22. bölüm · Kuzey bekçileri
Şehidimiz var
Berna okuldan gideli tam 48 saat olmuşken, ekipten sadece Denizli ile görüşüyordu. Okula doğru gidiyorduk ki telefon çaldı arayan denizliydi açtığımda sesi ağlamaklıydı ve burnunu çekiyordu.
M: Defne ne yaptınız?
D: Berna öldü Mert...
Kurduğu cümleyi duyduğum anda arabayı durdurup kenarı çektim idrak etmeye çalışıyordum.
Arabadan inip hem şok hem de üzgün bir ses tonuyla cevap verdim dünyam yerle bir olmuştu
M: Berna mı?
D: Hiç, hiçbir şey yapamadım usta öyle baktım uzaktan kız orada dolmuşa yetişecek diye tek başına ben...
Duraksayıp Derince bir of çekti bir yandan ağlıyordu bu onun için çok zor ve acıydı.
Kendini topladıktan sonra zor da olsa konumşaya devam etti. Ara ara kekeliyordu üzüntüden dolayı
D: gidemedim bile yanına bırakmadılar gitsem napçam.
M: berna mı peki emin misin bak kıyamet kopmuştur kim kimdir belli olmaz o durumlarda.
D: Berna lan işte Berna , Berna oğlum senin Berna elimizde büyüyen adamı kendi ellerimle koydum tabuta.
Bernanın cenazesi defnedilirken tüm ekip oradaydı. Napolyon'dan kalanlar da buna dahildi evet dağılmış olsalar bile Berna iyisiyle kötüsüyle onlara liderlik yapmıştı okula geldiğimizde kimsenin bir şey yapmaya niyeti yoktu karargahta oturmuş sadece bekliyordum insanlar ise benden Emir bekliyordu ne yapacaklarına dair bir komuta
Bekliyorlardı ama benim buna gücüm yoktu.
R: iyi misin bilader?
M: gençler siz bir yarım saat izin yapıp gelin , hatta hiç gelmeyin siz bugün izin yapın hadi.
K: Mert bundan emin misin?
Onları da anlıyordum boş durmak şuan herkesin kanına batıyordu buna ben de dahilim ama ne gücüm ne de moralim buna izin vermiyordu.
Herkes karargahtan çıktığında ilk kez bile olsa yapmam ve duyurmam gereken bir şey vardı okul telsizini alıp boğazımı temizledim kendimden emin bir şekilde konuştum.
M: beni duyan tüm birimlere şehidimiz var. Berna Macar arkadaşımız araba kazası sonucu vefat etmiştir yakınlarına başsağlığı diliyoruz...ekip sağolsun.
Deyip okuldaki herkese Berna haberini duyurmuştum.
Selinle karargaha gelmiştik ki kapıda saplanmış bir ok duruyordu bu bizim oklardandı ama bu nasıl olabilirdi mümkün olamazdı seline baktım.
S: Kaliforniya buraya ok bırakır mı?
M: bırakmaz zaten sorun orada.
Oku elime alıp sesi açtığımda ise alperenin sesi bizi karşıladı mesaj göndermişti şerefsiz.
A: baş sağlığı dileklerimi iletmek için bu hem mesajı hem de size bir kutu da bıraktım.
Bunu dediği anda Selin etrafa bakıyordu ki.
A: boşuna arama Selin ofisinize koydum.
S: Bu bir kayıt değil bu bir telsiz.
A: bak nasıl da anladın, katil bulunamadı değil mi? çok yazııık eee ben sizi uyardım beni dinlemezseniz daha çok canınız yanacak .
Sözünü bitirdiği anda ok aniden alev aldı ne olduğunu anlamayıp anında yere fırlattım kendisini.
S: bu neydi şimdi?
M: kendini imha sistemi eğer birisi okları durdurursa diye yapıyorduk.
Ofise girdiğimizde kırmızı beyaz bir kutu vardı içini açtığımızda kaplarda helvalar vardı üzerlerinde ise "Berna Macar ruhuna el-fatiha" yazıyordu.
Sinirden ne yapacağımı bilemeyip kutuyu duvara attım masayı tekmelemeye başlamıştım ki Selin durdurdu öfkem hiç olmayacağı kadar büyüktü.
S: Mert bak kırıp dökmek istiyorsun biliyorum ama inan bana şuan hiç sırası değil bak biraz uyumaya çalış tamam mı? Öğle arasında ben seni uyandırırım hadiii.
Çekyata yattığımda tavana boş boş bakıyordum bir anda yanımda bir hareketlenme oldu Selin yanıma yatmıştı.
S: tek başına uyumanı istemedim.
M: onu toprağın 7 kat altına göndereceğim Selin.
S: beraber yapacağız sana söz veriyorum hadi biraz uyu.
Birbirimize sarılarak ve güç alarak öylece uyuya kaldık her şeye rağmen şuan mutlu bir andı.
