Ölüler ve Ötesi kitap kapağı

22. bölüm / 27

Yapay kıyamet

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Yapay kıyamet

Parçalanmış yola konan küçük serçe hızlıca önünde kıvranan solucana kafasını daldırdı. Yakaladığı gibi solucanı boğazından indirdi. O sırada yanından son hızda geçen araba az kalsın kuşcağızı ezecekti.

"Hasiktir! Ezildi mi? Astalas arkadasın sen baksana ezildi mi? Hey!"
"Bakayım... hayır canım uçuyor."
"Oh tamam. Öyle yollardan geçiyoruz ki hayvanlar arabadan kaçınma yeteneği geliştirmemiş."
"Senin geldiğin ekran dolu yerlerden güzel ya. Çöle yaklaştığımızdan ağaçlar azalsa da hala çok rahatlatıyor."
"Orman falan deme bana dün geceden sonra."
"Canım vampirler üç gece önceydi."
"Gerçekten mi? Seni ne zamandır tanıyorum ben?" Laura dikiz aynasına baktı.
"Onu ben de takip edemedim ama hayatımdaki ortalama ses seviyesinin beş kat artmasından ayırt edilebiliyor."
"Ha ha nasıl komedyensin öyle. Arabayı çekeyim de eski sakin yaşamına dön istersen."
"Kalsın sağol hanımefendi. Dürüst olmak gerekirse ben de hala vampirlerde kaldım. Hem Luther'i hem de Stanikov'un öğrencisini kaçırdım."
"Astalascığım Luther bana, bir insana ya da bir vampire karşı olsaydı on saniyede kafasını kopartırdı sen mükemmel dayandın canını sıkma. Diğer adam onun öğrencisi miydi?"
"Kısa olması dışında tamamen Stan'in anlatıldığı şekilde giyiniyor ve konuşuyordu canavarlara karşı usta olması da malum. Umarım tekrar karşılaşırız yoksa bu Morrow vakası fena görünüyor."
"Ne fenası ya? Sen sekiz yüz yıllık bir vampiri konaya soktun. Ben de korktuğun şeytanın kızını kızarmış tosta döndürdüm. Şansımız var ama sen hep böyle mızmızlanırsan sinirlenip ses tellerini keseceğim şans iyice azalacak."
"Yani yani haklısın canım."

Astalas camdan gelen havanın vurmasıyla göğsünün tekrardan yandığını hissetti ve elini göğsünün sağına atıp üstündeki yorganla üzerini kapattı. Luther ile karşılaştığından beri yatıyordu ve yaraları genel olarak rahatlamıştı ama Laura bin kez uyarsa dahi yerinde durmamıştı. Kolyesini aramak için geri dönemediklerinden kazığı alıp sağ göğsünü kazımaya başlamıştı. Çember içinde göz şeklinde Tanrı'nın sembolünü çizip uzunca dualarını etmişti. Tabii bunu kazığı göğsüne saplayıp yaptığı için gece boyu çığlıklar atmış, ağrı kesici kutusunu yarılamasına rağmen kanamanın verdiği acıyla inleyip durmuştu. Şimdi de diğer bütün yaralarından çok acıtıyordu ama Luther'in bir daha kendi zihnini işgal etmemesi için on kere daha yapardı.

"Laura, sen de görüyor musun?"
"Ben öndeyim ya salak senden önce görüyorum."

Önlerinde gökdelenler yükseliyordu. İklime göre normalden fazla sıkılaşmış ağaçlar ve bir şehre göre fazla temiz hava tamamen tersini işaret ediyordu ama gerçekten de burada bir metropolis vardı. Koyu mavi neon ışıkların üstünde gökdelenlerin yükseldiği şehir onları davet ediyordu. İkisi de uzun süre sonra medeniyet görme heyecanıyla şehre girdiler. Etrafa göz gezdirdiler gezdirmesene de park edilmiş arabalarda ya da mağazalarda kimseler yoktu. Sokakta hiçbir şey hareket etmiyordu. Bütün ışıklar neon maviye dönmüştü ve her yer ortada bırakılmış araba doluydu. Audi sokakta yavaşça ilerlerken ikili etrafa bakındı.

