KADER SENEDİ

Vaveyla Yazarı: Büşra Kıran

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 37Şu an: KADER SENEDİ

### **DOĞA**

Hayatımın tamamen kontrolden çıktığını, direksiyonun elimden kayıp gittiğini düşündüğüm çok fazla an olmuştu aslında. Mesela o korkunç final haftası; uykusuzluktan gözlerimin altı morarmış, kahve komasından ellerim titrerken anatomi sınavına girdiğim o kabus gibi gün kesinlikle ilk üçe oynardı. Ya da İrem'in ehliyet alıp araba kullanmayı ilk öğrendiği, arabayı her stop ettirdiğinde "Doğa kelime-i şehadet getir kanka" dediği o ölümcül deneme sürüşü dönemleri listenin başındaydı.

Bir keresinde de sakarlığımdan ötürü, tüm bölümün ve bizzat hocanın da içinde bulunduğu resmi WhatsApp grubuna, hocanın o aşırı komik vesikalık fotoğrafını atıp altına "Bu adam beni kesin bütlere bırakacak tipine tükürdüğüm" yorumunu yapmıştım. Günlerce okula gitmemiş, yer yarılsa da içine girsem diye dua etmiştim.

Ama şu an, bu daracık banyoda yaşadıklarımın yanında onların esamesi bile okunamazdı. Hepsi birer çocuk oyuncağı gibi kalıyordu çünkü şu an üzerimde gömlek yoktu. Kelimenin tam anlamıyla yarı çıplaktım ve Taha Kurtiz hâlâ tam karşımda, o devasa cüssesiyle bir pufun üzerinde oturuyordu.

İşin en sinir bozucu, en çıldırtıcı kısmı neydi biliyor musunuz? Bu durumdan, bu aşırı tuhaf ve gergin atmosferden rahatsız olan, panikten kalbi ağzında atan tek kişi bendim. Adamda en ufak bir rahatsızlık belirtisi, bir çekince, bir gerginlik yoktu. Sanki her gün bir üniversite öğrencisinin sırtına merhem sürüyormuş gibi bir rahatlıkla bana bakıyordu.

Nefesimi dışarı doğru üfleyip sessizliği bozmak adına konuştum.

"Taha."

Parmaklarındaki merhemi sırtımdaki o can yakıcı morluğun üzerine, o kadar narin ve yavaş hareketlerle yaymaya devam ediyordu ki parmak uçlarının tenime her değişi içimde havai fişekler patlatıyordu. Gözlerini sırtımdan ayırmadan, o boğuk ve erkeksi sesiyle karşılık verdi.

"Hm?"

"Bu ortam sana gerçekten normal geliyor mu?" diye sordum, sesimdeki o bariz panik dalgasını saklamaya bile çalışmayarak.

Taha parmağının ucundan dökülen kremi sol kürek kemiğimin oraya doğru kaydırırken, hiç fütursuzca konuştu.

"Evet."

Şaşkınlıkla, boynumu hafifçe kırarak arkama, doğrudan onun o kusursuz yüzüne baktım.

"Gerçekten mi?" diye üsteledim, inanamıyordum çünkü.

"Evet," dedi yine, o kadar net ve düz bir tonla söylemişti ki sanki dünyanın en sıradan aktivitesini gerçekleştiriyorduk.

"Bir mafya liderinin banyosunda yarı çıplak oturuyorum Taha," dedim, durumun vehametini onun da o dahi beynine sokabilmek için.

O ise yine milim kıpıradamadan cevap verdi.

"Evet."

"Sen de önümde, koskoca Kurtiz olarak resmen diz çökmüş durumdasın."

"Evet."

"Bu normal mi yani şimdi sana göre?"

"Şu anki şartlarda oldukça normal," dediğinde nutkum tutulmuştu.

Ağzım resmen şaşkınlıktan bir karış açık kaldı, iç sesim arkada "Kızım adam haklı, adam seni kurtardı" diye cırlasa da ben tamamen panik mekanizmamla hareket ediyordum.

