KAÇIŞ

Vaveyla Yazarı: Büşra Kıran

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 37Şu an: KAÇIŞ

Mersin otogarının o çiğ, beyaz floresan ışıkları altındaki keskin deterjan ve egzoz kokusu, genzimi yakarak tüm gerçekliğiyle yüzüme çarptı. Burası dünyanın en kalabalık, en gürültülü yerlerinden biriydi ama benim için mutlak bir tecrit odasından farksızdı. İnsanların sıradan telaşları, bavul sürükleme sesleri, muavinlerin bağırışları ve peronlara yanaşan otobüslerin o ağır motor gürültüleri bana o kadar uzaktı ki, sanki zamandan ve mekandan kopmuş bir hayalet gibi bir köşede oturuyordum. Yağmur Mersin’in üzerine hâlâ sicim gibi yağıyordu; mezarlıktaki o ıslak çamur botlarımın kenarlarına kurumaya yüz tutmuş bir leke gibi yapışmıştı. Üzerimdeki mont sırılsıklamdı ve Mersin’in o yapışkan, nemli soğukluğu tenimi çoktan aşmış, doğrudan kemiklerime kadar işlemişti.
Sırtımı otogarın o soğuk mermer sütununa yasladım. Zihnim hâlâ o mezarlık kapısında, Taha'nın o yağmur altındaki kaskatı suretinde asılı kalmıştı. Silahını gökyüzüne doğrultup o üç el ateşi edişi, selvilerden çığlık çığlığa kaçışan kuşlar ve elindeki o buruşmuş mektup kağıdı... Babamın, Mustafa Kıran'ın bana bıraktığı o son nefeslik emanet, tüm hayatımı bir saniyede yerle bir etmişti. Yıllarca düşman bildiğim, bizi batırdığını sandığım Hakan Soykan sadece piyondu. Asıl canavar, kolları arasında güvende hissettiğim, o sarsılmaz gücüne sığındığım adamın öz ağabeyiydi: Selim Kurtiz. Ve Taha bunu bilmiyordu. Ya da mektubu görene kadar bilmediğine beni inandırmak istemişti. Ama benim için artık bir önemi yoktu. O soyadı, o aile, o yeraltı dünyası babamın kanını emmişti ve benim o bataklıkta geçirecek tek bir saniyem bile kalmamıştı.
Cebimdeki telefon kesik kesik titredi. Avcumun içinde sıkışıp kalan cihazı çıkarırken parmaklarımın buz kestiğini fark ettim. Ekranı açtığımda İstanbul’dan, İrem’den gelen mesajları gördüm. İrem, Taha’nın adamlarını atlatmayı başarmıştı.
**İrem:** doga cıktım evden. rezidanstaki gerizekalılar taha emir vermedi diye bi sasırdı zaten ne yapacaklarını bilemediler o ara yangın merdiveninden kactım arka sokakta taksiye bindim hemen
**İrem:** siber falan bulamasın diye bizim tayfadan kimsenin bilmedigi bi yer ayarladım kadıkoyde boyle nakit parayla kayıt alan kuytu bi apart otel var ya oradayım su an kilitledim kapıyı seni bekliyorum
**İrem:** istanbula donmen icin biletini de aldım simdi. otogarda kalabalıgın arasına saklan sakın tahanın adamlarına falan gorunme bak dısarıda cok gozu var herifin
**İrem:** [Ekran Görüntüsü]
İrem’in attığı ekran görüntüsünün hemen ardından telefonuma resmi bir bilet onay mesajı düştü. Gözlerim o mekanik harflerin üzerinde gezindi:
> **[ÇUKUROVA SEYAHAT]**
> Sayın DOGA KIRAN, 17/06/2026 tarihli, saat **21:45** kalkışlı MERSİN - İSTANBUL (Esenler) seferine ait biletiniz onaylanmıştır.
