144. bölüm · Kuzey bekçileri
BENİM ADIM MERT AYDIN
İntro:
Benim adım, mert aydın 6 yıl boyunca tek bir amaç için savaş verdim. Şehrimi kurtarmak ancak bu amacımı gerçekleştirirken tehditi hafife aldığım için ailemden ayrılmam gerekti ve eşime verdiğim sözleri tutamadım. Bu yüzden tanıdığım en güçlü ve zeki kadından yardım istedim onun adı gökçe aydın ve o Kuzey bekçisi.
Kuzey bekçilerinde daha önce:
Acar: Seni öldürmek istemiyorum yerimi almanı istiyorum. Z8HIN serumunun yeni varisi olarak.
Selin: Ekipten bir şeyler saklamak tamam da gökçeden bir şeyler saklamak...
Mert: Er yada geç hazmedecektir.
*Etraflarını sararlar*
Mert: Teslim olun, yoksa hepiniz ölürsünüz.
Selin: Bekle... Mert, Mert neler oluyor?
Mert: İçinizden bir kişi konuşursa Hepimiz ölürüz.
*Ekip acarın karşısına getirilir*
Acar: Vay vay vay, Dynamix tam tekbir burada he.
Gökçe: O kafanı gövdenden ayırmalıydım.
Acar: Oighre, senin bu misafirler çok tersler ya.
Selin: *Fısıldar* Oighre de ne?
Nüket: İskoçya dilinde varis demek.
Mert: Üzerlerinden çıkmadı mı?
Asker: Bulamadık efendim.
Mert: Kafatası işaretli bir tabanca olması lazım.
Onur: *Fısıldar* Senin tabancan bu Burak.
Burak: Farkındayım.
Gökçe: *Şarjörle ipleri kesmeye çalışıyordur*
Mert: *Silahın içinden bir çip çıkarır*
Begüm: O nedir?
Burak: Ubicon projesinin giriş kodları.
Mert: Bunlar eksik, geri kalan nerede?
Selin: Ne olduğunu bile bilmiyoruz.
Begüm: Sormadan edemeyeceğim geleceğimizi nereden ya da nasıl anladınız?
Acar: Ulan sizin en has adamınız bana ait.
Kumsal: *Acarın yanına geçer*
Gökçe: Orrrr... *İpleri çözmüştür*
Selin: *Fark etmiştir*
Mert: *Yüzüne yaklaşır* Kod nerede?
Gökçe: *Fısıldar* Sen başla de.
Selin: Başla.
Gökçe: *Mert'in yüzüne yumruk atar*
Mert Vs Gökçe, Selin Vs Acar derken :
*Ekibin kalanı askerlerle mücadele ediyordur*
Gökçe: *Mert'e tekme atar,acarın omzunu keser*
Acar: *Dizlerinin üstüne düşer*
Selin: *Kafasını koparacakken*
Mert: *Kılıcı okla vurur, kılıç kenara fırlar* yeter!
Acar: *Sırtındaki yara kendiliğinden geçer*
Burak: What the...
3 saat sonra:
*Tüm ekip hücreye hapsedilmiştir*
Gökçe: *Parmaklıklara vurur* Saatlerdir buradayız bu parmaklıkları kıracak birini bulalım.
Selin: Her 10 dakikada bir şunu deyip durmasan aklımıza bir şey gelecek belki?
Damla: Buradan çıkmadan önce neyle karşı karşıya olduğumuzu bilsek daha iyi olabilir bence.
İrem: Evet Burak, o neyin koduydu? Ubicon nedir?
Burak: Anlatayım, ama hiç hoşunuza gitmeyecek. Ubicon dünya üstünde amerakianın sahip olduğu tüm füzeleri ülkelere göndermek için yapılan bir kod. Küresel çapta bir istila olursa diye yapıldı.
Selin: Peki ya kodun yarısı nerede?
Burak: Hüseyine verdim, o da aryaya verdi.
Hüseyin: O da acarın son bakacağı yere koydu.
Gökçe: Tamam, bu Ubicon'u nasıl durdurabiliriz?
Burak: Durduramazsınız, ama yönlendirebilirsiniz.
Burcu: 8 nükleeri gönderebileceğimiz neresi var?
Oğuz: Bir yer var mı daha doğrusu?
