149. bölüm · Kuzey bekçileri
Yerle bir
Mertten:
*Yeni kostümle dışarı çıkar*
Mert: İçinden: Bayanlar ve baylar, black Slasher kostüm versiyon 1.0, daha akrobatik.
*Ters takla atarak binadan iner* daha efektif ve hızlı. *İnsanların arasından geçer* woooohoooo. *Havada Thug life işareti yapar* Merhabalar ŞEHİR. *Çatıya iner* Yeni kıyafet eski ben.
Selin: *Telsizden seslenir* Kendi kendine mi konuşuyorsun sen?
Mert: Biraz hava basayım dedim, ne olmuş yani?
Selin: İyi dinle o zaman, jaha ve ekibinin sonraki hedeflerini öğrenmeyi başardık. Bir gökdelen...
Mert: Şehirde tam 8 gökdelen var Selin.
Nil: Tabelasında A harfi olan sadece bir tane var.
Özgür: Aydın holdingi hedef alacaklar.
Mert: Gökçe orada, miraylar da oraya gidecekti. *Motorcu birinin yanına iner* Motorun gerek.
Motorcu: Neden vereyim?
Mert: 200 auro veririm hemen ver.
Motorcu: Senin olsun. *Parayı alır*
Mert: *Gazı kökler*
Selinden:
Selin: *Gökçeyi arar* Gökçe neredesin?
Gökçe: Şirketten çıkıyorum ne oldu?
Selin: Oradan hemen... *Bağlantı kesilir*
Gökçe: *Amerikalılar ateş açmıştır, sipere geçer*
*Hepsini indirmişti ki*
Motorlu biri: *Belinden vurur*
Gökçe: A... *Yere serilir, motorlu kaçar*
Mert: *Holdingin önüne gelir*
Gökçe: BABA GELME!
*Gökdelen havaya uçar*
Göktuğ: *Merti kenara çeker*
Mert: BIRAK!
Selin: MERT DUR, MERT!
Mert: GÖKÇE ORADA KALDI...
*Beton parçalarından birisi savrulur*
Gökçe: *Sürünerek kaçmaya çalışır, Mert'e doğru elini uzatır* Babâ...*Beton bacağına düşer* AAAAAAAAAAA! DİZİMMMM!
Mert: *Yanına gelir, betonu kaldırıp kenara atar*
Selin: Burada duramayız.
Nil: Hareket ettiremeyiz, daha da hasar alabilir.
Göktuğ: Bacağını kessek...
Mert/Selin/Gökçe: SAÇMALAMA!
Devran: Dizini bir şeyle sabitlememiz gerek.
*Daha fazla patlama sesi gelir*
Gökçe: Lütfen çabuk ettirin.
Özge: İki tane çubuk ve sarmak için bir şey lazım.
Mert: Tamam. *Kalkacak olur*
Gökçe: *Elini sıkıca tutar* Baba gitme.
Mert: Tamam buradayım. Göktuğ getirdiğim motorun arkasında pandomim çubukları ve ilk yardım çantası olmalı onları getir.
Göktuğ: *Gidip getirir*
Burcu: İlk yardım çantası ne için?
Mert: Askısıyla bacağını *Dişiyle askısını koparır* Sarıp çubukları sabitleyeceğiz.
Selin: MI6'te öğrenmiştik. *Çubukları tutar*
Nil: *Askıyı bacağına Sarar* Bu acıtacak hazır ol. 3'e kadar sayacağım. 1 *Daha fazla patlama olur*
Gökçe: *Mert'in elini tutar* ÜÇ, yap şunu.
Nil: *Sonuna kadar sıkar*
Gökçe: *Tüm şehirde sesi yankılanır* AAAAAA!
*Gökçe'yi binadan uzağa çekerler*
Miray: *Yanlarına gelir* Burada ne oluyor?
Selin: Miray bakma annecim, çocuklar bakmayın.
Gökçe: *Gözünden yaş gelir* Gitti ajanlık GİTTİ!
Mert: Dur be kızım bir şeyin gittiği yok çözeceğiz.
*Sedyeye alırlar*
Gökçe: *Acıdan duramıyordur* Yardım edin!
Miray: Abla iyi olacaksın iki platin taka...
Mert: O çıkık kemiklere yapılır miraycım.
Paramedik: Ambulansa almamız gerek artık.
Gökçe: Baba beni bırakma. *Elini bırakmaz*
*Birkaç saat sonra*
Nil: *Mertlerin yanına gelir* Mert, Selin?
Miray: Ablam iyi mi?
Mert: Çocuklar siz dinleyemezsiniz.
Ekin: Ne demek ya?
Fatih: O bizim de ablamız.
Selin: Tamam dinleyin hadi, durum nedir?
Nil: Hasar incelemesi yaptım ama krinal sinirlerde düşündüğümüzden çok daha fazla hasar olabilir.
Miray: Anne krinal bağ ne? Hasar incelemesi ne?
Mert: MİRAY, sus da dinleyelim.
Selin: *Mirayı çeker* Ablan için korkuyor üzülme.
Nil: MR'ı çekildi sonuç çıkınca daha detay veririm. Hayati tehlikesi olabilir her şeye hazırlıklı olun.