> PNR: **KRTZ945**
> Koltuk No: **12 (Tekli)**
> *İyi yolculuklar dileriz.*
>
Gözlerim PNR kodundaki o harflere takıldı. *KRTZ.* Kurtiz. Hayatımdan, ruhumdan, geçmişimden söküp atmak için otobüs yazıhanelerine, tekerlek seslerine sığındığım o soyadı, bir bilet sisteminin rastgele algoritmasında bile bir kabus gibi karşıma dikilmişti. Sistem bile beni o adama bağlamak istiyor gibiydi. Kaderimin benimle oynadığı bu iğrenç oyun karşısında dişlerimi birbirine bastırdım.
Parmaklarım ekranda titreyerek İrem’e yazmaya başladım.
**Doğa:** aldım mesajı. 21.45 arabası demi yarım saat kalmıs zaten yanasıyo perona. doga kıran yazıyo listede her seyi o mezarlıkta bıraktım irem bitti gercekten
**İrem:** cok sukur valla kalbime inecekti. odadayım ben kapıyı falan surguleyip oturdum sen gelene kadar da kafamı uzatmam dısarı. esenlere indigin an ara beni sakın tek basına bi yere gitme. dobiş... taha pesine birini taktı mı emin misin rahat bıraktıgına seni??
**Doğa:** gelemedi arkamdan. babamın taze topragıyla bide kendi ailesinin boktan yalanlarıyla kaldı orda olece. gelmez artık yuzume bakacak tek bi kelimesi bile yok
**İrem:** kurban olayım dikkat et yinede. otobus hareket edene kadar kapatma teli konumun hep acık olsun bana yaklasınca yaz hemen. cok seviyorum seni guclu dur kuzum benim
Telefonu kilitleyip cebime koydum ama içimdeki o huzursuzluk dalgası bir türlü dinmiyordu. Bakışlarımı otogarın o gri, sigara dumanı ve mazot kokan peronlarına çevirdim. 21:45 İstanbul otobüsü yavaş yavaş, o devasa gövdesiyle geri vites yaparak 12 numaralı perona yanaşırken, frenlerin çıkardığı o tiz ses kulaklarımı tırmaladı. Yolcular yavaş yavaş muavinlerin etrafında toplanıyor, valizlerini bagaja teslim ediyordu. Benimse yanımda ne bir valizim vardı ne de geçmişe dair bir eşyam. Sadece üzerimdeki ıslak kıyafetlerim, cebimdeki telefonum ve babamın canı pahasına sakladığı o mektubun zihnime kazınan kelimeleri vardı.
Otobüsün açık kapısına, o dar basamaklara doğru ilk adımımı attığımda, içimdeki o ses Taha Kurtiz’in bu kadar kolay teslim olmayacağını fısıldıyordu. O bir "Taktikçi"ydi. Hayatı bir satranç tahtası gibi gören, her hamleyi üç adım sonrasıyla planlayan bir adam, sevdiği kadının –ya da artık neyiysem– bir otobüs terminalinden öylece yürüyüp gitmesine izin verir miydi?
Muavine telefonumdaki bilet mesajını gösterdim. Adam ismimi listeden kontrol edip, "Geçin Doğa Hanım, 12 numara," dediğinde içime derin ama titrek bir nefes çektim. Otobüsün koridorunda ilerlerken, dar koltukların arasından geçip kendi yerime oturdum. Başımı o soğuk cama yasladığımda, dışarıdaki Mersin yağmurunun camda bıraktığı izleri izledim.
Bu otobüs hareket ettiği an, Doğa Kıran için yepyeni ve çok daha tehlikeli bir sayfa açılacaktı. İstanbul’da beni bekleyen İrem, bilinmez bir apart otel odası ve Kurtiz ailesinin o on yıldır gömülü olan en büyük günahı vardı. Taha arkamdan gelmemişti belki ama bu savaşın henüz sadece ilk raundu bitmişti. Ve ikimiz de çok iyi biliyorduk ki, fırtına İstanbul’a ulaştığında, saklanacak hiçbir yer kalmayacaktı.
