17. bölüm · Unut Gitsin
Bölüm 17
İyi okumalar...
-Masal dedim biraz şaşırmış şekilde bağırırken. Ne oldu sana? Niye ağlıyorsun? Ayrıca siz Ahmetle gitmeyecek miydiniz? Ne oldu? Art arda bir sürü soru sormuştum ama cevaplayacak halde değildi. Bunun farkındaydım. Ben de bu yüzden soru sormayı bıraktım.
-Hadi gel diyerek kolundan tutup onu içeri aldım. Kapıyı kapatıp onu salona doğru sürüklüyordum ki kolunu çekti ve;
-Ben odaya çıkıcam diyerek merdivenlere yöneldi.
-İyi, peki diyebilirim arkasından sadece.
Tam bu sırada da erkekler sofradan kalkıp yanımıza gelmişlerdi. Abim telaşla;
-Ne olmuş? Nesi var?
-Bilmiyorum, hiçbir şey demedi.
-Ahmetle gidecekler dememiş miydiniz?
-Evet, öyle demiştik ama bir terslik olmuş ağlamasından da anlaşılacağı gibi dedi Ekin.
-Evet, gidip bakalım dedi abim ve merdivenlere yöneldi.
-Abi, dur deyip arkasından gittim. Kız zaten iyi değil. Bir de yanına gidip hesap sorar gibi ne oldu mu diyeceksin. Ben onunla konuşurum, siz yemeğinize devam edin dedim ve yukarı çıkıp odaya girdim. Masal yatağına uzanmış, ağlıyordu. Yavaşça yatağın kenarına oturdum ben de.
-Masal, bana bak canım. Ne oldu bana anlatır mısın? Bir müddet bekledim. Cevap vermeyince devam ettim;
-Bak, gerçekten endişeleniyorum. Ahmetle kavga mı ettiniz yoksa?
-Keşke kavga etmiş olsaydık dedi ağlamasını sürdürürken
-Ne oldu dedim şaşırmış bir halde. Ne olmuş olabilirdi ki?
-Sinem, lütfen yalnız kalmak istiyorum. Beni birazcık yalnız bırakır mısın? Sakinleşmem lazım ilk. Sonra anlatırım, söz.
Bunu deyince ilk tereddüt etsem de sonra belki de gerçekten yalnız kalması gereklidir diye düşündüm.
-Tamam, peki. O zaman ben kapının önündeyim ve birazdan gelicem. Tamam mı?
Bir şey demeden kafasını salladı. Hala ayni pozisyonda ağlıyordu. Onu o şekilde bırakarak dışarı çıktım. Çıkmamla karşımda Ekin ve abimi görmem bir oldu. Bunlar yemek yemiyor muydu aşağıda?
-Ne olmuş dedi Ekin endişeyle.
-Bilmiyorum hiçbir şey demedi. Sadece yalnız kalmak istediğini ve sakinleşince anlatacağını söyledi. Ben de o yüzden dışarı çıktım. Biraz bekleyelim. Tekrar içeri girerim birazdan dedim. Abim kafasını salladı. Bunları fısıldayarak konuşmuştuk. Zira içeriden seslerimiz çok rahat bir şekilde duyulabilirdi. Biraz zaman geçmesini beklerken tekrar zil çaldı. Yine kimseyi beklemiyorduk. Bakalım bu sefer hangi sürprizle karşılaşacaktık? Kapıyı açmak için aşağı indim ve açtığımda karşımda Ahmet vardı.
-Ahmet dedim şaşırmış bir şekilde.
-Masal buraya mı geldi dedi o da sabırsız bir şekilde.
-Ahmet neler oluyor Allah aşkına deyip sorusunu cevaplamadan neler olduğunu anlamaya çalıştım.
-Masal buraya mı geldi deyip sorusunu yineledi ben cevaplamayınca sabırsız bir şekilde.
-Evet dedim teslim olurcasına. Yukarıda, odada.
Cevabı alır almaz içeri girdi ve yukarı çıkmaya başladı. Arkasından bağırdım.
-Yalnız kalmak istedi.