Mert: Yanına girebilir miyim?
Nil: Şuan uyuyor ama sizi duyacaktır... Sanırım.
Mert: *Yavaşça odaya girer*
Miray: *Camdan izler* Ablamın kulakları küçük.
Ekin: Küçük küçük kulakları var benim ablamın.
Selin: Bir uyansa bir gözümüzün içine baksa... Dünyalar babanızın olur da...
*Odanın İçinde*
Mert: *Gökçenin elini tutup parmaklarını öper* Gökçe lütfen gitme... *Göz yaşlarını tutamaz*
Gökçe: *Parmakları Mert'in elini hafifçe tutar*
Mert: *Kafasını kaldırır* Gökçem?
Gökçe: *Parmakları gevşer*
Mert: *Güler* Şimdilik bu da yeter bana kızım. Yorulduysan uyu tabii, ama ne olur uyan olur mu? *Kalkıp gider, hastanenin dışına çıkar*
Burak: Yanına gitsek mi?
Sude: Biraz yalnız kalsa daha iyi olur.
Melek: Yok, yok hiç yalnız kalmasın bence.
*Yanına gelirler*
Mert: REEEH. *Tekerlekli sandalyeyi cama atar*
Burak: Mert dur Mert.
Mert: BENİM YÜZÜMDEN OLDU, HEPSİ BENİM YÜZÜMDEN OLDU! DONUP KALDIM BAKAMADIM TELEFONA, KIZ TEK BAŞINA GİTMİŞ ŞİRKETE! BEN OLSAM BANA GELİRDİ O BETON ONUN YERİNE! BEN, BEN BEN OLURDUM KIZIM OLMAZDI İÇERİDE!
Melek: Mert dur ne olur yapma ya.
1 saat sonra:
Nil: *Yanlarına gelir* Mert? Gökçenin sonucu çıktı.
Selin: Nedir durum?
Özge: Uyandı zaten, onun yanında konuşalım.
*Odaya girerler*
Mert: Gökçem iyi misin?
Gökçe: Survivorda sakatlanan Turabi gibiyim.
Nil: Gerçekten öylesin bu arada. Hayati tehliken yok ama bir şey test etmemiz gerek. *Kürdan alır* Hissedersen sôyle. *Sırayla tüm bacağına batırır*
Gökçe: *Hayır anlamında baş sallar*
Nil: *Beline batırır*
Gökçe: Hissettim. *Ağlamaya başlar*
Mert: Gökçem, güzelim bir bak daha tedavi...
Gökçe: YÜRÜ GİT! *Üstüne yastık atar* DAHA ÖNCE GİTTİN, VİCDAN MI TEMİZLİYORSUN? *Vurmaya kalkar*
Selin: Mert git Mert. *Gökçeyi tutar*
Mert: *Odadan çıkacakken* Özür dilerim.
Gökçe: DEFOL! *Arkasından bardak atar*
Yaz: Mert iyi misin?
Mert: İyi olma şansımı ben içeride bıraktım abla.
Sıla: Senin için yapabileceğimiz bir şey var mı?
Mert: Ben kızımı yalnız bıraktım, siz bırakmayın.
Alper: Sen merak etme abi.
Mert: *Gider*
1 saat sonra:
Selin: *Odadan çıkar*
Miray: Anne ablam nasıl?
Selin: Uyuyor canım, sen eve gitmedin mi?
Miray: Göktuğ abi Fatih ve ekini eve götürdü. Oktay ve melise haber verecekler ben kaldım.
Selin: Sen de gitseydin keşke kuzum.
Miray: Gidemezdim, çünkü babam burada yok.
Selin: *Gülümser, aklına gelir* Babam bu durumdayken... *Derin bir iç çeker*
Miray: Gideceği yeri ikimiz de biliyoruz anne.
Selin: Gel Miray, gidip babanı alalım.
*Odyseey barın önüne gelirler*
Miray: Bu bar olduğundan emin misin?
Selin: *Öndeki mustangi gösterir* Hazır mısın?
Miray: Zoruma gidiyor, onun bu halde olması.
Selin: Gel annecim gel. *Bara girerler*
Mert: *Masada yalnız başına içiyordur*
Selin: Mert... Kalk.
Mert: Diğer gelen kim?
Miray: Benim baba.
Mert: İyi geldiğiniz şekilde geri gidin o zaman.
Selin: Rüyanda görürsün. *Bardağı almaya çalışır*
Mert: Selin yapma. *Bardağı çeker*
Selin: Mert bırak şunu... *Zorlar*
Mert: Selin BIRAK DEDİM! *Kalkıp Tokat atar*
Miray: Anne iyi misin?
Selin: İyiyim iyiyim, bir şey yok.
Mert: *Geri oturur* Gidin başımdan.
Miray: Anne arabaya git, bir de ben deneyeyim.
Selin: Emin misin?
Miray: Git anne.
Selin: *Gider*
Miray: *Yanına oturur* Sadece ablam nedeniyle değil şuan burada içmenin başka sebebi var.
Mert: Sen neyden bahsediyorsun?
Miray: *Tebligat kağıdını verir*
Mert: Miray...
