94. bölüm · Kuzey bekçileri
Hoşçakal masum kadın
Yaşanan patlamadan sonra evleri kullanılamaz hale gelmişti. Ev şuanda son derdimken Selin donup kalmıştı. Ne hareket ediyordu, ne yemek yiyordu ne de konuşuyordu. Ablasının gidişi ona ağır gelmişti. Cenazede , morgda ya da gasilhane de ablasını görmedi. Burcu ablanın teşhisi falan hepsini yapmak bana kalmıştı. O bomba tesadüf değildi bizi yok edebilmek için oraya konulmuştu.
Onun yerine olayla hiçbir alakası olmayan masum bir kadın o bombanın kurbanı olmuştu. Selin'in yüzündeki nemi silerken gökçe kapıyı çalıp araladı:
Gökçe: Baba , bir gelir misin?
Mert: *Selinin yanağından öpüp çıkar* durum nedir?
Göktuğ: Acardan ya da diğerlerinden hiçbir iz yok.
Arya: Ama başka bir sorunumuz var. Biz nişanda buradayken birisi karargaha girmiş. Edisi kaçırmış.
Mert: *Elindeki bardağı sıkarak kırar*
Gökçe: Baba sen iyi misin?
Arya: Abi 2 gündür kendine zulmettin bir sakin ol lütfen.
Göktuğ: Bir de senin için endişelenmeyelim abi ne olur.
Mert: Ben gelene kadar ona göz kulak olun. *Aralarından geçer*
Gökçe: Baba nereye?
Mert: Cehennemin dibine, gelcen mi? *Arabaya biner* İçinden: Birileri hesap vermek zorunda.
Kendi gizli ofisime gelmiştim. Violetin yapay zekası buraya da bağlıydı. Doğruca paneli aktif hale getirdim.
Mert: VİOLET, Sistem seviyesini Megaya çıkar.
Violet: Efendim , bunun için...
Mert: DEDİĞİMİ YAP.
Bilgisayarlarda bütün mobs kameraları ve güvenlik kameraları görüntüleri çalışmaya başlamıştı.
Mert: Violet, bana Edis bilgeni arat. Son 48 saat içerisinde ki tüm görüntüleri kontrol et.
Violet saatler süren aramanın ardından nihayet bir iz yakalamıştı. Batıdaki bir hangara gitmiş sonra da bir tırla beraber oradan çıkış yapmıştı.
Mert: Buldum seni orospu çocuğu. *Telefon çalar, açar*
Acar: Napıyorsun be adaş?
Mert: Acar hiç havamda değilim git işine.
Acar: Yav oğlum sen ne vefasız adam çıktın be. Baldızın ölmüş, karın depresyona girmiş, sen hala edisi arıyorsun.
Mert: Ulan ikinizi elime bir geçirirsem var yaa...
Acar: *Telefonu kapatır*
Mert: Ulan. *Boynunu kütletir* Siz istediniz.
Saatlerce süren araştırmalar, ard arda gelen kahvelerin ardından nihayet bir iz yakalamıştım. Edisin kaçış tırı son bir haftada 5 kez o hangardan çıkmıştı. Her gün aynı saatte. Ve şuan hala o hangarda gözüküyordu. Eğer Edis ve acarın nerede olduğunu öğrenmek istiyorsam o tırda olmak zorundaydım. Kostümümün olduğu kabini açtım.
Mert: Gidelim evlat , yapacak işimiz var.
Hangardaki ekiple olan ufak bir çatışmanın ardından nihayet tırın içine binebilmiştim. Hedefe gelmiştim ki direk ateş açmıştım. Yoğun bir çatışma esnasında mermim bitti tam her şey bitti diye düşünürken:
Acar: Aynen böyle Mert, Yapayalnız öleceksin.
Kumsal: Hey, o yalnız değil.
Ekip hepsinin birden üzerine ateş açmıştı ki ben üst kata edisin peşinden koşturuyordum. 6 sezondur beklediğimiz o dövüş yaşanırken taktiklerimiz neredeyse birebir aynıydı.
Mert:*Kafasını zemine vurdurur, göğsüne ok saplar*
Edis: AAAAA. *Ayağa kalkar* Burası benim şehrim senin ne gibi bir çıkarın olabilir ki HE.!? Beni öldürmen gerek.
Gökçe: Aynen öyle baba, bu iş şimdi bitmeli.
Mert: HAYIR.!?
Gökçe: Edisin göğsüne vurur, kostümle arasında bir şey olur, Edis çatıdan aşağı göle fırlar*
Mert: *Düştüğü tarafa bakıp gökçeye döner* NAPTIN SEN.!?
Gökçe: Mecburdum, bitmesi gerekiyordu.
Mert: Öyle mi bu düşüş onu öldürecek mi?
Gökçe: Öyle olmasını umuyorum.
Mert: *Sinirle düştüğü tarafa bakar* YAKALAMIŞTIM.!?
Eve geldiğimde tam selinin odasına girecektim ki:
Melek: *Arkasındadır* Şehri didik didik arayıp, gölü baştan sona taradık. Ondan hiçbir iz yok.
Mert: Fazla uzaklaşmış olamaz.
Melek: Çatıdan fırlatıldı, ayağa bile kalkamamalıydı. Yine de bu konuda oldukça sakin gözüküyorsun.
Mert: Tamamen yenilmedik.
3 saat önce:
Nil: Edis sadece bu kolyesini bizden aldı, bu bir flaş disk. Ya bunlar nightmares'ın bağlantılarıysa...
Gökçe: Dijital tarayıcın diski okuyabilir mi?
Ezgi: Yeterince yaklaşabilirsen elbette.
*Gökçe edise vurduğu esnada tarayıcı diski okumuştur*
Mert: *Kostümdeki tarayıcıyı açar* Gökçe diski okuyabilecek kadar edise yaklaştı. Nightmares'a dair herşey artık bizim elimizde. İyi akşamlar Melek abla.
Selinin odasına girdiğimde elimi omzuna koydum.
Selin: *İrkilip ona bakar*
Mert: Şşşt, benim.
Selin: Neredeydin?
Mert: Önemi yok.
Selin: *ağlamaklıdır* Mert kanaman var. *Omzu kanla kaplıdır*
Mert: Ufak bir sıyırık ben iyiyim.
Selin: Mert, operasyona mı çıktın?
Mert: Selin. *Ellerini tutar* İyiyim dedim. Tamam mı?
Duşa girip üstümde ki kanların tamamını temizledikten sonra dışarıdan selinin ağlama seslerini duyuyordum.
Mert: *Yanına gelir*
Selin: *Ona bakar* Benim için bir şey yapar mısın?
Mert: *Arkasına uzanır* Ne istiyorsan.
Selin: O aşağılık götvereni öldürmeni istiyorum. Ve Mert Bir daha bensiz operasyona çıkmanı istemiyorum. Ne durumda olursam olayım. Lütfen beni güçsüz olarak görme. Senin gibi olmaya çalışıyorum.
Mert: Sen, karnında bir bebek taşımana rağmen 4 derece soğukta yağmur altında alabora olan tekneye binen kadınsın. Ne demiştik başımıza ne gelirse gelsin artık birbirimizden ayrılmayacağız. Kendini hazır hissettiğinde düğün salonunda yer ayarlayacağım. *Dudağını öper*
Selin: Bu ne içindi?
Mert: *Örtüyü ikisinin üstüne örter* yanında olduğumu bil diye.
