6. bölüm / 38
Unut GitsinBölüm 6
Bölümler 38Şu an: Bölüm 6
- 1 Bölüm 11.259 kelime
- 2 Bölüm 22.087 kelime
- 3 Bölüm 31.947 kelime
- 4 Bölüm 41.663 kelime
- 5 Bölüm 52.293 kelime
- 6 Bölüm 63.826 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 72.608 kelime
- 8 Bölüm 81.718 kelime
- 9 Bölüm 91.686 kelime
- 10 Bölüm 101.559 kelime
- 11 Bölüm 111.779 kelime
- 12 Bölüm 122.906 kelime
- 13 Bölüm 132.592 kelime
- 14 Bölüm 142.820 kelime
- 15 Bölüm 153.486 kelime
- 16 Bölüm 161.348 kelime
- 17 Bölüm 173.833 kelime
- 18 Bölüm 182.957 kelime
- 19 Bölüm 192.513 kelime
- 20 Bölüm 202.927 kelime
- 21 Bölüm 213.556 kelime
- 22 Bölüm 224.173 kelime
- 23 Bölüm 231.379 kelime
- 24 Bölüm 241.979 kelime
- 25 BÖLÜM 251.332 kelime
- 26 BÖLÜM 263.021 kelime
- 27 BÖLÜM 272.409 kelime
- 28 BÖLÜM 283.065 kelime
- 29 BÖLÜM 292.472 kelime
- 30 BÖLÜM 302.019 kelime
- 31 BÖLÜM 312.805 kelime
- 32 Bölüm 322.335 kelime
- 33 Bölüm 331.635 kelime
- 34 Duyuru59 kelime
- 35 BÖLÜM 343.254 kelime
- 36 Bölüm 352.343 kelime
- 37 Bölüm 362.916 kelime
- 38 Bölüm 373.512 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar...
Kantinde Ekin ve Ahmetle oturup aynı zamanda bir şeyler atıştırıyorduk. Ekin bugün daha iyi gözükse de önceki gibi keyifli değildi. Masada kimse konuşmuyordu. Sadece yediğimiz yemeklerin paketlerinin sesleri duyuluyordu. Aslında Ekin’e annemin verdiği haberi vermek istiyordum ama nasıl söze başlayacağımı bilememiştim. Ama söylersem çok mutlu olacağını biliyordum. Bu yüzden konuşmaya başladım;
-Ekin belki bana kızacaksın ama sana bir şey söylicem. Bir anda bana döndü ve;
-Ne oldu? Bunu korkarak söylemişti. Yüzünden anlamıştım. Onu yatıştırmak için;
-Korkma. Yani korkulacak bir şey yok. Hatta tam aksine güzel bir haber.
-Ne söyleyeceksen söyle hadi dedi biraz şaşırmış şekilde. Merak ettim.
-Tamam, tamam söylüyorum deyip güldüm. Sonra devam ettim. Ben dün senin bize anlattıklarını anneme anlattım. Biliyorum belki de anlatmamı istemezdim ama anlattım. Annem de sizin için kendi çalıştığı şirketle konuşabileceğini ve annene bir iş ayarlayabileceğini söylemişti. Bugün konuşmuş ve olumlu bir yanıt almış. Eğer annen ve sen de isterseniz, annen bizim şirkette bir işte çalışabilir.
Konuşurken Ekin’in yüzüne bakıyordum. Bir tepki vermesini bekliyordum ama hiçbir tepki vermiyordu.
-Ekin, beni duydun mu dedim korkarak. Sanki kötü bir şey yapmışım gibi hissetmeye başladım. Bu sırada sadece “Gerçekten mi?” dedi.
-Ben de evet gerçekten dedim biraz yavaş bir şekilde. Yani siz de isterseniz dedim.
Kalktı bana doğru geldi ve hiçbir şey demeden sadece sarıldı bana. Ne yapacağımı bilememiştim ve ben de tepki olarak ona sarıldım. Bu sırada kulağıma “Çok teşekkür ederim.” diye fısıldadı. Ben de “Önemli değil aslında bana değil anneme teşekkür etmelisin.” diye sessizce söyledim. Daha sonra ayrıldık ama bu sefer gözlerinin içi gülüyordu. Mutluydu. Sonunda mutluydu. Ben de onunla mutlu olmuştum. Heyecanla;
-O zaman ben anneme haber veriyim. Bir de sana annemin numarasını veriyim deyip numarayı verdi. Sonra da annesini aradı. Ben de numarayı kaydedip anneme mesaj attım.
Ekin de bu sırada annesiyle konuşmaya başlamıştı.
…
Ekin’in annesinin annemin şirketinde işe alınmasının üstünden bir hafta geçmişti. İlk başlarda çok zorlanmasına ve zor öğrenmesine rağmen artık alışmıştı. Yani en azından Ekin öyle demişti. Bade teyze -Ekin'in annesi-, annemin ve Masal’ın annesinin yani Yeliz teyzenin asistanlığını yapıyordu. Aslında annemlerin önceden asistanları vardı ama annem yurt dışına çıktığında bir nedenden dolayı işten ayrılmak zorunda kalmış. Bu da Bade teyzenin ve Ekin’in mutlu olmasına neden olmuştu.
