100. bölüm · Kuzey bekçileri
Geçittirme hamlesi
Doğu kanadının kapısına geldiğimizde ekibin tamamı önümüzdeydi. Herkes şaşkınlıkla seline doğru bakarken ben ise doğu kanadının camlarından içeriyi görmeye çalışıyordum. Ekibin direk karşısına geldiğimizde:
Gökçe: Annemm. *Seline sarılır* Seni kaybettik sandım.
Selin: Benden o kadar kolay kurtulamazsınız. Duydum olanları, kıyameti koparmışsınız.
Göktuğ: Hepsi bu herifin işi. *Merti işaret eder*
Mert: *Gökçe ve Göktuğ'ya bakar* Bazen yanlış mı karar verdim diye düşünüyorum. Sonra bakıyorum ki çok geç kalmışım. Tamam neyse hadi herkes iş başına.
Selin: *Kaputa haritayı serer*
Mert: Tamam şimdi...
Selin: *Öğürüp ağzını kapatır* Çok pardon.
Mert: Üst katta girebileceğimiz fazlaca...
Selin: *Tekrar öğürür*
Mert: Cam var, bir kesim oradan girer kalan kısımda ön kapıyı kırar. İki kişinin önce girip jeneratörü kapaması gerek. Gönüllü olan var mı?
*Herkes seline ve merte bakıyordur*
Selin: Harika.
Herkes içeri sızmak için hazırlanırken Selin arabanın arkasında ısınmaya çalışıyordu. Hava çok da soğuk değildi. Ama anlamadığım şekilde üşüyordu.
Mert: En son böyle üşüdüğünde Bebek bekliyorduk.
Selin: Aman azıcık ciddi olma tamam mı aşkım?
Mert: Moral vermeye çalışıyordum.
Selin: Daha çok çalış, pek başarılı değilsin.
Mert: Bu moral olur mu mesela? *Kahve verir*
Selin: Sen kralsın ya. Da o şok cihazı niye?
Gökçe: Sen, ölüyordun ya anne, O yüzden ben koydum.
Burak: Tabii canım, kime ne zaman çakmak gerekir belli olmaz değil mi?
Mert: Hazır olduğunda çıkarız. *Selinin yanağından makas alır.*
Çok geçmeden karşı bloğun çatısına ikimiz beraber çıkmıştık. Adam kapasitesini anlamaya çalışıyorduk ki hafiften sırıtarak seline doğru baktım.
Mert: Unutmuşum.
Selin: Hı?
Mert: Bu işte iyi olduğunu.
Selin: Her zaman ki gibi. İşte, Giriş yerimiz ikimiz için de.
*Dürbünü verir*
Mert: Lazerli tüfeği verir misin aşkım?
Selin: *Tüfeği verir*
Mert: *Giriş noktasını işaretler*
Kancalı oku gireceğimiz noktanın hemen üstüne saplayıp diğer ucunu ise bizim tarafta olan antene geçirdim.
Mert: *Yayı halata geçirir* Sırtıma tutun.
Selin: *Tutunur*
Doğu kanadının içine girmişken tam jeneratör odasının üstüne gelmiştik. Havalandırmanın bu kısmı yükselirken ikimiz de ayakta durduk. Kapağı yavaşça kaldırıp aşağı yavaşça indiğimde Selin tutunarak inemeye çalışıyordu.
Belinden tutup yere indirmeden öylece tuttum. Dudaklarımız bir milim mesafedeydi.
Selin: Görev üstündeyiz. *İner*
Elektriği kestiğimiz anda kafa fenerlerimizi yakmıştık.
Selin: Yedek jeneratör devreye girmeden halledelim bunu.
Ekibe gereken işaret verilmişken mekan resmen kıyamet yeriydi. Üst katı selin'le ben tamamen temizlemiştik ki:
Selin: Mert ar... *Ağzına eter tutulur* Immm.
Edis: *Mert'in kafasına sopayla vurur* Götürün bunları.
Gökçeden:
Babamlar telsize cevap vermiyorken kanadın geri kalan her yerini tamamen temizlemiştik. Yedek jeneratör devreye girdiğinde onların bulunduğu kata çıkmıştık ki:
Selinin tableti, kulaklığı, kafa lambaları, babamın silahı hepsi yerdeydi. İşin garip yanı babamın Zipposu da oradaydı. Bir tür mesaj vermeye çalışıyordu.
Göktuğ: Düşürmüş olamaz mı?
Gökçe: Babam zipposunu hayatta yanından ayırmazdı. Selinin hediyesi olduğunu söylemişti.
Bu esnada Selin ve Mert:
Mert: *Kendine gelir* Ehhh, ne oluyor?
Selin: Mert iyi misin?
*İkisinin de elleri ve vücutları tavana bağlanmıştır*
Mert: Kafam davul gibi zonkluyor. Neredeyiz?
Selin: Bir çeşit harabeye benziyor. Bizi öldürecekler.
Mert: Bizi değil, sadece beni. Sana dokunmalarına izin vermeyeceğim. Tamam mı? Buradan kurtulacağız.