"Şu anki şartlar ne tam olarak? Bana bir açıklasana?" dedim diklenerek.

Taha ilk kez parmaklarını sırtımdan çekti, o derin ve kapkara gözlerini kaldırıp doğrudan gözlerimin içine dikti. O bakış o kadar ağırdı ki banyonun içindeki tüm oksijen bir anda çekildi sandım.

"Seni bıçaklamaya çalışan bir sapığın elinden kurtardım," dedi, sesi buz gibi ve netti.

Mantıklıydı. Haklıydı, o manyak herif az kalsın beni oracıkta deşecekti. Aynadaki yansımama bakıp omuzlarımı düşürdüm.

"Tamam," dedim, sesimi biraz alçaltarak.

"Biraz önce çocukluk hikâyemizin aynı olduğunu öğrendik," diye devam etti, sesindeki o derin ton kalbimi titretmişti. O çınar yaprağı doğum lekesi, o geçmişin bağları... Bu da son derece mantıklıydı.

"Tamam," dedim, yine hak vererek.

"Ve sen," dedi gözlerini hafifçe kısarak, "yaklaşık on dakikadır nefes almadan, durmaksızın konuşuyorsun."

Kaşlarımı anında çattım, hemen savunma mekanizmam devreye girmişti.

"Ben öyle konuşmuyorum bir kere. Gayet makul, sakin sakin durumu analiz ediyorum burada," dedim.

Taha'nın o her zaman sert duran dudaklarının kenarı hafifçe, çok ince bir şekilde yukarı doğru kıvrıldı. O kadar az gülüyordu ki bu hareketi bile benim için görsel bir şölendi.

"Saniyede yüz kelime konuşuyorsun Doğa," dedi alayla.

"Abartıyorsun şu an, bence gayet normal bir tempodayım."

"Abartmıyorum."

"Abartıyorsun."

"Abartmıyorum."

"Bayağı abartıyorsun Kurtiz."

Taha derin bir nefes alıp arkasına doğru hafifçe yaslandı ve gözlerini gözlerimden ayırmadan mırıldandı.

"Doğa."

"Efendim?"

"Tam üç dakikadır burada tek başına tartışıyorsun, farkında mısın?" dediğinde bir an duraksadım.

Sessizlik oldu. Bir saniye, iki saniye, üç saniye... İçimden sayıyordum resmen. Haklı olup olmadığını tarttım ama maalesef ki adam haklıydı. Kendi kendime laf yetiştirip kendi kendime trip atmıştım.

Omuzlarımı düşürüp teslim oldum.

"Öf... Haklı olabilirsin," diye mırıldandım, sesim tamamen kısılmıştı.

Ve tam o an, bu sefer gerçekten güldü. Öyle bıyık altından, gizli gizli falan değil; bildiğin içten gelen, o göğsünü sarsan cinsten güldü. Koskoca Taha Kurtiz... Yeraltı dünyasının, o karanlık alemin en korkulu rüyası, adamları tek bir bakışıyla buz kestiren, holding binasında yürüdüğünde önünde herkesin ceket iliklediği o ulaşılmaz adam, bu küçücük banyoda, bir pufun üzerinde oturmuş bana bakarak gülüyordu. Resmen şok içinde kalmıştım, büyülenmiş gibi yüzünün her bir çizgisine bakıyordum.

"Sen gülebiliyormuşsun," dedim, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeyerek.

Taha kaşını hafifçe kaldırıp o eğlenen ifadesini koruyarak sordu.

"Beni ne sanıyordun?"

"Dürüst olayım mı gerçekten? Yoksa kibar mı davranayım?"

"Ol," dedi, dürüst olmamı ister gibi kafasını hafifçe sallayarak.