Selin/Gökçe: *Bakışırlar*
Gökçe: Var aslında, hepiniz biliyorsunuz.
Selin: Yunanlılar oraya Veronica diyorlar ama biz oraya başka bir isim verdik: Sarmal.
Burak: 8 nükleeri tek bir yere yollamak iyi fikir.
Bu esnada:
Acar: Buraya neden lümen şamba deniyor sence?
Mert: Efsanevi şambalayı bulan Marco Polo gemisini ilk kez buraya dümenlemişti.
Acar: Tarih bilgin var, çok güzel. Yüzyıllar boyunca bu manastıra birden çok isimler verildi. Kırık çan, umutsuz fare, güne bakan şapel ama benim dikkatimi çeken başka bir isim var: Labirent.
Arya: *Tavanda tutunarak ilerliyordur*
Acar: O nükleer füzelerle istesek tüm dünyayı nükleer kıyamete sürükler sonra baştan inşa ederdik. Ama benim amacım başka.
Mert: *Aryaya dur anlamında işaret yapar* Peki ya planın nedir? Yeni varisle bunu paylaşırsın galiba.
Acar: İskoçya'nın soğuk havasını ateşle ısıtmak. Ama bunu terör saldırısı olarak değil bir savaş darbesiymiş gibi göstermem gerek. Nükleerlerden birini KKTC'ne birini de doğruca Kuzey Amerika'ya göndereceğiz, Misilleme yapacaklardır. Ondan öncesinde: *Çantadan bir şırınga alır* Z8HIN serumunun son modeli daha güçlü daha ölümsüz yapacak seni. Dostumuz Mahmut'un hediyesi.
Mahmut: *Elini uzatır* Memnun oldum.
Mert: Neden İskoçya peki?
Asker: *Arya'nın kafasına vurur*
Acar: MI6 Diğer istihbarlara göre daha güçlü.
Mert: Sen de onları yakandan almak istiyorsun. Acar: Aynen öyle, kodun yarısı da işimize yarar.
Bu esnada:
Arya: *Diğerlerinin yanına getirilir*
Selin: Arya?
Arya: Selam çocuklar.
Gökçe: *Yüzüne yumruk atar*
Hüseyin: GÖKÇE!
Gökçe: *Üstüne tükürür*
Arya: Seni görmek güzel gökçik, Nesi var bunun?
Nüket: Uzun hikaye.
Burcu: Acar'ı veronicadan kaçırdığın için kızgın.
Gökçe: Hüseyine yaptıklarından sonra bir de.
Arya: Bakın hoşunuza gitsin gitmesin hem Merti kurtarmalı hem de acarın planını öğrenmeliydik.
Onur: Herif müebbet yatıyordu, ne planı?
Nüket: Dağdan gelen bir su var, ölümcül yaraları iyileştirip Zihnine giriyor Acar bunun peşindeydi.
Arya: Ve daha da fazlasının peşinde.
Selin: Nükleer füzelerden haberimiz var.
Hüseyin: Neyse ki kodun yarısı Veronicada.
Arya: Eee şey, evet kodun yarısı... Şeyyyy...
Gökçe: Geveleme de konuş, elim kaşınıyor.
Arya: *Kolyesini gösterir, kodun yarısı takılıdır*
Dilay: İşimiz bitti.
Muhafız: Gökçe Aydın? Oighre seni çağırıyor.
Gökçe: *Gider, odaya gelir*
Mert: Sen çıkabilirsin.
Muhafız: *Gider*
Mert: Herkes iyi mi?
Gökçe: Çok mu umrunda? *Yüzüne yumruk atar*
Mert: Ewww, istediğin kadar vurabilirsin.
Gökçe: VURDUM YA ZATEN!
Mert: Bak sınırını anlıyorum ama hepsinin mantıklı birer açıklaması var.
Gökçe: Zahmet etme ben sana en kısa şekilde açıklayayım: İskoçyada ki 3 ayda aklını yitirmişsin.
Mert: Uzak kalmak hoşuma mı gidiyor sence? Hele ki senden ve torunlarımdan?
Gökçe: Sakın onlara torunum deme. Sen dedelik yapma hakkını o mezara konduğunda kaybettin. Ölüyken daha az canımı yakıyordun.
Mert: GARDİYAN! Onu uçağa götür eşlik edecek.
