9. bölüm / 37
YANLIŞ NUMARA, DOĞRU BELATAKTİKCİ İLE BULUŞMA
Bölümler 37Şu an: TAKTİKCİ İLE BULUŞMA
- 1 YANLIŞ NUMARA DOĞRU FELAKET1.203 kelime
- 2 ARKA KOLTUK1.674 kelime
- 3 LUMİNA1.475 kelime
- 4 EYVAH! YAKALANDIK1.825 kelime
- 5 ŞÜPHE TOHUMLARI1.824 kelime
- 6 KEL GÖBEKLİ VE EVLİ1.396 kelime
- 7 AV VE AVCI671 kelime
- 8 PİNTEREST EFSANESİNİN ÇÖKÜŞÜ1.096 kelime
- 9 TAKTİKCİ İLE BULUŞMA1.032 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 YANLIŞ ŞERİTTEKİ YOLCU2.033 kelime
- 11 ENGEL1.853 kelime
- 12 AKIŞINA BIRAKMAK (MI?)1.466 kelime
- 13 HAZIRLIK1.353 kelime
- 14 FIRTINADAN ÖNCEKİ SON SESSİZLİK1.532 kelime
- 15 PARALEL GÖLGELER1.023 kelime
- 16 CAM KIRIKLARI VE KARANLIK1.729 kelime
- 17 GÖLGENİN ÖFKESİ2.252 kelime
- 18 SESSİZ YEMİNLER2.050 kelime
- 19 PARÇALANMIŞ KADERLER1.711 kelime
- 20 SİYAH ZARF2.519 kelime
- 21 ENKAZIN GÖLGESİ3.488 kelime
- 22 KİLİTLİ KAPILARIN ARDINDA2.165 kelime
- 23 GEÇMİŞİN ENKAZI2.497 kelime
- 24 KADER SENEDİ3.151 kelime
- 25 KAMPÜS ABLUKASI3.261 kelime
- 26 KÖR NOKTA4.142 kelime
- 27 KIRMIZI3.513 kelime
- 28 HOLDİNG KRİZİ4.081 kelime
- 29 EĞLENCE2.887 kelime
- 30 MAGAZİN SAYFASI2.506 kelime
- 31 MEZARDAKİ GÖLGE3.475 kelime
- 32 ÖLÜ GÖLGELER3.015 kelime
- 33 KAÇIŞ2.041 kelime
- 34 YALIN YALNIZLIK4.433 kelime
- 35 İSTANBUL VE KIRILAN AYNALAR2.168 kelime
- 36 ŞAH2.398 kelime
- 37 MAT3.413 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Salı gününün geri kalanı benim için tam bir işkence gibi geçmişti. Kafamda sürekli sabahki o fotoğraf, o kusursuz el yazısı ve adamın *"Tahmin ettiğinden çok daha yakınındayım"* sözü dönüp duruyordu. Çarşamba ve Perşembe günleri ise Taktikçi resmen bana psikolojik savaş açmış gibi sessizliğe gömülmüştü. Burak'ın peş peşe gelen "Bugün görüşelim mi?", "Hala kızgın mısın?" mesajlarına onun dediği gibi hep mesafeli ve meşgul cevaplar vermiştim ama Taktikçi’den çıt çıkmıyordu.
Ve sonunda o büyük patlamanın yaşanacağı Cuma günü gelip çatmıştı.
Cuma günü öğle arasında kampüsün kafeteryasında İrem’le karşılıklı oturmuş, önümüzdeki dumanı tüten kahvelere bakıyorduk. Daha doğrusu ben dalıp gitmiştim, İrem ise sabah derse girmeden önce ona nihayet göstermeye ikna olduğum o takım elbiseli, kağıtlı fotoğrafın şokunu hala atlatamamıştı.
**[12.15] İrem:** Kızım ben hala rüyadayım sanırım. Adam resmen heykel gibi.
**[12.15] İrem:** Ve sen bu adama "kel Serkan abi" dedin öyle mi? Çocuklarına selam söyledin? Rezilsin yemin ederim jskdjskd
**[12.16] Doğa:** ya irem sussana zaten utancımdan yerin dibine giriyorum su an! nereden bileyim adamın böyle bir şey çıkacağını? hem hala adını bilmiyorum sadece t yazıyo. tarık mı tolga mı turgut mu ne yani??