"Şarjı yüzde yüz dolu, evdeki tüm engelleri hafızasına kaydetmiş ve önüne çıkan her şeyi hiç acımadan ezip geçen robot süpürge gibi bir şey sanıyordum seni. Hani asla modu değişmeyen, dümdüz giden robotlardan," dediğim an Taha bu kez o erkeksi kahkahasını tamamen bastıramadı.

Ve ben hayatımda ilk kez, o karanlık adamın, Taha Kurtiz'in böyle içten, böyle güzel bir kahkaha attığını gördüm. O an banyodaki o amber ışık onun yüzünde parladı sanki. O anlığına ne mafya vardı zihnimde, ne o koca plazalar, ne holdingler, ne peşimizdeki o tehlikeli adamlar, ne Burak, ne de içimi kemiren o büyük korku... Hiçbir şey yoktu. Sadece ikimiz vardık, zaman durmuştu.

Sonra tam o büyülü anın ortasında, tezgahın üzerindeki telefonum çılgın gibi titredi. Ekran ışığı banyonun loş tavanına çarparken gözüm anında ekrana kaydı ve gördüğüm mesajlarla yüzüm resmen yere düştü. Bizim kızlar, özellikle de İrem, yine tam zamanında devreye girmişti.

**İrem:** [16.34] hayatta mısın
**İrem:** [16.34] Yaşıyorsan 🫦 at
**İrem:** [16.35] kaçırıldıysan NOKTA gönder
**İrem:** [16.35] öpüştüysen ÜÇ NOKTA gönder
**İrem:** [16.35] DOĞA CEVAP VER ÇABUK REZİL RÜSVA OLDUK MERAKTAN

Mesajları görür görmez panikle telefonu ters çevirip mermerin üzerine adeta yapıştırdım. Yanaklarımın saniyeler içinde alev alev yandığını, kulaklarıma kadar kıpkırmızı kesildiğimi hissedebiliyordum. Taha o keskin, avını izleyen bir şahin gibi olan gözlerini üzerime dikip şüpheyle baktı.

"İrem mi?" diye sordu.

"Hayır, ne alakası var canım, operatör mesajı falan," dedim, sesim bir tık tiz çıkmıştı.

"Yalan," dedi Taha, tek kelimeyle beni köşeye sıkıştırarak.

"Tamam öf, İrem," diye itiraf ettim en sonunda.

"Ne istiyor?" diye sordu, merakına yenik düşmüş gibiydi.

"Dürüst cevabı mı istiyorsun gerçekten?"

"Evet," dedi, gözlerini gözlerime kenetleyerek.

Derin bir nefes aldım, gözlerimi banyonun mermer zeminine dikip tamamen utanç içinde konuştum.

"Öpüşüp öpüşmediğimizi soruyor."

Taha birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden, öylece bana baktı. Odadaki sessizlik o kadar uzadı ki bir an kızdığını falan sandım. Ama sonra Taha yavaşça başını öne eğdi ve o geniş, kalıplı omuzları hafif hafif titremeye başladı. Adam resmen sessizce, kendi kendine gülüyordu. Hem de öyle böyle değil, omzundaki o yüklerin kalktığını hissettirir gibi eğleniyordu bu durumla. Ve nedense onun bu halleri, o sert adamın benim saçmalıklarıma ve arkadaşımın patavatsızlığına böyle gülmesi, beni o koridordaki ilk öpüşümüzden bile daha fazla afallatmış, büyülemişti.

---

### **TAHA KURTİZ**

Hayatım boyunca her anı yönetmek, her krizi anında çözmek ve etrafımdaki herkesi bir piyon gibi oynatmak üzere eğitilmiştim. Karşımda duran bu narin, deli dolu kız ise benim tüm algoritmalarımı, tüm o sarsılmaz kurallarımı tek bir cümlesiyle, tek bir çocuksu paniğiyle yerle bir ediyordu. Arkadaşının attığı o saçma sapan mesaj yüzünden banyodaki mermer tezgahın önünde kıpkırmızı kesilmiş hali, hayatımda gördüğüm en gerçek, en duru şeydi.

Başımı kaldırıp yeniden ona baktığımda, o mavi gözlerindeki şaşkınlığın hala geçmediğini gördüm.

"Telefonuna cevap vermeyecek misin?" diye sordum, sesimdeki o eğlenen tonu gizleme gereği duymayarak.

Doğa arkasına sakladığı telefonu sanki her an patlayacak bir bombaymış gibi tutarak hızlıca konuştu.

"Saçmalama Taha, ne yazacağım kıza? Üç nokta atsam İrem burayı basar, nokta atsam polisi arar. En iyisi ölü taklidi yapmak."

O panik enerjisi hala zirvedeydi. Pufun üzerinden yavaşça kalktım. Aramızdaki o mesafeyi kapatıp tam önünde durduğumda, onun o minyon cüssesi benim gölgem altında kalmıştı. Eğilip yüzümü yüzünün hizasına getirdim, nefesim dudaklarına çarparken kalbinin ne kadar hızlı çarptığını göğsünün iniş kalkışından görebiliyordum.

"Belki de," dedim sesimi kısarak, "arkadaşına o üç noktayı göndermenin zamanı gelmiştir, ne dersin?"

Doğa’nın gözleri irileşirken, elimi yeniden o narin beline sardım ve bu kez tüm o şakaları, dışarıdaki dünyayı ve telefonun o sinir bozucu titremesini tamamen sessize alarak dudaklarımı onun dudaklarıyla yeniden birleştirdim. Bu kez kaçış yoktu, aramızda kalan o son mesafeler de eriyip gitmişti. Onun sıcaklığı benim tüm o karanlık, buz tutmuş dünyamı tek bir hamlede eritiyordu. Nabzının parmaklarımın altında hızla atışı, bana hala yaşadığımı hissettiren tek gerçeklikti.

---

### **DOĞA**

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey, kemiklerime kadar işleyen o tuhaf, yabancı sessizlik oldu. Bizim evin o sabah curcunasına hiç benzemeyen, hani sadece çok zengin insanların yaşayabileceği türden, o garip ve pahalı ev sessizliğiydi bu. Ne üst kattaki teyzenin sabahın köründe sandalye çekme sesi vardı, ne sokaktan geçen hurdacının bağırtısı, ne de annemin mutfakta sesini sonuna kadar açıp izlediği o sabah programlarının gürültüsü... Hiçbiri yoktu. Sadece lüks bir klimanın o neredeyse duyulmayan, düzenli üfleme sesi.

Ve ben vardım. Bir de... Bir saniye.

Zihnimdeki sis perdesi aralanırken hızla doğrularak etrafa baktım. İçinde kaybolduğum o devasa, kuş tüyü yatak. Koyu renk, lüks kadife perdeler. Tabandan tavana kadar uzanan, neredeyse tüm odayı kaplayan devasa camlar. Ve o camların ardında uzanan, sabahın hafif pusuyla kaplanmış o görkemli Levent manzarası. Gördüğüm gökdelenler ve altımızdan akan o sonsuz trafik, nerede olduğumu yüzüme sert bir tokat gibi çarptı. Kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi bir anda deli gibi hızlandı.

"Allah kahretsin," diye fısıldadım, sesim odanın o büyük sessizliğinde yankılanırken.

Dün gece yaşanan her şey zihnime akın etti. Taha, o devasa rezidans, o dudaklarımı alevler içinde bırakan öpücük, o mezarlık sahnesi. Sol kürek kemiğimin üzerindeki o çınar yaprağı lekesi ve geçmişimizin o kopmaz, kanlı bağı. Hepsi aynı anda, devasa bir çığ gibi beynimin içine üşüştü. Panikle yastığı kavrayıp yüzümü içine gömdüm ve sessizce inledim.

"Ben bir daha bu adamın yüzüne nasıl bakacağım ya? Nasıl bakabilirim ki?"

Telefonumu komodinin üzerinden kaptığım gibi, beni bu dünyada gerçekliğe döndürebilecek tek insana, İrem'e mesaj attım.

**Doğa:** [08.11] uyandım

Ekranın başında nöbet tutuyormuş gibi saliseler içinde cevap geldi.

**İrem:** [08.11] YAŞIYOR
**İrem:** [08.11] ÇOK ŞÜKÜR
**İrem:** [08.11] ÖPÜŞTÜĞÜN MAFYA SENİ ÖLDÜRMEMİŞ BEYBİ!

Gözlerimi devirerek hızla klavyeye abandım.

**Doğa:** [08.12] sabah sabah sus Allah aşkına ya

**İrem:** [08.12] çatlatma insanı kızım, kaç kez öpüştünüz? Detay ver, vizeleri iptal ettim seni bekliyorum!

**Doğa:** [08.12] İREM!

**İrem:** [08.12] Ne var be? Bilim için soruyorum, tamamen akademik merak.

Telefonu duvara fırlatma isteğimi zorlukla bastırarak yataktan kalktım ve banyoya doğru koştum. Aynadaki görüntüm kesinlikle iç açıcı olmaktan çok uzaktı. Saçlarım sanki bir iç savaşın ortasından çıkmış gibi darmadağındı, gözlerim ağlamaktan ve uykusuzluktan hafifçe şişmişti. Dudaklarımı ise es geçiyordum, hiç yaşanmamış gibi davranacaktım.

Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp, dün gece Taha’nın adamlarının benim için o devasa giyinme odasına bıraktığı kıyafetlerin içinden bulabildiğim en bol, beni kamufle edecek o gri oversize sweatshirtü ve siyah jean pantolonu giydim. Çantamı koluma taktım.

Planım basitti, hatta kusursuzdu. Okula gidecektim. Derslerime girecektim. Kendi normal, sıradan üniversite hayatıma geri dönecektim. Sanki son yirmi dört saat içinde hayatım altüst olmamış, o yeraltı dünyasının lideriyle o sahneleri yaşamamışım gibi davranacaktım. Bence mükemmel, dâhice bir plandı.

Odadan çıkıp o uzun, koyu renkli mermer koridora adım attım. Kimse yoktu. Adımlarımın sesini gizlemeye çalışarak o devasa salona baktım. Boştu. Mutfağa göz attım, tamamen boştu. Göğsümden derin, rahatlamış bir nefes verdim.

"Tamam, kesin holding binasına, o bitmek bilmeyen toplantılarından birine gitmiştir," diye mırıldandım kendi kendime.

Harika!

Asansöre doğru yürüdüm, o sırada telefonum tekrar titredi. İrem’e yazarak yetişemeyeceğimi anlayınca hızla ses kaydı butonuna bastım. Telefonu ağzıma yaklaştırıp asansörden lobinin o devasa, şık alanına doğru yürürken fısıldayarak konuşmaya başladım.

"Kurtuldum valla, ev tamamen boş. Şimdi lobiye indim, döner kapıdan çıkıp direkt okula geçiyorum, kimseye yakalanm—"

Tam o büyük, cam döner kapıya ulaşmıştım ki görüş alanıma siyah, kusursuzca parlatılmış bir çift erkek kösele ayakkabısı girdi. Adımlarım kendiliğinden duraksadı. Parmağımı ekrandan panikle çekince ses kaydı İrem'e çoktan gitmişti bile.

İçimden bir ses "Eyvah Doğa, yine yakalandın" diye fısıldarken yavaşça, adeta ağır çekimde başımı yukarı doğru kaldırdım. Ve o an, olduğum yerde kelimenin tam anlamıyla donup kaldım. Ruhumun bedenimden ayrılıp rezidansın o yüksek tavanına doğru uçtuğunu hissettim.

