39. bölüm · Kan ve Krallıklar 1
BÖLÜM 39 METAL MEZARLIK VE ÖLÜ ZIRHLAR
Yer: Aethelgard - Merkez Kule / 42. Kattan 70. Kata Kanlı Tırmanış
Tarih: 8 Nisan 2026
Saat: 11.15
Durum: Fiziksel Çöküş ve Zırhların Ölümü (Kalan Süre: 3 Saat)
Zaman, Aethelgard kulesinin o dar, klostrofobik ve karanlık merdiven boşluklarında kanla, terle ve kırılan kemiklerle ölçülüyordu.
42. katta takımı ikiye bölmelerinin üzerinden tam yirmi dört saat geçmişti. Sefa ve yanındaki sekiz kişilik çekirdek Mızrak Ucu timi için bu yirmi dört saat, insanlık tarihinin gördüğü en uzun, en vahşi ve en kesintisiz dar alan muharebesiydi (CQB).
50. kata geldiklerinde, Alpha zırhlarının o parlak yeşil enerji hatları titrekleşmeye başlamıştı. 55. katta, Li Wei’nin zırhının sol servo motoru bir Model-05’in darbesiyle parçalandı; Wei o katı sadece sağ kolunu ve saf acıyı kullanarak geçmek zorunda kaldı. 60. katta, merdiven boşluğuna kurulan plazma tuzakları yüzünden Arthur’un dış iskeletinin soğutma sistemi çöktü; zırhın içi kelimenin tam anlamıyla bir fırına dönüştü.
Katlar, numaralar, o ruhsuz siyah duvarlar ve üzerlerine atılan o kusursuz beyaz suratlı Model-05’ler birbiri ardına birbirine karışıyordu. Silas’ın her kata koyduğu iki suikastçı, onları fiziksel olarak durduramasa da zırhlarını yavaş yavaş, milim milim kemiriyordu.
64. katın devasa çelik kapısını eritirken, Nikolai devasa zırhıyla üç Model-05’i aynı anda tutmak zorunda kaldı. Rus ayısı kükreyerek makineleri duvara çiviledi ama kendi zırhının sırt plakasından fışkıran mavi hidrolik sıvısı, gücünün artık son demlerinde olduğunun habercisiydi.
Mermi kovanları, erimiş metal kokusu, Alpha-Genesis’in zihinlerindeki o giderek zayıflayan uyarı sesleri... Hepsi bir kâbus döngüsüne dönüşmüştü. Sefa uyumuyordu. Yemiyordu. İçmiyordu. Sadece namluyu kaldırıyor, tetiği çekiyor, yumruğunu savuruyor ve “Bir kat daha! Sadece bir kat daha!” diye kükrüyordu.
8 Nisan sabahı, saat 11.15’i gösterdiğinde, 70. katın o ağır patlama (blast) kapısı büyük bir gürültüyle arkalarından kapandı ve kilitlendi.
Sefa, elindeki plazma tüfeğinin erimiş, işe yaramaz hâle gelmiş namlusunu yere düşürdü. Zırhının içindeki ekran tamamen kırmızıya dönmüştü.
“Kritik Sistem Arızası. Güç %2. Motorlar devreden çıkıyor.” Alpha-Genesis’in o tanıdık, mekanik sesi ilk defa yorgun, zayıf bir fısıltı gibi duyuldu. Ve sonra... Tamamen sustu.
Zırhın göğsündeki o zümrüt yeşili ışık cızırdayarak söndü. Sefa, omuzlarına aniden binen yüz yirmi kiloluk ölü metal ağırlığıyla dizlerinin üzerine çöktü. Zırh artık ona güç veren bir dış iskelet değil, içine hapsolduğu bir metal tabuttu. Eklemler kilitlenmiş, hidrolikler ölmüştü.
Etrafına baktığında, sekiz adamının da aynı durumda olduğunu gördü. Nikolai sırtüstü yere yığılmış, nefes almaya çalışıyordu. Sarah, kilitlenen kaskını elleriyle zorla çıkarmaya çalışırken kanayan dudaklarını ısırıyordu. Kang-Dae, ölü zırhın içinde bayılmak üzereydi.
