9. bölüm · Kan ve Krallıklar 1

BÖLÜM 9 AVCI VE AV

Sefa YÜCEL

Bölümler
1 BÖLÜM 1 SIFIRINCI SAATİN GÖLGESİ 2 BÖLÜM 2 KAN VE BARUTUN GÖLGESİNDE 3 BÖLÜM 3 MİHENK TAŞI 4 BÖLÜM 4 ÇELİKTEN DUVAR VE SİYAH GÜNEŞ 5 BÖLÜM 5 KUZEYDEN GELEN ANAHTAR 6 BÖLÜM 6 ŞEYTANIN GÖLGESİNDE BİRLEŞENLER 7 BÖLÜM 7 GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN EŞİK 8 BÖLÜM 8 SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI VE ÇELİK YAĞMURU 9 BÖLÜM 9 AVCI VE AV 10 BÖLÜM 10 SIFIR NOKTASI - KÜRESEL İNFİAL 11 BÖLÜM 11 KIRILMA NOKTASI VE ÇELİK İRADESİ 12 BÖLÜM 12 METALİK KIYAMET VE İLK KAN 13 BÖLÜM 13 GÖLGELERİN YÜRÜYÜŞÜ VE UYANAN KÂBUS 14 BÖLÜM 14 KANLI BASKIN VE ÇELİK SİPERLER 15 BÖLÜM 15 KANLI BİLANÇO VE ÇATLAYAN GÖKYÜZÜ 16 BÖLÜM 16 KÜRESEL RULET VE TANRININ ÖFKESİ 17 BÖLÜM 17 ÇATLAYAN GÖKYÜZÜ VE GÖLGELER ORMANI 18 BÖLÜM 18 TRUVA ATININ İÇİNDEKİLER VE ÖLÜMÜN SESSİZLİĞİ 19 BÖLÜM 19 ZEHİRLİ ORMANIN KALBİNDE 20 BÖLÜM 20 AVCI AĞI VE YALNIZ ULAK 21 BÖLÜM 21 KANLI KÜNYE VE ÖLÜMCÜL BEKLEYİŞ 22 BÖLÜM 22 CEHENNEMİN UYANIŞI VE DÜŞEN ÇELİK KANATLAR 23 BÖLÜM 23 DÂHİNİN YÜZÜ VE SİSTEM HATASI 24 BÖLÜM 24 YARATILIŞ MOTORU VE İKİNCİ SUNUCU 25 BÖLÜM 25 REDDEDİLEN TANRI VE BOĞULAN DÜNYA 26 BÖLÜM 26NÜKLEER KİLİT VE KÖR ORDULARIN YÜRÜYÜŞÜ 27 BÖLÜM 27 DÜNYANIN FİŞİNİ ÇEKMEK 28 BÖLÜM 28 KARARAN KÜRE VE TAM İMHA PROTOKOLÜ 29 BÖLÜM 29 SİSİN İÇİNDEKİ KASAP VE KANLI SÜNGÜLER 30 BÖLÜM 30 PARÇALANAN KAFES VE JAPON DÜĞÜMÜ 31 BÖLÜM 31 ÇATLAYAN KİBİR VE SİPERDEKİ HAYALLER 32 BÖLÜM 32 KARANLIĞIN FISILTISI VE KANLI DENGELER 33 BÖLÜM 33 KUSURSUZ YANILGI VE İMKÂNSIZIN ÇIĞLIĞI 34 BÖLÜM 34 UNUTULAN YARATICI VE LABİRENTİN SONU 35 BÖLÜM 35 ATEŞTEN KAPAN VE YIKILMAZ KALE 36 BÖLÜM 36 ZAMANA KARŞI SATRANÇ VE GEÇMİŞİN ZIRHLARI 37 BÖLÜM 37 ÖLÜMÜN LOBİSİ VE KANLI BEDEL 38 BÖLÜM 38 DAR KORİDOR VE İKİYE BÖLÜNEN MIZRAK 39 BÖLÜM 39 METAL MEZARLIK VE ÖLÜ ZIRHLAR 40 BÖLÜM 40 PARÇALANAN ZIRHLAR VE KORKUNÇ GERÇEK 41 BÖLÜM 41 TANRININ ÇÖKÜŞÜ VE SON ON DAKİKA 42 BÖLÜM 42 KIRILAN MIZRAK VE KANLI VEDALAR 43 BÖLÜM 43 VİRÜSÜN VEDASI VE SONSUZ DÜŞÜŞ 44 BÖLÜM 44 BEYAZ KEFEN VE KIRMIZI ŞAFAK

