19. bölüm / 37
YANLIŞ NUMARA, DOĞRU BELAPARÇALANMIŞ KADERLER
Bölümler 37Şu an: PARÇALANMIŞ KADERLER
- 1 YANLIŞ NUMARA DOĞRU FELAKET1.203 kelime
- 2 ARKA KOLTUK1.674 kelime
- 3 LUMİNA1.475 kelime
- 4 EYVAH! YAKALANDIK1.825 kelime
- 5 ŞÜPHE TOHUMLARI1.824 kelime
- 6 KEL GÖBEKLİ VE EVLİ1.396 kelime
- 7 AV VE AVCI671 kelime
- 8 PİNTEREST EFSANESİNİN ÇÖKÜŞÜ1.096 kelime
- 9 TAKTİKCİ İLE BULUŞMA1.032 kelime
- 10 YANLIŞ ŞERİTTEKİ YOLCU2.033 kelime
- 11 ENGEL1.853 kelime
- 12 AKIŞINA BIRAKMAK (MI?)1.466 kelime
- 13 HAZIRLIK1.353 kelime
- 14 FIRTINADAN ÖNCEKİ SON SESSİZLİK1.532 kelime
- 15 PARALEL GÖLGELER1.023 kelime
- 16 CAM KIRIKLARI VE KARANLIK1.729 kelime
- 17 GÖLGENİN ÖFKESİ2.252 kelime
- 18 SESSİZ YEMİNLER2.050 kelime
- 19 PARÇALANMIŞ KADERLER1.711 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 SİYAH ZARF2.519 kelime
- 21 ENKAZIN GÖLGESİ3.488 kelime
- 22 KİLİTLİ KAPILARIN ARDINDA2.165 kelime
- 23 GEÇMİŞİN ENKAZI2.497 kelime
- 24 KADER SENEDİ3.151 kelime
- 25 KAMPÜS ABLUKASI3.261 kelime
- 26 KÖR NOKTA4.142 kelime
- 27 KIRMIZI3.513 kelime
- 28 HOLDİNG KRİZİ4.081 kelime
- 29 EĞLENCE2.887 kelime
- 30 MAGAZİN SAYFASI2.506 kelime
- 31 MEZARDAKİ GÖLGE3.475 kelime
- 32 ÖLÜ GÖLGELER3.015 kelime
- 33 KAÇIŞ2.041 kelime
- 34 YALIN YALNIZLIK4.433 kelime
- 35 İSTANBUL VE KIRILAN AYNALAR2.168 kelime
- 36 ŞAH2.398 kelime
- 37 MAT3.413 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
### **DOĞA**
Taha Kurtiz’in odayı terk edişinin ardından bıraktığı o ağır, ezici sessizlik, duvarlara sinmiş steril ilaç kokusuyla birleşerek üzerime çöktü. Gitmişti. Arkasında sadece siyah bir gölge, kırık dökük bir hayat ve ruhuma kazınan o tarifsiz korkuyu bırakarak yürüyüp gitmişti. Onun o heybetli silueti kapıdan kaybolduğu an, ciğerlerime günlerdir ilk kez gerçekten hava girdiğini hissettim ama bu hava beni ferahlatmadı; aksine, boğazımı yakan bir kor gibi içimi kavurdu.
Ondan ölesiye korkuyordum.
Burak’ın o sınır tanımaz, vahşi canavarlığı beni bedenen hırpalamıştı ama Taha Kurtiz’in o tek bir kelimesiyle dünyayı yerinden oynatabilecek buz gibi gücü, zihnimdeki tüm emniyet şeritlerini koparıp atmıştı. Kimdi bu adam? Burak’ın altına o koca holdingi seren, ona o şaşalı soyadını veren, tek bir emirle koskoca bir dağ evindeki tüm o iğrenç kanıtları, kamera kayıtlarını yeryüzünden silebilen bu adam gerçekten kimdi? Ben nasıl bir labirentin içine düşmüştüm? Bir canavarın pençesinden kaçarken, o canavarı tasmasından tutan asıl avcının kucağına düşmüştüm.
