12. bölüm / 37
YANLIŞ NUMARA, DOĞRU BELAAKIŞINA BIRAKMAK (MI?)
Bölümler 37Şu an: AKIŞINA BIRAKMAK (MI?)
- 1 YANLIŞ NUMARA DOĞRU FELAKET1.203 kelime
- 2 ARKA KOLTUK1.674 kelime
- 3 LUMİNA1.475 kelime
- 4 EYVAH! YAKALANDIK1.825 kelime
- 5 ŞÜPHE TOHUMLARI1.824 kelime
- 6 KEL GÖBEKLİ VE EVLİ1.396 kelime
- 7 AV VE AVCI671 kelime
- 8 PİNTEREST EFSANESİNİN ÇÖKÜŞÜ1.096 kelime
- 9 TAKTİKCİ İLE BULUŞMA1.032 kelime
- 10 YANLIŞ ŞERİTTEKİ YOLCU2.033 kelime
- 11 ENGEL1.853 kelime
- 12 AKIŞINA BIRAKMAK (MI?)1.466 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 HAZIRLIK1.353 kelime
- 14 FIRTINADAN ÖNCEKİ SON SESSİZLİK1.532 kelime
- 15 PARALEL GÖLGELER1.023 kelime
- 16 CAM KIRIKLARI VE KARANLIK1.729 kelime
- 17 GÖLGENİN ÖFKESİ2.252 kelime
- 18 SESSİZ YEMİNLER2.050 kelime
- 19 PARÇALANMIŞ KADERLER1.711 kelime
- 20 SİYAH ZARF2.519 kelime
- 21 ENKAZIN GÖLGESİ3.488 kelime
- 22 KİLİTLİ KAPILARIN ARDINDA2.165 kelime
- 23 GEÇMİŞİN ENKAZI2.497 kelime
- 24 KADER SENEDİ3.151 kelime
- 25 KAMPÜS ABLUKASI3.261 kelime
- 26 KÖR NOKTA4.142 kelime
- 27 KIRMIZI3.513 kelime
- 28 HOLDİNG KRİZİ4.081 kelime
- 29 EĞLENCE2.887 kelime
- 30 MAGAZİN SAYFASI2.506 kelime
- 31 MEZARDAKİ GÖLGE3.475 kelime
- 32 ÖLÜ GÖLGELER3.015 kelime
- 33 KAÇIŞ2.041 kelime
- 34 YALIN YALNIZLIK4.433 kelime
- 35 İSTANBUL VE KIRILAN AYNALAR2.168 kelime
- 36 ŞAH2.398 kelime
- 37 MAT3.413 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah uyandığımda, odanın içine dolan mayıs güneşi ilk defa gözüme bu kadar parlak, bu kadar neşeli göründü. Havada tam bir bahar kokusu, içimde ise uzun zamandır ilk defa hissettiğim o hafiflik vardı. Yataktan kalkıp esnerken komodinin üzerindeki telefonuma uzandım. Alışkanlık işte, saniyeler içinde parmaklarım yine WhatsApp’ın en alt satırlarına, o siyah logolu profile kaydı.
Hâlâ profil resmi yoktu. Hâlâ tek bir harf, tek bir çevrimiçi işareti yoktu. Cumartesi gecesi yarısı bir anlığına kalkan o engel, sanki sadece benim aklımı başımdan almak için yapılmış hayali bir hamle gibiydi. Taktikçi beni tamamen kendi halime, daha doğrusu kardeşinin kollarına bırakmıştı. Benim o aceleci, noktalama işareti kullanmayan darmadağınık mesajlarıma, "sınıfta kaldın" diyerek buz gibi bir nokta koymuş ve sistemden tamamen çıkmıştı.
