Ölüler ve Ötesi kitap kapağı

21. bölüm / 27

Keder ve hakimiyet

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Keder ve hakimiyet

Dışarıda kar fırtınaları koparken yer altı sıcaktı. Mahkumların feryatları, işkence gören ve gücü sömürülenlerin gözyaşları koridoru canlı tutmaya yetiyordu. Labirent vari oyulmuş duvarlarında sonlarında bir kadın kalıyordu. Odası diğerlerinin yanında otel gibiydi, çok temiz ve iyi hazırlanmış ahşap eşyalarla güzel halıları vardı. Dolabında bol bol yemek başucunda ise onlarca kitap yatıyordu. Diğerlerinin aksine prenses muammelesi görmesine rağmen kadının yüzünde tek parça mutluluk yoktu. Siyah, düz saçları hüzünle aşağı dökülüyordu. Güneş görmemekten bembeyaz kalmış teni narin bir tınıda parlıyordu. Gözleri Laura'nınkiler kadar olmasa da çetindi. Ondan da birkaç santim uzundu ama yüzü onunkinden çok daha pes etmiş bir havadaydı.

Evangeline üzerinde beyaz uzun bir elbiseyle duruyordu. Hücresinin tozu dumanı yüzünden elbisenin altı ve bacakları kirlenmişti. Ayak bileğine zincirle bağlı gülleyi oynatmaya çalışarak dışarıdan hücresine gelen kim diye baktı.

Morrow'un emrindeki iblislerden biriydi. Sıska, kafası kazıtılmış bir erkeğin vücudundaydı. İblis Evangeline'in odasına gelince durup kendisine gözlerini dikmiş kıza baktı.

"Herhangi bir şeye ihtiyacın var mı Evangeline?"
"Sence ihtiyaçlarım bir iblis tarafından karşılanabilecek şeyler mi?"
"Biz evimizdekilere iyi bakarız."
"Aynen, uzaktan gelen seslerden belli oluyor."
"İhtiyacın yoksa gidiyorum."
"Hayır var."

Evangeline kendisine yaklaşan iblisin parmaklıklara sardığı eline dokundu. İblis bir anda yüz ifadesi tamamen değişmiş bir şekilde geriye doğru adım attı ardından da sanki ilk kez kullanıyormuşçasına elini açıp kapattı. İblisin yüzü tamamen duygusuz ama gözleri korkudan patlayacak gibi görünüyordu. Birkaç saniye robot gibi hareket ettikten sonra dikkatini toplayıp önce Evangeline'in hücresini parçalayarak açtı ardından da ayağındaki gülleyi koparttı. Evangeline masasındaki meyve tabağındaki bıçağı iblise verdiğinde iblis bıçağı kendi kalbine saplayıp iyice gezdirdi. İblisin vücudu yere düşerken göğsünden kızıl bir sis şeklinde asıl iblis ortaya çıktı ve Evangeline'in bedenini ele geçirmeye doğru süzüldü ama Evangeline'e yaklaştığında adeta korkarcasına bir U dönüşü yapıp zindanın derinliklerine karıştı.

Evangeline yerde kan gölü oluşturan iblisin eski vücudunun üzerine basıp yüzünü buruşturarak ilerledi. Meşalerle aydınlatılmış karanlık koridorda diğer mahkumlar sorun çıkarttığı için fark edilmeden ilerledi. 13. koridordan koşarak ilerleyip çıkışı bulmaya çalışıyordu. Tam koridorun sonunda ahşap büyük bir kapı görmüştü ki önündeki gölgelerin hareketlendiğini gördü. Gölgenin içinden yavaşça çıkan melez iblisi görünce bir adım geri atma gereği duydu.

"Selam küçük kaçak." Valeria gölgeden dışarı adımını attı.

Kısa beyaz saçları, bordo uzun elbisesi ve yarım tacıyla bu oydu. Kolları aynı şekilde beyaz kumaşlarla örtülmüştü. Evangeline karanlığa alışmaya çalışan gözlerini kısıp şeytanın kızına baktı.

"Bacaklarımı esnetmeye çıkmıştım" dedi Evangeline.
"Öyleyse gel beraber yürüyelim."
"Bana uyar."

Evangeline uzaktan el sıkışmak için elini uzattığında Valeria güldü.

"Aylar boyu acıtacak yolu mu seçersin yoksa tatlıya bağlayalım mı?" Valeria yanındaki gölgeden yükselen kıvrımlı bıçağını eline aldı.
"Artık gücümü yönetebiliyorum Valeria. Artık beni oraya sokamazsın."
"Senin gücün en fazla temizlikçilere işe yarar. Gel, sana meydan okuyorum gel de kontrol et şimdi."