Miray: Geçen sene burun ameliyatım, Fatih'in dershane taksitleri, ekinin pediatrik ilaçlarının ödemesi, neden kimseden destek istemedin? Gökçe ablam biliyor mu? Annem biliyor mu?
Mert: Eşyalarımı mı karıştırıyorsun Miray?
Miray: Çünkü kimseye bir şey anlatmıyorsun. Bu yüzden seni kolluyorum.
Mert: Beni kollaman gerekmiyor, ben seni kolluyorum baba *kendini işaret eder* Ve kız. *Mirayı işaret eder*
Miray: *Önüne para atar*
Mert: Nedir bu?
Miray: Garsonlukla 2 ayda kazandığım maaş.
Mert: *Desteyi Sayar* Miray burada 45 bin var.
Miray: *Önüne çömer* Sen yıllarca ben üşümeyelim diye kendine 2. Bir mont bile almadın, hasta olduğumuzda ilaç parasını yetiştirmek için 3 işte çalıştın, çalışman yetmiyormuş gibi bir de eve gelince başımızda sabahladın, emeğinin 10'da birini bile karşılamaz ama ben seni barlardan toplamaktan yoruldum.
Mert: *Ayağa kalkacakken*
Miray: *Kalkıp gider*
Mert: *Eve gelir*
Selin: *Uyuyordur*
Mert: *Arkasına yatıp yavaşça sarılır*
Selin: Hıı. *Elini tutar* Ne zaman geldin sen?
Mert: Az önce, arka kapıyı kullandım.
Selin: Hımm.
Mert: *Saçını düzeltip yanağını öper* Acıyor mu?
Selin: Sen yokken her yanım acıyor ama sen varken en ufak acıyı bile hissetmiyorum.
Mert: Artık buradayım, söz veriyorum.
Ertesi gün:
Mert: *Sorgu odasına girer* O motorcular mı?
Tugay: Evet abi, sahne senindir.
Serseri 1: Sen bana soru sorabilir misin?
Mert: Soramaz mıyım?
Serseri: Senin rütben ne kardeş? Ona göre.
Mert: Sen ne rütbesi lan? *Tokat atar, döver*
*Diğer sorguda*
Mert: Kaç yaşındasın la sen?
Serseri 2: Sana kaç lazım dayı?
Mert: Dayı mı?
Serseri 2: Aslanı kafese koysan da aslan aslandır he dayı ayık ol.
*Diğer sorguda*
Mert: Hepinizin ağzında lan sürekli aslan, eşek, horoz, katır... Çok mu seviyorsunuz hayvanları?
Serseri 3: Yerine göre hayvan sevilir.
Mert: Bak burası da tam sizi sevmenin yeri.
3 saat sonra:
Mert: *Motorculardan birini yerde tekmeliyordur*
Melek: Ne kadardır böyle?
Yusuf: Yaklaşık 4 saattir.
Meryem: Durdursak mı?
Aslı: Ben elimi bile sürmem.
Mert: MERT-ACAR- NEREDE?
*Sorgu odasından çıkar*
Neslihan: Bir şey söylediler mi?
Mert: Gökçe'nin yanına gideceğim. *Kağıt verir*
Bu esnada hastane:
Ekin: Çok sürmez kalkarsın be abla hem siyah çorap sana yakışmış. *Orteziden bahsediyor*
Selin: O dizi sabit Dursun diye annecim. *Sarılır*
Gökçe: *Güler* Ah be ekincim, güldürdün beni.
Miray: Birazdan daha çok güleceksin misafirin var.
Gökçe: Babamı falan getirdiyseniz hiç almayayım.
Fatih: Yok o değil, o daha doktorun yanında.
Gökçe: He bir de getirdiniz yani, sağolun ya.
Selin: Gökçem, o böyle olsun ister miydi sence?
Gökçe: Anne dizimin haline bakar mısın lütfen?
Selin: *Gökçe'nin kulağına bir şey fısıldar*
Oktay: Anne? *Koşup gökçeye sarılır*
Gökçe: Oktayım yavaş. *Seline bakar* Ne demiştim ben sana?
Melis: *Ağlamaklı şekilde gökçeye bakar*
Gökçe: Gel prensesim gel, ağlama iyiyim ben. *Sarılır* kuzu bu kuzu, çok duygusaldır.
Miray: Biz kıskanırız ama. *Hepsi birden sarılır*
Gökçe: Beni salın daraldım çocuklarrrr.
Bu esnada Mert:
*Nilin yanındadır*
Nil: Seni daha iyi gördüm Mert. İlaçlarını düzenli içiyor musun? Bir faydası oldu mu?
Mert: Hala uyku uyumuyorum, en fazla 1 saat.
Nil: Mert seninkisi ağır bir narkolepsi süreci uzun süreli tramva sonrası uyku bozukluğu yaşıyorsun.
Mert: Uyumak benim umrum değil Nil, bana bileğim ve gökçeyle ilgili haber ver.
Nil: Gökçe'nin durumu fizik tedaviyle belli olacak ama senin bileğinin durumu... Çok üzgünüm Mert. Keşke ilk olduğunda gelseydin, şarapnel çok riskli. Silah tutmaya çalışırsan durum daha tehlikeli olur.