Derin bir nefes alıp o sohbetten çıktım. "Aman, çok da umurumda," diye mırıldandım kendi kendime, telefonu yatağın üzerine bırakırken. Aynanın karşısına geçip saçlarımı tararken kendi yansımama baktım. Karşımda kanlı canlı, okulun ilk gününden beri etrafımda pervane olan ve beni mutlu etmek için çırpınan bir Burak Karahan varken, ekrandaki bir gölgenin, o ne idüğü belirsiz gizemli "T" adamının peşinden yas tutacak halim yoktu ya! Adam beni engellemişti işte, oyun bitmişti. Kendi ağzıyla da dememiş miydi zaten, Burak’la aramı düzeltmek için bu tüyoları verdiğini? Al işte, amacına ulaşmıştı ve lüks, karanlık holding odasına geri dönmüştü.
Hızla üzerime rahat, pudra pembesi salaş bir kazak ve açık renk bir jean pantolon geçirip kampüse doğru yola çıktım. Bugün vizeler öncesi son rahat haftaydı ve Burak’la sabah kahvesi için sözleşmiştik. Bahçeden içeri girdiğimde kampüsün o canlı, gürültülü havası yüzüme çarptı. Fakültenin bahçesindeki büyük çınar ağacının altındaki masalardan birine oturduğumda, Burak elinde iki büyük boy karton bardakla çoktan gelmiş, beni bekliyordu. Üzerindeki spor gri kapüşonlu, hafifçe dağılmış saçları ve güneş gözlükleriyle o kadar tatlı, o kadar buralı görünüyordu ki, içimdeki tüm o kasvetli ve soru işaretleriyle dolu bulutlar anında dağıldı.
"Günaydın güzelim," dedi, ben masaya yaklaşırken gözlüklerini saçlarının üzerine kaldırarak. Kahve bardağını tam önüme, ellerimi koyacağım yere bıraktı. Yüzünde, cumartesi gecesinden kalma o huzurlu, kendinden emin ve mutlu gülümseme vardı. "Uykunu alabildin mi? Gözlerin hâlâ biraz baygın bakıyor, sanki gece rüyanda beni görmüşsün de uyanmak istememişsin gibi."
"Günaydın," dedim, onun bu flörtöz ve sevimli şapşallığına kıkırdayarak. Kahvemden sıcak ve sert bir yudum aldım. "Yaa sorma, gece biraz geç uyudum. Kitap okuyordum falan, kafam daldı. Ama bu kahve beni kesinlikle kendime getirir. Sen ne ara geldin böyle? Ben tam vaktinde geldim sanıyordum."
"Söz konusu sen olunca dakiklik seviyem arşa çıkıyor biliyorsun," diyerek göz kırptı. Masanın üzerinden elini uzatıp parmaklarımı hafifçe sıktı. Burak'ın teninin sıcaklığı, o tanıdık ve güvenli his içimi ısıttı. O kadar doğal, o kadar içten davranıyordu ki, onun yanındaki bu sıradan, entrikasız flört hissini gerçekten çok özlediğimi fark ettim. Kim olduğunu bilmediğim bir adamın telefon arkasından bana emirler yağdırmasından, sürekli köşeye sıkışmaktan sonra, Burak’ın bu açık sözlü sevgisi çölde vaha gibiydi. "Bu arada, perşembe günü için hiçbir yere, hiç kimseye söz verme. Şimdiden takvimini kapatıyorsun Doğa Kıran. Çünkü sana çok büyük bir sürprizim var."
"Sürpriz mi?" diye kaşlarımı kaldırdım, gülümseyerek elimi kahve bardağına sardım. "Yine kampüsün ortasına tırla gül mü yığacaksın Karahan? Bak benim kalbim öyle büyük şovları her gün kaldırmaz, küçük bir panik atak geçiririm masada kalırım valla."
"Yok, bu seferki çok daha klas, çok daha elit bir şey," dedi gururla göğsünü kabartarak. Sandalyesinde hafifçe arkasına yaslandı, gözlerinde muzır bir parıltı vardı. "İki gün sonra, yani perşembe akşamı seni tamamen bu şehrin gürültüsünden, yaklaşan vize stresinden ve kampüs dedikodularından uzaklaştıracağım. Sadece yerini söylemiyorum, çünkü sürprizin bir büyüsü olmalı. Tek yapman gereken gardırobundaki en şık, en güzel elbiseyi seçmek ve perşembe saat yedide hazır olmak."