“Zırhları... Çıkarın...” diye fısıldadı Sefa, kendi kaskının manuel tahliye mandalını boynundan zorla çekerek. Kask büyük bir tıslamayla açıldı. Sefa’nın yüzü kan, ter ve barut izleriyle kaplıydı. Göz altları mosmordu. Saf iradeden başka onu ayakta tutan hiçbir şey kalmamıştı.
“Manuel kilitleri açın!” diye bağırdı Arthur, kendi göğüs plakasını zorla ittirirken.
Askerler, son bir can havliyle üzerlerindeki o devasa, ölü çelik yığınlarının manuel tokalarını çözmeye başladılar. Ağır metal parçaları büyük gürültülerle 70. katın zeminine döküldü. Mızrak Ucu timi, saatler sonra o efsanevi zırhlarından sıyrılıp, altlarındaki o terden sırılsıklam olmuş, yırtık siyah tişörtleri ve kanayan yaralarıyla, tamamen savunmasız, etten kemikten insanlar olarak tekrar ayağa kalktı.
Nikolai, bileklerindeki kanı silerken acı bir şekilde gülümsedi. “Güzel bir rüyaydı... Ama sanırım o zırhların son kullanma tarihi buraya kadarmış.”
“Bizi 70. kata kadar canlı getirdiler. Görevlerini yaptılar.” dedi Sefa, belindeki standart beylik tabancasını çekerken. Şarjörü kontrol etti. Mermisi azalmıştı. Diğerleri de yerdeki plazma silahlarını bırakıp, eski usul, analog tabancalarını ve taktik bıçaklarını çektiler.
Artık süper asker değildiler. Sadece çok yorgun, çok öfkeli ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış dokuz insandılar.
Sefa, koridorun sonundaki o devasa, çift kanatlı altın rengi kapılara baktı. Burası merdiven değildi. 71. Kat ve onun hemen üzerindeki Sıfırıncı Oda, kuledeki diğer tüm katlardan ayrılıyordu. Silas’ın kişisel mabedi, tanrının tahtı tam karşılarındaydı.
Sarah, kolundaki saatin kırık camını silerek Sefa’ya döndü. Sesi titriyordu ama korkudan değil, adrenalindendi.
“Yüzbaşı... Saat 11.15... Güneş tutulması tam 14.15’te Aethelgard’ın tam üzerinde zirve yapacak. Sadece üç saatimiz kaldı. Eğer Silas o kapıyı açarsa...”
“Açamayacak.” dedi Sefa, tabancasının horozunu geriye doğru çekerken. Çıkan o keskin, metalik klik sesi 70. katın sessizliğinde bir idam kararı gibi yankılandı.
Sefa adamlarına döndü. Hepsi tükenmişti, hepsi yaralıydı. Ama hiçbirinin gözünde geri adım atacak o korku yoktu.
“O zırhların içinde tanrı gibi savaştınız. Ama şimdi ona, insan olmanın, yara almanın ve kanamanın ne demek olduğunu göstereceğiz. Önümüzde sadece iki kat var. Son Model-05’ler, son tuzaklar... Ve Silas Vane. Ayağa kalkın Mızrak Ucu. O odaya gireceğiz ve bu dünyayı onun başına yıkacağız.”
Yukarıda, 72. kattaki o devasa pürüzsüz camların arkasında, Silas Vane holografik ekranından aşağıda olanları izliyordu. Onların zırhlarını çıkardıklarını, tamamen savunmasız kaldıklarını görmüştü. Ama Sefa’nın kameralara bakan o kanlı, vahşi gözlerini gördüğünde, Silas’ın içinde o engellenemez panik duygusu tekrar şaha kalktı.
“Üç saat...” diye mırıldandı Silas, tırnaklarını avuç içlerine geçirirken. “Çok yaklaştılar. Vaktim kalmadı.”
Silas, gözlerini o devasa, dönen Genesis çekirdeğine, İkinci Sunucu’nun boyut kapısına dikti.
“Sistem...” dedi Silas, sesi çaresizlik ve deliliğin sınırında gezinerek. “Tutulmayı bekleyemeyiz. Çekirdek enerjisini maksimuma çıkarın. Kapıyı şimdi zorlayarak açıyoruz. İkinci Sunucu’yu buraya, Sefa bu odaya girmeden önce çağırın!”
Oyunun sonu gelmişti. Kule, boyutların birbirine çarpışacağı o kozmik dehşete doğru kontrolsüz bir şekilde sarsılmaya başladı.