Mert: *Derin bir iç çeker* Gökçeyi kurtar olur mu?
Nil: O senin kızınsa benim de yeğenim Mert. Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Yurtdışındaki doktor arkadaşlarıma da sordum.
Mert: Yeni bir implant yapalım Nil, bileğim için.
Nil: Melek abla için yaptığımızdan mı?
Mert: Başka implant yaptın mı?
Nil: Denerim ama fazla ümitlenme.
Selinden:
*Gökçe'nin saçlarıyla oynuyordur*
*Telefona bildirim gelir*
Selin: *Telefona bakar, mertten 1 mesaj vardır*
Mert: Sen ve ben, hastane'nin kapısında, şimdi.
Selin: *Kalkıp hastanenin önüne gelir*
Mert: *Bankta tek başına oturuyordur*
Selin: *Yanına gelir* Ne oldu?
Mert: Sinir hasarı kalıcı hale gelmiş. Bir daha silah tutamazsın dedi. İmplant için de ümitlenme dedi.
Selin: O kağıt ne?
Mert: Gökçe için Çürük raporu, işleme koy dediler.
Selin: Bana ne hissettiğini anlat.
Mert: Haklıydı, benim yüzümden bu halde şuan. Akıllı uslu bir baba olmayı başaramadım. *Kafasını göğsüne yaşlar*
Selin: *Saçlarını öper* Gökçe bir anlık sinirle öyle düşündü ben konuştum kimse seni suçlamıyor. Onun için elinden geleni yaptın sen.
Mert: Çocukları alıp bizim eve götür. Ben gökçeyi alıp getireceğim sen onun odasını ayarla sadece.
Selin: *Yanağını sever* Hepimiz seni çok seviyoruz. Silahına ve sahaya dönmek istediğini biliyorum er ya da geç döneceksin.
*Mert'in göğüs cebinde dinleyici vardır*
*Aydın kardeşler Kulaklıktan konuşmayı dinlerler*
Ekin: Ne demek şimdi bu?
Fatih: Ablama kim neden çürük raporu versin ki?
Miray: Onu geçtim babam onu nerede işleme koyacak? Ablam şirkette yazılımcı değil mi?
Ekin: Babamın Silaha ve sahaya dönmesi peki?
Miray: Gizli polislikten emekli oldu sanıyordum.
Ekin: Bu kadar gizli ve tuhaf olunca insan merak...
Fatih: Kurcalamasak mı acaba ya?
Selin: Neden bahsediyorsunuz çocuklar?
Miray: Anne sen ne kadardır oradasın?
Selin: Boş verin şimdi siz ne iş çeviriyorsunuz?
Fatih: Anne biz şey...
Ekin: Fatihin hoşlandığı kızdan bahsediyoruz.
Miray: Heh evet ondan bahsediyoruz.
Selin: Ne hoşlanması? Ceydaya ne oldu oğlum?
Fatih: Ceyda geçen aynıydı anne.
Selin: Serra mıydı?
Miray: O iki hafta öncekiydi.
Selin: Oğlum sen de kıyafet değiştirir gibi sevgili değiştiriyorsun yetişemiyoruz ki.
Fatih: Babamın oğluyum. *Kısık sesle söyler*
Miray: Öhööö. *Koluna vurur* Şakacı Fatih.
Selin: *Gözüm üstünde işareti yapar* Yürüyün eve gidiyoruz o kızdan kıza sekmeyi de konuşacağız. *Önden gider*
Ekin: Allah hepimizi babamın gazabından korusun. Özellikle de seni Fatih.
Fatih: Babam benim üstümden geçecek.
Miray: *Durur, aklına bir şey gelir*
Ekin: Ne oldu abla?
Miray: Yok, bir şey hatırladım gibi oldu. A... *Kafasını iki eliyle birden tutar* AAAAA!
Fatih: Abla sorun ne?
Miray: Kafam çok acıyoor. *Zihninin içinde* *Gökçe'nin bağrışı duyulur, kafasını kapatır* AAA!
Mert: *Koşarak yanlarına gelir* Mirayım ne oldu?
Ekin: Bilmiyoruz baba, kafası acımaya başladı.
Fatih: Kafasının yandığını söyledi.
Miray: *Mert'e bakar, gözleri tamamen siyah olur*
Mert: *Gözleri aslan turuncusu olur, Fatihe bakar* Fatih, ablanı götür buradan hemen.
*Bileğini tuttuğunda anılarını görmüştür*
3 ay önce:
Miray: *Kopuk bir kablonun iletisini sağlar*
1 ay önce:
Miray: *Ocağı sadece dokunarak yakar*
48 saat önce:
Miray: *Tabloyu görür*
Derinden bir ses: Mert... Mert...
Selin: *Omzuna dokunur* Mert.
Mert: He... Ne oldu?
Selin: Mert 8 dakikadır sana sesleniyorum.
Mert: Selin miraya göz kulak olmamız gerekiyor, ne oldu diye sorma.
Selin: Sorma dedin ama ne oldu?
Mert: Sadece Miray da değil bende de bir şey var.
Selin: İyice korkmaya başladım, söyle artık.