"Şık giyinmek mi? Bak şimdiden meraklandım ve içime ufak bir kurt düştü," dedim, içimdeki o heyecan dalgasına engel olamayarak. Burak’ın gözlerindeki o değer veren bakış beni gerçekten özel hissettiriyordu. Onunla böyle normal, tatlı ve gençlik dizilerindeki gibi heyecanlı şeyler konuşmak bana o kadar iyi geliyordu ki... Taktikçi’nin o sert, karanlık, insanı sürekli manipüle eden emir kipi içeren dünyasından sonra bu hafiflik tam ihtiyacım olan şeydi.
Saat dokuz buçuğa yaklaşırken kahvelerimizi bitirip amfiye doğru geçtik. Sınıfa girip her zamanki sırama oturduğumda, hocanın gelmesine daha bir on dakika vardı. İçimdeki o çocuksu heyecanı tek başıma taşıyamayacağımı anlayınca hemen telefona sarıldım. Yan sıramda oturan ama kafasını sıraya gömmüş, hırkasını da kafasına çekmiş halde uyuklayan İrem’e döndüm. Onu fiziksel olarak dürtüp sınıftakilerin dikkatini çekmek yerine, direkt WhatsApp'tan mesaj atıp uyandırmaya karar verdim.
---
**[09.45] Doğa:** irem uyan cabuk acil durum degil ama acayip tatlı bi durum var kskfkskdm dökülmem lazım sana su an yanındayım ama telefona bak dndmdm
**[09.46] İrem:** Kızım yanındayım ya saçmalama hoca gelmedi daha sesli söylesene ne bu gizem dndmdm uykum var zaten geberiyorum
**[09.46] Doğa:** ya hayır hoca koridorda gorundu simdi sus telefona bak canım arkadasım. burak az önce bahçede ne dedi bil bakalım?? kalbim güm güm atıyo su an
**[09.47] İrem:** Ne dedi? Evlenme mi teklif etti ne bu hız bacım? Karahan holdinge gelin mi gidiyorsun yoksa dndndm
**[09.47] Doğa:** saçmalama be ne evlenmesi dndmdm perşembe günü için sürprizi varmış!! çok büyük ve klas bi şey dedi sakın bi yere söz verme dedi. şık giyin dedi bana!! nereye götürecek acaba ay cok heyecanlandım bi akıl ver ne giyilir??
**[09.48] İrem:** Ohaaa çok iyi! Bu çocuk valla vizyonunu genişletti senin yüzünden. Taktikçi maktikçi derken çocuk resmen kabuk değiştirdi. Kesin lüks bir akşam yemeği, tepeden şehre bakan o ünlü restoranlar var ya orasıdır ya da ne bileyim özel bir yat turu falan? İstanbul’dayız sonuçta her şey çıkabilir altından. Paraya kıymış belli ki kskdksk
**[09.48] Doğa:** ayyy agzından bal damlıyo valla ne giycem ben ya yine panik oldum dndmdm gardırobumda dogru düzgün elbise bile yok o cuma günkü rezillikten sonra o siyah elbiseyi yakasım geliyo zaten kskdkmsm
**[09.49] İrem:** Sakin ol bi salak, daha iki gün var önümüzde koskoca. Akşam direkt benim odaya geliyorsun, bütün gardırobumu, ne kadar elbisem varsa önüne sericem. Gerekirse internetten hızlı teslimatla bi şeyler söyleriz. En güzel, burağın aklını başından alacak o elbiseyi seçicez sana, rahat ol.
**[09.49] Doğa:** tamamdır anlaştık valla süpersin aksam sendeyim o zaman öptüm kocaman hocanın gözü bana döndü kapatttım kafanı sıradan kaldır hoca girdi içeri jskdjskd
---
Hoca kürsüye geçip tahtaya vizelerle ilgili konuları ve slayt numaralarını yazmaya başladığında, içimdeki o kıpır kıpır neşeyi bastırmaya çalışarak önümdeki deftere notlar almaya koyuldum. Burak gerçekten benim için, bizim için çabalıyordu. Ve o gizemli adamın, o ekran arkasından bana ukalalık yapan abinin dediği gibi "iki dal güle tav olan" bir kız değildim belki ama Burak’ın bu ince, planlı ve düşünceli halleri kalbimi fena halde eritiyordu. Kendi kendime "Bak gördün mü Taktikçi bey," diye düşündüm hınçla. "Sen sınıfta kaldın dedin ama biz gayet de güzel ilerliyoruz."