Ama o dediğimi hiç duymamış olmalı ki hızlı hızlı yukarı çıktı. Ben de kapıyı kapatıp arkasından gittim. Ahmet kapıyı yumrukluyordu. Masal kapıyı kilitlememişti ben çıktığımda ama bu arada kilitlemiş olmalıydı.
-Masal, yalvarırım aç kapıyı. Hiçbir şey göründüğü gibi değil, yemin ederim. Bir aç kapıyı da sana yüz yüze olanları anlatayım. Masal, lütfen.
Abim, Ekin ve ben şaşırmış bir şekilde Ahmet'e bakıyorduk. Bu arada içerden ses geldi;
-Ahmet, git buradan. Seni görmek istemiyorum hatta sayende kimseyi görmek istemiyorum. Yalnız kalmak istiyorum. Bunları ağlayarak söylemişti.
-Masal, lütfen. Bana bir şans ver sana olan biteni anlatayım. Dediğim gibi hiçbir şey göründüğü gibi değil. Masal, lütfen.
Bunları söylerken ağlamaklı sesi vardı Ahmet'in. Ağlamıyordu ama her an ağlayabilirdi. Masal bağırarak cevap verdi;
-Ahmet, git buradan. Kapıyı açmıcam ve seninle de konuşmayacağım. İstemiyorum. Git.
-Ne olursa olsun sen kapıyı açana kadar burada bekleyeceğim. Gerekirse kapının önünde gecelerim ama gitmem. Bunları biraz bağırarak söylemişti Ahmet ve biraz sert bir etki yaratmıştı üzerimizde. Biz hala ne olduğunu anlamamış şekilde Ahmet'e bakıyorduk. O bunları söylediğinde kapının önüne çömeldi. Masal'dan ses gelmiyordu ama kapıyı açmasını umuyordum. Hem neler olduğunu anlamak için hem de Ahmet gerçeği söylüyor gibiydi. Onu bu kadar üzgün bir tek kardeşi hastalandığında görmüştüm. Hiçbirimiz bir şey demiyorduk. Birkaç saniye sonra kapının kilidi açıldı ve Masal kapıyı yavaşça açtı. Ahmet fırlar gibi yerden kalktı ve Masal’a döndü.
-Ne anlatacaksan çabucak anlat ve hemen git buradan dedi Masal Ahmet'e bakmadan.
-Bak, yemin ederim ben istemedim. Kendisi dudaklarıma yapıştı bir anda. O sırada da sen gördün. Masal, lütfen bana inan.
-Onunla seni gülüşürken gördüm Ahmet. Bu, senin anlattığına hiç uyuşmuyor nedense diye bağırdı Masal Ahmet'in yüzüne yaşlı gözlerle bakarken.
-Hayır, o içten bir gülümseme değildi. Durdu ve yavaşça devam etti. Bak, ben seni orada beklerken yanıma geldi. Saçma saçma şeyler söyledi. İste sizi ayiricam, zaten siz birbirinizi sevmiyorsunuz, sen beni seviyorsun falan dedi. Ben de ona güldüm ve bizi ayıramazsın dedim. O sırada senin geldiğini görmüş olmalı ki bir anda dudaklarıma yapıştı. Ben de bir an dondum kaldım, ne yapacağımı bilemedim. Sonra kendime geldim ve anında ayrıldım ondan. Masal, yalvarırım inan bana. Gerçekler bunlar.
Ahmet bunları söyledikten sonra sessizlik oldu. Hepimiz neler olduğunu anlamıştık artık. Derin sessizliği abim bozdu;
-Bir dakika bir dakika! Ben yanlış anlamadım değil mi olayı? Durdu ve derin bir nefes alıp verdi. Yavaşça devam etti. Siz ikiniz sevgilisiniz ve hatta ne zamandır ve hatta sen onu üzdün. Öyle mi Ahmet? Son sözleri Ahmet'e bakarak söylemişti. Abimin gözleri dehşet saçar gibiydi. Onu böyle görmeye alışkın değildim. Gerçekten çok sinirlendiğinde böyle olurdu. O da çok nadirdi.
-Evet abi dedi sessizce Ahmet.