Ekin’e annesinin işinden memnun olup olmadığını sorduğumda Ekin memnun olduğunu söyleyip defalarca teşekkür etmişti ne kadar ben teşekkür etmesine gerek olmadığını söylesem de.
Bu bir hafta içerisinde de Ekin ve Ahmet’le aramız çok iyi olmuştu ve çok iyi anlaşıyorduk. Neredeyse her gün öğle arasının tamamını birlikte geçiriyorduk ve artık çok iyi arkadaştık.
Annem bir haftadır birkaç kere şirkete gitse de aslında izindeydi. İzni dün bitmişti ve bugün işe başlamıştı. İşten geldiğinden beri annemin morali bozuk gibiydi. Ne olduğunu sorsam da “hiiç” deyip geçiştirdi. Ama bir şey vardı hissediyordum.
Şimdiyse annem salonda bizi karşısına almış ve bir şey konuşacağını söylemişti. İçimde kötü bir his vardı. Sanki annem bir şey söyleyecek ve bu benim canımı çok acıtacakmış gibi hissediyordum.
-Anne, seni bekliyoruz. Ne olduğunu söyleyecek misin? Bak, telâşlanmaya başlıyorum dedi abim.
-Tamam, tamam söylüyorum. Aslında söyleyeceğim şeyi ben de pek kabullenemedim ama bunun olması gerek.
-Anne bizi korkutuyorsun dedim korkarak. Gerçekten de korkmaya başlamıştım.
-Şirket… Şirket beni… Yani şirket benim tekrar yurt dışına gitmemi istiyor.
Kekeleyerek de söylese söyleyebilmişti. Ama… Ama ben bunu duymak istemiyordum. Zaten daha yeni gelmişti. Tekrar gidemezdi. Gitmemeliydi.
-Aslında gitmek istemiyorum ama şirket bana çok ihtiyacının olduğunu söyledi. Orada yeni bir şube açtığımız için gitmek zorundayım.
Gözlerim dolmuştu. Bunu kabul edemezdim.
-Hayır anne. Olmaz bu, olamaz yani. Ne diyeceğimi bilememiştim ama yine de devam ettim;
-Onlara zaten yeni geldiğini, burada çalışmak istediğini söyle. Senin yerine başka biri gitsin yurt dışına. Daha özlem bile gideremedim senle, daha sana doyamadım bile anne nereye gidiyorsun?
Artık gözlerim dayanamamıştı ve yaşlarını serbest bırakmıştı. Ben de yanaklarımdan akmalarına izin verdim. Aynı zamanda hıçkırıyordum. Çünkü elimden başka bir şey gelmiyordu. Annemin de gözleri dolmuştu. Bunu görebiliyordum. O da çok üzülmüştü. Bunun farkındaydım. O zaman onun bir şeyler yapması gerekiyordu. Bunu bir şekilde engellemesi gerekiyordu. Başımı ellerim arasına aldım ve sesli sesli ağlamaya başladım. Bu sırada abimin elini sırtımda hissettim. Ama o hiçbir şey demiyordu. Onun da bir şeyler deyip bunu engellemesi lazımdı.
-Abicim, sakin ol. Bak ağlama. Lütfen!
Bunları duyuyordum ama ağlamamı engelleyemiyordum. Gözyaşlarım beni esir almışlardı ve bırakmıyorlardı.
Bu sırada annem konuşmaya başladı;
-Annecim, ben de ayni şeyleri dedim. Hatta beni değil Yeliz teyzeni göndermelerini söyledim ama üçümüzü birden göndermek istiyorlar. Yani beni, Yeliz teyzeni ve Murat amcanızı da. Orada biraz işleri toparlamamızı istediler. Daha sonra yurt dışında çalışacak başka birilerini bulacaklarmış. Sana söz veriyorum en kısa zamanda dönmeye çalışacağım.
Gözyaşlarını sildim. Annemin bir suçu yoktu bunu biliyordum ama yine de ona kızmıştım.
Sakinleşmem gerekiyordu. Annem zaten üzgündü ve daha fazla onu üzmemem gerekiyordu.
-Anne, ben sadece biraz daha senin burada kalmanı istiyorum. Biraz daha seninle vakit geçirmek istiyorum. Daha yeni gelmişken gitmene üzüldüm. Tepkim bu yüzden.
-Biliyorum, kuzum. Biliyorum. Ben de aynı şeyleri istiyorum. En azından bir haftamız daha var. Bu zaman içerisinde istediğin kadar birlikte vakit geçirebiliriz. İstediğin her şeyi yaparız. Tamam mı?
Hiçbir şey demedim ama evet anlamında başımı salladım. Zaten ne diyebilirdim ki? Ona kızamazdım. Onun bir suçu yoktu.
-Ee Yiğit? Sen bir şey söylemeyecek misin?
-Ne söyleyeyim ki annecim. Gidip işini yap. Aklın burada kalmasın biz Sinemle iyiyiz. Değil mi Sinem?
Başımı sallayıp gülümsedim. Her zaman yanında olan abim olacaktı yine yanımda. Bu kadar üzülmeme gerek yoktu.
-Anne, Yeliz teyze de gidecek dedin. Peki çocuklar ne olacak? Bu soruyu abim sormuştu. Bu hiç aklıma gelmemişti. Ben, kendime üzülürken bunu hiç düşünmemiştim.
-Biz onu Yelizle konuştuk ve Masal’ın burada bizim evde kalmasına karar verdik. Uzay ve Yasin bizimle gelecekler.
Uzay ve Yasin Masal’ın küçük ikiz kardeşleriydi. Daha okula bile gitmiyorlardı. Bu yüzden anneleriyle ve babalarıyla gitmeleri onlar için daha iyi olurdu. Masal’ın bizde kalması ise son derece normal bir durumdu. Zaten haftanın en az iki günü bizdeydi. Sadece bu sayı yediye çıkacaktı. Kardeş gibi olduğumuz için bu durumu yadırgamadım. Aksine mutlu oldum.
Bir anda aklıma Ekin’in annesi Bade teyze geldi. Sonuçta annemlerin asistanıydı. O da gidecek miydi?
-Peki Bade teyze anne? O da gelecek mi sizinle?
-Daha kesin değil. Ona isterse gelmemesini, burada kalıp biz gelince işine devam edebileceğini söyledik. Ama gelmek istediğini, bunun onun için çok iyi olacağını söyledi. İlk önce Ekinle konuşmak istiyormuş ama.
-İyi de o giderse Ekin ne yapacak? Sonuçta babası da yok. Tek başına mı kalacak?
-Bilmiyorum annecim. Ama gelmek isterse bir şekilde halledilir.
-Evet haklısın dedim.
Artık sakinleşmiştim. Anneme kızmıyordum. O da emir kulu sayılırdı ne de olsa. En azından tek başıma değildim. Masal ve abim olacaktı yanımda. Ama annemle geçirebileceğim bir haftam vardı ve bunu iyi değerlendirmeliydim.
…
Sonunda okuldan eve gelmiştim. Daha abim ve annem gelmemişti. Üstünü değiştirdim. Acıkmıştım. Aşağı inip bir şeyler atıştırmayı düşündüm ama o kadar üşendim ki boş verip yatağa yattım. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum.
Kalktığımda içerden sesler geliyordu. Galiba abimle annem gelmişti. Kalktım. Odamın karşısında bulunan lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Annemle abimin sesi yukarıdan, annemin odasından geliyordu. Zaten yukarıda sadece annemin odası ve teras vardı. Gelen sesler üzerine ben de yukarı çıktım. Kapı açıktı. Konuşuyorlardı. İçeri girdim.
-Merhaba!
-Merhaba canım. Uyanmışsın dedi annem.
-Evet, uyandım. Siz ne zaman geldiniz? Hiç duymamışım.
-Ben geleli yarım saat oldu da annem yeni geldi dedi abim. Sana baktım ama uyuyorsun diye rahatsız etmek istemedim.
-Ay evet, ne zaman uyudum, hiç hatırlamıyorum bile. Bu aralar kendimi çok yorgun hissediyorum. Hep uykum var sanki.
-Bir doktora mı gitsek Sinem? İster misin?
-Doktorluk bir şey olduğunu zannetmiyorum ama bilmiyorum.
-Ben ne olur ne olmaz gitmeden seni doktora götiriyim. Aklım burada kalmasın giderken.
-Tamam annecim, gideriz dedim.
Kısa bir sessizlik oldu.
-Ee, yemek yemiyor muyuz? Ben çok acıktım dedi abim. Aslında ben de acıkmıştım ama yeni kalktığım için canım bir şey istemiyordu. Yine de aşağı inip yemeği hazırladık ve hep beraber yemeğe oturduk. Yemek yerken annem;
-Annecim, sana bir şey söyleyeceğim. Biz bu konuyu abinle konuştuk ve şimdi sana anlatalım dedik.
-Ne oldu anne dedim gergin bir şekilde.
-Hani dün sen sormuştun ya, Bade teyze de gelecek mi diye. Bugün onunla konuştuk ve gelmek istediğini söyledi. Hatta Ekinle de konuşmuş. O da annesinin bizimle gelmesini istemiş. Ama Bade, Ekin’in nerede kalacağı konusunda biraz tereddütte. Burada amcaları varmış ama babası yüzünden Ekin onlarla görüşmek istemiyormuş. Ben de diyorum ki acaba Ekin biz de mi kalsa? Ne dersin?
Bir an duraksadım. Böyle bir şey beklemiyordum. annem bu durumu abimle konuşmuş muydu, konuştuysa abim buna nasıl izin vermişti, bilmiyorum. Yani Masalla benim bir erkekle bir çatı altında kalmamızı istemezdi. Sonuçta bu birkaç gün değildi. Bir aya yakın bir zaman sürecekti. Ama izin vermişti. Ne diyebilirdim ki? Sonuçta Ekinle çok iyi arkadaştık ve aynı evde kalmayı neden istemeyeyim ki?
-Ne diyim anne? O benim arkadaşım. Tabi ki de olur dedim heyecanla.
-Biz abinle de konuştuk. O da olur dedi. Bir an durakladıktan sonra devam etti;
-Ee, madem ikiniz de olur diyorsunuz, ben yarın Badeyle konusuyum. O da olur derse Ekin burada kalır.
-Tamam olur anne dedim ve gülümsedim.
Sevinmiştim. Böyle bir şeyi hiç tahmin etmezdim. Ama gerçekti iste. Acilen bunu Masal’a demeliydim. Onun tepkisini gerçekten çok merak ediyordum.
…
Annemler bugün gidiyordu ve biz de bunun için hazırlıklar yapıyorduk. Dün okula gitmeyip anneme yardım etmiştim. Bugün de zaten hafta sonuydu. Bugün diğerleri bize yemeğe geleceklerdi. Buradan da havaalanına gidip yola çıkacaklardı. Ekin’in bizde kalması da kesinleşmişti. Başta annesi istemediyse de annem Bade teyzeyi ikna etmişti. Ona abimle benim odamın bulunduğu ikinci kattaki oturma odasını ayarlamayı düşünüyorduk. Zaten başka oda yoktu. Bir tek aşağıdaki oda kalıyordu ama oda hem küçüktü hem de kışın orası soğuk oluyordu. Kalmak için orası uygun olmayacaktı. Bu yüzden bizim katta olması daha iyi olacaktı. Ben bunları düşünürken kapı çaldı. Sonunda gelmişlerdi. Kapıyı açtım ve karşımda Murat amcayı, Yeliz teyzeyi, Masal’ı gördüm. Tabi bir de benim küçük ikizlerim Yasin ve Uzay vardı.
-Hoş geldiniz dedim gülümseyerek. Hadi geçin içeri, üşümeyin dedim. İçeri girdiler. Kapıyı kapattım. Paltolarını astım. Yerde dizlerimin üzerinde durup kollarımı açarak Yasin ve Uzay’a hitaben;
-Hadi bakalım. Kim önce kollarıma ulaşıp bana sarılacak. Hadi koşun koşun koşun dedim.
İkisi de aynı anda koşup aynı anda kollarıma ulaşıp bana sarıldılar. Yine aynı zamanda ikisi de kendisinin kazandığını söylüyordu. Ben de;
-İkiniz de aynı anda geldiniz. Yani ikiniz de birincisiniz deyip ikisinin de yanağından öptüm. Bu arada diğerleri salona geçmişlerdi. Ben de ikizlerle salona geçtim.
Ekin ve Bade teyzeyi bekliyorduk. Onlar da gelince yemeğe başlayacaktık. Tam Ekin’i aramak için telefonu elime almıştım ki kapı çaldı. Gelmişlerdi. Ben de açmak için kapıya koştum. Gülümseyerek;
-Hoșgeldiniiz dedim.
-Hoş bulduk. Kusura bakmayın biraz geç kaldık dedi Bade teyze.
-Yok canım. Ne kusuru. Hadi geçin içeri dedim ve onlar içeri girince kapıyı kapattım.
İçeri girince Bade teyze;
-Ne güzel eviniz varmış. Her zaman böyle bahçeli güzel bir evim olsun isterdim dedi.
-Daha güzelleri sizin olsun dedim gülümseyerek. Bu arada annem de onları karşılamak için yanımıza gelmişti. Sarıldık ve içeri geçtik. Onlar sohbet ederken Masal, ben ve abim sofrayı hazırlıyorduk. Ekin de yardıma geldi daha sonra ama zaten yapacak pek bir şey yoktu. Sofra hazırlanınca hep birlikte yemeğe oturduk, sohbetlerine yemekte devam ettiler. İşle ilgili konuşuyorlardı hararetli hararetli. Biz de pek anlamasak da onları dinliyorduk. Yasin ve Uzay bile sessizce onları dinliyordu. Yemeklerimizi yedikten sonra tatlıya geçilmişti. Tatlılar yendikten sonra biraz daha sohbet edildi. Ama artık annemlerin gitme saati gelmişti. Gelmesini hiç istemediğim o saat gelmişti. Herkes kalkmış, kapının önünde vedalaşıyordu. Annem abimle sarılıyordu, ben de diğerleriyle vedalaştım. En sona annemi bırakmıştım. Herkesle vedalaşmam bitince annemle göz göze geldim. Gözlerim doldu. Gözleri doldu. Dayanamadım. Gözlerim yaşlarını serbest bıraktı. Anneme sarıldım. Annemden tekrar ayrılmak istemiyordum ama gidiyordu işte. Annem de ağlıyordu.
-Anne ağlayacaksan niye gidiyorsun dedim titreyen sesimle.
-Çünkü sen ağlıyorsun.
Bunu duyunca daha fazla ağlamaya başladım. Hıçkırarak ağlıyordum. Kollarımdan sıyrıldı. Yüzüme baktı. Gözyaşlarımı sildi.
-Lütfen ağlama annecim. Sen böyle ağlarsan ben seni bırakıp gidemem ki.
Yüzüne baktım. Güldüm. Kendimi toplamalıydım. Sonsuza kadar ayrılmıyorduk sonuçta. Birkaç hafta sonra yine görüşecektik sonuçta. Bunları aklıma getirip biraz daha kendimi topladım. Gözyaşlarını sildim. Annemin yüzüne bakıp gülümsedim.
-Anne sen bana bakma, git hadi.
Annem yanağıma bir öpücük kondurdu.
-Hep aklımda olacaksınız. Unutma dedi ve diğerlerine dönüp;
-Hadi gidelim artık. Yoksa uçağı kaçıracağız dedi. Diğerleri de onu tasdiklediler. Annem kapıyı açtı ve ilk o dışarı çıktı. Diğerleri de arkasından. Abim onları bırakmaya gitti. Biz üçümüz kalmıştık evde. Ekin’e baktığımda gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Masal’a baktığımda ise ağlamaktan yüzü kıpkırmızı olmuştu ve hâlâ ağlıyordu. Gittim ve ona sarıldım. Biraz sakinleşince ondan ayrıldım ve salona sürükledim onu. Ekin de arkamızdan geldi. Oturduk.
-Masal ağlama artık. Ağlayınca çok çirkin oluyorsun, her seferinde diyorum bunu sana dedim biraz rahatlamasını istediğim için. Güldü.
-Bana diyene bak. Sen de ağlamışsın. Belli.
-Evet ama bak, artık ağlamıyorum dedim.
Hep beraber güldük. Bir müddet sessizce oturduk. Baktım, böyle olmuyor en azından bir şeyler yapmalıydık.
-Ee, yarın okul var ve saat geç oluyor. Yataklarınızı ayarlayalım mı? Eşyalarınızı da kendinize göre ayarlarsınız dedim. İkisi de başlarını salladı ve yukarı çıktık çantalarını alıp.
Ekin’e odasını gösterdim. Zaten hemen bizim yanımızdaydı odası. Ona yardim ettik eşyalarını düzenlerken. O sırada odanın kenarında gitarı gördüm. Yukarı çıkarken görmemiştim.
-Gitar mı çalıyorsun?
-Evet dedi sadece.
-Artık bize de bir gün çalarsın dedi Masal.
-Çalarım tabi. Neden olmasın dedi.
O sırada aşağıdan kapı açılma sesi geldi. Abim gelmişti. Aşağıda ışıklar kapalı olduğu için olsa gerek direk yukarı gelmişti.
-Ne yaptınız çocuklar bakalım dedi. Bu sırada odaya girdi.
-Ooo odayı yapmışsınız bile. Bana gerek kalmamış.
-Evet, kızlar yardim etti de yaptık dedi Ekin.
-Ee, o zaman yatsak iyi olur. Biliyorsunuz yarın okul var sonuçta dedi abim.
Abim boyle deyince çok yorulduğumu ve uykumun geldiğini anlamıştım. Diğerleri de itiraz etmediler. Masal’ın da yatağını hazırlayıp yattık. O kadar yorgundum ki ne ara uyuduğumu anlayamamıştım.
…
Annemlerin gitmelerinin ardından dört gün geçmişti. Perşembe günüydü ve artık evdeki düzene alışmıştık. Hatta Ekin’e de çok alışmıştık. Abim de Ekin’i sevmişti. Çok iyi anlaşıyorlardı. Hayatımızda da bir sorun yoktu. Bu yüzden mutluydum. Mutlu olmamak için bir sebebim yoktu ki. Bunları düşünürken okulun bahçesinin en köşesindeki çardakta oturuyordum. Tek değildim. Yanında Masalla Ekin de vardı. Soğuktan titresek bile dışarıda oturuyorduk işte, kantinde yer kalmamıştı biz de biraz üşüyelim deyip çıkmıştık. Diğerlerinin yüzüne baktığımda soğuktan burunları kıpkırmızı olmuştu. Kesin benimki de öyleydi ama çok da taktığım yoktu. Bahçe boştu. Tek tük, birkaç kişi vardı sadece. Biz de yemeklerimizi yerken gelip geçenlere bakıyorduk. Sessizdik.
