18. bölüm · Kan ve Krallıklar 1
BÖLÜM 18 TRUVA ATININ İÇİNDEKİLER VE ÖLÜMÜN SESSİZLİĞİ
Yer: Pasifik Okyanusu - TCG Anadolu Harekât Merkezi
Tarih: 3 Nisan 2026
Saat: 06.30
Durum: “Gündoğumu” Çıkarması - Kıyı Başı Tutuldu
Zamanın acımasız dişlileri Aethelgard’ın zehirli topraklarında bir tam günü daha öğütmüştü. Jeneratör dairesindeki o devasa patlamanın ve kalkanın yarılmasının üzerinden tam yirmi dört saat geçmişti. Mızrak Ucu timinden hâlâ bir haber yoktu ama onların açtığı o kanayan yara, yani bariyerdeki o devasa yırtık, donanmanın aralıksız bombardımanı sayesinde kapanmamış, aksine genişlemişti.
TCG Anadolu’nun harekât merkezinde yepyeni bir stratejinin haritaları seriliydi. Dünya yanarken, generallerin tek umudu bu adayı tamamen ele geçirmekti.
“İlk dalga içeri giriyor.” diye rapor verdi muhabere subayı. Sesinde günlerdir ilk defa umut dolu bir titreme vardı.
Dev ekranlarda, insanlık tarihinin Normandiya’dan bu yana gördüğü en büyük amfibi ve hava indirme harekâtı canlı olarak izleniyordu. Amerikan CH-53 ağır nakliye helikopterleri, Rus Mi-24 taarruz helikopterleri ve Türk Sikorsky filoları, mor yırtığın içinden âdeta bir arı sürüsü gibi geçip Aethelgard’ın gri gökyüzüne yayılıyordu. Aşağıda ise devasa çıkarma gemileri, adanın siyah kumlarla kaplı güney sahillerine kapak atıyordu.
Amerikan Generali Vance, ellerini masaya dayamış, gözlerini ekrandan ayıramıyordu. “İçerideyiz... Nihayet o lanet olası duvarın içindeyiz.”
“Radyasyon seviyeleri yüksek ama piyadeler için tolere edilebilir düzeyde.” dedi Rus General Volkov. “Öncü birliklerimiz sahili emniyete aldı. Karşı ateş yok. Tekrar ediyorum, hiçbir direnişle karşılaşmadık.”
Orgeneral Ömer Halis, kollarını kavuşturmuş bir hâlde ekranlara bakıyordu ama yüzünde bir zafer ifadesi yoktu. Aksine, kaşları derin bir endişeyle çatılmıştı. “Sıfır gibi bir adamın, evinin kapısı kırıldığında sessiz kalması normal değil. Sahilde neden tek bir savunma hattı yok? Neden uçaksavarlar ateşlenmiyor?”
Amiral Tanaka haritayı işaret etti. “Belki de Mızrak Ucu içeride sandığımızdan çok daha büyük bir hasar yaratmıştır Paşam. Eğer kalkanın gücünü sağlayan diğer jeneratörleri de bulup yok edebilirsek, adayı tamamen çıplak bırakabiliriz.”
Ömer Paşa, telsizin mandalına bastı. Sesi, adaya ayak basan on binlerce askerin kulaklıklarında yankılandı: “Tüm birliklerin dikkatine. Sahil hattında oyalanmak yok. Üç koldan iç kesimlere, ormanlık alana ilerleyin. Öncelikli hedefiniz kalan bariyer jeneratörlerini bulmak ve etkisiz hâle getirmek. İkinci hedefiniz; Yüzbaşı Sefa Yücel ve Mızrak Ucu timini bulmak. Gözünüzü dört açın, bu sessizlik hayra alamet değil.”
Dünya orduları, adanın karanlık iç kesimlerine doğru büyük bir öz güvenle, tanklar ve zırhlı araçlarla ilerlemeye başladı. Ancak bilmedikleri, istihbarat raporlarında yazmayan korkunç bir detay vardı: Onlar, siperlerin ardına saklanmış insan askerler veya klasik teröristler arıyorlardı. Oysa Aethelgard’ın ormanları, acı hissetmeyen, nefes almayan ve korku nedir bilmeyen on binlerce mekanik iblisle kaynıyordu.
Ve Sıfır, o devasa çelik ağını donanmanın etrafına örmek için büyük bir sabırla bekliyordu.