Dersler ardı ardına akıp giderken, kafamın bir köşesinde hep perşembe günkü o gizemli randevu vardı. Öğle arasına doğru son dersin de hocası "Haftaya vizelerde başarılar" diyerek amfiyi terk ettiğinde, sınıftan çıkıp kantine doğru yürürken telefonum ceketimin cebinde art arda titredi. Ekrandaki ismi görünce yüzümde istemsizce, kantindeki herkesin görebileceği kadar kocaman ve parlak bir tebessüm belirdi. Burak’tan başkası değildi tabii ki.
---
**[12.15] Burak:** Dersten çıktın mı güzelim? Kantindeyim ben, bizim o her zamanki köşedeki masayı kaptım. Sana en sevdiğin çilekli magdan aldım, kantin çok sıcak erimesin acele et ;)
**[12.16] Doğa:** ohaaa cilekli mag mı?? sen ciddi misin yaaa kalbimi tamamen çalmaya çalışıyosun su an farkındayım Karahan dndmdmd taktikler falan tıkırında işliyor bakıyorum geliyorum iki dakikaya merdivenlerdeyim su an
**[12.16] Burak:** Kalbini zaten çoktan çaldım bence, o konuda bi şüphen olmasın. Ben sadece yerimi sağlamlaştırıyorum, hani o kalbin başkasına kaymasın diye önlemler diyelim dmdmdm. Hadi bekletme, tatlımız soğumasın (gerçi mag soğuk yenir ama neyse edebiyat yapamadım dmdmdm)
**[12.17] Doğa:** kskdkmsmdmsmd yaaa tam bi şapsalsın sen ya, edebiyat yapmana gerek yok icraat yeterli dndmdm bekle merdivenin son basamağındayım geldim bileee
---
Kantindeki o yoğun, gürültülü öğrenci kalabalığının arasından sıyrılıp Burak’ın oturduğu köşedeki masaya geçtiğimde, önümdeki o cam kasede duran çilekli tatlıya ve onun o parıldayan, sevgi dolu gözlerine bakarken kendimi gerçekten çok şanslı hissettim. Taktikçi gitmişti. Cumartesi gecesi engeli kaldırmış ama tek bir kelime bile yazmayarak beni tamamen bu gerçek, bu tatlı ve huzurlu hikayeyle baş başa bırakmıştı. Belki de böylesi herkes için en doğrusuydu. Sanal bir oyunun heyecanındansa, burağın karşımda oturan, bana tatlı yedirmeye çalışan bu canlı varlığı çok daha kıymetliydi.
O öğleden sonra, kampüsün bahçesinde diğer arkadaşlarla birlikte otururken, kahkahalar atarken ve Burak’la masanın altından gizli gizli el ele tutuşup bakışırken içimdeki o eski panik dolu, ürkek huzursuzluktan eser kalmamıştı. Her şey o kadar normal, o kadar olması gerektiği gibi, genç bir kızın yaşaması gerektiği gibi aksiyonsuz ve duruydu ki...
Ve ben, perşembe gecesi o şık elbiseyle Burak’ın arabasına bineceğim anı, onun bana hazırladığı o büyük sürprizi düşünmekten, hayatımın en sakin ama belki de arka planda en büyük fırtınaların koptuğu o büyük dönüm noktasına doğru adım adım yaklaştığımdan tamamen habersizdim. İçimdeki "Panik Kız" şimdilik uyuyordu ama o büyük perşembe gecesi, her şeyin seyrini değiştirecek o gizli gölgelerden biri yeniden karşımıza dikildiğinde, bu sakinliğin yerini neyin alacağını hiçbirimiz tahmin edemezdik.
Bölüm etkileşimi