Bugün Ahmet gelmemişti. Kaç defa arasak da telefonlara cevap vermiyordu. Merak etmiştik hepimiz. Sessizliği bozup Ekin’e hitaben;
-Ekin bir daha arasana Ahmet’i. Belki şimdi açar dedim
-Tamam ariyim. Bekle şunu bitireyim de dedi.
Elindeki dönerin birkaç lokması kalmıştı. Onu da ağzına attı ve cebindeki telefonunu çıkardı. Biz de Masalla yemeklerimizi yerken onu izliyorduk.
-Hoparlöre alıyorum dedi. Kafamızı salladık ikimizde. Gidip iki yanına oturduk. Beklemeye başladık. Telefon çalıyordu. Uzun uzun çaldı. Galiba yine açmayacak diye düşünüyordum ki telefon açıldı.
-Efendim!
Sesi çok yorgun ve üzgün geliyordu.
-Ahmet. Benim. Ekin.
-Biliyorum.
-Yanında Sinem’le Masal da var. Hoparlördesin. Haberin olsun.
Bir şey demedi. Bunun üzerine Masal atladı.
-Niye gelmedin bugün?
-Gelemedim. Öyle işte.
-Lan, sabahtan beri kaç defa aradım. Telefonunu açmıyorsun. Bir de diyorsun ki gelemedim, öyle işte. Ne oldu, söylesene dedi Ekin. Sesi biraz yükselmişti bunları söylerken. Hem sinirli hem de endişeli gibi duruyordu.
-Size haber veremedim. Zamanım olmadı. Şey…
Sustu. Sanki söylemek istiyor da söyleyemiyor gibiydi. Hepimiz meraklanmıştık. Dayanamayıp;
-Ney dedim.
Burnunu çekme sesi geldi. Ağlıyor muydu?
-Kardeşim… Kardeşim ölüyor dedi sesi titrerken
İlk duyduğumda anlayamadım, ya da anlamak istemedim. Hangisi bilmiyordum ama anlaması çok güç bir şeydi. Çünkü yaşamayan anlamazdı. Ben yaşadığım için anlıyordum. Bu, bu hayatta duyabileceğiniz en kötü şeylerden birisiydi. Bunun adı çaresizlikti…
Hiçbirimiz hiçbir şey diyememiştik. Sessizlik oldu aramızda. Karşı taraftan ise Ahmet’in burun çekişleri geliyordu. Ağlıyordu.
-Kardeşinin nesi var dedi Masal, sesi titreyerek.
-Kardeşimin zaten doğuştan kalp yetmezliği vardı. Dün akşam da kalp krizi geçirdi. Akşamdan beri hastanedeyiz. Şu an yoğun bakımda ve durumu kritik dedi. Bunları zorla anlatmıştı. Sesinden ve duraksamalarından anlaşılıyordu.
-Hangi hastane? Biz de gelelim dedim.
-Yok, gelmenize gerek yok. İçeri almıyorlar zaten. Göremiyoruz onu. Sadece dışarıda bekliyoruz dedi.
-Olsun beraber bekleriz dedim.
-Yok, zaten ben birazdan eve geçicem. Biraz durdu ve sonra devam etti;
-Annemler bu akşam İstanbul’a gidecek. Orada annemin arkadaşı var. Kalp cerrahı. Kardeşim kalp nakli sırasına girmişti orada. Daha sıra vardı ama şu an durumu kritik olduğu için öne almışlar sırasını. Bu yüzden bu akşam yola çıkacak annemler. Ben burada, teyzemde kalıcam. Şimdi de eve gidip eşyalarımı toplayacağım dedi.
-Tamam o zaman. Ben sana geliyorum dedi Ekin.
-Gelmene gerek yo…
-Geliyorum, itiraz da istemiyorum dedi Ekin. Bunun üzerine Ahmet bir şey demedi. Masal;
-İnşallah kardeşin iyi olur. Çok çok dua edicez.
-İnşallah. Başka kimse bir şey demedi. Ekin de;
-O zaman ben kapatıyorum ve şimdi yola çıkıyorum dedi.
-Tamam, görüşürüz dedi Ahmet ve kapattı.
-Biz de gelelim dedim ben.
-Siz kalın. Zaten ben de eşyalarını toplamasına yardım ederim. Başka yapacak bir şey yok dedi.
Kafamı salladım. Haklıydı. Gitsek bile bir şey yapamayacaktık zaten.
Ekin vakit kaybetmeden gitti. Biz de Masalla çardakta baş başa kaldık. İkimiz de konuşmuyorduk. Ahmet’i ve kardeşini düşünüyorduk. Ahmet’in sesi telefonda çok kötü geliyordu. İyi değildi çünkü. Onu o kadar iyi anlıyordum ki. Ne olacağını bilmeden, elin kolun bağlı beklemek. Ve bir de korku… Sevdiğini kaybetme ihtimalin olduğu için duyduğun o korku. Ben bunların hepsini zor da olsa atlatmıştım ama şimdi Ahmet’le konuşunca aklıma gelmişti yaşadıklarım. Zaten hiçbir zaman unutmamıştım ki. Unutamazdım. Aynı şeyleri şu an Ahmet de yaşıyordu. Bizimse tek yapabildiğimiz ona destek olmaktı ve bunu yapacaktık. Yapabildiğimiz kadar.