Abim Ahmet'e kızgınlıkla bakıyordu ve bir anda harekete geçip Ahmet'e sert bir yumruk attı. Ahmet bir an sendeledi ama düşmedi. Bir anda ne olduğunu anlamamıştık hiçbirimiz ama anladığımda hızlıca abimin yanına gittim.
-Abi, ne yapıyorsun diye bağırdım. Ama abim beni duymamıştı bile.
-Bu, ben seni kardeşim bilirken senin benim kardeşime o gözle baktığın içindi. Sonra durdu ve bir tane daha yumruk attı yine sert bicimde. Bu sefer Ahmet sendeledi ve yere düştü. Hızlıca onu yerden kaldırdım ve abime döndüm;
-Abi, dur diye bağırdım. Ama yine abim beni duymuyordu.
-Bu da onu üzdüğün içindi. Yine derin bir nefes alıp devam etti. Şimdi defol git dedi yavaşça.
-Abi ya sen ne yaptığını zannediyorsun diye bağırdım. Ahmet'e donup devam ettim;
-Hiçbir yere gitmiyorsun Ahmet. Abimin senden özür dilemesi gerek önce, değil mi abi?
-Defol git evimden diye bağırdı bu sefer abim.
Ahmet uzun uzun baktı ve odadan çıkıp aşağı inmeye başladı.
-Abi ne yapıyorsun diye bağırdım ve Ahmet'in arkasından aşağı indim;
-Ahmet, bir saniye. Lütfen bir durur musun?
Dış kapının önüne kadar gelmişti. Arkasını döndü;
-Bak, abimin adına çok özür dilerim. Çok sert vurdu, dudağın bile kanamış. Gerçekten çok özür dilerim. Gitme otur da şuna pansuman yapalım dedim parmağımla dudağının kenarındaki kani silmeye çalışırken. O ise kafasını çekti ve;
-Önemli değil Sinem. Sen Masal’ın iyi olduğundan emin ol, yeter benim için dedi ve hiçbir şey dememe fırsat vermeden kapıdan çıkıp gitti. Ben de hışımla yukarı çıktım abime kızmak için. Yukarı çıkınca abimi antredeki merdivenlere oturmuş gördüm. Karşısına geçip;
-Abi, sen ne yaptığını zannediyorsun? Ya, sen kimsin de ona yumruk atıyorsun ya? Gerçekten sana inanamıyorum abi, gerçekten inanmıyorum diye bağırdım.
Ne söylersem soyleyim sinirim yatışmıyordu. O da bana bağırarak karşılık verdi;
-Kim mi oluyorum Sinem? Senin ve Masal’ın abisi oluyorum. Gerçekten abisi olmasam da manevi abisi oluyorum.
-Ya, abi! Bizim abimiz olman sana birine vurma hakkı vermiyor. Hem de o kadar sert bir şekilde. O kadar sert vurmuşsun ki çocuğun dudağı kanamış. Kim olursan ol buna hakkın yok abi, tamam mı?
Abim ilk önce bir şey demedi ama birkaç dakika sonra konuyu başka bir yere çekip devam etti konuşmaya. Ama bu sefer bağırmıyordu;
-Anlamalıydım. Hep beraber bizim eve geldiğimizde anlamalıydım.
-Abi, o zaman öyle bir şey yoktu ki dedim yine bağırarak. Ama olsaydı da söylememem daha iyi olurmuş. Çünkü birini yumruklamanı istemezdim. Bunları söyledikten sonra antrede bir aşağı bir yukarı gitmeye başladım. Sakinleşmeye çalışıyordum. Bu arada abim bana hesap sorar gibi konuşmaya başladı;
-Bana doğruyu söyle Sinem, senin biriyle ilişkin var mı? Sevgilin var mı? Bu sorunun üzerine şaşkınlıkla durdum ve abime baktım. Bu ne demekti şimdi?
-Abi sen ne diyorsun ya dedim bağırarak.
-Bana cevap ver. Var mı sevgilin dedi bağırarak o da.
-Ne yapacaksın? Varsa gidip onu da mı yumruklayacaksın diye bağırarak cevap verdim ben de.