"Bunları bir iblis mi yapmış?" Laura etrafa bakınıp duruyordu.
"O zaman yerlerde kan ve organ olurdu. Bence bir şeyden korkan insanlar göç etti." Astalas göğsünün tekrar kanamaması için eğik oturuyordu.
"Arabalarını ve eşyalarını bırakarak mı? Ben Tanrı gökten inse arabamı bırakmam."

Laura elini camdan indirip arabanın soluna vurdu. Araba normalden de düzgün, bitkilerin kaplamaya başladığı yolda ilerledikçe etraftaki televizyon sayısı artmaya başladı. Her gökdelende en az bir tane devasa ekran vardı. İkili virajı döndüklerinde saraya benzer görkemli ve geniş bir yapının üstünde binanın boyunda bir televizyon ekranı gördüler.

"Vay, eğer o televizyonun içini açarsan yirmi dairelik ev yapabilirsin." dedi Laura arabayı yavaşlatırken.
"Bunu sizin yaşadığınız sıkıcı apartmanlar için de demişler ki evleriniz ortaya çıkmış." Astalas filozof gibi hissettiği için salakça gülümsedi.

Araba saraya yaklaşırken ekranın ışığı yanmaya başladı ve Laura küfrederek koltuğuna yaslandı. Ekranda mavi arkaplanın üstünde siyah beyaz bir insan yüzü duruyordu. Kısa, siyah saçlı küçük bir kız çocuğunun yüzüydü bu. Yanakları şişkindi ve gözleri de kocamandı. Normalde tatlı sayılabilecek bu yüz siyah beyaz renklerde Laura için tarif edilemeyecek bir rahatsızlık yarattı.

"Mer-ha-ba-ba-ba-lar!"

Televizyondaki kız çocuğunun ağzı hareketlendi ve sanki heceleri manuel bir şekilde birleştiriyormuş gibi konuşan yapay bir sesle konuştu. Laura aralarında yirmi metre olacak şekilde arabayı durdurdu.

"Şey... merhaba?" Laura kafasını sol camdan uzatıp konuştu.
"Merhaba! Senin adın ne güzel abla?"
"Benim adım V. Bir adım yok, sadece V."
"Öyle mi? Ama..."

Ekran bir anda kapandı ve Audi'nin akıllı ekranı değişti. Aynı mavi arkaplanlı yüz şimdi araba ekranındaydı. Laura kapıya yapışıp bacağını vurarken Astalas pek bir şey anlamadığından öylece böm böm bakıyordu.

"...arabanda Laura Vance diye kayıtlısın." ekrandaki kız gülümsedi.
"Sen ne arıyorsun burada! Git arabamdan ne ara girdin!" Laura ekranı kurcalamaya başladı ama yüz bir türlü gitmiyordu.
"Kusuruma bakma, bunun rahatsız ettiğini düşünemedim." araba ekranı normale dönerken ilk ekran tekrardan yandı. Yüz gözlerini merakla açıp arabaya baktı. "Yanındaki beyefendi de kim?'
"Ben Astalas Faust, Lordun askerlerindenim."
"O lord ne demek nereden bilsin." dedi Laura.
"Hayır gayet de iyi biliyorum Laura abla. Ben onun yaratmadığı nadir şeylerdenim."
"Teknik olarak o seni yarattı." dedi Astalas.
"Evet ama onun yarattıkları beni yarattı. Onun yarattıkları onun gibi ruh üfleyebilir mi? Neyse abi ve abla sizi daha çok sıkmayayım. Ben Zuri, Holtvouse şehrinin asistanı."

Astalas merhaba dese de Laura bakmakla yetindi.

"Sizi isterseniz diğerlerine götürebilirim. Arabanızı yönlendirebilir miyim?"
"Ben sürerim." Laura arabayı çalıştırdı.