Taha tam döner kapının önünde dikilmiş duruyordu. Üzerindeki o jilet gibi siyah takım elbisesi, içine giydiği bembeyaz gömleğiyle o kadar ulaşılmaz ve o kadar heybetli duruyordu ki. Bir elinde şık bir karton bardakta kahve tutuyordu, diğer eli ise her zamanki gibi kumaş pantolonunun cebindeydi. Sanki yarım saattir büyük bir sabırla beni burada bekliyormuş gibi sakin, bir o kadar da sarsılmazdı.

"Günaydın," dedi.

O kadar normal, o kadar sıradan bir ses tonuyla söylemişti ki bunu, sanki dün gece ikimizin de hayatı altüst olmamış, o banyoda o yakınlaşmayı yaşamamışız gibiydi.

Ben ise şoktan ne yapacağımı bilemeyerek önce sağ gözümü kırptım. Sonra sol gözümü. Sonra ikisini blonden hızlı hızlı kırpıştırdım. Taha benim bu halime karşılık o koyu renk kaşlarından birini hafifçe kaldırdı. Gözlerinin derinliklerinde o bildiğim, her gördüğümde beni deli eden o tehli*keli parıltı vardı.

"Arıza mı yaptın?" diye sordu, sesindeki o hırıltılı alay tonu belirgindi.

Ağzım bir karış açıldı. Bir şey söylemek istedim ama sesim çıkmadı, hemen geri kapattım. Sonra kendimi toparlamaya çalışarak tekrar açtım.

"N-ne yapıyorsunuz burada?" diye kekeledim resmen.

Taha elindeki kahvesinden sakin bir nefes alıp konuştu.

"Kendi evimin girişindeyim Doğa," dedi, kelimeleri kasıtlı olarak üzerine basa basa seçerek.

"Peki ama neden?" diye üsteledim, şaşkınlığımı gizleyemeyerek.

"Çünkü evimin girişinde durmak, tam şu an hoşuma gidiyor."

Bir saniye boyunca, lobinin o lüks sessizliğinin ortasında öylece birbirimize baktık. Taha’nın o kapkara gözlerinin içinde açık açık, net bir eğlence dalgası vardı. Benimle dalga geçiyordu. Koskoca Taha Kurtiz, karşımda dikilmiş benim bu panik halimle resmen eğleniyordu.

"Ben... Okula gidiyordum," dedim, çantamın askısını sımsıkı kavrayarak.

"Belli," dedi, gözleriyle kolumdaki çantayı işaret ederek.

"Nasıl belliymiş?"

"Çanta," dedi düz bir sesle. Lanet olsun, gerçekten her şeyiyle açığa vuruyordum kendimi.

Taha bana doğru bir adım attı. O uzun boyunun gölgesi tamamen üzerime düşerken, kahvesinden sakin bir yudum aldı ve az önce fısıldadığım ses tonunun birebir aynısıyla mırıldandı.

"Kurtuldum valla, ev tamamen boş."

Dünyanın ekseni etrafında dönmeyi bıraktığını, kalbimin durduğunu sandım. Nefesim boğazıma tıkandı. Gözlerim fal taşı gibi açılırken elimdeki telefona baktım. Rezillik seviyem artık arşa çıkmıştı. Adamın tam önünde durup, adama yakalanmadığımı müjdeleyen bir ses kaydı atmıştım arkadaşıma!

"Ne?" diyebildim sadece, sesim fısıltı gibi çıkmıştı.

"Kurtuldum."

"S-siz... Kulak kabartıp başkalarının konuşmalarını mı dinliyorsunuz? Bu hiç etik değil!"

"Dinlemedim Doğa. Tam önümde dikilip telefonuna doğru fısıldayarak bunu söyledin," dedi, arkasında duran ve bize profesyonel bir mesafeyle bakan Vedat’ı işaret ederek. "Vedat bile duydu."

Vedat’ın o ciddi yüzünü bozmamaya çalışarak hafifçe kafasını yere eğdiğini gördüğümde şoktan küçük dilimi yutacaktım resmen.

"Vedat neden duyuyor ya?! Vedat benim ses kayıtlarımı neden canlı dinliyor?!" diye cırladım hafifçe.

