Bölümler 27Şu an: Sana veda ettiğim gece
- 1 Tutsak, Şeytan, Kadın1.726 kelime
- 2 Firari1.442 kelime
- 3 Ruh avcısı550 kelime
- 4 Arananlar1.406 kelime
- 5 Yıkımın yeni vücudu851 kelime
- 6 Ölülere fısıldayan1.791 kelime
- 7 Soğuk bardak846 kelime
- 8 Tersine mayfacılık1.382 kelime
- 9 Şeytan'ın kızı1.661 kelime
- 10 Yıpranmış sinir uçları728 kelime
- 11 Bronzun altında1.077 kelime
- 12 Ölü köy, birinci kısım953 kelime
- 13 Ölü köy, ikinci kısım1.275 kelime
- 14 Ölü köy, üçüncü kısım1.342 kelime
- 15 Ferahlatan dalgalar610 kelime
- 16 Yıkım iblisi1.829 kelime
- 17 Sana veda ettiğim gece1.442 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Vampir kapanı, birinci kısım1.586 kelime
- 19 Vampir kapanı, ikinci kısım1.440 kelime
- 20 Işıklar, çığlıklar1.360 kelime
- 21 Keder ve hakimiyet1.384 kelime
- 22 Yapay kıyamet1.581 kelime
- 23 Elektro-örümcek1.287 kelime
- 24 Çöl yolcuları1.347 kelime
- 25 İblis kilisesi1.128 kelime
- 26 Haz iblisi1.635 kelime
- 27 Haz iblisi, ikinci kısım1.186 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Laura geçmişinin ilk parçasını anlatırken oldukça gergindi. Hikaye ilerledikçe direksiyonu iki eliyle tutmayı bırak sırtını aşırı dikleştirip direksiyona yaslandığı bile olmuştu. Astalas da aynı şekilde hikaye boyu "Biz buna mı karşı savaşacağız?" diye düşünmeden edememişti.
"Geçmiş olsun demek isterdim de sanırım insanlar böyle durumlar için bir sözcük bulamamış." dedi Astalas. "Sana bazen aşırı kuralcı davrandığım için özür dilerim canım, böyle şeyler görmüş birinin çıldırıp insan yemeye başlamaması bile bir mucize.'
"Ne yalan söyleyeyim çıldırmak üzereydim." dedi Laura. "Sikik hayatımda tek bir amaç ve aynı şekilde tek bir yakınım vardı ama o da göz açıp kapayıncaya kadar gitti."
"Anlıyorum tabii yalnızlığı bilirim. Onu kurtarmana seve seve yardım edeceğim tabii canım da..."
"Ne?"
"Sadece ne bileyim. Bana bu hayaleti avla desen ölebilecek bile olsam çabalarım. Şimdi ise karşımızda bir felaket var. 'Depremi durdurmaya çalışacağız ama başaramazsak ölürüz.' demen gibi bir şey bu."
"Tabii ben de biliyorum seni kesin ölüme yollayamam. Senin hayatının amaçları var, devamı var, inandığın bir Cennet var. Benim neyim var ki Astalas? Kardeşimi kurtarmayı da başaramazsam niye yaşayacağım söylesene?" Laura konuşurken çenesi titriyordu.
"Hayat Tanrı'da bitmiyor ki Laura. Hapse düşmeden önce sadece 'O' vardı ve ben de yaşamıyordum. Cennete düşsem bana sunulacak bir şey yoktu ki beni mutlu edecek bir şey yoktu. Sana gidip de kendini Tanrı'ya yönlendir demem. Kardeşini kurtaralım ve buralardan, olduğumuz kıtadan uzaklara gidin. Arkadaş ve sevgililer edinin."
"Astalas sen salak mısın? O şey annemi delik deşik babamı ise toz duman etti sence ben nasıl bırakıp gideyim? Kardeşim varken biriyle bağ kurabiliyor muydum sence onu geri kazanmam neyi değiştirecek?"
