadece paçavralardan yapılmış tüyden bir etek giyen bir canavardı.

"Bu bir şeytan mı?" diye fısıldadı Laura.
"Şeytanlar onları tapanları önemsemez. Bakalım inek dostumuz ne yapacak." diye yanıtladı Astalas.

Yaratık etrafındakilerin ona sunduğu iki bedene baktı. Bedenlerden daha etli olanı eliyle kaldırıp vahşice yemeye başladı. Dökülen bağırsakları diğer eliyle toplayıp ağzına götürdüğü, kol ve bacaklarından büyük parçalar aldığı gözüküyor. Yaratık el ayak gibi şeyleri yanına koyduktan sonra önündeki bedene baktı. Etrafındaki ruh dolu sis uğuldarken yaratık bir elini bedenin üstüne koyup diğer elini sise daldırdı. Sisten eline gelen küçük ruhu yerdeki bedenin ağzına gönderip Astalas'ın dualarına benzer ama daha vahşi bir şekilde bir şeyler söyledi. Ruhlar dağılırken yerdeki ölü olduğu neredeyse kesin olan vücut ayaklanıp başını eğdikten sonra mezarlıktan dışarı yürüdü.

"Oha! Bu ölü birine vücut verdi resmen!" diye sesini yükseltti Laura.
"Çimenlerin hangi renk olduğunu da söyle istersen." dedi Astalas. "Bu bir iblis değil canım zaten iblis olsaydı şuan ölmüş olurduk. Bu bir Framan. İnsan bedeniyle beslenen ve cesetlere hükmedebilen bir lanetli yaratık. Bizimki daha fazla beden bulabilmek için tarikat kurmuş resmen."
"Bu şey bir insan mıydı?"
"İnsan eti yemek iyi sonuçlanmaz aklında bulunsun. Ne kadar kolay bulunabildiğine şaşarsın avcıyken, artık gözünde tek damla korku kalmaz. Biraz insanlığını kaybetmek, biraz kara büyü böyle bir şey olursun. Hadi, ruhlar dağılıyor."

Framan oturduğu taşın üstünde başını eğmişti. Gözleri olmadığı için uyuyup uyumadığını anlamak imkansızdı, Astalas önde olmak üzere gizlice mezarlıkta ilerlemeyi denediler ama yaratık onlar yaklaştığı gibi ayağa kalktı. Astalas Framan ayaklandığı an zincirini ona salladı ama yaratık ucundaki bıçağı umursamadan kolunu kaldırıp zinciri uzaklaştırdı. Laura Astalas'ı beklemeden atılıp disklerin yardımıyla kendi etrafında dönerek yukarıdan tekmesini indirdi ama yaratığın derisi betondan beterdi, deli gibi canı yanarken geriye sıçradı. Astalas o anda yaratığa bıçağını saplamaya çalıştı ama Framan Astalas'ın elini tutup sıkarak bıçağı yere düşüttürdü. İkili iki yandan saldırıyor ama bir türlü ona zarar veremiyorlardı ta ki Laura Framanın boynuzlarının hizasına disklerini fırlatıp ellerini getirine kadar. Şimşek gibi iki yandan inen yumruğuyla yaratığın kafatasında bir çatlak oluştu ve bir inlemeyle geriye düştü. Yanına düştüğü üzetinde haç olan mezar taşının haç kısmından tutarak koca mezar taşını kaldırıp öfkeyle Laura'ya baktı.

"Astalas, bu şeyi nasıl geberteceğiz!"
"Mühürlemem gereken şey kafasının içinde, kırman lazım!"

Yaratık dehşet verici bir edayla mezar taşını salladığında Laura sola Astalas sağa kaçtı. Astalas zincirini fırlatıp yaratığın mezar taşını tuttuğu kolunu sardıktan sonra zinciri tüm gücüyle çekti. Yaratık kolunu geri çekmeye çalışırken Laura diskini tam kafatasına yapıştırıp tekmesini attı. Yaratığın çatlağı büyüdü, aşağılara indi ve en sonunda da kafatası ikiye ayrıldı. Yaratığın kafasının içinde mürekkep gibi bir sıvının sardığı bir küre vardı, yere kapaklandığında küre sarsıldı.

"Laura, tüm gücünle vücudunu tut!"
"Ölmedi mi?"

Yaratık yerdeyken bir tekme savurduğunda Laura zar zor kaçındı. Astalas kafasının üstüne çıkıp dua okurken Laura yaratığın bileklerinin altına disklerini yerleştirip bileklerinin üstüne çizmelerini bastı. Bu bile onu tutmaya zor yetmişti neyse ki Astalas hızla duayı bitirdi. Mürekkep akmayı bıraktığında beyne benzeyen kıvrımlı ıslak bir kas bedenden koparak çimenlerde yuvarlandı. Astalas da bıçağını alıp beynini ikiye ayırdı.
Arabaya dönerken ikisi de rahatlamış gibiydi.

"Canavar bekaretimi kaybettim." dedi gülerek Laura.
"Ya... bu bunu diyebileceğin en kötü yol. Ama evet, sevindim. Birbirimize bakmadan yumruklar savurduğumuzda olmuyormuş onu da gördün." dedi Astalas ellerini ensesine esnetirken.
"Baltanı kullanamadım. Zaten bir silah kullanmam ki, geri vereyim."
"O zaman fırsat olunca botlarını bronzla kapla."
"Neden bronz? Neden şerbet? Çok komik geliyor bana bunlar. Tatlıya dökmüyor muyuz biz onu?"
"Bu gecenin son sorusu tamam mı? Lütfen?"
"Söz veremem."
"Bronz ve şerbetin doğada bulunan halinin bir özelliği yok. Evdeki şerbeti iblise döksen teşekkür eder. Sadece bunlar dua ile kutsanması en kolay maddeler. Şerbetin bir damlasını kutsayıp şerbetten bir göle atsan hepsi yayılır ve bakır da tek bir işaretle her yerinde aynı etkiyi yapar."
"İşinde gerçekten de iyisin."
"İşimden başka neyim ki?"

Laura sürerken gecenin huzuruyla geri döndüler. Laura'nın evine girdiği gibi Astalas koltuğa Laura da yatağa çakıldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…