Valeria yaklaşıp elini kaldırmış Evangeline'in eline kafasını bastırdı. Evangeline Valeria'nın alnına dokunup odaklansa da önceki iblise yapabildiği bir etkiyi bir türlü gösteremedi. Başını tutup yere yığıldı.

"Ben de öyle tahmin etmiştim." dedi Valeria. Evangeline'i yerden kaldırıp önüne aldı. "Yürü."
"Lütfen. Çok sıkılıyorum burada lütfen başka bir yere gideyim. Benden istediğinizi asla alamayacaksınız bari bırakın da ömrümün kalanında taş duvardan başka bir şey görmüş olayım."
"Seni direkt salamayacağımı biliyorsun tatlım. Beni takip et sen."

Valeria Laura'nın gitmeye çalıştığı odayı açınca asma köprüyle karşıya bağlanmış bir yer çıktı. Yerde karanlık olduğu için çok az gözüken bir suyla doldurulmuştu. Valeria kapının önünden hayvan parçaları dolu bir torbayı alıp suya döktüğünde suyun içindeki lanetli piranalar yüzeye yüzüp etleri havada kaptı. Laura poşedi yerine koyduktan sonra, babası suya attığını görse onu öldürürdü, köprüde yürümeye devam etti. Evangeline üç adım arkasında yürürken birlikte kapısı siyaha boyanmış bir odaya geldiler. Oda yukarıda asılı bir avizenin mumlarıyla aydınlatılmıştı. Büyük pembe kılıflı bir yatak, çizgili bir halı ve odun renkli duvarlar vardı. Ayrıca odada bir sürü defter ve altı tane de tuval vardı.

"Sen resim mi çiziyordun?" Evangeline tuvallere baktı. Genellikle masum manzara resimleriydi.
"Eh, işinin adam öldürmek olması hobilerin olamayacağı anlamına gelmiyor." Valeria odasında turlamaya başladı.

Evangeline etrafa biraz bakındı. Sıkıcı hücre hayatı için bu inanılmaz bir değişiklikti ama tabii o burada olmak istemiyordu.

"Beni neden öldürmüyorsunuz? Boğazımı keserseniz öleceğimi temin edebilirim."
"Kalbinin oradaki çizik bu konuda beni şüpheye düşürüyor Eva."
"Bana öyle seslenme iblis. Büyümü kontrol etmeyi tamamen kavradığımda babanı bile bir çırpıda öldürebilirim. Bunu mu istiyorsunuz? Eğer hayırsa bırakın öleyim."
"Yaa, gözlerim yaşardı." Valeria parmaklarını ağzına götürüp gülümsemesini yapay şekilde indirdi. "Minik Eva hayattan soğumuş."
"Soğurum tabii! Ablam nerede söyle bana!"
"Ablan seni aramayı çoktan bırakmıştır balım."

Valeria Laura'yı düşündüğünde dudakları kasıldı ama belli etmemeye çalıştı.

"Asla bırakmayacaktır. Daha ben onun yanındayken babanı öldürmekten bahsediyordu şimdi kesin arıyordur."
"Ararsa bulurduk. Bulsaydık öldürürdük. Belki de öldürmüşüzdür ama çoktan söylemiyoruzdur."
"O gelemese dahi ben ikinizi de boğabilirim."
"Nasıl boğacaksın ha söylesene? Domuzcukları kontrol edebiliyorsun daha azıcık dirençli bir vücutta çatlıyorsun. Kendi bedeni olmayan aciz iblisleri ben de kontrol edebilirim."
"Babanın da vücudu yok."
"Babamın vücudu var, senin bebekken göz ucuyla gördüğün şey. O vücut serbest kaldığında etrafındaki her şey kontrolsüz bir şekilde yıkıldığı için savaşçıların gölgelerinde duruyor, sen bin parça olma diye."
"Madem bu kadar güçlü neden benden korkuyor?"
"Korkuyor mu? Kıyamet gelse korkmaz o."
"Evet korkuyor. Neden bana sakince yaklaşıyor, neden beni hemen öldürmüyor?"
"Seni melekler koruyor tatlım."
"Gerçekten mi?"

Evangeline Valeria'nın uydurduğu şeye bu kadar ciddi inanınca Valeria kahkaha atmaya başladı. Valeria gözleri yaşarmış şekilde gülerken Evangeline koşup onun boynuna iki elini doladı. Başının ağrısı çatlayacak gibi olsa bile kendisini zorladı. En son burnu kanamaya başlayınca büyüsünü Valeria'da kullanabildi. Valeria önceki iblisin aksine direndiği için onu yönlendirmesi çok daha zordu ama Evangeline kendisini parçalayarak Valeria'nın bıçağına ulaşmasını sağladı. Bıçağı alıp hemen kendi boğazına soktu. Ne yazık ki bıçak üzerindeki yakutla sihirliydi ve Laura fırlattığında olduğu gibi Valeria'nın içinden geçti. Evangeline daha çok dayanamayıp kontrolü bıraktığında Valeria yere yığıldı.