…
Cumartesi günüydü ve evde boş boş oturuyorduk. Sıkılmıştık. Abim yukarıda ders çalışıyordu. Biz de mutfakta yemek hazırlıyorduk Masalla. Ekin’e, Ahmet’i arayıp onu da çağırmasını söylemiştim. Teyzesiyle konuşup geleceğini söylemişti, biz de ona konum attık ve gelmesini bekledik. Yarım saate gelmişti. Acıktığımız için hemen yemeğe oturup tabaklarımızı silip süpürmüştük. Yemekten sonra Masalla ben mutfağı toplayıp salona gitmiştik. Abim yine odasına çıkmıştı. Ekin ve Ahmet vardı salonda. Biz de onlarla oturduk ama kimse konuşmuyordu. Ben de sessizliği bozdum;
-Ahmet, kardeşin nasıl oldu? Konuştun mu?
-Evet, gelirken annemle konuştum. Hastanedelermis. Şimdilik iyiymiş kardeşim. Ama pek ayrıntılı konuşmadık. Ameliyatın da ne zaman olacağını söylemedi annem. Sana haber veririm dedi.
-İnşallah iyileşir dedi Masal. Biz de “İnşallah” dedik.
Tekrar sessizlik oldu. Böyle ortamlarda sessizlik olmasını hiç sevmezdim. Ama bu sefer sessizliği bozan ben değil Masal oldu.
-Yaa, acaba film falan mı izlesek? Böyle sessiz sessiz, boş boş oturmaktan iyidir.
-Siz izleyin, benim hiç izleyesim yok. Hatta gideyim ben dedi Ahmet.
Canı sıkkındı tabii ama kendini böyle soyutlayarak hiçbir yere varamazdı. Ben de bunun üzerine;
-Yaa, Ahmet böyle yapma. Tamam üzgünsün biliyorum. Canın yanıyor biliyorum. Seni çok iyi anlıyorum. Ama… diye devam etmek istedim ama sözümü kesti.
-Nasıl bileceksin ki Sinem, nasıl anlayacaksın ki? Hiç çok sevdiğin birini, çok değer verdiğin birini kaybetme korkusu yaşadın mı? Canımın ne kadar yandığını nasıl anlayacaksın ki dedi. Biraz sinirli ve yüksek sesle söylemişti bunları. Sanki sadece kendisi bunları yaşıyormuş gibiydi söylerken.
Bunun üzerine ne diyeceğimi bilemedim. Yaşamıştım. Hem de sadece o korkuyu duymakla kalmayıp iliklerime kadar hissetmiştim. Ben babamı, abimi kaybetmiştim. Hem de bir gün arayla. Evet, yaşamadan kimse bunu anlayamazdı, hissedemezdi; biliyordum. Ama Ahmet’e hiçbir şey söylemedim. Sadece yerimden kalktım. Kalkarken Ekin bir şeyler söyleyip beni durdurmak istese de izin vermedim. Gözlerim dolmuştu. Burada ağlamak istemiyordum. Lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadım. Sakinleşmeye çalıştım. Birkaç dakika lavaboda kalıp sakinleşince çıktım. Tekrar salona gittim. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum ama yine de oraya gittim. Daha demin oturduğum yere Masal’ın yanına oturdum. Diğer koltukta da diğerleri vardı. Hepsi bana bakıyordu. Neden baktıklarını anlamamıştım ama Ahmet konuşunca anladım;
-Sinem ben özür dilerim. Düşüncesizce bir laf ettim. Saygısızlık da yaptım. Ayrıca babanı ve abini kaybettiğini bilmiyordum. Gerçekten çok özür dilerim.
Masal’a baktım. O da biraz mahcup bir ifadeyle bana bakıyordu. Demek ki o söylemişti. Ona kızmamıştım. Ahmet’e de kızmamıştım. Sonuçta çaresizliğin insana neler yaptırdığını biliyordum. İnsan nasıl davranacağını, nasıl tepkiler vereceğini bilemiyordu. O yüzden biraz böyle sinirliydi. Anlayabiliyordum.
