143. bölüm · Kuzey bekçileri
Karanlıkta biriken öfke
İntro: Benim adım mert aydın, 6 yıl boyunca tek bir amaç için savaş verdim: Şehrimi kurtarmak ancak bu amacımı gerçekleştirirken tehditi hafife aldığım için ailemden ayrılmam gerekti ve eşime verdiğim sözleri tutamadım, o yüzden tanıdığım en güçlü ve zeki kadından yardım istedim. Onun adı gökçe aydın ve o Kuzey bekçisi.
Kuzey bekçilerinin önceki bölümlerinde:
*Örtünün üstünü açarlar*
Gökçe: BABAAAA.!?
Selin: Nasıl yapacağım İnan ki bilmiyorum. Eve nasıl gideceğim? Çocuklara babanız gelmeyecek nasıl diyeceğim hiçbir fikrim yok.
Nüket: MI6'te ajanlar yalnız çalışır Mert. Bil diye söylüyorum bu işe gireceksen ben izin vermeden kolay kolay emekli olamazsın.
Selin: Onu görmek için 3 ay bekledim, yeterli.
Yaşanan olaylardan 3 ay sonra:
Birleşik Krallık ( İskoçya )
Mert: *Çatıda yürüyordur* Kanarya durum bildir.
Selin: Sola dön, 2 bina ilerideki ara sokak.
Mert: *Karşı binaya atlayacakken*
Selin: Dur, binaya girdi çatıya çıkacak.
Mert: Berlin, senin sıran.
Berlin: *Kaçağı Keskin nişancı tüfeğiyle vurur*
Kaçak: *Kaçmaya çalışırken*
Mert: *Arkasından koşar*
X: *Bacağından vurur*
Mert: *Denize düşer*
Selinden:
Kaçağı ve merti vuranı yakalamıştık ki mertin düştüğü yere doğru baktığımızda görünmüyordu:
Selin: FELİX!
Berlin: USTA!
Tokyo: Nerede bu adam ya?
Mert: *Yanlarına gelir*
Selin: *Aniden fark eder* ANANI SİKERİM!
Berlin: Usta neredesin ya??
Mert: S-ssırttan mermi yiyince... gözüm karardı.
Selin: Sen iyisin ama değil mi? Bak bir bana.
Mert: *Soğuktan bakamaz*
Selin: Baksana yüzüme. *Baktırır*
Mert: Mevsimi gelmemiş, daha denize girilmez. Hığığığığığıhı.
Ertesi sabah:
Mert/Selin: *Kahvaltı yapıyorlardır*
Mert: *Bir parça simit yer* Eline sağlık aşkım.
Selin: Afiyet olsun hayatım.
Mert: Gökçelerle hiç konuştun mu?
Selin: Bu sabah telefonda konuştuk, onlar iyi.
Mert: Bu göreve bir süre daha devam etmeliyiz.
Selin: Ekibe yalan söylemek neyse de... Gökçeye yalan söylemek... O işimizi zor hale getiriyor.
Mert: Gökçe dün ki çocuk değil, halledecektir.
Selin: Sen komadayken yaptıklarını biliyorsun şimdi ise ona göre ölüsün, hiç düşünemiyorum.
Bu esnada: ( Türkiye )
Gökçe: *Karargaha gelir*
Melek: Annenden bir haber var mı? Nerede o?
Gökçe: Tayland'da, güneşleniyormuş.
Ezgi: Ona biraz zaman ver, İllaki dönecektir.
Gökçe: Acarın hala kayıp olduğunu hatırlatmama gerek olmadığını düşünüyorum.
Nil: Onu götüren helikopterin izini sürdük.
Özge: Helikopter Hollanda'dan havalanmış.
Melek: Kimin üstüne kayıtlı biliyor muyuz?
Lina: İşte orası biraz ilginçleşiyor.
Verda: Helikopter Arya akkoçun üzerine.
Gökçe: Arya neden acarı kaçırsın ki?
Nergis: Selin neden acarı veronicaya götürsün ki?
Göktuğ: Bir şeyleri atlıyoruz, bir şeyler tam değil.
Hüseyin: *Gelir* Ben de öyle düşünüyorum.
Aras: Hollandada olduğunu sanıyordum.
Hüseyin: Arya ortadan kaybolunca döndüm. 3 ay önce helikopteri alıp bir şey demeden gitti.