Taha ise istifini bozmadan, kahvesinden bir yudum daha aldı.

"Çünkü Vedat'ın kulakları gayet iyi işitiyor."

Bu açıklama beni dünyanın en saçma açıklaması olarak zerre kadar tatmin etmemişti.

"Bu yaptığınız tamamen özel hayatın ihlali yalnız, ben gidiyorum!" diye çıkıştım.

Taha o derin gözlerini gözlerime dikti, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Senin özel hayatın mı kaldı Doğa? Az önce İrem'e benim hakkımda ne dediysen lobideki herkes öğrendi," dediğinde hakaret edilmiş gibi hissetsem de iç sesim arkadan "Kızım adam haklı, son bir haftadır hayatın bu adamın elinde" diye fısıldıyordu.

"Kırıldım şu an ama," dedim dudaklarımı büzerek.

"Kırılma," dedi Taha, sesindeki o net tonla.

"Kırıldım ama."

"Gece geçer."

"Taha!"

"Efendim?"

"Bazen gerçekten çok sinir bozucu bir adam oluyorsunuz."

"Biliyorum," dedi, bunu söylerken en ufak bir pişmanlık ya da utanma belirtisi göstermeyerek.

Kollarımı göğsümde sıkıca bağlayıp arkamı döndüm.

"Ben gidiyorum, derse geç kalacağım," dedim.

"Güzel," dedi arkamdan.

Bir an duraksadım, bu kadar kolay bırakacağına inanmayarak şüpheyle arkama baktım.

"Gerçekten mi?" diye sordum.

"Evet."

"İzin veriyorsunuz yani gitmeme?"

Taha'nın o sert dudaklarının kenarı bu kez kıvrıldı, yüzündeki o yumuşama kalbimi yine altüst etmeye yetti.

"Doğa," dedi, sesindeki o derinlikle.

"Ne?"

"Sen bir üniversite öğrencisisin."

"Evet."

"Ve derslerine gitmen gerekiyor, eğitimini aksatamazsın."

Şaşkınlıktan gözlerim büyüdü. Bu kadar kolay mıydı yani? Gerçekten beni böyle bırakıyor muydy? İçimi büyük bir rahatlama dalgası kaplarken tam döner kapıya doğru büyük bir neşeyle yönelmiştim ki arkamdan o pürüzlü, erkeksi sesi yeniden yükseldi.

"Ben de geliyorum."

Olduğum yerde kelimenin tam anlamıyla donup kaldım. Topuklarımın üzerinde yavaşça ona doğru döndüm.

"Ne?"

"Okula," dedi net bir sesle.

"Hayır, kesinlikle hayır!"

"Hayır değil Doğa, geliyorum."

"Taha, saçmalama lütfen! Bütün kampüs, her yer telsizli adamlarla dolu, bir de sizi görürlerse ne olur farkında mısın?"

"Olabilir," dedi rahatça.

"Olabilir mi?! Taha herkes bana bakacak, bütün dedikodu sayfalarına düşeceğim!"

"Zaten bakıyorlar," dediğinde gerçekten söyleyecek sözüm kalmamıştı. Çünkü haklıydıVe bunun beni neden daha çok sinirlendirdiğini, neden kalbimi bu kadar hızlı çarptırdığını bilmiyorum.

Taha elindeki kahvenin son yudumunu bitirip boş bardağı Vedat’a uzattı. Sonra o ağır, heybetli adımlarıyla doğrudan bana doğru yürüdü. Aramızdaki o mesafeyi kapatıp yanımdan geçerken hafifçe üzerime doğru eğildi. O erkeksi, odunsu kokusu burnuma doldu.

"Bugün evden kaçmaya çalışırken, bir dahakine daha sessiz ol küçüğüm. Parkeler ses yapıyor," dediğinde gözlerimi fal taşı gibi açtım.