Mert: *Selinin bileğini tutup anılarına bakar*
Selin: Mert ne oluyor... *Gözleri yeşile döner*
Mert: Kantinde gökçe için olayla aldın değil mi? Ayrıca Nüket anneyle telefonda konuştun. *Farkında olmadan bileğini sıkar*
Selin: Mert, canımı acıtıyorsun... Dur lütfen.
Mert: *Anında bırakır* Ö-özür dilerim... Sadece...
Selin: Anılarımı arıyordun, bana da aynısı oldu. Tebligat kağıdını bana neden söylemedin?
Mert: Selin şuan hiç sırası değil lütfen...
Selin: Ben senin basit bir iş ortağın değilim Mert. Karınım ben senin, sorunları tek başına halletmek mi? Bunu aştık sanıyordum.
Mert: Aşmıştık, ama buraya geri döndük.
Selin: Senin sorunun burası değil Mert. Sen yardım isteyemeyen bir salaksın.
Mert: Bak son birkaç yıl çok güzeldi. Her şeyimizi kendimiz hallettik, bunu mahvetmek istemedim.
Selin: Mahvetmek mi istemedin? Utandın mı?
Mert: Selin sen eşimsin ve senden para istemek...
Selin: Mert, senin tebligat kağıdın benim tebligat kağıdımdır, senin borcun benim borcumdur. Buna göre yaşasan iyi olur. *Arkasını dönüp gider*
Gökçe: *Yavaşça odadan çıkar* Gidiyor muyuz?
Mert: Gel canım. *Koluna girip destek olur*
*Arabada giderken*
Gökçe: *Camdan dışarıyı izler* Baba...
Mert: Söyle canım, söyle bir şey mi istiyorsun?
Gökçe: Şu... MI6 konusunda... Seni affediyorum. Çok iyi bir babasın... Gerçekten.
Mert: O yüzden seni bu kadar iyi büyüttüm ya.
Gökçe: Sadece ben de değil: Miray ve diğerlerine bakıyorum ve konuşuyorum iyi iş çıkarmışsınız.
Mert: *Arabayı park eder, inmesine yardım eder*
Miray: *Kapıda onları bekliyordur*
*Diğerleri balkondan onlara bakıyordur*
Mert: Karşılama töreni hazırlamışlar senin için.
Gökçe: Geldi ballarım geldi, geldi sakat ablanız.
Miray: Salonda mı kalacaksın abla?
Mert: Üst kata çıkaracağız onu ya, sorun yok.
Miray: Merdiveni nasıl çıkacak baba?
Mert: *Gökçeyi sıkıca tutup sırtına alır* leeehh.
Selin: Mert sırtın...
Mert: Odayı açın sadece, ben hallederim. *Merdiveni çıkmaya başlar* Gökçem iyi misin?
Gökçe: İyiyim iyiyim de sırtın incinecek.
Mert: Ehhh, sen beni düşünme en az 40 kez daha iner çıkartırım seni. Ama kilo almışsın.
Gökçe: *Güler* Öyle olsun bakalım.
Mert: *Gökçe'yi yatağa yatırır*
Selin: *Bacağının altına yastık koyar* ben sana mercimek çorbası yapayım seversin kuzum.
*Hepsi odadan çıkar*
Miray: *Tam odasına girecekken*
Mert: MİRAY! Çocuklar üçünüz de gelin buraya.
Fatih: Ne oldu baba?
Mert: Silahları verin, ikisini de.
Ekin: Neyden bahsettiğini...
Mert: Gökçe'nin bel silahını aldığınızı biliyorum.
Miray: *İki silahı da verirken bileğinden tutar*
Mert: *Anında çeker*
Miray: *Çok kısa anılarını görmüştür*
Mert: Neyin peşindesiniz bilmiyorum ama *Göğsündeki dinleyiciyi verir* Peşini bırakın. *Arkasını dönüp gidecekken*
Miray: Sana da oluyor dimi? Bir şeyler görüyorsun.
Mert: O portrenin peşini bırakın.
Fatih: Gizli polisle, MI6 Ajanı arasında fark var.
Ekin: Efsanevi felixin evlatlarıymışız meğer.
Mert: Bana sakın öyle demeyin.
Fatih: Abla?
Miray: *Bileğini tutuyordur, gözünden yaş gelir*
Mert: *Bileğini çeker* Miray? *Dokunacakken*
Miray: *Çekilir* Bana dokunma. *Çekip gider*
*Anılarında Eren açığı öldürdüğü anıyı görmüştür*
Mert: *Odasının kapısını çalacakken vazgeçer*
Ekin: *Bir şey demeden gider*
Fatih: *İmalı imalı bakar*
Mert: Bir şey mi diyeceksin Fatih?
Fatih: Duymak istemezsin. *Odasına gider*
Mert: Ev, ev değil tımarhane aq, normal adam yok.
Selin: *Tepsi getirip verir* Ne oldu hayatım?
Mert: *Olanları anlatır* Ne olacak böyle?
Selin: Ben bir konuşayım. *Mirayın odasına girer*
Fatih: *Bahçeye çıkar*
Mert: *Aklına bir şey gelir, gökçenin yanına gider* Black slasher: *Bahçeye iner Fatihe ok atar*
*Bilerek ıskalamıştır*
Fatih: Black slasher...