-Yok, önemli değil. Sadece hâlâ babamı ve abimi hatırlayınca üzülüyorum. Dört sene oldu ama hala alışamadım. Bu evde hâlâ onları görüyorum, onları hissediyorum. Bazen anılarımız aklıma geliyor. Aklıma gelenlerle gülümsedim. Ama hüzünlü bir gülüştü bu. Aklıma gelenleri dilime de döktüm;
-Burada, salonda abimle yakalamaca, saklambaç, el kızartma oynayışlarımız… Yaşlarımız yakın olduğu için Baha abimle daha çok oynardık Yiğit abime oranla. Çok korumacıydı. Her fırsatta bunu hissettirirdi. Kaç defa benim yüzünden çocuk dövmüştür, sayısını bilmiyorum. Güldüm. Bir iç çektim. Gözümden bir damla yaş düştü. Sildim. Burnum da akmıştı. Burnumu da çektim. Sonra devam ettim;
-Babam… Babam ben küçükken eve gelirken çoğu gün bir şey alıp da gelirdi bana. Bir şey bulamazsa çikolata, şeker alırdı. Annem derdi. Şu çocuğu şımartma diye. Babam da bir kızım var onu da niye şımartmayayım derdi. Böyle bir kız olduğuma bakmayın. Küçükken çok şımarıktım. Sadece babam da değil, abimler de beni çok şımartırdı. Bir de zaten küçük olunca genelde tüm ilgiyi ben çekerdim. Sonra… ikisini birden kaybedince… yani Baha abimi ve babamı… Durakladım. Diyeceklerim dilimin ucundaydı ama sanki söyleyemiyordum. Kendimi topladım ve devam ettim;
-Abimi ve babamı bir gün arayla kaybedince sessizleştim, sakinleştim. Doğru düzgün konuşmamaya başladım. Sekizinci sınıfta psikolojik destek aldım. Liseye geçtiğimde ancak kendime gelebildim. Çok zor atlattım. Bir müddet sustum. Sonra yine devam ettim;
-Annem sırf bizi okutmak için daha çok çalışmaya başladı. Hatta bu yüzden şirkette derecesi bile yükseldi. Ama bizi hiçbir zaman ihmal etmedi. Her zaman çok ilgili bir anne oldu. Hatta bu yüzden anneme de çok düşkünümdür. Abimse benim hem babam hem abim oldu. Elinden geldiğince isteklerimi yerine getirdi. Her zaman bana karşı çok ilgili oldu. İkisinin de hakkını ödeyemem. Onlar olmasaydı herhalde şu an bu halde olmazdım. Durdum. Masal’a baktım;
-Tabii Masal ve ailesi de çok destek oldular bu konuda. Onların da hakkını ödeyemeyiz.
Masal bana bakıp gülümsedi. Ben de ona gülümsedim. Daha sonra diğerlerinin yüzüne baktım. Hepsi de üzülmüştü. Hatta Ahmet’in gözleri doluydu. Aslında onları üzmek istememiştim. Sadece aklıma gelenleri söylemiştim ama böyle bir etki bırakmıştı. Amacım bu değildi. Sadece Ahmet’e kendi yaşadıklarımı ve bunların bana nasıl hissettirdiğini anlatmak istemiştim. Onu anladığımı, onun nasıl hissettiğini bildiğimi belirtmek istemiştim.
-Kusura bakmayın, ben bir an kendimi kapatırdım işte. Sizi üzmek istememiştim. Ama ben de bunları yaşadım. Öğrenmiş oldunuz dedim ve güldüm. Gözümden bir damla yaş düşmüştü bu arada. Sildim. Yüzlerine baktım. Hâlâ bana bakıyorlardı.
-Amaan iste. Ortam bir an duygusal oldu. Yeter bu kadar duygusallık. Hadi film izleyelim. İsterseniz ya da severseniz macera, korku ya da komedi izleyelim ki şu ortam dağılsın dedim. Çünkü artık bu duygusal ortamın dağılmasını istiyordum. Normal halimize dönmek istiyordum. Masal da bana arka çıktı.
-Tamam peki dedi Ekin. O zaman Ahmet seçsin ne yapacağımızı.
Hepimiz bunu kabul ettik.
-Yaa niye ben? Çoğunluk ne istiyorsa onu yapalım, beni ortaya atmayın dedi.
Ama biz ısrar ettik. Bunun üzerine film izleyelim dedi. Macera filminde karar kıldık ve hiçbirimizin izlemediği, iyi yorumların olduğu bir film bulduk. İzlemeden önce Masal ve Ekin markete gidip içecek ve cips falan aldılar. Biz de Ahmet’le mısır patlattık. Bu sırada onunla biraz daha sohbet ettik. Ekin ve Masal gelince filmi izlemeye başladık. Abimi de çağırdık ama abim ders çalışacağını söyleyip gelmedi. Film bitince biraz filmle ilgili konuşup daha sonra okuldaki insanların dedikodusunu yaptık. Herhalde hakkında konuşmadığımız kişi kalmamıştı. Sadece kızlar dedikodu yaparlar derler ama Ekin ve Ahmet de bizim kadar dedikodu yapmıştı. Bizden aşağı kalır yanları yoktu yani. Konuşurken Ahmet’in kalması için çok ısrar ettik ve sonunda ikna ettik. Gece bizde kalacaktı.
Bölüm sonu...
Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum...
Bölüm etkileşimi
