5. bölüm · Kan ve Krallıklar 1
BÖLÜM 5 KUZEYDEN GELEN ANAHTAR
Yer: TSK Genelkurmay Başkanlığı - Harekât Planlama Odası
Tarih: 27 Mart 2026
Saat: 17.30
Durum: Stratejik Görev Dağılımı ve Gizli Görüşme
Zero liderinin o puslu silüeti ekranlardan çekilmişti ama bıraktığı tehdit odadaki her subayın üzerine bir kâbus gibi çökmüştü. Ömer Paşa, masadaki hologramı tekrar canlandırarak operasyonun küresel çapını ilan etti.
“Beyler, vakit daralıyor.” dedi Ömer Paşa, sesi odada bir kamçı gibi şaklayarak. “8 Nisan’a kadar o bariyeri aşmış olmalıyız. İşte görev dağılımı:”
Hologramda kıtalar arası rotalar belirdi.
“Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya: 7. Filo ile Pasifik’te tam abluka kuracaklar. Göreviniz, Aethelgard çevresindeki fırtınayı baskılamak ve hava koridoru sağlamak.”
“Rusya ve Çin: Kuzey ve Batı hatlarından bariyeri sürekli döveceksiniz. Amacımız, bariyeri yıkmak değil, enerjisini dış saldırılara odaklamasını sağlayıp içerideki güvenliği zayıflatmak.”
Ömer Paşa duraksadı ve bakışlarını odanın ucundaki Sefa’ya dikti. “Ve Mızrak Ucu Operasyonu. Sefa Yücel, bu karma timin komutası sende. Yanına Rusya’dan bir keskin nişancı, ABD’den bir teknisyen ve Çin’den bir sızma uzmanı verilecek. Ancak...”
Paşa, masanın en köşesinde, gölgelerin içinde duran Kuzey Koreli General Ri’ye işaret etti. Yanındaki maskeli, her an patlamaya hazır bir yay gibi duran askeri öne çıkardı. “Bu Üsteğmen Kang-Dae. Kuzey Kore tarafı, operasyonun başarısı için onu bizzat görevlendirdi. O senin rehberin olacak.”
Toplantı bittikten sonra generaller kendi harekât merkezlerine dağılırken, Kang-Dae sessizce Sefa’nın yanına yaklaştı. “Yüzbaşı...” dedi fısıltıyla. “Kimsenin duyamayacağı bir yere geçmeliyiz. Bu, operasyon dosyasında yazanlardan çok daha fazlası.”
Sefa, onu alt kattaki ses yalıtımlı küçük bir brifing odasına götürdü. Kapı kilitlendiği an Kang-Dae maskesini çıkardı. Yüzünde eski bir yanık izi vardı ve gözleri bir kuyunun dibi kadar karanlıktı. Masaya eski bir harita ve birkaç siyah beyaz fotoğraf fırlattı.
“Herkes o adayı Zero’nun kurduğunu sanıyor.” dedi Kang-Dae. “Yanılıyorlar. Aethelgard, yirmi yıl öncesine kadar Kuzey Kore’nin en gizli, en korkunç silah deneylerini yaptığı ‘Yasak Bölge’ydi. Ama 2006’daki ekonomik çöküş bizi diz çöktürdü. Devlet, o adayı ayakta tutacak parayı bulamadığında gizli bir açık artırmayla satmak zorunda kaldı.”
Sefa kaşlarını çattı. “Kim aldı?”
“Kimse bilmiyor.” dedi Kang-Dae. “Alıcı tarafın kimliği silindi. Ama ben o adayı biliyorum Yüzbaşı. Ben orada doğdum. Babam o adanın komutanıydı. Ben küçük bir çocukken o laboratuvarların koridorlarında oyun oynardım. Adanın altındaki gizli tünelleri, havalandırma boşluklarını, bariyerin zayıf noktalarını sadece ben biliyorum.”
Sefa, Kang-Dae’nin neden seçildiğini şimdi anlıyordu. “Neden bunu generallere anlatmadın?”
“Çünkü...” dedi Kang-Dae, Sefa’ya doğru eğilerek. “Kendi ülkem bile o adada neyin serbest kaldığını bilmiyor. Babam adanın satıldığı gün ‘Huzursuz bir ruhu uyandırdık.’ demişti. Zero orayı satın almadı Sefa, Zero orayı ‘evine dönmek’ için kullandı. Bu bilgi sadece seninle benim aramda kalmalı. Eğer generaller o adanın aslında ne olduğunu bilselerdi, sızma operasyonu yapmak yerine orayı nükleerle haritadan silmeye çalışırlardı; ki bu da bariyeri sadece daha çok beslerdi.”
Sefa, elindeki eski fotoğraflara baktı. “Bariyer... Onu nasıl geçeceğiz?”
“Frekansla değil, fiziksel bir açıkla.” dedi Kang-Dae. “Ada satılmadan önce babamın yaptırdığı bir acil tahliye tüneli var. Suyun 200 metre altında, basınçla korunan bir kapı. Eğer o kapıyı bulabilirsek, bariyerin içine sızabiliriz. Ama bunun için en iyi dalgıçlara ve en cesur adamlara ihtiyacın olacak.”
Sefa başıyla onayladı. Artık elinde sadece bir koordinat değil, bir rehber ve gizli bir giriş yolu vardı. “Hazırlan Kang-Dae. Eğer anlattıkların doğruysa, o adaya girdiğimizde bizi Zero’dan daha fazlası bekliyor olacak.”
O sırada kapı vuruldu. “Yüzbaşı! Acil bir zarf geldi! Tokyo uydularından gelen yeni veriler var, bariyerin enerjisi artıyor!”
Sefa, Kang-Dae’ye baktı. “Oyun başlıyor.”