Kapı yavaşça aralandı. İrem, sanki odada hâlâ Taha’nın hayaleti varmış gibi ürkek adımlarla içeri süzüldü. Gözleri ağlamaktan o kadar şişmişti ki neredeyse kapanmak üzereydi. Kapıyı arkasından sıkıca kapatıp kilitledi ve adeta koşarak yatağımın kenarına, yanıma geldi. Sandalyeyi iyice yatağa yanaştırıp ellerimi yeniden kavradı. Parmakları buz gibiydi, benimkiler gibi titriyordu.
"Gitti mi?" diye fısıldadım. Sesim o kadar çatlaktı ki, kendi odamda bir yabancının sesini duymuş gibi irkildim.
"Gitti..." dedi İrem, derin bir nefes vererek. Omuzları çökmüştü. "Asansöre bindi, aşağı indi. Ama koridorun sonundaki o iki adamı hâlâ bekliyor Doğa. Kapının önündeler. Taha Kurtiz’in adamları... İnanabiliyor musun? Burak denen o adam, o her yerde kasıla kasıla yürüyen şerefsiz aslında hiçbir şeymiş. Her şey bu adamın elindeymiş."
"Ben ondan çok korkuyorum İrem," dedim, gözlerimden bir damla yaş daha sargılı avuç içime süzülürken. "Söylesene, onun Burak'tan ne farkı var ki? Sırf kendi ismine, kendi şirketine leke gelmesin diye, o şerefsiz Burak'ı korumak için dağ evindeki tüm kanıtları sildirdi! Polis çağırmamıza bile izin vermedi! Kendi soyadlarının, kendi açtığı o holdingin pisliği ortaya çıkmasın diye benim dün geceki cehennemimi bir çırpıda yok etti. Burak beni bedenen hırpaladı, bu adam ise hayatımı bir emirle kafese tıktı."
İrem hızla başını sallayarak bana yaklaştı, ellerimi daha sıkı tuttu. "Hayır Doğa, hayır... Öyle söyleme. Yanılıyorsun," dedi, sesindeki o Taha korkusuyla karışık hayranlığı gizleyemeyerek. "O seni korumak için yaptı. Adam haklıydı Doğa. Koridorda o Vedat denen adamla konuşurken duydum onları. Eğer o kanıtlar polisin eline geçseydi, o Karahan holdingin avukatları seni mahkemelerde, magazin sayfalarında ne hale getirirdi tahmin edebiliyor musun? 'Paranın peşindeydi, adamı ayarttı' diye senin o temiz hayatını, okulunu darmadağın ederlerdi. Taha Kurtiz seni o çamurdan korudu. Burak'ı korumak için değil, senin adın o pisliğe karışmasın diye sildirdi her şeyi. Ve o şerefsiz Burak'ı da kendi elleriyle cezalandırıyor, hissettim bunu."
İrem'in sözleri odanın içinde yankılanırken, zihnimdeki o gri sis yavaşça dağıldı. Haklıydı belki de. Ama bu kadar büyük bir gücün ortasında yapayalnız kalmak ruhumu eziyordu. Yastığa başımı yasladığımda, gözlerimi tavandaki beyaz floresan ışığa diktim.
Aklıma birden günlerdir konuşmadığım, beni o koyu karanlığın içinde yapayalnız bırakan o gizemli numara geldi.
*Taktikçi.*
O cuma gecesinden beri bana tek bir kelime bile yazmamıştı. Her şey o uğursuz cuma gecesi başlamıştı aslında. Onunla tam buluşacakken, kafenin önünde Burak’ın o lüks arabası durmuştu. İçimdeki o anlık korkuya yenik düşüp Burak’ın arabasına binmiştim. O an, Taktikçi için son saniyeydi. Benim o hamlemden sonra beni her yerden engellemiş, o gizemli koruyucu duvarlarını üzerime tamamen yıkıp gitmişti. Günlerdir ne bir mesaj atmıştı ne de sesini duyurmuştu.
