103. bölüm · Kuzey bekçileri
78 yaralı , 27 yıkık ev
Şafak vakti ekibimize ait binaya girmiştik ki ikimizi de doğruca müşade altına aldılar. Herhangi bir kırık kemik kafa travması ya da o tarz bir şey var mı diye EKG, tomografi, MR falan derken sabahın 7'sinde bizi ancak yatağa göndermişlerdi. Yatağa uzandığımızda:
Selin: Mert, burayı sevmiyorum. Çok... Bunaltıcı.
Mert: Sadece birkaç gün hayatım.
Yazardan: Arkadaşlar bazılarınız özelden kofiyi sormuşlar. Nerede bu köpek? Diye. Arkadaşlar Kofi burada. Mert söz sende.
Mert: Ben sana ne iyi gelir biliyorum. *Islık çalar* Kofii.
Kofi: *Koşarak yanlarına çıkar, selinin yüzünü yalar*
Selin: Kofiiii dur.
Yaklaşık 6 saat kadar uyuduktan sonra uyanmıştım. Ama Selin hala omzumda yaslanmış uyuyordu. Kofi de yanımızda mışıl mışıl uyurken selinin burnunu sevdim.
Selin: Hıı , merttt yapma.
Mert: Kalkmamız lazım aşkım. *Boynunu öper*
Selin: Hııı, 288 saat daha.
Mert: 12 gün daha mı? Hee başka?
Bir şekilde selini uyandırıp ekibin bilgisayar odasına gelmiştik ki sadece Melek abla, gökçe ve Eftalya oradaydı.
Melek: Nasıl oldunuz çocuklar?
Selin: *Esner* Bebekler gibi uyumuşuz.
Gökçe: Güzel çünkü bugün fazlasıyla enerji gerekecek.
Eftalya: Depremzedelere yardıma gideceğiz.
Melek: İnsanlar açlıktan ölmezlerse soğuktan ölecekler.
Mert: Oralara yakın bir noktada ekibin güvenli evlerinden biri var. Büyük bir motel oraya yerleştirebiliriz herkesi.
Gökçe: İnsanlar hareket etmeye bile korkuyor baba. Hepsini birden o motele nasıl götüreceğiz?
Selin: Nedir bu? *Bilgisayarı işaret eder*
Melek: Sizin mahalleden geçen fay hattının haritası. Bir terslik fark edince araştırmamız gerek diye düşündüm.
Selin: *Sandalyeye oturur* Fay hattı bu mu?
Mert: Ters giden şey tam olarak ne?
Eftalya: Bu hat taa, ODTÜ'ye kadar uzanıyor. Ama deprem o tarafa doğru gitmek yerine doğruca sizin mahalleye doğru ilerlemiş.
Gökçe: 27 Ev yıkılmış, 78 yaralı var. Daha da artıyor.
Mert: Doğrudan bizim tarafa doğru yönelmesi...
Melek: Doğal bir şey değil, birisi depremi yönlendirmiş.
Selin: Yapabilecek tek bir psikopat tanıyoruz.
*Telefon çalar*
Mert: Hee. *Ekranı gösterir, Acar arıyordur, Açar* Alo.
Acar: Geçmiş olsun adaş, çok sallanmadınız umarım.
Mert: İyi insan da değilsin ama tam da lafının üstüne aradın. Sen mi yönlendirdin depremi?
Acar: Bir yardımcım yaptı, size en büyük zararı veren hani şu düğün gününüzde yengemi bıçaklayan o herif.
Mert: Sen bir orospu çocuğusun.
Acar: Küfretme lan, hesap basit: Sen bana edisi vereceksin ben de sana ereni vereceğim.
Selin: *Hayır anlamında baş sallar*
Mert: Kafasını alırsın edisin. *Telefonu kapatır*
Deprem bölgesine çıkmış depremzedeleri güvenli eve doğru yönlendirdiğimiz esnada Selin ve kofi yanımdaydı.
Selin: *Suratı asıktır*
Mert: *Saçlarını öper* Onu yakalayacağız Selin.