Black slasher: *Ses değiştiriciyi açar* Beni arıyormuşsunuz. Ne istiyorsunuz?
Fatih: Babam Mert aydın ile olan bağlantın ne?
Black slasher: Baban belediye başkanı evlat. Onun dışında hiçbir alakamız yok.
Fatih: Olsun olmasın ailemizden uzak duracaksın.
Black slasher: Beni durdurabilir misin sence?
Fatih: Bence evet. *Üstüne doğru silah çeker*
Black slasher: *Koşarak kaçar*
Fatih: *O yöne doğru ateş eder*
Black slasher: *Camı kırıp gökçenin odasına girer*
Mert: *Black slashera silah çeker* Yayı yere bırak.
*Herkes odaya girer*
Black slasher: *Camdan dışarı kaçar*
Mert: *Fatih'in elinden silah alır* Başka var mı?
Ekin: Hayır o sonuncusuydu.
Gökçe: Miray iyi misin?
Miray: Yorgunum sadece abla.
Selin: Hadi herkes uykuya artık hadiiii. *Giderler*
Irmak: *Mert'e mesaj atar* Vurmadığın için sağol.
Mert: Bu saatte beni kırmayıp geldiğin için sağol. Kostümümü giymek umarım zor olmamıştır.
Irmak: Yok yok, gayet iyiyim.
Gökçe: O gelen ırmaktı dimi?
Mert: Ta kendisi, çocuklar gerçeği öğrenmeye çok yakındı o yüzden ben olmadığımı kanıtlamalıydım.
Gökçe: Ama sensin baba, Acarı durdurabilecek tek kişi de sensin silahın olsun ya da olmasın.
Mert: Bunu beraber aşacağız kuzum.
Gökçe: Beni boşver artık baba. Bana olan oldu artık siz kendinizi kurtarın. Yok yakınken bu adamdan kurtulun.
Mert: Yarın seninle alakalı kurul toplantısı var. Gelebilecek misin?
Gökçe: Gelirim baba da senden bir şey istiyorum...
Ertesi gün karargahta:
Gökçe: *Merdiveni zar zor iner, yerine oturur*
Neslihan: Gökçecim nasıl oldun?
Gökçe: Freni patlamış tır gibiyim.
Melek: Bu sabah mali şubeden geldi canım. *Önüne dosyayı koyar* Hem de acil koduyla.
Mert: Biliyoruz abla, biz istedik zaten.
Begüm: Senin ne işin var ki gökçik mali şubeyle?
Onur: Ücretsiz izin falan mı?
Gökçe: Malulen emekliliğimi istedim oğlum.
Beril: Haydaaaa.
Tugay: Ne emekliliği bu yaşta gökçik ya?
Damla: Yaşta sorun yok da...
Betül: Damlaaa, sus. Şaka yapacak durum yok.
Nil: Hala implantın için çalışıyoruz, bitmedi daha.
Gökçe: Aptal bir implant sayesinde ya yürüyeceğim ya da daima aksak kalacağım. Kimseyi benim için yormayayım daha fazla. Ajan gökçe aydın yok düz gökçe var artık siz de kabul edin artık. *Zar zor ayağa kalkar*
Özge: Buraya kadar mı yani?
Gökçe: Burada çok güzel anılarım oldu. Her biri için teşekkür ederim Dynamix. *Dönüp gider*
Damla: Mert... Peşinden gitsene ya da engel ol.
Mert: Arkadaşlar engel olabileceğim bir şey olsa sizce olmaz mıyım? Ya da umrumda olan şey ajanlık falan mı olur? Canı cehenneme zaten ajanlığın, Olay oraları geçeli çok oldu bunu gerçekten görmüyor musunuz?
Onur: Yanında ol bari o zaman.
Mert: Arkadaşlar bakın, ona iyi gelecek şekilde ona fayda sağlayacak şekilde yanında olabileceğim bir methot olsun yanına gitmeye bir saniye çekinirsem adam falan değilim. Demek ki gökçe Dynamix olmadan daha iyi olacağını düşündü. Hadi benim gökçeden menfaatim vardı gidemiyorum. Yav Selin de mi hain? Miray da mı hain? Gökçe çevresindeki herkesle mi menfaatliydi? Hadi herkesi geçtim Nergis senelerce yanındaydı gökçe'nin. Dün gökçeyi aradı kanka yanına geleyim mi? Dedi. Bak taa Amerika'da ki kız söylüyor bunu. Bir de birşeye açıklık getirmiş olayım biz Erzurum'a yerleştirdiğimiz süreçte gökçeyle ilgili bir dedikodu salınmış. Arkadaşlar gökçe amateme falan yatmadı, benden habersiz gökçeyi kimse hiçbir yere yatıramaz bunu unutmayın.
Bu esnada:
Göktuğ: *Gökçenin arkasından koşar* Gökçe...
Gökçe: *Ona döner* Ne diyeceksin çabuk de.
Göktuğ: Bir anda emeklilik kararı alıyorsun tek başına, Bana diyeceğin bir şey yok mu?
Gökçe: Aksak halde olmamın bir sebebi de sensin Göktuğ. O Amerikalılamısınızmısınızmısınızrı ülkeye kim soktu biliyorsun. O gün o mısınızmısınız ateş etseydin şuan bu halde olmazdım belki de.
