67. bölüm · Kuzey bekçileri
Son köstebek
Ekip ufaktan ufaktan eşyalarını toplamaya başlamışken gökçe nefret ve anlamaz bakışlarla bana bakıyordu. Mustafa ise anlamadığım bir şekilde rahat davranıyordu. Ayağa kalkıp ansızın ekibe durmaları için el işareti yaptı.
Mustafa: Belki böyle olması şart değildir.
Mert: Ne demek istiyorsun?
Mustafa: Başka bir yol deneyip onları yenebiliriz.
Irmak: Haklı bu gerçekten tek çözüm mü?
Mert: Başka bir yol varsa söyleyin.
Mustafa: Var aslında benim aklımda bir fikir.
Ata: Bir planın vardı, bu zamana kadar sustun mu?
Irmak: Ata bırak da lafını bitirsin.
Ata: Hayır hayır ben bayaa huylandım bundan. Hem o elindeki Apocalypse flaşıyla nereye gidiyorsun? *Elindeki flaşa vurur.*
Mustafa: *Cevap vermiyordur*
Ata: HEY SANA DİYORUM.
Mustafa: Sen sussana artık. *Göğsünden bıçaklar*
Mert: LAN.
Alperen: * Arka odadan çıkıp gökçeye bıçak dayar*
Melahat: ATA.!
Alperen/Mustafa: *Geri geri gidiyorlardır*
Mustafa: Mert, eşine söyle flaşı versin anlaşalım.
Nadine: Kızı bırak öyle çık karşıma.
Melahat: Kan kaybediyor...
Selin: O ölürse...
Alperen: Sorun değil ama ölürse de heimdalla sayarız. Bence kârlı bile çıkarsınız.
Selin: Seni öldüreceğim, Al sana plan.
Alperen: Sohbet güzeldi.
Melahat: Biriniz gelin lütfen.
Selin: *Gidecekken*
Mustafa: A-A iki işi aynı anda yapamazsın selincik.
Selin: *Ata'nın başına geçer*
Alperen: Hey sen de yerinde dur pişman olursun.
Mert: Pişmanlığım çok ama seni öldürdüğümde zerre üzülmeyeceğim. KIZIMI BIRAK.
Mustafa: Kontrol bizde, flaşı verim HEMEN.
*Üçü aralarında kaş göz yaparlar*
Nadine: *Flaşı ileri doğru atar*
Alperen: *Almaya çalışırken*
Gökçe: *Kafa atar*
Alperen: *Gökçeyi kenara atıp flaşı alır*
Tam kapıyı açmış kaçmak üzerelerken bize bakıp:
Alperen: Yazık oldu , anlaşılan tek yol savaş.
Mert: LEEEH *Mızrağı flaşın çengelinden geçirir*
Alperen ve Mustafa çekip gitmişken ataya doğru hep beraber yöneldik. Karın bölgesinde kan vardı.
Mert: İyileşecek mi?
Melek: Elimden geleni yapıyorum ama çok zor.
Melahat: Bırakın tamam ben ilgilenirim. *Hiçbirşey demeden gider*
Damla: Şimdi ne olacak?
Selin: Önümüze gelen her Apocalypse'i indireceğiz.
Mert: *Sadece gökçeye ve seline bakar* Gökçe , selin hadi gidiyoruz.
Selin: N-nereye?
Mert: Önemi yok, artık önemi yok.
Damla: Nereye gidiyorsunuz?
Mert: Artık bitti. *Savaş borazanını verir*
Kendi evimize doğru giderken gökçe çok sessizdi. Bir süre sonra düşünceli bir ses tonuyla:
Gökçe: Baba, şeyy ava çıkmak istiyorum.
Mert: Çıkarız.
Selin: Seninleyiz evlat.
Ormana doğru girdiğimizde direk sordum:
Mert: Ne avlayacağız?
Gökçe: Geyik avlayacağım.
Selin: Ne tarafa?
Gökçe: Geyiğin olduğu tarafa.
Selin: *Fısıldayarak* Bir süre ilişme. İlk defa ölüme bu kadar yakındı. Zaman ver.
Mert: İçinden: Gökçe iyi misin kızım?
Gökçe: Bir türlü gözümün önünden gitmiyor. Bıçak, Ata , Melahatin yüzü...
Mert: Kızım...
Gökçe: Hadi buradan. *Okunu geyiğe doğru tutar*
Mert: *Vuracağız esnada eliyle oku indirir*
Gökçe: Napıyorsun? Kaçıyor işte.
Mert: Biz de kaçıyoruz. Bir geyik yara alırsa kanamasını durdurmak gerekir. Biz de yara aldık ve bu bizim avuntumuz.
Selin: Ne yapacağız peki? Tüm ekip dağıldı.
Mert: Ragnarok'a yalnız gideceğim.
Gökçe: Ne?
Selin: Başından beri plan bu muydu?
Gökçe: O yüzden beni o kadar iyi eğittin.
Selin: O aptal duvar resminden dolayı.
Mert: Gün geldiğinde tüm bu zorluklara tek başınıza göğüs gereceksin gökçe, Bensiz.
Gökçe: Öyle bir şey olmayacak tamam mı??
Mert: Her yolculuk bir gün biter.
Gökçe: Bu bitmez tamam mı? Öyle bitemez.
Durumu düzeltmek için Ata ve Melahatin olduğu tarafa doğru giderken bir an için seline döndüm.
Mert: Fazla sessizsin.
Selin: *Parmağındaki yüzüğü çıkarıp verir* Artık bende olmasını istemiyorum.
Mert: Selin ama bu...
Selin: Mert seni seviyorum gerçekten. Ama hiçbir şey demeyip benden sır saklayarak iş yürütmenden sıkıldım. Eğer benden sakladığın şeyler bittiyse kendinden de saklamayı bırak bence. Gökçe hala kızım ama sen ve ben artık bittik Mert. *Ondan uzaklaşır*
