109. bölüm · Kuzey bekçileri
Bir gün öleceğim seni düşünerek
Düğün arifesinde hanımlar saç boyatmak için kuaföre gitmişken hüseyin ve ben ise damat tıraşlarımızı halletmiştik. Saat 2'de selinin Bebek kontrolü varken saat henüz bir olmuştu ki ben kuaförün önünde bekliyordum. Araçta otumuş etrafa bakıyordum ki beni gizlice ağacın arkasından izleyen birini görmüştüm.
Araçtan inip ona doğru koşmaya başlamıştım ki beni görmesiyle o da tersi yône doğru koşmaya başlamıştı ki arkasından ateş ediyordum. Çatıdan çatıya oradan da otoyolda koşmaya başlamıştık ki:
Mert: *Üstüne atlar, yan yana çatıdan düşerler*
Saldırgan: *Kaçmaya çalışır*
Mert: *Ensesinden tutup sabitler, maskeyi açar* Nisa??
Nisa: *Yüzüne yumruk atar*
Mert: *Yere serilir, nisa kaçmıştır* Nasıl olabilir lan nasıl?
Bu esnada gökçe:
Gökçe: Aynı renk olsun işte anneminkiyle.
Selin: Kızım turuncu saç çok zahmetlidir.
Kuaför: Ben boyamadan önce seni uyarmıştım ama.
Arya: Bir dakika selinin saçları boya mı?
Irmak: Eskiden sapsarıydı selinin saçları siz bilmezsiniz.
Gökçe saçlarını boyatıyordu ki benim gitme vaktim gelmişti. Gökçeyi kızlara emanet edip kuaförün önüne çıkmıştım ki Mert burnundaki kanı silmeye çalışıyordu.
Selin: Mert ne oldu?? Kavga mı ettin sen?
Mert: Bir şey Yok sonra konuşuruz. Hadi gidelim.
Yolda giderken kafamdan trilyon tane şey geçiyordu. Nisa nasıl hayatta olabilirdi tabutunu bizzat ben taşıdım. Bu mümkün olamazdı. Hastaneye gelip doktorun yanına girdiğimizde solukları tutmuş cinsiyetini öğrenmeyi bekliyorduk ki doktor da anlaşılan görmeye çalışıyordu.
Doktor: Ufaklık kendini saklıyor göstermiyor.
Mert: Annesi gibi nazlı olacak herhalde.
Doktor: Bu dönemde ani duygu değişimleri olabilir.
Mert: Yani sabah gülüp akşamına trip atabilir mi hocam?
Selin: *Koluna vurur* Anormalmiş gibi davranma Mert. Zaten normal zamanda da öyleyim.
Doktor: Heh şimdi yüzünü gösteriyor. Evet cinsiyeti belli oldu. Tahmininiz var mı?
Mert: Vallaha ablası oğlan olacak dedi, biz kız istedik.
Doktor: Abla yanlış bilmiş kızınız olacak tebrik ederim.
Selinden:
Mert bize ekip arabasını yönlendirip beni tekrardan kuaföre bırakmıştı. Gökçe çıktığında saçları benimkiyle neredeyse birebir aynı olmuştu. Minibüsün arkasına bindiğimizde yanımda siyah soru işaretli bir balon almıştım.
Gökçe: Bu ne için anne?
Selin: Sen önce şunu bir al. *Ultrason fotoğrafını verir*
Gökçe: Anoğğm bu benim kardeşim mi şimdi? Kız mı erkek mi? belli oldu mu?
Selin: Hoppa. Tatatatam *İğne çıkarır* Balonu patlatacaksın.
Gökçe: Anne deli misin sen ver şunu. *Balonu patlatır*
*Üstüne Pembe süsler gelir* bu ne? Kız mı?
Selin: *Evet anlamında baş sallar*
Mertten:
Bu esnada karargahta
Emre: *Mert'in omzuna vurur* Eee bilader 2. Geliyor he.
Hakan: Vallaha bilader sen gökçeden beri bu sonuncu diyorsun 3 senede bir yenisi geliyor bunların.
Mert: Bir kere de sizden bir torun görelim be göktuğ.
Göktuğ: Abi biz daha evlenemedik bile gökçe evlilik tekliflerimi kabul etmiyor ki 7 sezondur.
Mert: Oğlum 7 deyip geçme bunun sekizincisi olur.