Gökçe: Tam onluk bir hareket.
Hüseyin: Helikopterde takip cihazı vardı. *Bilgisayarı verir* Önce Veronica adasına gitmiş oradan da iskoçyaya uçmuş.
Tugay: İskoçyada ne var?
Güneş: MI6'in ana üslerinden birisi orada. Ne tesadüftür ki şuan Nüket şirin de orada.
Hayri: Hem arya, hem nüket iskoçyada çok fazla tesadüf var. Selin de ortada yok nasıl olabilir?
Güneş: Nüketin çalışma stilini bilirim Selini MI6'e aldıysa karşılığında da bir şey vermiştir.
Gökçe: Annem MI6'ten ne almış olabilir ki?
Oğuz: MI6 İskoçyada Z8HIN serumu üzerine bir antikor üzerine çalışma sürdürüyor.
Dilay: Yine de bir şey eksik, Acar karşılığında ne aldı? Selini ajan yapmak karşılığında ne verdi?
Gökçe: İskoçya'ya gidiyoruz, hazırlanın.
İskoçyada:
Mert: *Çayından bir yudum alır*
Selin: Epeydir böyle kahvaltı yapmamıştık.
Mert: Hala burada olduğumuza inanamıyorum. Sen, ben, çocuklar ve İskoçya. İnanması zor.
Selin: Arada beni de yemeğe çıkar hep evdeyiz.
Mert: *Ekmek yer* Geçen 2 Nisanda gittik ya.
Selin: Hangi iki Nisan mert?
Mert: İskoçyada ki ilk 2 Nisanımız.
Selin: *Sinirle bakar* Oğlum bak beni delirtme he. Bak ben Antep çocuğuyum ha, Operasyon çıkışı beni Haggis yemeğe götürdün onu mu diyorsun?
Mert: Evet, o da yemek.
Selin: GÖT! Götsün oğlum sen. İskoçyaya geleli 3 ay oldu bir kere denize götürmedin lan beni.
Mert: Gidecek malzememiz mi var Selin? Geçen hafta gidelim dedim Haşamayla geldin yanıma.
Selin: Bikinilerim türkiyede kaldız ondan olmasın. Ben neyim Mert sence? Kadın mıyım ben?
Mert: Değil misin?
Selin: Vallaha bilmiyorum son bir yıldır ne bir yemeğe götürdün ne de romantik bir şey yaptın. Beni bir yerlere götür, şöyle şık abiyelerimi giyeyim bir stiletto giyeyim ama yooook.
Mert: Hamilelik kafaya vurdu belli.
12 saat sonra:
Selinden:
MI6'te oturmuş dosyalarımı kurcalıyordum ki bugün çocuklara bakma işi mertteydi.
Nairobi: Müsait misin Kanarya?
Selin: Gel Nairobi gel.
Nairobi: *Masaya çiçek koyar* Felix getirdi.
Selin: *Gülümser* Sağol Nairobi.
Nairobi: Abla siz nasıl tanıştınız?
Selin: Bir fuar için İzmir'e gitmiştik, Beni ve ekibi gece vakti YouTube videosu için mezarlığa götürmüştü. İşte o zaman gerçek Felix ile tanışmıştım o benim aşık olduğum adamdı.
Nairobi: Bayaa bir İlginç hikayeymiş abla.
Selin: Evet ama işin sırrı evliliğimiz hep böyle olayların birleşmesiyle oluştu. İlk düğünümüzde yaşadığımız kayıp da buna dahil.
Nairobi: Arkadaşınız için üzüldüm abla.
Selin: O... Miray ve ekinin ablası olacaktı.
Nairobi: Eee, abla özür dilerim.
Selin: Hayır, hayır takma kafana uzun zaman geçti. Annelik bu unutamıyorsun ama yüreğindeki o acı biraz bile olsa hafifliyor.
Nairobi: Dertleşmek istersen buradayım abla.
Selin: Sağol Nairobi, konuşmak iyi geldi.
Nairobi: *Gider*
Mert: *Mesaj atar* Dünyanın en güzel annesiyle birlikte bir yemek yeme şansım 10 üzerinden kaç?
Selin: 10 üzerinden 10 beyefendi , çiçekler için Teşekkür ederim.
Mert: Yarın çocuklara bakarak teşekkür etsen?