3 yıl önce:mısınız
Göktuğ: *Dilanazın dibine ateş eder* KIPIRDAMA!
Dilanaz: *Ona döner*
Göktuğ: A-anne...
Şuan:
Gökçe: Senin yüzünden oldu bunlar. *Parmağındaki yüzüğü çıkarıp verip, gider*
Mert: Doğru mu bu,? *Arkasında duruyordur*
Göktuğ: Abi ben...
Mert: Defol karargahtan.
Göktuğ: *Gider*
Oğuz: *Elini omzuna koyar* İyi misin bilader?
Mert: Hepsi üst üste mi gelir aq ya?
Efe: Gel o zaman biraz kafa dağıtalım.
*Kafeye gelirler*
Mert: Ebo ekibi beni böyle çağırdıysa bir şey var.
Betül: Bu kez iyi haber ama onu söyleyelim.
Oğuz: Göreceli olarak iyi haber.
Beril: Gayet de iyi haber bu arada.
Mert: Biriniz anlatacak mısınız artık?
Damla: *Kolunu dürter* Göstersene oğlum.
Oğuz: *Yüzük kutusu uzatır*
Mert: Oğuz seni severim ama ben evliyim he.
Efe: Bu arkadaş sudeye evlenme teklif edecek.
Mert: Hangi Sude lan?
Betül: Gümüş, şu k1.62 boylarında olan.
Mert: Hee, geçen ki olaydan sonra şaşırtmadı.
Efe: Geçen hafta ne oldu ki?
Mert: Ehhh oğuz anlatsın.
Oğuz: Abi anlatmasan olmaz mıydı ya?
Mert: Oğlum ben de doldum, herkesin bir şeyini saklıyorum taştım artık. Oğlum bak kızı hamile falan bırakmadın değil mi? Çok pis döverim.
Oğuz: Yok kanka o kadar değil.
Beril: Geçen hafta ne oldu acep?
Oğuz: Mertlerde kaldığım akşamı biliyorsunuz zaten akşam onlar yemekteyken misafirim vardı.
3 gün önce:
Oğuz/Sude: *Koltukta film izliyorlardır*
Aydın ailesi: *Kapıyı açıp eve girerler*
Şuan:
Mert: Ne anlatıyorsun oğuz?
Betül: Sen bir olayın aslını anlat Mert.
3 gün önce:
Oğuz/Sude: *Yataktalardır, cihaz ötmeye başlar*
Sude: O da ne?
Oğuz: Hareket sensörü, gelirlerse diye.
*Kalkıp üstlerini giyerken aşağı inerler*
Aydın ailesi: *Şok geçirmiş bir ifadeyle bakarlar*
Fatih: Noluyor lan burada?
Mert: Hığığığığığı, bu ne oğlum?
Miray: Hoşgeldin Sude abla.
Sude: Hoşbuldum ve görüşürüzzz. *Gider*
Mert: *Gülerek oğuza bakar*
Oğuz: Erken geldiniz abi...
Mert: Fermuarın açık kalmış ogi.
Oğuz: *Fermuarını çeker*
Fatih: Müsait misin abi?
Oğuz: Neye müsait miyim acaba? gel gel bok var.
Günümüz:
Bu esnada gökçe:
Gökçe: *Uyumaya çalışıyordur, gözlerini açar*
Miray: *Dizine yatıp uyuya kalmıştır*
Gökçe: *Güler* Miroşş, hadi kalk ablacım.
Miray: *Kalkar, bileğini bırakır, anılarını aramıştır*
Gökçe: Ne zamandır buradasın sen?
Miray: beş bilemedin on dakika falan abla.
Gökçe: Sen bir şey arıyorsun, ben farkındayım.
Miray: Geçen gün hastanede babamı tuttuğumda bir şey oldu, onu biriyle dövüşürken gördüm. Dün tekrar tuttuğumda babamı birine ok saplarken gördüm. Demin de sana aynısını yapıyordum.
Gökçe: Miray...
Miray: Şirkete kim saldırdı abla?
Gökçe: Rakip şirketlerden şüpheleniyoruz.
Miray: Bu basına yaptığın açıklama abla, ben sana esas gerçeği soruyorum.
Gökçe: Bunu sana anlatması gereken ben değilim.
Miray: Ama...
Gökçe: Miray, bu işin peşini bırak. Öğrensen bile ki er ya da geç öğreneceksin eline geçecek tek şey ailenle ilgili yalanlar ve sırlar olacak.
Miray: Sağol abla. *Kalkıp gider*
Mert: *Odaya girer* Gökçik napıyon?
Gökçe: Bıraktığın gibi baba, sen nerelerdesin?
Mert: Göktuğ ile ufak bir işimiz vardı, oradaydım.
Gökçe: *Elindeki kanı görür* Naptın baba sen?
Mert: Gerekeni yaptım konu kapandı.
Gökçe: Öldürdün mü?
Mert: Gerekeni yaptım sadece sorgulama gökçe.
*Telsizden ses gelir*
Nil: Mert Mozak caddesinde destek lazım.