Selin: Sorun o değil, o herifi durdurma şansımız vardı. Ama sen merhametli davrandın... Ve bedelini buradaki herkes şuan ödüyor. O adamı neden öldürmedin Mert?
Mert: Öldürseydim Yüzüne bakacak halim olmazdı. Ayrıca gökçe henüz çok küçük bunu kaldıramazdı.
Güvenli evde depremzedelere çorba ve battaniye servisi yapıyorduk ki güvenli evin güvenliği falan kalmamıştı. Dışarıdan gelen silah sesleriyle birlikte çatışmaya girmiştik ki sadece Selin, Gökçe ve ben vardık. Ekip destek için yola çıkmışken gökçe tam açıya geçmek için önden önden gidiyordu.
Mert: Gökçe bekle...
Gökçe: *Suikastçinin karşısına gelir* At silahını.
Berna: *Kafasını kaldırıp silah doğrultur eli titriyordur*
Gökçe: Berna abla...
Berna: *Kulağını acıyla kapatır*
Gökçe: Abla...
Berna: *Karnına 4 el ateş eder*
🎵Ölüm ardıma düşüp de yorulma, Var git ölüm bir zamanda yine gel. Hakibet alsın, komasın beniii. Var git ölüm bir zamanda yine gel. Çıkıp bozkırlara ula şamadım yalan Dünya sana çıkışamadım. Var git ölüm bir zamanda yine gel.🎵
Gökçe: *Yere serilir*
Gökçeyi apar topar direk büyük karargaha kaldırdığımızda artık cinnet geçirmek üzereydim. Ameliyattayken ekiptekiler kaçanların izini arıyorlardı. Ben ise gökçenin elinde olan kağıda bakıyordum.
20 dakika önce:
Berna: *Yaptığının farkına varır* Gökçe... *Eline kağıt koyup kaçar*
Şuan:
Kağıtta: "Beni bulmayın.
-Yolcu" yazıyordur.
Bu esnada Berna:
Ormanda koşturuyordum, yaptığım şeyin farkındaydım ama anılarım bir bir kafamda canlanıyordu. Bana işkence ettikleri o cihaz da hala kulağımın içindeydi.
*Tiz sesi duyar*
Berna: *Diz çöker* EEEEEEAAAAAAAAAAHHH!!!
Ekip:
Nil: Bunu görmeniz lazım. *Bilgisayar getirir*
Kumsal: Saldıranlar kaçarken MOBS'ye yakalanmışlar.
Melek: İçlerinden birini ne yazık ki tanıyoruz.
Ezgi: Mert, sen bakma istersen.
Mert: Kızımı kim vurmuş görmek istiyorum.
Merve: Sorun da o vuran kişi aralarında yok kaçmış.
*Mustafa arabaya biner*
Selin: Orospu çocuğu.
Burak: Ölmediğini biliyorduk.
*Gökçe'nin vurulma görüntüsünü açarlar*
Mert: *Kalbini tutar, vuran kişiyi tanır* Bu Berna.
Selin: Nereye gittiklerini bulabildik mi?
Mert: Aramalarına gerek yok. Berna'nın haritasını takip edeceklerse Mardin'e gideceklerdir.
Nergis: Planımız ne?
Mert: Gökçe'nin başında bekleyin, birini arayacağım. *Arya'yı arar* Alo arya.
Arya: Taa İspanyadayken beni nasıl arayabildin? Diye sormama gerek yoktur herhalde değil mi?
Mert: Bak görev üstünde olduğunu biliyorum ama bana yardımın gerekiyor. Bölgeyi en iyi sen biliyorsun.
Arya: Gökçe'nin durumunu duydum ne yapabilirim?
Mert: Hemen bu gece ülkeye dönüyorsunuz. Benimle Mardinde buluşup suikastçilerin peşine gideceğiz.
Hüseyin: 5 Saate oradayız. *Telefonu kapatırlar*
Mert: *Yoğun bakımdaki gökçeye bakar* Sana ölme demiyorum. Ama ben gelmeden ölme olur mu evlat?