"Ben kaçmıyordum bir kere!" diye arkasından bağırdım ama Taha’nın o bastırmaya çalıştığı o boğuk, erkeksi gülüş sesi tüm rezidans lobisinde yankılanmıştı bile.
döner kapıdan dışarı çıkarken, arkasından bakakaldım ve o an anladım. Benim o sıradan, kendi halindeki üniversite hayatım artık asla normale dönmeyecekti. Taha Kurtiz hayatımın tam merkezine, sarsılmaz bir şekilde yerleşmişti.

TAHA KURTİZ
Lobi kapısından dışarı çıkıp siyah, zırhlı aracın arkasına doğru yürürken dudaklarımdaki o gülüşü hala silememiştim. Hayatım boyunca karşılaştığım hiçbir kriz, hiçbir tehlikeli düşman beni bu kızın attığı o şapşal adımlar kadar eğlendirmemişti. Sabahın köründe, elinde çantasıyla bir hırsız gibi rezidanstan sızmaya çalışması, tam önümde dikildiğini fark etmeyip arkadaşına yakalanmadığına dair ses kaydı atması tamamen benim dünyama ait bir karmaşaydı bu.
Vedat arabanın kapısını benim için açtığında arka koltuğa geçtim.

"Kampüsteki adamları uyar Vedat," dedim, sesimdeki o otoriter tona geri dönerek. "Doğa’nın etrafında en ufak bir güvenlik açığı istemiyorum. O binaya giren çıkan herkes kontrol edilecek."

"Emredersiniz efendim," dedi Vedat, gözlerini yoldan ayırmadan. "Doğa Hanım'ın arkadaşı İrem Hanım da şu an kampüs girişinde bekliyor. Az önce Doğa Hanım'ın lobide gönderdiği o aceleci ses kaydını dinlemiş olacak ki, kapıda heyecanla sağa sola yürüyor."

"Güzel," dedim, arkama yaslanarak. "Bırakalım biraz daha paniklesinler."

Doğa arkamdan o hızlı, öfkeli adımlarıyla döner kapıdan çıkıp arabaya doğru yürürken, onun o sweatshirtün içinde kaybolmuş narin bedenine baktım. Bu kız benim karanlığıma meydanokuyan tek şeydi ve ne olursa olsun, o kampüste ya da bu şehrin en karanlık sokağında onu korumak artık benim bu hayattaki en büyük kader senedimdi.
-------

Aşkolarım selam! Bu aralar kelimenin tam anlamıyla kolumu kaldıracak halim yoktu, ufak bir depresyon loading durumları yaşandı yalan yok dksmdksm ama bölüm geldi, rahat nefes alabilirsiniz! Satır arası yorumlarda buluşup gıybetin dibine vuruyoruz di mi, çünkü her birinizi aşırı özledim.

Ee, nasıldı bölüm? Doğa’nın o sözde "mükemmel" kaçış planının daha rezidans lobisinde patlaması halis mi peki? Kız tam Taha’nın önünde İrem’e ses kaydı atarken kendi kendini ifşaladı, şaka mıdır... Vedat’ın bile o kayda canlı canlı şahit olması detayı beni bitiriyor. Doğa’nın bu sakarlık seviyesi şaka mı, resmen Taha’nın çekim alanından milim kıpırdayamıyor, kendi kendini radara yakalatıyor jwjdnsnd.

Ve asıl bomba... Taha’nın "Ben de geliyorum" deyip kampüse doğru yola çıkması? Şaka değil, gerçek. Üniversitede Taha Kurtiz rüzgarı estiğinde bizim kızların yaşayacağı o panik atak seviyesini hayal edebiliyor musunuz? Doğa bu durumdan nasıl sıyrılacak, yoksa direkt elenecek mi?

Yorumları ve o güzel oylarınızı bırakmayı unutmayın, her bir satırı okurken heyecandan deliriyorum resmen. Yeni bölümde o devasa kampüs kaosunda kaosun kitabını yazmak üzere, kocaman öpüldünüz! 🫶✨

---

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

602okunma 43beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18