"Laura ben-"
"Konuşma şimdi sikerim ağzını! Senin hiçbir şeyin olmamış ki senden alana kin güdesin! Senin inançlardan dikilmiş kalbinde duygular var mı ki? Ha var mı?" Laura eliyle direksiyona vurdu ve yanlışlıkla korna çaldı. "Bana ne cüretle sahip olduğum her şeyi alan adama sırt çevir diyebilirsin ha? Gideceğim, saldıracağım ya öleceğim ya da öleceğiz bu kadar! Senle iki neşeli davranıyorum diye hayatımdan çok memnunum kaçıp yaşarım sanma gördüklerimden sonra 26 yıllık yaşam benim için yeterli!"
Laura birkaç saniye hiçbir şey demeden arabayı sürmeye çalıştı ama çamurlu yolda dikkatini hiç veremiyordu. Araba kaydığında zorla direksiyonu çevirip frene son hızda basarak anca arabanın devrilmesinden kurtuldu. Astalas arabalardan çaktırmamaya çalışsa da korktuğu için emniyet kemeri takmıştı eğer takmasaydı şuan dışarıda hareketsiz yatıyor olurdu. İkisi de nefes nefese kaldıktan sonra Laura çatlayan bir sesle özür diledi. Astalas arabadan inip Laura'nın kapısının önüne koştu ve kapıyı açtı.
"Ne oldu ne yapıyorsun?" dedi Laura zorlanarak.
"Gel biraz ara verelim canım. Özür dilerim dediğim için yaşamadığım duyguları-"
Laura artık kendisini tutamadı. Astalas'a sarılıp ağlamaya başladı. Uzun süredir yalnız kalamadığı için ne duygusu varsa içinde birikmişti ve şimdi öyle patlıyordu ki titremeden duramıyordu. Astalas ne yapacağını şaşırmış şekilde kendisine sarılan ve başını omzuna koyan Laura'ya baktı. Yavaşça ellerini onun sırtına götürüp tuttu. Laura'nın gözyaşları Astalas'ın gömleğinden aşağı dökülürken Laura anlaşılmaz şeyler söylüyor, titriyor ve nefes nefese kalıyordu. Sonrasında kendisini gülünç bulduğu için ayrılmak istedi ama uzaklaşmaya çalıştığı anda Astalas onu sırtından tutarak çekip tekrardan yasladı. Laura'nın gözleri göle dönerken Astalas öylece bekledi. Belli etmek istemedi ama kendi gözleri de dolmuştu, yavaşça sildi. Birlikte yakınlardaki bir kütüğün üstüne oturdular. Söylemediler ama aslında ikisi de birbirinden özür dilemişti.
"Teşekkür ederim." dedi Laura.
"Her zaman canım." diye yanıtladı Astalas.
"İkinci karşılaşmayı da anlatmamı ister misin?"
"Eğer anlatabilecek haldeysen evet içinden kusman iyi olur."
Bataklıkta ikili yan yana otururken Laura yüzünü silip devam etti.
---
[LAURA ANLATIYOR]
Kardeşimle kaçtığımızda ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Her şeyden bihaber büyümüş Evangeline ne olduğunu bile tam anlayamamıştı. Onunla avare dolaştık, dilencilik ettik ve sokaklarda yattık. Kıtanın yarısı boyu yürüdük, Morrow'dan en uzaklara kaçmak istedik. Southwern gibi kalabalık, ışık seli bir şehir buna en uygunuydu. Yasak yer altı dövüşlerine çıktım, internetten kendim büyüler ve mekanik hakkında şeyler öğrendim, Evangeline'i büyütürken mafyaya aletler ürettim ; yemek yapmayı, giyinmeyi öğrenirken diğer yandan da Evangeline'e okumak, matematik ve sokak hayatı gibi şeyleri öğrettim.
Evangeline çok tatlı bir kız. Annem ve babam o daha yedi yaşında gittiği için onlarla kurabildiği bağ sınırlıydı ben de sır saklamayı beceremediğim için onun neden kalbinin olduğu kısımda yara olduğunu anlatınca onlara küs bir hale geldi. Öyle olunca onun ailesi de ablası da tek arkadaşı da bendim. Benim gibi giyinir, benim gibi konuşurdu ama ben hep kızardım. Kendi halimden memnun değildim ki onun edepli ve masum kalmasını diliyordum. Siyah düz saçlarını boyamayı çok isterdi ama kopyam olmasın diye ona da izin vermemiştim, heh.
Geçen sene eski evimizde otururken şehirden üstümüze yağan ışıkların aniden kesildiğini fark ettik. Evangeline en değerli damarı boydan boya kesilse bile uyandırdığı büyü ne bir türlü bulamamıştı, çaresizce ona evdeki yangın baltasını verip arka odanın kapısını kilitlettirdim. Onun evimize yaklaştığını hissederken arabayı çalıştırmayı denedim ama çok geçti. Ev adeta mat bir fanusa kapatılmışçasına kararırken kapının çaldığını duydum. Disklerimi odanın dört tarafına yerleştirdikten sonra yavaşça kapıyı açtım.
Bu oydu, göğsünde kocaman boşluklarla kesikler olsa dahi bu yine bildiğimiz şeytandı.
"Selam. Evdeki her bir çiviyi vücuduna geçirmeme iyiliğime karşılık kızı bana verebilir misin?"
Elimi elektrikle kaplayıp Morrow'un göğsüne vurdum. İnsan vücudunun içinde olduğu için göğsü yanarak parçalandı ama Morrow ceset kadar tepkisizdi. Yavaşça içeriye adım attığında sağımdaki diske elektrik gönderdim ve diskler akımı katlayarak iletip Morrow'un üzerine düşürdü. Morrow çarpıldığında titrese de kendisine geldiği saniye sağ elini kaldırıp sağ tarafına doğru salladı ve ben hareketlendim. Ayaklarım yerden kesildi ve mutfak duvarına uçarak duvara çarptım. Hareket edemiyordum. Vücuduma inen baskı öyle yoğundu ki damarlarımdan akan kanın yavaşladığını hissettim. Morrow çevreye bakınırken ben uzaktan bütün diskleri aktive edip aniden arşa çıkan çekim kuvvetiyle onun pençesinden kurtulabildim. Morrow'un üzerine uçup iki ayağımı onun yüzüne vurarak onu ittirmeyi başardım. Tabii Morrow beklediğim gibi cama uçmak yerine sadece hafifçe yüzünün morarmasıyla ortadaydı.
"Cesaretin var. Aileni izledikten sonra tekrar karşılaştığımızda kusup bayılanlardan olacaksın sanmıştım." dedi Morrow. İçinde olduğu vücutta sesi o vücuda ait olduğu için konuşmak daha rahattı ama kızıl gözleri her an seni geriyordu.
"Senden korkmuyorum! Kardeşimi almak istiyorsan önce öldüğümden emin olman gerekecek ve benim cesedim bile üzerine yürür!"
"Kardeşinin olduğu odadaki tüm çıkışları çökerttim. Bayağı bir miktarda moloz yayıldı yani on beş dakikada boğulacak. Bu bilgileri gözden geçirip ona göre davranın fani bayan."
Sessiz kaldım. Vaktim az olduğu için düşünecek halim yok diye tüm gücümle saldırdım. Disklerle birlikte etrafta dönerek Morrow'u üç yerden tekmelemeye çalıştım ama o küçük adımlarla uzaklaşıp dalga geçercesine hepsini teğet geçti. Son çare tüm gücümü toplayıp bütün elektrik büyümü üzerine saldım, oda yüzlerce voltaj elektrikle aydınlandı ama Morrow'un elini kaldırmasıyla ellerim irademden bağımsız olarak bükülüp ıskalamama yol açtı. Dehşete kapılıp yere düştüm ve geriye süründüm. Adımlarıyla birlikte tavan dökülürken şeytan yanıma gelip elini uzattı. Onun elini tutmadan ayağa kalktım ve tükenmiş olsam da tekrar dövüşmek için pozisyon aldım.
"Takdir. Siz insanlarda eksik gördüğüm bir şey." dedi kollarını birbirine bağlarken Morrow. "Ben seni takdir ettim kızın ablası. Sıradan biri olarak sen böyleysen kızı merak etmeden duramıyorum."
"Herkesten güçlüysen tabii takdir edersin. Ben senin neyini takdir edeyim?" diye bağırdım.
"Bana senin ve kardeşinin adını bahşedebilir misin fani?" dedi Morrow merakla.
"Ölsem olmaz!"
"Zaten ölürsün. Tamam bedeninin içine girip öğrenmek zorunda kalacağım."
"Tamam bekle. Laura ve Evangeline Vance."
"Pek de kutsal. O kanatları kopartıp tüylerinden elbise yapmak çok eğlenceli olacak."
"Onu neden bu kadar istiyorsun ki? Daha büyüsünü bile kullanamadı! Bırak gitsin, bırak beni al ama onu bırak!"
"Olmaz Lauracığım. Gücünün uyanamamasının bir sebebi var. Muhabbetin için teşekkürler."
Morrow Evangeline'in yıkılmış kapısına doğru yürümeye başladı. Ne yapacağımı bilemezken ona seslendim.
"Bekle! Kafam çok karışık napıyorsun sen? Beni beden parçalara ayırmadın? Kaybettim işte ayır da kurtalalım!"
"Çok umutsuzsun ben bunu sevmem. Bir şeyleri sadece arkasında büyük umutlar, neşeler ve hayaller varken yıkmayı seviyorum. İnan bana biri gelip beni öldür dese canım sıkılır öldüremem."
"Ulan sen nesin ki? Adın ne, önceden bir insan mıydın?"
"Oh, hayır cahil insancığım. Ben sizin vahşi günahlarınızdan doğdum. Yıkım Şeytanı, Morrow. Sakın bir daha da bu ismi anma yoksa seni dileyebileceğinin ötesinde bir yıkımla parçalarım."
Morrow bana son bir kez baktığında kızıl gözleri parladı. Ardından Morrow Evangeline'in arkasında saklandığı duvarı titizlikle yıkıp onu kolundan kavradı. Evangeline çığlıklar ve tekmeler savurup onun elinden kurtulmaya çalışsa da nafileydi. Kaçamayacağını anlayınca bana baktı. Güzel mavi gözleri yaşla dolmuştu.
"Abla! Abla bir şey yapamıyor musun nolur yardım et! Abla!" diye haykırdı sürüklenirken.
"Ben..." diye kaldım.
"Abla! Abla nolursun! Laura!"
"Seni kurtaracağım. Kurtaracağım Evangeline! Tamam mı? Sen beni bekle sen öldüğümü duymadıkça geleceğim! Tamam mı ablam?" Morrow onu sürüklerken ev yıkılmak üzereydi. Bu sözcükleri sarf ettiğim gibi şeytan bana bakıp köpek dişlerini gösterek gülümsedi ardından önüne geri döndü.
"Tamam... lütfen acele et abla. Seni çok seviyorum."
"Ben de seni çok seviyorum."
Morrow Evangeline'i de kendisiyle birlikte altındaki gölgeye sokup kayboldu. Ev tam üzerime yıkılacakken kendimi dışarı atıp atmama konusunda yarım saniye düşündükten sonra dışarı atladım. Tamamen tükenmiş yüzüm gözüm toz içinde bir halde zar zor nefes alırken ve kalbim patlamak üzereyken artık anlamı kalmayan evimize bakıyordum.
Bölüm etkileşimi