-Bana cevap ver dedim diye bağırdı tekrardan. Abim ilk defa bana böyle bağırıyordu ve ilk defa gözleri bana böyle bakıyordu.
-Var. Var sevgilim. Ne yapacaksın? Ha, ne yapabilirsin? Beni de mi yumruklayacaksın? Yumruklasana, ne bekliyorsun? Var sevgilim. Yumrukla hadi beni diye bağırdım. Kendimi durduramıyordum. Abime o kadar sinirlenmiştim ki onu da sinirlendirmek için yalan söylemiştim. Abim bana uzun uzun baktı ve bana doğru adım attı. Abimin bana zarar vereceğini düşünüp istemsizce geriye doğru adım attım ve duvara yaslandım. Bu sırada Ekin’in de bize doğru yöneldiğini gördüm. O da benim gibi abimin bana zarar vereceğini düşünmüş olmalıydı. Daha fazla geriye gidemiyordum. Abim, aramızda çok az mesafe kalacak şekilde durdu. Yüzüne bakıyordum, o da benim yüzüme bakıyordu. Son anda gözlerini benim gözlerimden ayırdı ve arkadaki duvarı yumrukladı Daha sonra hiç beklemeden aşağı inip dışarı çıktı. Abimin arkasından bir müddet baktıktan sonra duvardan kayarak yere çömeldim. Ekin yanıma geldi ve beni kaldırıp daha demin abimin oturduğu merdivenlere oturttu. Masal da geldi yanıma oturdu.
-İyi misin?
-İyi olucam dedim gülümsemeye çalışırken. Bu sırada gözümden bir damla yaş düşmüştü. Abimle ilk defa bu kadar büyük kavga ediyorduk ve bu beni çok etkilemişti. Diğer tarafımda oturan Ekin gözümden yaş düştüğünü görmüş olmalı ki;
-Ağlamak iyi gelecekse ağla. Ama iyi gelmeyecekse ağlama. Çünkü hakkım olmasa da abine sinirleniyorum.
-Hakkın var sinirlenmene. Asıl onun hakkı yoktu bana o kadar bağırmaya ve Ahmet’i yumruklamaya dedim. Bu sırada gözümden bir damla daha yaş düştü, sildim. Ekin’e döndüm;
-Kusura bakma. Bu kavgaya şahit olmaman gerekiyordu. Aslında böyle kavga etmeyiz, yani genelde abim böyle hareket etmez ama anlamadım. Gerçekten kusura bakma. Zaten Ahmet'e de çok mahcup oldum.
-Moralini bozma bunun için. Sen bir şey yapmadın. Yani kendine kızamazsın olanlar yüzünden.
Kafamı salladım. Hala abime çok sinirliydim. Bir müddet sessizlikten sonra Ekin;
-Gerçekten var mı dedi.
-Ne var mı?
-Gerçekten sevgilin var mı?
-Hayır dedim gülerek. Yok sevgilim. Olsaydı bilirdin merak etme. Abimi sinirlendirmek için öyle söyledim. Tepkisini merak ettim.
-Abin sana vuracak zannettim.
-Ben de dedim. Derin bir nefes aldım. Eğer bu olsaydı ilk defa olacaktı ve eğer olsaydı bir daha onun yüzüne bakmazdım heralde.
-Belki abinin bugün morali bozuktu, belki bir şeye canı sıkkındı. Yani genelde böyle davranmıyorsa olabilir bu olasılıklar değil mi?
-Olabilir, olabilir de Ekin, moralinin bozuk olması birine yumruk atmasını ya da birine bağırıp çağırmasını gerektirmiyor. Bizim de moralimiz bozuk oluyor ama ortalığı yıkmıyoruz yani. Neyse yaa dedim ve sustum. Ekin de bir şey demedi. Bu sırada Masal’ın telefonu çaldı. Gözüm onun telefonuna kaydı. Ahmet arıyordu. O ise açmayıp ekrana bakıyordu.
-O telefonu aç. Giderken senin için endişelenmişti. Gözlerini gözlerime dikti. Birkaç saniye bakıştıktan sonra pes etmiş olmalı ki kalkıp odaya gidip kapıyı kapattı. Ekinle hiçbir şey demeden oturuyorduk. