2. bölüm · Kan ve Krallıklar 1

BÖLÜM 2 KAN VE BARUTUN GÖLGESİNDE

Sefa YÜCEL

Bölümler
1 BÖLÜM 1 SIFIRINCI SAATİN GÖLGESİ 2 BÖLÜM 2 KAN VE BARUTUN GÖLGESİNDE 3 BÖLÜM 3 MİHENK TAŞI 4 BÖLÜM 4 ÇELİKTEN DUVAR VE SİYAH GÜNEŞ 5 BÖLÜM 5 KUZEYDEN GELEN ANAHTAR 6 BÖLÜM 6 ŞEYTANIN GÖLGESİNDE BİRLEŞENLER 7 BÖLÜM 7 GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN EŞİK 8 BÖLÜM 8 SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI VE ÇELİK YAĞMURU 9 BÖLÜM 9 AVCI VE AV 10 BÖLÜM 10 SIFIR NOKTASI - KÜRESEL İNFİAL 11 BÖLÜM 11 KIRILMA NOKTASI VE ÇELİK İRADESİ 12 BÖLÜM 12 METALİK KIYAMET VE İLK KAN 13 BÖLÜM 13 GÖLGELERİN YÜRÜYÜŞÜ VE UYANAN KÂBUS 14 BÖLÜM 14 KANLI BASKIN VE ÇELİK SİPERLER 15 BÖLÜM 15 KANLI BİLANÇO VE ÇATLAYAN GÖKYÜZÜ 16 BÖLÜM 16 KÜRESEL RULET VE TANRININ ÖFKESİ 17 BÖLÜM 17 ÇATLAYAN GÖKYÜZÜ VE GÖLGELER ORMANI 18 BÖLÜM 18 TRUVA ATININ İÇİNDEKİLER VE ÖLÜMÜN SESSİZLİĞİ 19 BÖLÜM 19 ZEHİRLİ ORMANIN KALBİNDE 20 BÖLÜM 20 AVCI AĞI VE YALNIZ ULAK 21 BÖLÜM 21 KANLI KÜNYE VE ÖLÜMCÜL BEKLEYİŞ 22 BÖLÜM 22 CEHENNEMİN UYANIŞI VE DÜŞEN ÇELİK KANATLAR 23 BÖLÜM 23 DÂHİNİN YÜZÜ VE SİSTEM HATASI 24 BÖLÜM 24 YARATILIŞ MOTORU VE İKİNCİ SUNUCU 25 BÖLÜM 25 REDDEDİLEN TANRI VE BOĞULAN DÜNYA 26 BÖLÜM 26NÜKLEER KİLİT VE KÖR ORDULARIN YÜRÜYÜŞÜ 27 BÖLÜM 27 DÜNYANIN FİŞİNİ ÇEKMEK 28 BÖLÜM 28 KARARAN KÜRE VE TAM İMHA PROTOKOLÜ 29 BÖLÜM 29 SİSİN İÇİNDEKİ KASAP VE KANLI SÜNGÜLER 30 BÖLÜM 30 PARÇALANAN KAFES VE JAPON DÜĞÜMÜ 31 BÖLÜM 31 ÇATLAYAN KİBİR VE SİPERDEKİ HAYALLER 32 BÖLÜM 32 KARANLIĞIN FISILTISI VE KANLI DENGELER 33 BÖLÜM 33 KUSURSUZ YANILGI VE İMKÂNSIZIN ÇIĞLIĞI 34 BÖLÜM 34 UNUTULAN YARATICI VE LABİRENTİN SONU 35 BÖLÜM 35 ATEŞTEN KAPAN VE YIKILMAZ KALE 36 BÖLÜM 36 ZAMANA KARŞI SATRANÇ VE GEÇMİŞİN ZIRHLARI 37 BÖLÜM 37 ÖLÜMÜN LOBİSİ VE KANLI BEDEL 38 BÖLÜM 38 DAR KORİDOR VE İKİYE BÖLÜNEN MIZRAK 39 BÖLÜM 39 METAL MEZARLIK VE ÖLÜ ZIRHLAR 40 BÖLÜM 40 PARÇALANAN ZIRHLAR VE KORKUNÇ GERÇEK 41 BÖLÜM 41 TANRININ ÇÖKÜŞÜ VE SON ON DAKİKA 42 BÖLÜM 42 KIRILAN MIZRAK VE KANLI VEDALAR 43 BÖLÜM 43 VİRÜSÜN VEDASI VE SONSUZ DÜŞÜŞ 44 BÖLÜM 44 BEYAZ KEFEN VE KIRMIZI ŞAFAK

Yer: Doğu Anadolu / Hakkâri Kırsalı - İntikal Hattı
Tarih: 26 Mart 2026
Saat: 05.40
Durum: Pusu Altında - Mühimmat Kritik

Sığınağın havaya uçmasının üzerinden iki saat geçmişti. Kar fırtınası, sanki dünyanın sonu gelmiş gibi şiddetini artırmıştı. Sefa ve timi, ele geçirdikleri verilerle birlikte ana toplanma bölgesine doğru iki zırhlı araçla intikal ediyordu. Ancak dağların sessizliği, bir kez daha o korkunç ıslık sesiyle bozuldu.
Bu sefer gelen tek bir RPG değildi. Sanki gökyüzünden metal yağmuru yağıyordu.
“BOOM!”
Öndeki araç, yola döşenen devasa bir el yapımı patlayıcının (EYP) üzerine bastı. Tonlarca ağırlıktaki zırhlı araç, bir kâğıt parçası gibi havaya fırlayıp yan yatarak yolu kapattı.
“TEMAS! ARAÇTAN ÇIKIN! ARAÇTAN ÇIKIN!”
Sefa’nın sesi fırtınayı yardı. Kapıyı tekmeleyerek dışarı fırladığında, ikinci bir patlama hemen arkalarındaki kayayı toz duman etti. Ama bu sefer durum farklıydı. Zero militanları, birer gölge gibi her taşın altından çıkıyordu. Sayıları bitmek bilmiyordu.
“Komutanım! Ali... Ali gitmiş!” diye bağırdı Kurt. Sesi ilk kez bu kadar çaresiz geliyordu.
Sefa, yan yatan araca baktı. Şoför koltuğundaki Ali, patlamanın etkisiyle oracıkta şehit düşmüştü. Başını direksiyona yaslamış, sanki derin bir uykudaymış gibi duruyordu. Hemen yanında, timin en neşelisi olan Sıhhiye Murat da cansız yatıyordu. Gözleri hâlâ açıktı, sanki gökyüzündeki son kar tanesini yakalamaya çalışıyordu.
“Kafa kaldırmayın! Baskı ateşi!” diye gürledi Sefa. Ama içindeki o kor ateş, yanağındaki yaranın sızısını bile unutturmuştu. İki aslanını, iki kardeşini saniyeler içinde kaybetmişti.
Çatışma dakikaları değil, saatleri yutmaya başladı. Zaman, barut dumanı ve kan kokusuyla harmanlanmış sonsuz bir döngüye girmişti. Sefa, namlusu ısınan tüfeğiyle kayaların arasından beliren her karaltıyı indiriyordu. Ancak düşman, sanki topraktan ürüyor gibiydi. Ölenin yerine iki kişi daha geliyordu.
“Mühimmat durumu!” diye bağırdı Sefa, şarjör değiştirirken. Elleri soğuktan ve baruttan kapkara olmuştu.
“Son iki şarjör komutanım!” dedi Kurt. Sesi çatallaşmıştı.
“Bende sadece yarım şarjör kaldı!” dedi Emre, bir yandan ateş ederken. “Komutanım, eğer buradan çıkarsak söz veriyorum o çok istediğin İskender’i ben ısmarlayacağım. Ama içine tereyağını bol koyduracağız, tamam mı?”
Kurt, acı bir gülüşle karşılık verdi: “Oğlum Emre, senin maaşın o kadar tereyağına yetmez lan. Sen önce şu karşıdaki keskin nişancıyı indir de, İskender’i sonra düşünürüz.”
Emre, mermilerin arasından başını uzatıp tetiğe bastı. “İndirdim! Bedavaya geldi o zaman!”
Sefa, askerlerinin bu ölüm kalım savaşında bile birbirlerine tutunmalarını izledi. Profesyonellikten öte bir şeydi bu; bir aile bağıydı. Ama durum ciddileşiyordu. Mermiler tükeniyordu. Sefa, son şarjörünü takarken mermileri saydı: On sekiz... On yedi...
“Mühimmat biterse süngü takacağız!” dedi Sefa, sesi bir çelik gibi soğuktu. “Teslim olmak yok! Zero’nun köpeklerine tek bir askerimi daha vermeyeceğim!”
Tam her şeyin bittiği, düşmanın son bir saldırı için ayağa kalktığı anda, uzaklardan gelen o ritmik ses duyuldu. Kanatların havayı dövme sesi...
“Duydunuz mu?” dedi Emre, gözleri parlayarak. “O ses... Bir melek gibi geliyor kulağa.”