Selin: Alooo? Ben üçüncüsüne hamileyim.
Mert: Beni de o korkutuyor zaten.
Selin: Miray doğalı 3 yıl oldu hala alışamadın mı?
Mert: Aşkım artık menapoza gir ne olur.
Selin: Bu Bebek de doğacak bana destek olacaksın Mert, son 3 yılda 4 kez doğurdum. Ben bu çocukları tek başıma yapmadım Mert!
Mert: Tamam sakin, bebeğe bir şey olacak.
Selin: Sinirlendirme o zaman Mert.
Nüket: *Odaya girer* Selin Bir gelsene.
Selin: *Gelir* Ne oldu?
Nüket: Misafirlerimiz var.
*Toplantı odasına girerler*
Melek/Burcu: *Karşılarındadır*
Selin: Melek abla? İskoçyaya hangi rüzgar attı?
Melek: Burası Tayland değil, güneş de pek yok.
Selin: Kusura bakmayın da kocam öldü yalnız kalmak istemem gayet doğal değil mi?
Melek: Fırında çalışmıyorsun sen Selin. Kanunsuzlara ait bir istihbarata çalışıyorsun. Kafana estiği gibi ortadan kaybolamazsın.
Burcu: Heleki Acar Veronica adasından kaçmışken bunu kesinlikle yapamazsın.
Selin: Hop, hop sakin olun kimsenin kaçtığı yok.
Nüket: Acar 3 aydır MI6'in gözetimi altında.
Melek: Bunu bize söylemeyi düşündünüz mü?
Burcu: Selin kocan o adam yüzünden öldü.
Selin: Şunu yüzüme vurmana ihtiyacım yok.
Melek: Ona göre hareket et o zaman sırf annen öyle istedi diye oğlumun katilini yaşatamazsın.
Nüket: Acar bize istihbarat sağlayacak, sonra da koluna bir iğne yiyecek ve oradan kalkmayacak.
Melek: Sıçarım sizin istihbaratınıza.
Selin: Ehhh. *Nükete bakış atıp, birine mesaj atar*
Burcu: Acarı buraya mı getirecekler? İsabet olur.
Melek: Artık dynamixten değilsin, bunu bil sadece. Bunu mert'e nasıl yaptığını anlamıyorum.
Mert: *Arkadan gelir* Yürü hadi. *Acarı getirir*
Nüket: Heh getir evlat.
Burcu: Du... *Şapkanın altından yüzünü görür* Abi... *Şoktan dolayı konuşamaz*
Melek: Ha...
Burcu: Mert abi? *Nükete döner* ANNE.!?
Melek: *Ağlamaya başlar*
Burcu: *Mert'e sarılır*
Mert: Geçti kardeşim geçti.
Melek: *Saçlarını düzeltir*
Mert: Abla beraberiz tamam, ağlama. *Sarılır*
Burcu: Bunun için mıydı? Tüm bu ölüm fiyaskosu?
Melek: Hadi biz bir yere kadar tölere ederiz onda problem yok da, gökçe kahroldu, sütten kesildi.
Selin: Yapılabilecek bir şey yoktu abla.
Mert: Zamanla affedecektir.
*Devasa bir patlama olur*
Burcu: Bu da neydi?
Selin: Bu kadar erken olmamalıydı.
*Koridorlarda koşarlar*
Nüket: Kod 1385, herkes siperlere.
Melek: 1385 ne ki?
Mert: Birisi acarı almaya geldi. *Kapıya gelirler*
Nüket: Mert geride kal, Dynamix de burada.
Selin: Seni görmemeleri gerek.
Çatışma esnasında:
Gökçe: *Selinin yanına gelir*
Selin: *Tanımaya çalışır* Gökçe?
Gökçe: Anne?
Selin: İskoçya'ya hoşgeldin.
Mert: *Keskin nişancı tüfeğiyle ateş eder*
Duygu: Selin, Keskin nişancıda kim var?
Melek: Eğitimli bir MI6 ajanı.
Mert: *Toplantı odasına çıkar*
*Birisi helikopterle acarı götürüyordur*
Mert: *Acarı ayak bileğinden yakalar* HAYIR!
*Helikopterin dengesi bozulur*
Mert: Hiçbir yere gitmiyorsunuz beyler.