_____________&______________&_______
Mersin asri mezarlığının selvileri arasından yükselen o üç el silah sesinin yankısı, yağmurun uğultusunda yavaş yavaş boğulmuştu. Taha, namlusundan sızan ince dumanın havaya karıştığı silahını yavaşça beline yerleştirirken gözlerini Doğa’nın çamurlu yolda kaybolan gölgesinden ayırmadı. Hayatında ilk kez hamle yapamamıştı. İlk kez elindeki tüm piyonlar, şahını korumak için dizdiği tüm o sarsılmaz barikatlar tek bir saniyede tuzla buz olmuştu.
"Vedat," dedi Taha, sesi Mersin’in o nemli toprağından daha soğuk, daha ağırdı. "Mektubu ver."
Vedat, ıslanmasın diye ceketinin astarına sakladığı o birkaç parça kâğıdı uzatırken ellerinin titremesine engel olamadı. Taha kâğıtları aldı. Bakışları, Mustafa Kıran’ın o hafif eğik el yazısıyla yazılmış isme kenetlendi: *Selim Kurtiz.*
On yıl önce, o patlayan zırhlı aracın içinden çıkarılan kömürleşmiş cesedi kendi gözleriyle görmüştü. Ağabeyinin cenazesini kendi elleriyle o mermer lahdin içine indirmişti. Günlerce o mezarın başında beklemiş, intikam yemini ederek Kurtizlerin başına geçmişti. Şimdi ise bir ölü, mezarından kalkmış ve Doğa’nın babasının kanıyla ona meydan okuyordu.
"Siber ekipten hâlâ ses yok mu?" diye sordu Taha, arabaya doğru yürürken. O devasa gövdesi, üzerine çöken bu devasa sırla birlikte daha da büyümüş gibiydi.
"Efendim, İstanbul'daki çocukları doğrudan güvenli hatta bağladım," dedi Vedat, arabanın kapısını açarak. "On yıl önceki o patlamaya dair ne varsa; adli tıp raporları, o gece hastaneye giren çıkan ambulans kayıtları, hatta Selim Bey’in o dönem kullandığı tüm kriptolu hesapların geçmişi... Hepsini altüst ettiler. Ama hiçbir şey yok. Tek bir sinyal, tek bir harf, tek bir iz bile yok. Selim Kurtiz bu dünyada fiziksel olarak yaşamıyor."
Taha arka koltuğa oturduğunda elindeki mektup kâğıdını parmaklarının arasında ezecek kadar sertçe sıktı. Gözleri pencereden akan Mersin sokaklarındaydı ama zihni on yıl önceki o yangın yerinde dönüp duruyordu.
"Eğer Selim yaşıyorsa, bunu bizim sistemimizi kullanarak yapamaz Vedat. Benim kurduğum ağda iz bırakmayacak kadar iyi tanıyor beni," diye mırıldandı Taha, çenesi kasılarak. "Bize bir kanıt lazım. Dijital hiçbir şeye inanmıyorum artık. Mustafa Kıran bu ismi uydurmadı. Ölmek üzere olan bir adam kızına yalan bir miras bırakmaz."
Araba otobana doğru hızlanırken Taha başını koltuğun başlığına yasladı ve gözlerini kapattı. Karanlığın içinden tek bir ihtimal belirdi. O korkunç, o tüyler ürpertici ihtimal.
"Mezarı açtıracağız," dedi Taha aniden.
Vedat dikiz aynasından dehşet içinde patronuna baktı. "Efendim? Selim Bey'in mezarını mı?"
"O mermer lahdin içinde kimin kemikleri yatıyor kendi gözlerimle göreceğim," dedi Taha, sesindeki o mutlak kararlılık odadaki havayı dondururken. "Savcıyı, adli tıp müdürünü... Kimi bağlaman gerekiyorsa bağla. Yarın sabah o mezar açılacak. DNA testi yapılacak. Eğer o tabutun içindeki ağabeyim değilse... Selim’i gömdüğüm o mezara bu kez gerçekten saklandığı cehennemden bulup getireceğim."