Yer: Aethelgard - Kuzeydoğu Sektörü / Terk Edilmiş Lojistik Hattı
Tarih: 30 Mart 2026
Saat: 09.15
Durum: Bariyer Jeneratör Arayışı - İlk Temas

Gri gökyüzünden dökülen küller, 25 askerin omuzlarına birer ölü toprak gibi siniyordu. Dışarıdaki o devasa bombardımanın sarsıntıları, adanın zemininde düşük frekanslı bir deprem etkisi yaratıyordu. Her patlama sesinde yer altındaki tünellerden gelen iniltiler, rüzgârın uğultusuna karışıyordu.
“Şu sarsıntıya bak.” diye mırıldandı Alman Hans. MG5 makineli tüfeğinin çatal ayağını düzeltirken Nikolai’ye baktı. “Sizin çocuklar dışarıda bayağı gürültü yapıyor. Duvarı yıkamayacaklarını ne zaman anlayacaklar?”
Nikolai botundaki külü silkelerken sırıttı. “Yıkamazlar ama en azından içerideki herifin sinirini bozuyorlardır Hans. Gürültü iyidir, dikkati dağıtır.”
Li Wei elindeki dijital pusulayı sertçe salladı. “Pusula ölü. Sarah, sence bu manyetik parazit bariyerin kendisinden mi yoksa şu kuledeki bir frekanstan mı?”
Sarah Miller tabletinin ekranındaki kayan kodlara bakarken kaşlarını çattı. “İkisi de değil Wei. Bariyer artık sadece bir kalkan değil, bir eko-sistem. Kendi atmosferini yaratıyor. Yüzbaşı! Eğer o kuleye gitmeden önce bariyeri bir noktadan delemezsek, dışarıdaki donanma içeri tek bir mermi bile sokamaz. Kuleye ulaştığımızda arkamızda destek olmayacak.”
Sefa, bir beton bloğun üzerine serdiği eski haritaya baktı. Kang-Dae’nin işaretlediği üç noktadan biri tam önlerindeydi.
“Plan değişti.” dedi Sefa, sesi telsizlerden tüm timin kulağına net bir şekilde ulaştı. “Doğrudan kuleye gitmek şu an intihar. Eğer 8 Nisan’da kule aktifleşirse, dışarıdaki milyonlarca askerin eli kolu bağlı kalacak. Önce bariyeri besleyen alt jeneratörlerden birini patlatacağız. Duvarın bir kısmında delik açarsak, donanma o boşluktan içeri sızabilir.”
“Mantıklı.” dedi Fransız Jean-Luc. “Böylece avcıyken hedef olmayız. Ama jeneratör nerede?”
Kang-Dae parmağıyla ilerideki paslı, devasa bir hangarı işaret etti. “Şu tepenin arkasındaki havalandırma kulelerinin altında. Kuzey Kore döneminde orası ana güç istasyonuydu. Zero orayı modifiye etmiş olmalı.”

Tim, gri kayalıkların ve yanmış ağaç gövdelerinin arasından sessizce ilerlemeye başladı. 25 kişi, tek bir organizma gibi hareket ediyordu. Tam o sırada, timin en önündeki Japon Hiroshi aniden elini kaldırdı. Herkes olduğu yere çakıldı, silahlar aynı anda o yöne döndü.
“Saat iki yönü.” diye fısıldadı Hiroshi. “Tekil temas. Devriye.”
Yüz metre ileride, yıkık dökük bir gözetleme kulesinin dibinde, üzerinde hiçbir rütbe veya bayrak bulunmayan, simsiyah ve mat bir zırh kuşanmış bir asker tek başına yürüyordu. Kaskı tamamen kapalıydı, göz kısmında sadece donuk bir kırmızı ışık yanıyordu. Elindeki tüfek, Sefa’nın daha önce hiç görmediği, organik hatlara sahip tuhaf bir silahtı.
“Sadece bir kişi mi?” dedi Nikolai şüpheyle. “Bu işte bir bit yeniği var. Zero burayı tek bir adamla mı koruyor?”
“Belki de fazlasına ihtiyacı yoktur.” dedi Sefa. “Sarah, Wei, Nikolai... Benimle gelin. Diğerleri çevreyi tutsun. Canlı istiyoruz. Sorgulayacağız.”
Sefa ve seçtiği çekirdek grup, gölgelerin içinden akarak askerin etrafını sardı. Zero askeri, kulenin dibindeki bir panelle uğraşıyordu. Li Wei, arkadan sessizce yaklaşıp askerin diz kapağına sert bir darbe indirdi. Nikolai ise dev cüssesiyle askerin üzerine çöküp silahını elinden fırlattı.
Sefa, askerin boğazına bıçağını dayadı ve kaskının kilidini sertçe açtı. Kask yere düştüğünde, karşılaştıkları manzara hepsini dondurdu.
Askerin yüzü, insan derisi ile metalik kabloların birleştiği korkunç bir cerrahi operasyonun sonucuydu. Göz bebekleri yoktu, yerlerine küçük kameralar yerleştirilmişti. Derisi, güneş görmemiş bir ceset gibi griydi.
“Bu ne lan?” diye tısladı Nikolai, askeri sertçe duvara çarparak. “Robot mu bu, insan mı?”
Asker konuşmuyor, sadece hırıltılı bir ses çıkarıyordu. Sarah Miller askerin kolundaki bir portu tabletine bağladı. “Yüzbaşı... Bu adamın sinir sistemi doğrudan bir yapay zekâya bağlı. Otonom bir birim bu. Ama hâlâ biyolojik bir kalbi var.”
Sefa, bıçağını askerin boğazına biraz daha bastırdı. “Beni duyuyor musun? Kulede kaç kişisiniz? Bariyeri nasıl kapatırız?”
Askerin ağzından siyah bir sıvı sızdı. Bir anlığına kameraya benzeyen gözleri odaklandı ve sarsıntılı, mekanik bir ses çıkardı:
“Geç kaldınız. 8 Nisan... Güneş karardığında... Sadece bedeniniz değil, verileriniz de silinecek. Efendi... Sizi izliyor.”
Sefa askerin yakasını topladı. “Efendi kim? Adı ne?”
Asker garip bir şekilde gülmeye başladı, sesi bir hoparlör cızırtısı gibiydi. “Sıfır... Sıfır her şeydir. Ve siz... Siz sadece hatalı kodlarsınız.”
Sefa, askerin ensesindeki bir düğmeyi fark etti. Bu bir imha düğmesi miydi yoksa bağlantı noktası mı? Dışarıdaki donanmanın bombardıman sesleri artarken, Mızrak Ucu timi ilk kez karşılaştığı bu “yeni dünya askeri” karşısında, savaşın beklediklerinden çok daha karanlık bir boyutta olduğunu anladı.
“Hemen buradan çıkmalıyız.” dedi Kang-Dae, endişeyle çevreye bakarak. “Eğer birini yakaladıysak, diğerleri yoldadır. Jeneratör dairesine gitmemiz lazım. Hemen!”
Sefa, askeri Nikolai’ye teslim etti. “Bunu yanımızda götürüyoruz. Sarah, verileri çekmeye devam et. 8 Nisan gelmeden bu adanın dilini çözmek zorundayız.”
Mızrak Ucu, adanın derinliklerine, o eski hangara doğru hızlanırken; arkalarındaki dumanların arasından binlerce kırmızı gözün kendilerini izlediğinden habersizlerdi.