O gün bana attığı o son mesaj zihnimde bir kor gibi parladı: *"Sınıfta kaldın Doğa."*
"Hissetmişti..." diye mırıldandım aniden. Göz yaşlarım şakaklarımdan aşağı süzülüyordu.
İrem şaşkınlıkla yüzüme baktı. "Kim neyi hissetmişti Doğa?"
"Taktikçi..." dedim, hıçkırıklarımın arasından konuşmaya çalışarak. "O beni uyarmaya çalıştı İrem. Günler öncesinden biliyordu. 'Oraya gitme, o elbiseyi giyme, o çocuk seni mahvedecek' dedi bana. Ama ben onu dinlemedim. Cuma gecesi onunla buluşacakken gidip Burak’ın arabasına bindim. O yüzden beni engelledi. Benim yanlış seçimimi affetmedi. Ben anlamadım İrem... Ben hiçbir şeyi anlamadım. Yine de dün gece, o Perşembe gecesi, Burak’ın o MÜKEMMEL!!! sürprizine koşa koşa gittim. Bir masala inanmak istedim ama o masal benim cehennemim oldu."
Yatakta doğrulamaya çalıştım, sırtımdaki o ezik sızısı beni iki büklüm etti ama umursamadım. "İrem, telefonun. Telefonunu bana ver," dedim aceleyle.
"Doğa, ne yapacaksın telefonumu? Adam seni engelledi diyorsun, kendi numaranla bile ulaşamazsın."
"Benim numaramı engelledi İrem! Senin numaranı bilmiyor. Eğer o numara hâlâ aktifse, senin telefonundan attığım mesajı görecek. Numarası hafızamda kazılı. Lütfen ver, ona ihtiyacım var."
İrem çaresizce ceketinin cebinden telefonunu çıkarıp bana uzattı. Titreyen parmaklarımla mesajlar kısmına girdim. O ezberlediğim numarayı tek tek tuşladım. Göz yaşlarım ekranı ıslatırken klavyeye dokundum.
---
**İrem (Doğa):** Ben Doğa. Bu İrem'in telefonu. (06:12)
**İrem (Doğa):** Sana ihtiyacım var. (06:12)
**İrem (Doğa):** Lütfen engeli kaldır, lütfen cevap ver. (06:13)
---
Ekrandaki o iki gri tike bakarken kalbim göğüs kafesimi patlatacak gibi çarpıyordu. Gitmiyordu, iletilmiyordu. Belki de telefonu tamamen kapatmıştı. İçimdeki o çaresizlik volkan gibi patladı. Mesaj yazmak yetmiyordu, içimdeki o yangını harflerle anlatamıyordum. Parmağımı ses kaydı butonuna bastım. Ağlamaktan hıçkırıklara boğulan sesimle konuşmaya başladım.
*"Taktikçi... Benim, Doğa... Yalvarırım sesimi duy. Haklı çıktın. Sınıfta kaldım ben. Dün gece... Dün gece o dağ evinde Burak bana... Beni mahvetti İrem'in telefonu bu, benimki yok. Her yerim acıyor ama en çok canımı yakan senin haklı çıkman. Beni korumak istediğini anlayamadım. Yalvarırım yardım et bana, sana çok ihtiyacım var..."*
Ses kaydını gönderdim. O an, o iki gri tik aniden maviye döndü. Okumuştu. Sesimi dinlemişti. Odanın içinde nefesimi tutup beklemeye başladım. İrem yanımda durmuş, korku ve endişeyle bana bakıyordu. Dakikalar geçmek bilmedi. Saat 06:20 olduğunda telefon aniden titredi.