Taha derin bir nefes alıp telefonunu çıkardı. Doğa’nın sinyali Mersin otogarındaydı. Hareketlerini anlık olarak izliyordu. Onun gitmesine, o çamurlu yolda arkasını dönüp o otobüse doğru yürümesine izin vermişti çünkü mezarlıktaki o çiğ acısının önünde duracak yüzü yoktu. Ama onu bu kurtlar sofrasında, hele ki arkalarında Selim gibi bir hayalet varken yalnız bırakacak kadar da delirmemişti.
"Doğa 21:45 İstanbul arabasına bilet kesmiş. Doğa Kıran olarak," dedi Taha, ekranı Vedat’a doğru çevirerek. "Hakan’ın itleri ya da Selim’in adamları hâlâ Mersin-İstanbul hattında olabilir. Doğa o otobüsten sağ salim inecek."
"Hemen arkasından zırhlıları çıkartıyorum efendim," dedi Vedat telefona uzanarak.
"Hayır," diyerek durdurdu onu Taha. "Arkasına konvoy takarsan o otobüsten iner, izini tamamen kaybettirir. Beni hayatından sildi, o yüzden beni görmeyecek. Görmeyecek ama gölgem hep üzerinde olacak."
Taha rehberinde aşağıya doğru indi. Kurtiz yapılanmasının yeraltı dünyasındaki o en karanlık, en sessiz adamlarından birinin adına geldi: *Murat.*
Murat, ringlerden yetişme, kafes dövüşlerinde kemik kıran ama bir o kadar da kalabalığın içinde görünmez olmayı başaran, Taha’nın doğrudan kendine bağlı özel infazcılarından biriydi. Silah kullanmazdı, gürültü çıkarmazdı; elleriyle bir insanı saniyeler içinde nefessiz bırakabilecek bir ölüm makinesiydi.
Taha numarayı tuşladı. Telefon ilk çalışta açıldı.
"Ağam," dedi karşıdaki boğuk ses.
"Murat, Mersin otogarındasın," dedi Taha, sesi buz gibiydi. "21:45 İstanbul otobüsü. 12 numaralı koltukta bir kız oturuyor. Doğa. Koltuğunun arkasındaki ya da yanındaki biletlerden birini alıyorsun. O otobüse dümdüz bir yolcu gibi bineceksin. Ne bir silah, ne dikkat çekecek bir kıyafet. Sadece sivil bir adam."
"Anlaşıldı ağam. Görev nedir?"
Taha gözlerini kapatıp Doğa’nın o ağlamaktan kızarmış, nefret dolu gözlerini getirdi aklına. "İstanbul Esenler’e kadar o kızın gölgesi olacaksın. Yanına yaklaşan, şüphe uyandıran, ona zarar vermeyi aklından geçiren kim varsa... O otobüs hareket halindeyken işini bitireceksin. Doğa otobüsten inene kadar ruhu bile duymayacak senin kim olduğunu. Ama tırnağına taş değerse, İstanbul’a cesedin gelir Murat."
"Emrin başım üstüne ağam. Kız salimen inecek."
Telefon kapandığında Taha cihazı yanındaki koltuğa fırlattı. Gözlerini tekrar dışarıdaki kurşuni yağmura çevirdi. Doğa ondan kaçtığını sanıyordu, kendi ayakları üzerinde İstanbul’a doğru bir bilinmeze gittiğini düşünüyordu. Ama Taha Kurtiz’in olduğu bu dünyada, o otobüsün her bir tekerlek dönüşü bile Taktikçi’nin kontrolü altındaydı. Savaş şimdi başlıyordu ve Taha, ağabeyinin ölüsünü de dirisini de o mezardan çıkarmaya yeminliydi.
__________
Otobüsün motoru o ağır gürültüyle homurdanıp Mersin otogarından geri vitesle çıkarken, tekerleklerin altından sıçrayan çamurlu suların sesi cama vurdu. 12 numaralı tekli koltuğumda, başımı o buz gibi cama yaslamış halimi sabitlemeye çalışıyordum. Otobüs otobana çıkıp İstanbul’a doğru o bitmek bilmeyen karanlık yola koyulduğunda, muavin koridordaki loş, mavi gece ışıklarını yaktı. Kimseden ses çıkmıyordu. Herkes kendi dünyasındaydı ama benim dünyam darmadağındı.