*Arkadan ateş edilir*
Mert: *Sipere geçer, Acar kaçmıştır* SİKTİR.!?
Bu esnada gökçe:
Paralı asker: *Ensesinden yakalayıp camdan atar*
Gökçe: *Geriye doğru sürünür, göğsünden vurur*
Paralı asker: *Üstünden seker, onu ezecekken*
Mert: *Arkasından taramalıyla ateş eder*
Mert: *Kaçar*
Gökçe: *Arkasından ateş eder* Kıpır-dama. Yüzünü dön, silahı bırak.
Mert: *Silahı bırakıp, ses değiştiriciyi açar* Acar kaçıyor, onu kaçırm...
Gökçe: KEEEES! Maskeyi aç!
Mert: Gökçe...
Gökçe: AÇ ŞUNU! Yüzünü göreceğim.
Selin: *Gökçenin üstüne atlar* Kaç FELİX!
Mert: *Kaçar*
Hastane kanadında:
Göktuğ: Enes, Duyuyor musun?
*İkisi de patlamadan duyamıyordur*
Enes: *Anlamayarak bakar*
Göktuğ: DUYUYOR MUSUN?
Enes: Bağırma sağır yok karşında.
Selin: Ya hemşire hanım bayıltamaz mıyız bunları?
Göktuğ: Patladıysa benim de dibimde patladı.
Enes: Ne diyor? Küfür mü ediyor bu bana?
Gökçe: Ya ne oluyor? *Odaya gelir* Bütün bina sesinizden inliyor.
Selin: Ya gökçe yetiş, tut şunu ya.
Gökçe: *Göktuğ'ya bakar* Ne oldu? Ne oluyoruz?
Göktuğ: Ben duymuyorum gökçe hiç duymuyorum ben , yok bende.
Gökçe: Aman tamam, duyma yok bir şey.
Enes: Ne zaman çıkacağız biz ya? saat kaç oldu?
Selin: Elinin körü oldu Enes, bir sus ya.
3 saat sonra:
Gökçe: *Çenesine buz tutar* Orada ne olduğunu bana derhal anlatın.
Selin: MI6 ajanlarını öldüremezsin gökçe.
Gökçe: Demek istediğim o adam kimdi?
Nüket: MI6 ajanlarının kimlikleri gizlidir.
Gökçe: Dışarıda onlarca adam ölürken sen o adamı kurtardın anne, Neden?
Selin: ÇÜNKÜ O BABAN!
Göktuğ: Ne demek babası?
Oğuz: Tedavi işe yaradı mı?
Selin: Hem de tamamen.
Gökçe: Bizi yalnız bırakın.
*Herkes gider*
Selin: İstediğin kadar kızabilirsin.
Gökçe: Ben anlamıştım zaten teorimi oğuzla burcuya anlattım ne deseler beğenirsin? O serumun tedavisi yok dönmesi mümkün değil dediler.
Selin: Aa.
Gökçe: Ben de aynen öyle dedim aa dedim hatta senin a biraz kısa kaldı anne ben daha uzun şaşırdım. Böyle 9-10 tane aaaaa çıktı ağzımdan.
Selin: Haberleri yoktu tabi.
Gökçe: Kes be! Niye saklıyorsunuz kardeşim siz benden babamı? Hadi sakladın eyvallah Niye yaşadığını haber vermiyorsunuz? Niye arkamdan gizli gizli işler çeviriyorsunuz?
Selin: Yav operasyon için Acar lazımdı çağırdılar haber vermeye hiçbir şekilde fırsatımız olmadı.
Gökçe: Hayır kurumu musunuz kardeşim siz? Hadi siz hayır kurumusunuz, ben deneme tahtası mıyım? Dış kapı mandalı mıyım lan ben? Adamlara gidiyorum böyle böyle acarı babam almış olabilir diyorum geçip karşıma 45 dakika gülüyorlar, BANA.!?
Selin: Ya biz sizi dertten kurtardık şu tavrına bak.
Gökçe: Siz mi bizi beladan kurtardınız?
Selin: Ya ne yaptık? Acar illaki salınacaktı.
Gökçe: NAPALIM LAN?
Selin: Napalım öyle mi? Afra tafra yapmak kolay ulan adamların şakası YOKTU DİYORUM.