---
**Taktikçi:** Ağlama. (06:20)
**Taktikçi:** O sınıfta kaldın Doğa, doğru. Ama seni o sınıfta bırakan o canavar bir daha asla senin gökyüzünü kirletemeyecek. (06:21)
**Taktikçi:** Sana zarar veren o elleri kırdım. O dağ evini onun üzerine yıktım. (06:21)
**İrem (Doğa):** Sen... Sen nereden biliyorsun? Burak'ı tanıyor musun? (06:22)
**Taktikçi:** Ben seni tanıyorum Doğa, bu yeterli. (06:22)
**Taktikçi:** Şimdi o gözyaşlarını sil. Hastane odasının kapısındaki adamlarıma güven. Yaralarını sar ve ayağa kalk. (06:23)
**Taktikçi:** Çünkü o gölge, seni bir daha kimsenin yıkamayacağı kadar güçlü kılmak için hâlâ tam arkanda. Bu sana son mesajım. Kendine iyi bak, küçük kız. (06:24)
---
"O..." dedim, telefon elimden yatağın üzerine düşerken. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı. "O biliyor... Burak'ı cezalandırdığını söylüyor. Kapıdaki adamlara güven diyor..."
İrem yatağın üzerindeki telefonu alıp mesajları okuduğunda yüzü kireç gibi beyazlaştı. "Doğa..." dedi sesi titreyerek. "Kapıdaki adamlar... Onlar Taha Kurtiz’in adamları. Doktoru gönderen, Burak'ın kemiklerini kıran... Doğa, bu imkansız..."
O an zihnimdeki tüm parçalar büyük bir gürültüyle yerine oturdu. Taha Kurtiz’in odadan çıkarken kurduğu o buz gibi cümle kulaklarımda çınladı: *"Ben senin asla bilmemen gereken o karanlığım Doğa."*
Taktikçi... Başından beri oydu. Beni uzaktan izleyen, mesajlarla yönlendiren, cuma gecesi kafenin önünde beni bekleyen ve dün gece o patika yolunda beni o cehennemden çekip alan adam Taha Kurtiz’in ta kendisiydi.
---
### **TAHA KURTİZ**
Şehrin dışındaki o güvenli evin bodrum katına indiğimde, içerideki o rutubet ve pas kokusu genzimi yaktı. Vedat kapıyı açtı. İçeride, tek bir sandalyeye bağlanmış, yüzü gözü darmadağın olmuş Burak oturuyordu. Burnundaki o sargı kan içindeydi, sol gözü tamamen kapanmıştı. Beni gördüğünde, o eski kibirli, şımarık çocuktan eser kalmadığını gördüm. Gözlerinde saf bir ölüm korkusu vardı.
"Taha..." diye inledi, tükürürken ağzından kanlı bir salya döküldü. "Taha lütfen... Yalvarırım bırak beni. Ölüyorum acıdan. Babamın hatırası için... Yapma."
Sandalyenin tam karşısına geçip durdum. Ellerimi ceketimin cebinden çıkarmadım bile. Ona yukarıdan, bir çöpe bakar gibi baktım. "Babanın hatırası öyle mi?" dedim, sesim o bodrum katının beton duvarlarında yankılanırken. "Baban ölürken bana 'Bu nankörü adam et, arkasında dur' dedi. Ben de durdum. Sokaklarda heba olma diye altına o holdingi ben açtım, o soyadı sana ben verdim. Ama sen ne yaptın Burak? Benim açtığım o çatının altında, benim adımı taşıyan o dünyada bir kıza tecavüz etmeye kalkıştın."
"Ben... Ben bir şey yapmadım, o istedi!" diye yalan söylemeye çalıştı, sesi titreyerek. "O kız... O kız paranın peşindeydi! Ben sadece..."
Sözünü bitimenize izin vermedim. Ceketimin içinden çıkardığım o demir halkalı anahtarlığı suratının tam ortasına fırlattım. Anahtarlık patlamış burnuna çarptığında acıyla bir çığlık attı ve sandalye arkaya doğru yalpalanarak yere devrildi. Yerde, iki büklüm bir halde acıyla kıvranırken yanına gittim ve ayağımla göğsüne sertçe bastırdım. Kırık kaburgalarının çıkardığı o hafif çıtırtıyı ve Burak’ın nefesinin kesilişini duydum.