Zuri bir ekrandan diğerine geçerek Laura'ya yol gösterdi ve Laura arabayı sürdü. Beş dakika sonra kilometrelerce uzunlukta bir depoda durdular. Laura torpido gözünden çıkardığı bir flaş belleği arabanın sistemine takarak sistemi temizleyip ardından da kilitledi sonrasında da arabadan indiler. Deponun kapısı açıldığında etrafı sadece karanlık sarmıştı.

İkilinin gözleri karanlığa alışık olduğu için daha Zuri aydınlatmadan iki yanlarında yatanı gördüler. Sıra halinde karanlığa uzanan insanlar koltuğa oturup bir VR sisteminin içinde dolaşıyorlardı. Kafalarında kocaman VR gözlükleri, ellerinde kısıtlı hareket ettirebildikleri çubuklar ve bacaklarında da vücutlarını sararak onları oraya bağlayan ipler vardı. Laura Astalas'ın kulağına fısıldadı.

"Dostum Matrix bunu 50 yıl önce tahmin etti."

Zuri deponun tavanından alçalan bir televizyon ekranıyla tekrardan ortaya çıktı.

"Hey! Robot kafa!" Laura televizyona gözlerini dikti.
"Efendim? Ben Zuri, asistanınız."
"Bu insanlara ne yaptın? Onların hayat enerjilerini mi sömürüyorsun?"
"Asla. Bu insanlar kendileri sanal dünyada yaşamayı istediler. Ben sadece onlara istediklerini sunuyorun."

Zuri projeksiyonlarla her insanın yanında ne gördüğünü yansıttı. Bazıları gerçekten filmlerden çıkma aksiyon sahneleri ve tehlikeli hayatlar görüyordu. Bazıları doktor ya da patron oldukları kendilerininkinden daha iyi hayatlar görüyorlardı. Bazıları ise ölmüş sevdikleriyle vakit geçiriyordu.

"Gördünüz mü? Bu insanlar ekranlar olmasa yaşamak dahi istemezdi." Zuri bunu dedikten sonra projeksiyonlar aniden kapandı.
"Kaç saatlerini burada geçiriyorlar?" Laura merakla etrafa bakan Astalas'ı kıyafetinden tutmuştu.
"Hiç kalkmalarına gerek yok abla. Bir ihtiyaçları olduğunda bana sistemden iletiyorlar ve ben her şeyi sağlıyorum. Yemek, içecek, uyku, orgazm. Adrenalin istediklerinde kendi oluşturdukları algoritmaya göre korkutucu simulasyonlar oluşturuyor ya da bir şeyi tatmak istediklerinde onlara kokusunu veriyorum."

Laura insanlara baktıkça onların ne kadar kuru ve zayıf olduklarını gördü. Bazıları günlerdir yemek yemiyor gibiydi ve çeyrek kilo etmeyecek kontrol kollarını tutarken elleri titriyordu.

"Sen bu insanları gerçekten besliyor musun ki?" Laura'nın sesi ağırlaşmaya başlamıştı.
"Şöyle ki ahırlarda hayvan yetiştirip fabrikaları çalıştırsam bile hepsini istedikleri an beslersem elli yıla bütün kaynaklar tükenir. Ben onun yerine iki günde bir öğün besleyip kalanında onların dilediği kokular ve simülasyonlarla buz yediriyorum bu sayede aynı deneyimi kaynak tüketmeden yaşıyorlar. Dışarıdan biri, özellikle de siz, müdahele etmediğiniz sürece yedi asır boyu sistem sürebilir."
"Yedi asır mı?" Astalas lafa katıldı. "İyi de insanlar hiç kalkmazlarsa ölürler bunu biliyorsun değil mi robot?"
"Ölürler ama bitmezler. Koltuklarını kaydırıp deponun sonundaki çiftleşme bölümüne sürüklüyorum. Onlar sadece simülasyonda yaşadıklarını sanarken gerçekten çiftleşmiş oluyorlar ve böylece soyları devam edebiliyor. Yakında dış dünyayı hiç görmemiş, tamamen benim Cennetimden bir ömür geçirmiş insanlar olacak."
"Şey... Zu... neydi?" Laura seslendi.
"Zuri, asistanınız."
"Zuri. Bize biraz müsade etsen? Sonrasında geleceğiz."
"Tabii ki, yedi asır beklerim sizi."