Camdan yansıyan yüzüme baktım. Gözlerim ağlamaktan kan çanağına dönmüştü, dudaklarım titriyordu. Kendimi ne kadar sıkarsam sıkayım, göğsümün ortasındaki o koca boşluk her nefeste canımı daha çok yakıyordu. Babamın o taze toprağı, mektuptaki o korkunç *Selim Kurtiz* ismi, Taha’nın o mezarlık kapısındaki dilsizliği... İçimden sökülüp gelen o hıçkırık dalgasına yine engel olamadım. Başımı cama daha çok bastırıp sessizce, omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım. Gözyaşlarım yüzümdeki çamur ve yağmur lekelerine karışıp boynuma doğru akıyordu.
Tam o sırada, hemen çaprazımdaki çiftli koltukta oturan, otobüse bindiğimden beri varlığını bile fark etmediğim o adam hareketlendi.
Üzerinde dümdüz, dikkat çekmeyen siyah bir kapüşonlu vardı. İri yarı, kalıplı bir adamdı ama koridorda yürürken ya da koltuğuna yerleşirken sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi sessiz hareket etmişti. Yüzünde ne bir ifade vardı ne de dikkat çeken bir tavır. Sıradan, uzun yolculuğa çıkmış sivil bir yolcu gibi duruyordu. Belli ki o kadar acınası duruyorum ki adam bile gözyaşlarına sessiz kalamamıştı.
Adam oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Koridora doğru hafifçe eğilip cebinden çıkardığı küçük, açılmamış bir paket peçeteyi bana doğru uzattı.
"Buyurun," dedi.
Ses tonu o kadar düz, o kadar nörtdü ki, ne bir acıma belirtisi barındırıyordu ne de rahatsız edici bir yakınlık. Dümdüz, kibar bir yabancı gibiydi.
Başımı camdan ayırıp adama baktım. Islak gözlerimin arkasından bana uzatılan peçeteye, sonra da adamın kapüşonunun altından sızan o ifadesiz yüzüne baktım. Şu an dünyadaki herkesten nefret ediyordum ama içimdeki o tükenmişlik, yabancı birinin bu küçük jestine karşı koyamayacak kadar büyüktü.
Titreyen elimi uzatıp peçete paketini aldım. "Teşekkür ederim," diye fısıldadım, sesim ağlamaktan tamamen kısılmıştı.
Adam hafifçe başını salladı, tek bir kelime bile etmeden tekrar kendi koltuğuna çekildi ve gözlerini otobüsün ön camından görünen karanlık asfalta dikti.
Paketi açıp içinden bir peçete çıkardım, gözlerimi ve yüzüme bulaşan o mezarlık çamurunu sildim. Telefonumu çıkarıp tekrar ekranı açtım, İrem’e yazmak için parmaklarımı klavyeye götürdüm.
**Doğa:** cıktık otogardan otobandayız su an
**İrem:** cok sükür ya aglama daha fazla nolur helak oldun sabahtan beri uyu biraz yol uzun zaten
**Doğa:** uyuyamıyorum ki gozumu kapattıgım an mezarlık geliyo aklıma. ama iyiyim yani olmaya calısıyorum yanımda bi adam oturuyo agladıgımı gorunce pecete falan uzattı elalem tahanın yuz katı daha insaflı valla
**İrem:** bosver simdi o herifi dusunme hic. kapıyı uc kere kilitledim ben burası baya guvenli sen sag salim gel de gerisi halledilir bi sekilde
Telefonu kilitleyip göğsüme bastırdım. Adamın verdiği peçeteyi avcumun içinde sımsıkı sıkarken, otobüsün tekerlekleri karanlığın içinde İstanbul’a doğru dönmeye devam ediyordu. Arkamda bıraktığım o adamın, Taha'nın, şu an Mersin'de benim için nasıl bir cehennemi yerinden oynattığından tamamen habersizdim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

308okunma 27beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18