"Bana yalan söyleme!" diye kükredim. Sesimdeki o vahşi öfke ilk kez tamamen serbest kalmıştı. "O kızın o elbiseyle, o patika yolunda nasıl ağladığını ben gördüm! Eğer dün gece orada olmasaydım, sen o kızı o evde öldürecektin! Benim sana verdiğim o hayatı, o gücü bir hiç uğruna kirlettin!"
Cebimdeki o şifreli, Taktikçi telefonu titrediğinde duraksadım. Ayağımı Burak'ın göğsünden çekip geriye doğru bir adım attım. Telefonu çıkardığımda ekranda İrem'in numarasını ama Doğa'nın o darmadağın olmuş ses kaydını gördüm. Ekranı kulağıma götürdüm.
Onun o hıçkırarak ağlayan, *"Yalvarırım yardım et bana, sana çok ihtiyacım var..."* diyen sesini duyduğumda, içimdeki o karanlık canavarın zincirlerini tamamen kopardığını hissettim. Doğa benden, o gizemli gölgeden yardım istiyordu. Kendisini bu hale getiren canavarın abisinden, koruyucusundan yardım istiyordu.
Yerde acıyla inleyen Burak'a baktım. Gözlerimdeki o saf nefret, bu odadaki ölümün habercisiydi.
"Vedat," dedim, sesim bir celladın baltası kadar keskin ve soğuktu.
"Buyurun Taha Bey?"
"Bunu burada iki gün daha tutun," dedim yerde kanlar içinde yatan Burak'ı işaret ederek. "Günde sadece bir kap su verin. Doktor Ahmet yaralarını kontrol etsin ama acısını hafifletecek tek bir ağrı kesici bile vurmasın. Çektiği her acıda o kızın o dağ evindeki feryatlarını hatırlasın. İki günün sonunda bu şehirdeki tüm ilişiğini keseceksiniz. Şirketteki tüm yetkileri elinden alındı. Bu nankör bir daha bu şehre adım atarsa, kemiklerini kırmakla kalmam, onu o dağ evinin bahçesine canlı canlı gömerim."
"Anlaşıldı Taha Bey, emriniz başım üstüne."
Burak yerde *"Taha yapma, yalvarırım..."* diye inlerken arkamı döndüm ve bodrum katının merdivenlerine doğru yürüdüm. Yukarı çıktığımda, mayıs güneşinin o keskin ışığı yüzüme vurdu. Cebimdeki telefonu çıkardım. Ona, Doğa'ya, o küçük kıza son kez yazmam gereken o kelimeleri klavyeye döktüm. Taktikçi olarak ona vereceğim bu son mesaj, onun bu hayattaki en büyük kalkanı olacaktı.
Mesajı gönderdikten hemen sonra, telefonun arkasını açtım. Sim kartını yavaşça yerinden çıkardım ve parmaklarımın arasında ikiye bölerek yol kenarındaki o derin boşluğa fırlattım. Taktikçi bu mayıs sabahı itibariyle tamamen ölmüştü.
Ama Taha Kurtiz... O beyaz hastane odasında, elinde İrem'in telefonuyla şok içinde donakalan o küçük kızın hayatındaki en büyük, en amansız ve en koruyucu karanlık olarak kalmaya devam edecekti. Oyun bitmişti, ama bizim hikayemiz o siyah gölgenin altında yeni başlıyordu.
ARKADAŞLAR MALUM HEM BAYRAM
HEM HASTA VE YOĞUNUM 1 HAZİRAN'DA GÖRÜŞMEK ÜZERE 🫀🫀
İYİ BAYRAMLAAAR HERKESEEE
Bölüm etkileşimi