Tam kahvemden koca bir yudum alıyordum ki kafeteryanın girişinde tuhaf bir hareketlilik oldu. Herkes kafasını kapıya doğru çevirip fısıldaşmaya başladı. Gözlerimi o tarafa çevirdiğimde elinde devasa, abartılı, neredeyse adam boyunda bir kırmızı gül buketiyle bir kuryenin içeri girdiğini gördüm.
Kurye şaşkın bakışlar arasında doğrudan bizim masaya yöneldi.
"Doğa Kıran?" dedi adam kibarca.
Ben şok içinde gözlerimi kırpıştırıp kafamı sallarken, kurye o devasa buketi masanın tam ortasına, kahvelerimizin yanına bıraktı. Üzerindeki küçük kartta Burak’ın o aşırı özgüvenli el yazısıyla, *"Dün gecelerce süren sessizliğini bu güllerle bozmak istedim. Lütfen bu akşam bana bir şans daha ver, seni kampüs çıkışında bekliyorum"* yazıyordu.
Kafeteryadaki herkes resmen bize bakıp fısıldaşıyordu. İrem masanın altından bacağıma vurdu.
**[12.20] İrem:** Oha, Burak karizmayı toparlamak için bütün çiçekçiyi satın almış resmen. Baya şov yapıyor şu an.
**[12.21] Doğa:** of irem ya tam bir görgüsüzlük valla cok utandım herkes bize bakıyo rezil oldum resmen ya
Masanın altından hemen telefonumu çıkarıp gizlice Taktikçi’nin sohbetine girdim. Çiçeklerin fotoğrafını çekip ona fırlattım. Bakalım bizim beyefendi bu duruma ne diyecekti?
**[12.23] Doğa:** *[Fotoğraf Gönderildi]*
**[12.23] Doğa:** taktikci bey senin taktik patladı galiba?? burak kapıma devasa bi gül buketi yıgdı su an bütün kampüs bizi konusuyo rezil oldum resmen fkskdkmd ne yapcam ben bunu alayım mı çiçekleri??
---
Aynı dakikalarda, Kurtiz Holding’deki devasa odasında öğle arası kahvesini içen Taha Kurtiz, ekrana düşen o abartılı kırmızı gülleri gördüğü an gözlerini tehlikeli bir şekilde kıstı. Kardeşinin bu vizyonsuz, ucuz ve gösterişli hamlesi onun o mükemmeliyetçi, aristokrat yapısını fena halde germişti. Karşısındaki kızın bu ucuz numaraya "taktik patladı" diyecek kadar saf olması ise sabrını iyice taşırmıştı. Kıskanmıyordu; sadece kendi yönettiği bir oyunun böyle kalitesiz hamlelerle kirletilmesine tahammülü yoktu.
Hızla ve net, emir veren bir dille yazmaya başladı.
**[12.26] Taktikçi:** Taktik falan patlamadı Doğa. Karşındaki çocuk sadece suçluluk psikolojisiyle ne yapacağını bilemeyip en ucuz klasiğe sığınmış.
**[12.26] Taktikçi:** O görgüsüzlüğü hemen o masadan kaldırıyorsun ve kampüsün çöpüne atıyorsun. Benim eğittiğim bir kadın, iki dal güle tav olacak kadar basitleşemez.
---
Tırnaklarımı kemirerek gelen mesajı okudum. Ay bu adamın bu üstten bakan, her şeye karışan, kibirli tavrı beni deli ediyordu! Kasları masları vardı, eyvallah gerçekti ama bu kadar da patronluk taslanmazdı ki! İçimdeki o inatçı Doğa anında şaha kalktı.
**[12.28] Doğa:** niyeymis o yaaa cocuk pisman olmus iste esek gibi özür diliyo kskfkskmd
**[12.28] Doğa:** hem sen niye bu kadar gerildin ki sabah sabah? yoksa beni o kıskanc buraktan daha mı cok kıskanıyorsun sen "t" bey?? ;) 💅🏻
---
Taha, Doğa’nın attığı o göz kırpan emojiyi ve "kıskanıyorsun" kelimesini görünce dudaklarında alaycı, buz gibi bir gülüş belirdi. Kıskanmak? Taha Kurtiz ve bir kadını kıskanmak... Bu kelime onun lugatında bile yer almazdı. O sadece yönetir, sahip olur ve kuralları koyardı. Bu kızın ekran arkasına saklanarak attığı bu pervasız adımlar, haddini aşan o cesareti artık bizzat Taha'nın sınırlarını zorluyordu. Bu oyunu tamamen kendi sahasına çekmenin vakti gelmişti.