*Gökçe götürülür*
*Acar, Mert, gökçe ve ajanlar uçağa binerler*
*Havalanacakken*
*Ekip çoktan kaçmıştır*
Arya: *Aracın kenarına tutunur*
Selin: *Sürüyordut* B planın var mı?
Arya: Var, bas gaza.
Duygu: NE!?
Arya: O uçağa bineceğim.
Hüseyin: Deli misin sen?
Arya: Kökle gaza hadi. *Uçağın tekerine tutunur*
*Uçak havalanır*
3 saat sonra uçakta:
Acar: Yakında bunu takacaksın *yüzük gösterir* ve bir orduyu yöneteceksin. Ben de sana seanalair diyeceğim: General.
*Uçak sallanır*
Acar: Türbülans mı?
Pilot: Motorlardan biri arıza yaptı efendim.
Acar: Sabotaj olabilir mi?
Pilot: Mümkün.
Acar: SEN! *Gökçeye döner* Bu senin işin.
Mert: DUR, Gökçenin bununla alakası yok.
Acar: Sen buraya kehanetle geldin, Z8HIN serumuyla beslendin senin adın Oighre ve şuanda bilir seanalairsin.
Mert: BENİM ADIM: Mert Aydın. *Kılıç çıkarır*
Acar: Mert Aydın öldü, yakında sen de öleceksin.
Mert: *Kılıçlardan birini gökçeye doğru atar*
Arya: *Birine uçan tekme atar* Selam millet.
Uzun soluklu bir dövüşün ardından:
Acar: *Kafa atıp yere serer, Paraşütü alır* Eğer buradaki savaştan kurtulursan tekrar ve tekrar peşine düşeceğim hayatının sonuna kadar beni hatırlayacaksın. Ama önce şehrin yerle bir olacak.
*Uçaktan atlar*
Mert: Tek paraşüt oydu.
Gökçe: Ne yapacağız?
Arya: İlerideki ağaçlığa indirebiliriz uçağı.
Arya/Mert: *Pilot kokpitine geçerler*
Mert: Kemerini tak gökçe, zorunlu iniş yapacağız. *Aryaya döner* Oradaki kolu önce çekip saat yönünde çevir, sonra tekrar çek.
Arya: *Yapar*
Mert: Bu acıtacak. *Yavaşça ağaçlığa düşerler*
Saatler sonra:
Gökçe: *Kendine gelir* Baba?
Arya: Gitmiş, bize de bu notu bırakmış.
*Notta: Şehri terk edin, beni bulmayın yazıyordur*
*Ekiple karargahta toplanırlar*
Selin: İyi mısınız?
Arya: Koca uçakta neden bir paraşüt olur ki?
Gökçe: Düşmeyi planlamıyorlardı.
Arya: O uçağı kim sabote etti harbi?
Melek: Mert yapmış olabilir.
Selin: O uçak kazasından... *Telefon çalar, açar*
Mert: Selin?
Selin: Mert neredesin sen? *Hoparlöre alır*
Mert: Acarın peşindeyim, o öldüğünde bitecek.
Ata: Saçmalama be oğlum, beraber halledelim.
Nil: Tek başına olmaz Mert.
Mert: Siz beni merak etmeyin artık.
Gökçe: Lan bana bak, Oighre misin? Mert misin? Ne zaman hangisisin? İkinizi de... Bu herifin peşinden yıllardır koştuk tek başına öldüremezsin. Ölmek mi istiyorsun Allah'ın lalesi?
Mert: Lale? *Güler* Bir gün beni böyle hatırlayın olur mu? *Gökçe iç çeker* Oighre'yi de, Acar'ı da unutun. Arkamdan böyle diyin: Bir Allah'ın lalesi vardı, biraz yaşadı... Sonra gitti. *Telefonu kırar*
3 saat sonra:
*Herkes birden Mert'in yerini arıyordur*
Selin: Telefon en son nereden sinyal vermişti?
Nil: Şile yolu, orada gidebileceği çok yer var.
Candan: Bir şey buldum sanırım.