Mert: Tamam geliyorum. *Kalkar* Hazırlan.
Gökçe: *İmalı imalı bakar*
Mert: Üzgünüm, eski alışkanlık işte.
Gökçe: Aslında destek olabilecek 3 kişi tanıyoruz.
Mert: Henüz hazır değiller.
Gökçe: O zaman bana güven, Miray hazır.
Mert: Farklı bir tarzla yapacağım.
*Mozak caddesinde*
*Silahlı bir hava aracı insanları korkutuyordur*
Mert: *Üstüne çıkar, pilot acardır* Nereye?
Acar: Sen kendini ne sanıyorsun he?
Mert: *Yüzüne yumruk atar, kaputa vurur* Bana black slasher derler seni orospu çocuğu.
Acar: *Göğsüne dirsek atıp yere fırlatır*
Mert: *Kafasını yere sert vurur, bilinci kapanır*
Acar: Evet, napıyorduk? Ölüyordun az daha.
*4 el mermi aracın üstünden seker*
Miray: O bizim peder yalnız.
Ekin: Anne. *Merti işaret eder, kıpırdamıyordur*
Acar: Terbiyesizlik gibi olmasın ama biri buz getirse kokmasa bari. O mutantın burada işi yok.
Fatih: *Ona doğru gider* O koca mutant senden kat ve kat insandı be, o benim babamdı.
Mert: *Aslan aurası açılır, ayağa kalkar*
*4'ü birden ona bakar*
Miray: Gerisi sende. *Kenara çekilirler*
Mert: Sende bana ait bir şey var Acar.
*Aurasıyla aracı yakalar, gücünü emer*
Acar: *Roketleri ona doğru nişan alır*
Mert: *Ateş edemeden etrafında döne döne vurur*
*40'ıncı vuruşta geri çekilir*
Acar: *Roketler bozulmuştur* Görürsün sen.
Mert: Beni iyi dinle buradan gidiyorsun, Mirayyy.
Miray: *Bileklikle, mısıra bir kapı açar*
Mert: *Kaputa vurur,
*Araç geçitten fırlar*
Mert: *Yere serilir*
Saatler sonra:
Mert: *Hastanede uyanır*
Miray: *Yanındaki koltukta uyuyordur*
Mert: Miroş?
Miray: *Uyanır* Nihayet uyandın be reis.
Mert: Kafanda zibilyon soru olmalı.
Miray: Hiç yok, sen uyurken anılarını aradım.
Mert: Sizi güvende tutmaya çalışıyordum.
Miray: Sen bizim babamızsın, senin yanındayız. Ajan olmak için çok iyi bir örneğimiz var.
Mert: Ablan... İyi bir ajandı.
Miray: Ablamdan söz etmiyordum. *Gülümser* Ayrıca... Göktuğ'yu öldürmediğin için teşekkürler.
Mert: Ben aile babasıyım Miray, canavar değil.
Bu esnada:
Gökçe: Sadece gerekeni yaptım dedi anne.
Selin: Ben araştırırım ama baban onu öldürmez.
Gökçe: Acar gittiği için seviniyorum.
Selin: Evet ama işimiz hala bitmedi, unutma.
Birkaç saat sonra:
Mert: *Kapıyı çalar* Gökçe müsait misin?
Gökçe: Gel baba.
Mert: Biraz yürüyüşe çıkalım mı?
Gökçe: Olur, canım sıkılıyordu zaten.
*Beraber banka otururlar*
Mert: Napacaksın peki?
Gökçe: Nasıl baba?
Mert: Bir bacak için emekli mi olacaksın? Yoksa farklı bir çözüme var mısın?
Gökçe: Çözüm varsa söyle baba.
Mert: Pusuya yatacaksın, Tedavine devam edip benim seni yerleştirdiğim yerde bekleyeceksin.
Gökçe: Nereye yerleşiyorum?
Mert: Bir dağ evi, büfe gibi bir yer. Dilanaz ve ekibi oralarda olacak onları bekleyeceksin. Eski bir ajan malulen emekli koltuk değneğine muhtaç bir kadın olarak.
Gökçe: Ben o kadınım zaten baba.
Mert: *İmalı imalı sırıtır*
2 hafta sonra:
Uhut: *Tabelayı iyice asar*
Miray: Burası bayaa güzel oldu he.
Gökçe: Yeni bir başlangıç için gayet iyi.
Evrim: Peki sorması ayıp, Mert ve Selin nerede?
Ekin: Birkaç günlüğüne yurt dışına gittiler.
Onur: Amerikalıların geliş yollarını anlamak için.
Gökçe: *Göktuğ'yu arar, açılmaz*
Betül: Açmıyor mu?
Gökçe: Bence babam, Göktuğ'yu öldürüp bir yere gömdü. Bilmiyorum artık ya.
Bu esnada:
Göktuğ: *Dağdan onları izliyordur*
Bu esnada mısır:
Acar: Akli dengem, *Saçlarını tamamen kesmiştir* Tamamıyla yerinde. Kaynak yok, içecek su ve yiyecek yok eve dönme şansı görünüşte sıfır. Herhangi biri olsa burada yaşlanır, ölür gider. *Aslan tüyüne bakar* Ben yılbaşına evdeyim.