Koltuğunda dikleşti, telefonu tek eliyle kavrayıp sertçe yazdı.
**[12.32] Taktikçi:** Kıskanmak mı? Hayal dünyandan çık Panik Kız, benim lügatimde öyle zavallıca duygulara yer yok.
**[12.33] Taktikçi:** Ben sadece benim yönettiğim bir oyunun, beceriksiz bir çocuk tarafından bozulmasına izin vermem. O kadar.
**[12.35] Taktikçi:** Madem ekran arkasından bana böyle pervasızca meydan okuyabiliyorsun, madem hala o dilin çok uzuyor... O zaman o çiçekleri çöpe at ve dediğimi iyi dinle.
**[12.36] Taktikçi:** Bugün saat tam iki. Kampüsün ana kapısının önünde dün gece gördüğün o siyah jipi göreceksin.
**[12.37] Taktikçi:** Ve bu kez arkaya değil Doğa... Ön koltuğa, doğrudan yanıma oturacaksın. Gerçek bir kahve içme vaktimiz geldi. Bakalım yüzüme karşı da bu kadar cesur olabilecek misin Doğa Kıran?
---
Mesajı okuduğum an elimdeki telefon neredeyse kafeteryanın zeminine düşüyordu. Kalbim öyle bir gümlemeye başladı ki, nefesim tamamen boğazımda düğümlendi, yutkunamadım bile. Ekrandaki yazılara inanamayarak gözlerimi büyüterek tekrar tekrar baktım.
Bugün... Saat iki... Siyah jip... Ön koltuk... Ve adam benim soyadımı yazmıştı! Doğa Kıran demişti! Ona soyadımı hayatımda bir kez bile söylememiştim!
O vahşi, bakışlarıyla insanı eriten, kim olduğunu hala bilmediğim o gizemli "T" beni ayağına çağırıyordu. Üstelik kaçacak, saklanacak hiçbir yerim kalmamıştı. Beni çoktan bulmuştu.
Hızla klavyeye bastım ama ellerim o kadar titriyordu ki harfleri zor buldum.
**[12.40] Doğa:** oha oha soyadımı nerden biliyosun sen ya??
**[12.40] Doğa:** dur bi dakika ya bugun saat iki mi?? dalga mı geciyosun sen tırsıyorum bak gelmicem ki fskfkskdm hem benim dersim var ya gelemem ben
---
Taha, telefon ekranında kızın darmadağın olan panik mesajlarını izlerken arkasına yaslandı. Saatini kontrol etti. Gelmekten başka çaresi olmadığını ikisi de biliyordu.
**[12.43] Taktikçi:** Dersin bitti Doğa, biliyorum. Saat ikide o kapıda olacaksın.
**[12.44] Taktikçi:** Eğer o jipe binmezsen, soyadından çok daha fazlasını bildiğimi kampüsün ortasında bizzat kanıtlamak zorunda kalırım. Seçim senin. Şimdi git üstünü başını düzelt, bekletilmeyi sevmem.
---
Telefonun ekranı karardığında İrem’e döndüm. Yüzümün bembeyaz olduğuna, korkudan dudaklarımın titrediğine yemin edebilirdim.
"İrem..." diye fısıldadım, sesim resmen içime kaçmıştı. "Taktikçi... adam beni çağırıyor. Bugün saat ikide kapıdaki siyah jipe bineceksin diyo. Soyadımı biliyo kızım adam benim!"
İrem’in elindeki kahve bardağı masaya sertçe indi, gözleri faltaşı gibi açıldı. "Ne?!" diye bağırdı kafeteryadakileri umursamadan. "Kızım sen harbi harbi yeraltına falan düştün galiba! Ne demek soyadını biliyor?!"
Gözlerim saatime kaydı. 12.45'ti. Benim o jipe binmek için tam bir saat on beş dakikam vardı. Ve içimdeki o panik dalgası beni yutmak üzereydi.
---
Bölüm etkileşimi