Göktuğ: Yok yok yok yok.
Ata: Herkes sen mi usta seri üretime geçsin?
Mert: O ne biçim laf lan? Atölye mi oğlum bizim ev? Mal mı lan benim çocuklarım?
Candelia: Evet.
Ertesi sabah erkenden uyanıp tıraş için berbere gelmiştim ki bu kez herhangi bir kuru temizlemeci olayı yaşamamıştık. Hüseyin çoktan tıraşını olmuşken tüm sağdıçlar bu sefer benimleydi. Tam ortasına gelmiştik ki makine çalışmıyor dendi. Çalışır çalışır derken bir sağdıç elendi. Ooo bunun daha makası var usturası var zartı var zurtu var. Makasa gelmiştik ki şakır şakır kesen makas kesmeyi bıraktı. ( Ya makası değiştir makası )
Sıra usturaya gelmişti ki Allah Allah ustura kesmiyor dendi hiç şaşırmadık nedense. Makineyle keselim diyene kadar diğer sağdıç da elendi. Daha ne olabilir diyorken makine çalışmıyor dendi.
Burak: *Para uzatır*
Mert: Verme verme elimle üflerim ben ELİMLE.
Damatlıkları giymiş aryayı ve selini almak için kapıya gelmiştik ki Zile bastım.
Alper: Kapı sıkışmış beyler para lazım.
Mert: Ya ben yağlarım vidalarını sonra.
Alper: Yok yok adını koyalım önce.
Mert: Alper, 100.
Candelia:Arttır arttır.
Hüseyin: 200 son bir kuruş daha vermeyiz bak.
Melek: Arttırın.
Mert: 300, kapı açıldı açıldı, açılmadı gidiyoruz bak.
Arya'nın kuşağı bağlandıktan sonra esas zor olan selinin kuşağını bağlamaktı. Adet gereği kuşağı babası bağlardı.
Selin: *Gözleriyle babasını arar*
Mert: *Kuşakla önüne gelir* Alper, gel oğlum buraya. *Alper yanlarına gelir* Baba yoksa oğlan kardeş yapar.
Alper: *Kuşağı alıp bağlar*
Selin: *Ellerini yanaklarına koyar* Ne zaman bu kadar büyüdün de ablanın kuşağını bağlıyorsun he?
Düğün salonuna geldiğimizde önce aryalardan evetler alınmıştı. En son sıra bize geldiğinde;
Nikah memuru: Siz Selin şirin kendi özgür iradenizle kimsenin baskısı altında kalmadan sayın Mert Aydın'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?
Selin: Evet.
Nikah memuru: Siz sayın Mert Aydın, sayın Selin şirini eş olarak kabul ediyor musunuz?
Mert: Evet.
Nikah: Ben de Çankaya Belediyesi'nin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum.
Melek: Kız, ayağına bas.
Selin: *Ayağına basar*
Buket atma merasimi için bahçeye çıkmıştık ki iki gelin de aynı anda atacaklardı. Herkes arkalarına dizildiğinde:
Selin/Arya: *Aynı anda atarlar*
Gökçe: *Havada yakalar* vallaha aldım ha.
Diğerini de Emre yakalamıştır.
Düğün sonrası eve geldiğimizde uzun uzun sadece düşünüyordum.
Selin: Mert, ne düşünüyorsun?
Mert: Kumsal gitti gideli her şey yolunda Selin.
Selin: Eee yani?
Mert: Dünya bir noktada kendisini eşitlermiş. Son sınıfa artık çok yakınız. Her şey normal bir noktada tablo tersine dönecek.
Selin: Evet ama bugün bunları düşünmek yok. *Göğsüne yatar*
Mert: Yarın 3. Sınıfın ilk günü.
Selin: Reklamcılık işini seçtiğine seviniyorum.
Mert: Hep dağcı olmak istemiştin, neden gazetecilik?
Selin: Belki başka zaman anlatırım. Edilse ilgili bir fikrin?
Mert: Bir iz buldum görünen o ki ortak bir sorunumuz var edisle.
Bu esnada Acar:
Bilim insanı: Efendim size dediğim gibi testlerin hepsine olumlu yanıtlar verdi ama buraya geleli sadece 6 ay oldu.
Acar: Sana dedim ki: Çıkarın onu...*Kapsüldeki kumsala bakıyordur* Seninle işimiz var evlat... Hepinizle.