Zuri insanlıktan uzak bir sesle kahkaha atarken ikili onun ulaşamadığı arabanın içine oturdu.

"Bu şeyi yok edip bu insanları kurtarmalıyız." dedi Laura.
"Canım iyi de buradan başka gidecek yerleri yok ki. Dışarıya saldığımız gibi hepsi saçma sebeplerle ölür." dedi Astalas.
"Böyle yaşamaktansa ölmek daha güzeldir."
"Sence iblislerin ve zebanilerin yönettiği şu dünyada yaptığımız şey yaşamak mı ki bu olmasın?"
"Evet bal gibi de yaşamak. Mutluluğum tek tuşla gelebiliyor ve korkum tek tuşla gidebiliyorsa ikisinin de anlamı yok. Sefil halimle soluyacağım hava beni anlatmayan bir insanı oynayacağım hayattan daha değerli."
"Bilmiyorum canım belki de bu şeyler benim gibi çok anlamayanları çekmek içindir. Tamam, insanların yüzüne en azından soğuk su çarpsak iyi olabilir."
"Ne iyi olabiliri Astalas adamlar çocuk sahibi oluyor ama farkında değiller ölüyorlar ama hissedemiyorlar kim bunu seçer? Hangi kümes hayvanı kaçtığında dönmek ister?"
"Dışarıda hayatta kalamayacak olanlar yani neredeyse hepsi."
"Umurumda değil o yapay pisliği temizleyeceğim. Yardım edecek misin?"
"Tabii ki de edeceğim ama... bir şey sormam lazım. Birkaç dakikalığına çaktırmasan olur mu?" Astalas Laura'ya gözlerini dikti.
"Öf tamam ne soracaksın?"
"Kim olduğumu öğrenmek istiyorum Laura. Şuan ölmem gerekirken neden yaşadığımı merak ediyorum bu beni içten içe yiyor. Bu şey her şeyi biliyordur illaki bir ipucu olur."
"Tamam, ben senin için ayak uyduracağım ama öğrendiğin gibi yok edeceğiz. Tamam mı?"
"Tamam canım."

Astalas beşlik çakmak için elini uzattı ama Laura onun yüzüne bakıp çakmadan arabadan indi. Tekrardan Zuri'nin yanına geldiler ve yukarıdan inen ekran açıldı.

"Hoşgeldiniz! Ben Zuri, asistanınız."
"Hoşbulduk." Astalas bir adım öne attı. "Laura ile öğrenmek istediğimiz gizli bir şeyi sana sorup soramayacağımız hakkında tartıştık ve güvenme kararı aldık."
"Tabii ki de! İstediğiniz her şeyi yapabilirim. Her şeyi."
"Ben yakın zamanda bir hasat meleğinin tırpanından darbe aldım. Demek istediğim göğsümü delecek şekilde kesti beni ama ölmedim. Bu ne anlama geliyor? Buna karşı dayanıklı olan şeyler ne ki?"
"Oh, sayın Astalas. Bu soru cevabını bildiğim ama kelimelerle anlatmakta zorlanacağım türden. İsterseniz sizi bu durumun nasıl yaşanabileceğini anlatan bir simülasyona davet edeyim. En fazla yarım saat sürer ve istediğiniz gibi ayrılabilirsiniz."

Astalas Laura'ya baktı. Laura Astalas'a yapma dese, güvenmediğini gösterse de Astalas kabul edip altındaki raylardan kayan sandalyeye oturdu. Oturup başlık kafasına geçtiği anda sandalye hızla deponun ötesine doğru hareket etmeye başladı. Laura artık gizlemediği bir şüpheyle ona merakla onu inceleyen Zuri'ye bakıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…