Merve: Mert'in araç kamerasına bağlandık. *Görüntüyü ekrana verir*
Bu esnada Mert:
*Mahmut ve acarın peşinden gidiyordur*
Acar: Böyle adaş, sürekli peşimden geleceksin.õ
Mert: *Boynu sızlar, Z8HIN etki gösteriyordur* AAAA! *Halüsinasyon görür, frene asılır*
*Yolun kenarında patlama olur, kenara fırlar*
Selin: *Kalbini tutar*
Gökçe: *Tutar* Anne dur yavaş.
Melek: *Ceketini alıp gidecekken*
Burak: Abla tek başına bir delilik yapma lütfen.
Güneş: Kanunsuzlar yalnız hareket etmez.
Melek: Kanunsuzluk falan yok artık gidip oğlumu alacağım, mezarına koyacağım. *Gider*
*Aracın başına gelirler*
Melek: MERT!
Enes: *Aracın içine bakar* BURASI BOŞ!
Selin: MERT!
Gökçe: BABA!? NEREDESİN?
Mert: *Elini zar zor havaya kaldırır*
*Asfalta fırlamıştır*
Melek: *Yere çömüp kollarına alır* iyi olacaksın.
Mert: Benden... Buraya kadar. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah. *Eli boşluğa düşer*
Gökçe: Baba uyan BABA! Sedye getirin!
Melek: Aç gözünü Mert, Aç gözünü!
Selin: *Telsizden seslenir* Mert aydın şile yolunda araç kazası sonucu ağır yaralanmıştır.
Acar: *Telsizi dinliyordur, güler* Plan belli millet. Mert'i alın meleği de vurun.
Gökçe: *Ambulansın kapısını kapatır*
Göktuğ: İyi misin?
Gökçe: Sence iyi miyim göktuğ?
Selin: Gökçe normalde babandan duymanı istiyordum ama... Bir kardeşin daha olacak.
Gökçe: Yapma be anne, bu durumdayken de mi?
Enes: Lafınızı bölüyorum ama Melek abla nerede?
Melek: *Arabayla uzaklaşıp gider*
Güneş: *Meleği arar* Nereye gittiğini sanıyorsun?
Melek: Beni boş verin, gidin Merti koruyun o Acar onu bırakmaz ya masada kalır ya o manyağın elinde can verir. *Telefonu arabadan dışarı atar*
Birkaç saat sonra:
Mert: *Kabus görüyordur, Mezarı kazar*
*Gök gürler, arkasındaki mezara bakar*
*Kumsalın mezarıdır*
Mert: *Soluklanır* Kızmadım sana kardeşim, kızmadım. *Diğer mezara bakar, bernanındır* Biliyorum Berna biliyorum, çocuklar bekliyor.
Bu esnada gökçe:
*Selinle votka içiyorlardır*
Selin: Hiç düşündün mü? Bir hafta öncesine kadar baban sana göre ölüydü zaten.
Gökçe: Babam yok, Karargahta yok, evinde yok, hayatımızda yok... Belki de buraya kadardır anne.
Arya: *Telsizden seslenir* Abla yerlerini bulduk eski Demir madenindeler.
Selin: Hemen gidiyoruz.
Hüseyinden:
Arya: Onlar halledecektir hüseyin.
Hüseyin: *Alnını öper* Böyle bekleyerek olmayacak bir şey olursa buralar sana emanet.
*Gittikten sonra*
Candelia: Mert daha uyanmadı, o uyanmazsa ne yapacağız he arya? Çok az kaldı dayanacak çok az bir gücüm kaldı.
Melekten:
*Acarın peşinden madene kadar gelmiştir*
Acar: *Adamlarına öğüt veriyordur* Sabrederseniz av Kendiliğinden sizin ayağınıza gelir.
Melek: *Bubi tuzağı patlar*
Asker: NE OLUYOR LAN!?
Melek: GELDİM ACAR! *El bombası atar*
Acar: Ulan sen benim köpeğimsin lan köpek sahibine bu şekilde dayılanabilir mi lan?
*Hepsini indirmiştir, ilerlerken*
Acar: *Suratına vurur, defalarca kez yumruklar*
Selin: ACAR! BU SEFER KAÇMA!
Acar: Gelin lan gelin, size son bir sürprizim var.
Melek: Seliiiin. *Zar zor konuşur*
*Bubi tuzağı aktif olur*
Acar: Sana kısmetmiş yenngem. *Fünyeye basar*
*Patlama olur*
