48. bölüm · Kuzey bekçileri
Yenmesi imkansız olan
Doğruca selinin başına doğru koşup hareket etti.
Melek: TUTUN ONU!? Nöbet geçiriyor.
Mert: Durdurabilir misin?
Arya: Nabız gittikçe düşüyor.
Melek: Hızlı hareket etmemiz gerek. Bana fenitoin, gazlı bez, şırınga ve Kan getirin. Kan grubunu biliyor muyuz?
Irmak: Benimkiyle aynı.
Melek: Pamukla kolunu sildim* Bu acıtacak *İğneyi batırır* Hadi , hadi , hadi, hadi.
Selin: *Derin bir nefes alır*
Mert: Sağolun hocam.
Melek: İşimi yaptım ama bu dynamix için yaptığım ilk ve son iyilik olacak. Haberiniz olsun.
Candelia: Ekibe gelmek istemez misin?
Gökçe: Evet, fazladan yerimiz var.
Arya: Aslında yok 45 kişi zor sığıyoruz.
Mert: Aryaa.
Melek: Teklif için sağolun ama ilgilenmiyorum. Özellikle bernaya olanlardan sonra bu mümkün değil.
Meryem: Bernayla bunun ne alakası var?
Melek: Bu bende kalsın.
Selin Bir süreliğine dinlenmeye çekilirken beyaz avcının kapüşonunu açma vakti gelip çatmıştı.
Mert: Hazır mısınız? Tahmini olan var mı?
Beyaz kapüşon: Açacaksan aç artık hadi.
Ata: Lağğn, ben bu sesi tanıyorum bir yerden. *Kapüşonu açar , Melahatin ta kendisidir*
Mert: HASSİKTİR , Melahat Melahat sen miydin?
Melahat: Hiç mi anlamadınız ulan?
Arya: Lan nesini anlayalım bunun.
Mert: Asıl soru şu: Neden?
Melahat: Birinin önden gidip *Flaş verir* Bunu alması gerekiyordu. Apocalypse'e ait tüm dosyalar. Karargahlarına gizlice girip almıştım. Neyse önemli olan şu: Selinin yaralanması tesadüf değil nedenini bilmiyorum ama Apocalypse onu avlamak istiyor. Bunun için de heimdallı gönderiyorlar kampları buranın doğusundaki ormanda.
Mert: Little hope Grubu benimle geliyorsunuz.
Melahat: Mert senin şu kıvırcık arkadaşın da orada olacak haberin olsun.
Nadine ile Kampın tam önüne geldiğimizde diğerleri arka taraftan dolanıp ortalığı birbirine katacaklardı işaret fişeğiyle yerimizi bildirdik.
Mert: Geliyoruz damla.
*Bir şey onları duvara atar*
Mert: Ananı avradını ne oluyor?? Heimdall gökte ararken yerde bulduk.
*Ayının üstünde heimdall karşılarındadır*
Nadine: *Ok atar*
Heimdall: *Havada tutar* Cık cık cık bu bizim eski avcı değil mi ya?
Mert: Git, bu kavga benim.
Nadine: Yakında görüşürüz. *Gider*
Heimdall: Kendinizi kandırmayın bununla işim bittiğinde sıra sende ırmak.
Mert: Seni öyle bir döveceğim ki oğlum altındaki ayı sana binecek birazdan.
Ayıyla ve aynı anda Heimdallın okları ile cebelleşirken Mızrak fazlasıyla işe yarıyordur.
Mert: EHHH insene oğlum hayvandan yemiyor mu?
*Ayı duvara vurur*
Mert: *Duvardaki sivri yeri gördüm*
Heimdall: *Kafasına Ayağıyla basar* Eğleniyor musun?
Mert: Ulan sen kimsin ayağınla basıyorsun bana?
Ayıya doğru koşup duvardaki yere vurdum.
Heimdall: Peki teke tek olsun o zaman.
Vurmaya çalışsam da tüm hareketlerimi önceden anlıyordu.
Mert: *Tek kolunu tutup vurdum* OHOHOOO ne oldu göremedin galiba bunu he dur dur devamı geliyor daha.
Mert: Gel lan buraya*Mızrağı ikimiz de tutuyorduk*
Heimdall: Sırf şans başka olayın YOK.
Mert: *Duvara vurup mızrağı koluna geçirdim*
Heimdall: Tamam , pes PES DUR.
Mert: *Çekip gidecekken*
Heimdall: Bekle , O boş kafandan ne geçiyor senin? Ne o acıyıp canımı mı bağışlayacaksın?
Mert: Vazgeçersen yaşarsın.
Heimdall: Senin kaltağı mı diyorsun?
Mert: Ne biçim konuşuyorsun oğlum sen?
Heimdall: Onun olmayan beyin hücrelerini çıkarıp kokoreç yapa...
Mert: *Mızrağı çekip kolunu eline kadar kestim* Bu son uyarımdı *Mızrağı yerinden alır*
Heimdall: İstediğin kadar uyar Kaderimi sen çizemezsin *Kolundaki yara kendiliğinden iyileşir* Sen öldün yavrum.
Mert: Yavrum mu? Yavrum derken onun bunun çocuğu heee yavrum derken lan dal yarak. Seni sahibine parça parça yollayacağım orada birleştirirler. *Kafasını alıp yere yere vurdum*
Arya: Mert, MERT sen bu değilsin...
Mert: ARYA SUS LAN.
Hüseyin: Bırak kurtla avı arasına girilmez.
Mert: *Boğazını sıktım*
Heimdall: Canavar...
Dediği anda bir an duraksayıp kafasına vurarak onu bayılttım. Kenara geçtim, ekibin tamamı gelmişti. Şaşırtıcı olarak annem de gelmişti.
Mert: Gelmene çok sevindim.
Güneş: Çocuğumun yardıma ihtiyacı vardı, siyah olanın.
Heimdall bir süre karargahta misafirimiz olacakken benim aklım hala Melek hocadaydı büfe de yemek yerken yanına geldim.
Mert: Oturabilir miyim?
Melek: Gel evlat. Haberleri dinledim heimdallı almışsınız. Tebrik ederim doğru hamleydi.
Mert: Teklifimi düşündün mü?
Melek: Sağol ama böyle iyiyim tamam mı?
Mert: Aris ilaç firmasında 5 yıllık biyolog, hiç fena değil.
Melek: Dersini çalışıp gelmişsin.
Mert: Bizim ekibin olayları size de dokunmuş.
Melek: Sen neden bahsediyorsun?
Mert: Polis öğrencini havaya uçuran kişiyi yakalayamadı.
Melek: Sakın, sakın filizi bu işe karıştırma.
Mert: Dingile yerleştirilmiş, anti müdahale tipi el yapımı bir bomba düzeneği. Bu ufuğun imzası.
Melek: Ne yani katili yakaladın diye minnet duymamı mı bekliyorsun?
Mert: Aslında evet.
Melek: O herif 1 yıl bile yatmadan çıkacak. O herifin hak ettiği şey hapis değil idam.
Mert: Biz İnsanları öldürmeyiz Melek abla, inan bana ölse bile için rahat etmeyecek. O gün öğrencin o araçtan çıkamadı. Seni kurtarmama izin ver. Melek abla, bırak seni çıkarayım.
*Elimi uzattım*
Melek: *Elini sıkar* Ne zaman başlıyoruz?