Evangeline Valeria ilk alnını onun eline yasladığında bilerek denememişti böylece çıkışa daha yakın bir yere gelebilmişti. Koşup labirent gibi koridorlardan ve bitmez basamaklardan geçerek kaçmaya başladı. Valeria kendisine geldiği gibi gölgelere dalıp onun peşine takıldı ve onla mesafesini hemen kapattı. Gölgesinden fırladığı gibi merdiven çıkan Evangeline'i iki bileğinden yakalayıp topuklu ayakkabısını az kala Evangeline'in karnı kanayacak kadar fena bastı. Bıçağı onun boğazına hizaladı.

"Ne cüretle beni ele geçirmeye çalışırsın kaltak!"
"Yap hadi! Yap! Yapabileceksen yap kes hadi seni iblis!"

Valeria tam öfkesine kapılıp kolunu oynatacaktı ki koridor sarsıldı. Valeria ne olduğunu anlamadan ayakları yerden kesildi, merdivenin duvarına çarpıp omzunu incitti. O yerde yatarken Evangeline tekrardan kaçmaya çalıştı ama başı öylesine ağrıyordu ki ellerini başına koyup kapanmadan başka bir şey yapamadı. İkisi de basamaklarda yatarken adım sesleri yaklaştı, o gelmişti.

"Sana ona dokunmayacaksın demiştim."

Ses alttan gelse dahi Evangeline'in kulakları dört taraftan geliyormuş gibi algılıyordu. Başının ağrısı katlanırken güçlükle önüne baktı. Morrow, yenilenmiş genç vücuduyla Evangeline'in başına dikilmişti. İki basamak altta olsa dahi çok yukarıda gözüküyordu.

"İyi misin kızım?" Morrow Evangeline'e bakarak konuştuğundan Evangeline kendisine mi omzunu tutan Valeria'ya mı dendi anlayamadı. Morrow ona bakmaya devam edince anca cevapladı.
"Değilim... kızın beni öldürecekti."
"Haddi bildirilecek."
"Baba o beni kontrol etmeye çalıştı!" Valeria yerinden doğruldu ama acıdan geri yatmak zorunda kaldı.
"Öyle mi? Edebildin mi Evangeline?"
"Sana söylemek zorunda değilim!"
"Tabii değilsin, tabii. İlaçlarını ister misin?"

Evangeline Morrow'un pelerininden çıkan küçük suyeşili küre şeklindeki sihirli ilaçlara baktı. Normalde almayı sonuna kadar reddediyordu ama şimdi kendisini çok zorladığı için beyni içine akacak gibi hissediyordu. Dayanamayıp hızla Morrow'un elinden aldı ve yuttu. Beklemeksizin hemen başının ağrısı geçmişti.

"Valeria, omzun hemen iyileşir benim kanımı hafife alma. kalkabildiğin gibi tahtıma gel." Morrow elini Evangeline'e uzattı. Evangeline eli itip kendisi ayağa kalktıktan sonra şeytanı aşağı merdivenlere takip etmeye başladı.

"Sana yeni bir oda vereceğim. Valeria'nın odasını ister misin?"
"Hayır, seviyora benziyordu."
"Onu sevmiyorsun. Bu senin işine gelmez mi kızım?"
"Ben senin kızın değilim duman kokulu ağzınla deme şunu. Sevmiyorum ama cadılık yapmak da istemiyorum. Oyalanabileceğim şeyler koyun yeter."
"Yerine getirilecektir. Valeria'yı nasıl kontrol ettin kızım?"
"Sana hiçbir şey söylemek zorunda değilim. İstediğin kadar güzel vücuda gir istediğin kadar tatlı konuş sen yine de aynı Morrow'sun. Gerçek sesinle konuştuğunda kulaklarım patlayacak gibi oluyor, nasıl sana güvenebilirim ben? Eğer dalga geçtiğiniz meleklerden olsanız bile size tek kelime etmezdim bana iyi gözükmeye çalışmayın."
"Biz sadece senin rahatını istiyoruz. Ben ise özel olarak sahip olduğunu kullanabilmeni istiyorum, senin için."
"Evet güzelce kullanacağım pislik kullanıp sana kendi kalbini yedirteceğim!"
"Korkarım ki bu da beni öldürmeye yetmez."
"Blöf yapıyorsun."
"Ben doğanın bir kuvvetiyim, doğayı öldüremezsin. Doğa da senin kötülüğünü istemez küçük Evangeline, er ya da geç anlayacaksın."
"Doğadan nefret edeceğim hiç aklıma gelmezdi."
Evangeline Morrow arkasına bakmasa dahi gölgelerden onu izlediğini hissediyordu. Kaçma umutları yavaşça solarak şeytanı takip etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…