Gökçe: Bana niye söylemiyorsunuz kardeşim? Gidiyorsun arkamdan iş çeviriyorsunuz MI6'e katılıyorsunuz, ölü taklidi yapıyorsunuz elin 3 kuruşluk ajanlarına beni güldürtüyorsunuz. Ama tabii hanımefendinin keyfi gıcır mekanını da kurmuş buraya, gökçesiz iş çevirecek. Malınla hava mı atıyorsun lan bana? Elin 3 kuruşluk ajanlarını güldürtüyorsun bana.
Selin: *Tokat atar* Güldülerse güldüler be, YETER!
45 dakika sonra:
Dağlara doğru giderken:
Yiğit: Nereye gittiklerini biliyor musun?
Nüket: Lümen şamba denen bir manastır.
Selin: Mekanı aylardır gözetliyoruz buradalar.
*Araçtan inerler*
Selin: Mert'in haritasına göre cennet çukurundan geçiyoruz, dipsiz kuyudan çıkıp Araf duvarını tırmanıyoruz, lümen şamba oradaymış.
Hüseyin: Bu ne lan? Cennet çukuru, dipsiz kuyu, araf duvarı... Sıralamaya göre Allah belamızı versin diye bir yere gidiyoruz şuan.
Gökçe: Hadi, gidelim artık.
Bu esnada manastır:
Mert: *Yakalanmıştır, acarın karşısına getirilir*
Acar: Cesursun, seni bırakmama rağmen geldin.
Mert: Ben yarım iş bırakmam, beni istiyorsan öldür ama ekibime ve aileme dokunma.
Acar: Cesaret ve azimle kendini kanıtladın. *Kılıcını kılıfına koyar* Hayır Mert, seni öldürmek istemiyorum yerimi almanı istiyorum. Z8HIN serumunun yeni varisi olarak.
Mert: Ya reddedersem?
Acar: Gitmekte özgürsün, seninle olan işim bitti. Er ya da geç... Sana olan güvenleri yerle bir olacak bunu biliyorsun değil mi? Olmaya başladı zaten. Ama eğer yerimi alırsan kendinden başka kimsenin güvenine ihtiyacın kalmayacak.
Bu esnada ekip:
Burak: Burası bayaa bir yüksekte he.
Ceyda: Biz bu yolu nasıl çıkacağız?
Selin: Hadi çocuklar , kaç basamak olabilir ki?
Gökçe: DOKSAN BEŞ!
Melek: Heh.
Gökçe: Üşenmedim saydım, meydan okuyorum: Hüseyini buraya getirin arya yukarıda, aha bu da anahtarlar deyin eğer ki bu merdivenleri çıksın beni buraya yatırın...
Aden: Tamam ne boş konuşuyorsun ya...
Gökçe: Aha beni buraya yatırın yuvarlayın. Aşağı inip bir kontrol edin eğer hala ölmediysem hepiniz birden yatırıp s... Beni.
Irmak: Aaaa deme şunu kafamda canlandırdım ya. Yazık değil mi bana selinle beraber...
Selin: Niye ben lan? Kafamı kızdırma gökçe.
Gökçe: Ölürüm lan, hazırda bekliyorsunuz vallaha.
3 saat sonra:
Selin: *Kapıyı zar zor çalar*
Asker: Ne oldu? Neden geldiniz?
Dilay: Hiiiç, geçiyorduk uğradık manyağız ya biz.
*Ekip dağın ortasında çatışma halindedir*
*Hepsini indirirler*
Acar: Teslim olun, çuvalladınız.
Enes: Yerde yatan adamları görüyor musun?
Selin: Adamlarının hepsini öldürdük.
Acar: Öyle olduğunu sandınız.
*Düzinelerce adam etraflarını Sarar*
*Mermileri bitmiştir*
Mert: Teslim olun. *Acarla aynı kıyafeti giymiştir* Yoksa hepiniz ölürsünüz.
Gökçe: *Sinirle ona doğru bakıp, silahını atar*
Manastırın içine girdiğimizde bizimkilerin silahlarını ve zırhlarını tamamen almışlardı ki: gökçe resmen düşmanmışçasına bana bakıyordu.
Selin: Bekle, Mert... Mert neler oluyor?
Mert: İçinizden bir kişi konuşursa, Hepimiz ölürüz.
Irmak: Ne?
Mert: Bana güvenmeniz gerekiyor.