Gökyüzünü, iki tane T-129 Atak helikopterinin namlu ağzı alevleri aydınlattı. 20 mm’lik toplar, yamaçtaki militanları birer birer temizlerken, vadi helikopterlerin motor gürültüsüyle sarsıldı. Hemen arkalarından iki Skorsky, halatlarla destek timlerini indirmeye başladı.
“Bölge temizlendi! Dost unsurlar, ateş kes!”
Sefa, tüfeğinin namlusunu yere indirdi. Dizlerinin üzerine çökmek istedi ama rütbesi ve onuru buna izin vermedi. Gözleri, yan yatan aracın içindeki şehitlerine takıldı. Murat ve Ali... Onları orada bırakmayacaktı.
Helikopterlerden biri toz duman içinde yere indiğinde, içinden rütbesi ve duruşuyla ağırlığını hissettiren bir subay indi. Albay Altay. Yüzünde çatışmanın izlerini taşıyan derin çizgiler vardı ama bakışları bir kartal kadar keskindi.
Albay, doğrudan Sefa’ya doğru yürüdü. Sefa, kanlı elleriyle selam durdu.
“Yüzbaşı Sefa Yücel. Görev tamamlandı komutanım. Ama... İki şehidimiz var.”
Albay Altay, şehitlerin olduğu araca kısa bir an baktı, sonra elini Sefa’nın omzuna koydu. “Mekânları cennet olsun evlat. Onların intikamı alınacak, söz veriyorum.”
Albay, cebinden mühürlü, siyah bir zarf çıkardı ve Sefa’ya uzattı. “Bu, doğrudan Genelkurmay’dan geliyor. Kod adı: Sıfırıncı Saat. Okuduktan sonra imha et.”
Sefa zarfa baktı, sonra arkasındaki timine. “Komutanım, çocuklar... Şehitlerimiz var. Onları üsse götürmem lazım. Yaralılarım var.”
“Hayır Yüzbaşı.” dedi Albay, sesi tartışmaya kapalıydı. “Seninle gelen ekip şehitleri ve yaralıları emniyetle götürecek. Sen, şu helikopterle doğrudan Ankara’ya, ana karargâha geçiyorsun. Vaktimiz yok Sefa. Tokyo’da olanları gördün. Eğer durmazsak, bir sonraki şehir İstanbul olacak.”
Sefa dişlerini sıktı. “Onları bırakamam komutanım. Onlar benim çocuklarım...”
“Bu bir emir Yüzbaşı! Vatan, o çocukların kanıyla kuruldu, senin aklınla korunacak. O zarfı aç ve uçağa bin!”
Sefa, son bir kez şehitlerine ve Kurt ile Emre’ye baktı. Kurt, başıyla “Git komutanım” der gibi bir işaret yaptı. Emre ise gözlerini silip dik durmaya çalışıyordu. Sefa, hırsla zarfı aldı ve havalanmakta olan helikoptere doğru koştu.
Helikopter, karlı dağların üzerinden yükselirken Sefa zarfı yırtarak açtı. İçinde tek bir sayfa ve bir harita çıktısı vardı. Zihnindeki o gizemli ses (****) hâlâ sessizdi. Sanki Sefa’nın bu acıyla kendi başına başa çıkmasını bekliyordu.
Sefa, sığınaktaki koordinatları hatırladı. Elindeki haritayla karşılaştırdı. Pasifik Okyanusu’nun ortasında, hiçbir denizcilik haritasında tam olarak netleşmemiş, bulutların ve fırtınaların arasına gizlenmiş bir nokta.
Koordinat Doğrulandı: 7.1524° S, 142.3658° W.
Sefa, helikopterin penceresinden aşağıya, geride bıraktığı o kanlı dağlara baktı. Artık geri dönüş yoktu. Tabletindeki haritayı büyüttü ve o noktayı işaretledi.
“Buldum.” dedi kendi kendine, sesi motor gürültüsüne karışırken. “Koordinatları buldum. Zero’nun kapısı orada. O ıssız adada.”
Adanın ismi dosyanın en altında kırmızıyla yazılmıştı: “Aethelgard - Kayıp Eşik.”
Sefa, gözlerini kararttı. Yanağındaki kan kurumuştu ama yüreğindeki intikam ateşi yeni başlıyordu. Tokyo’yu karartan, Ali ve Murat’ı ondan alan o gücü, kendi evinde, o adada yok edecekti.
Sefa için artık sadece bir asker değil, bir kader yolcusu olma vakti geldi.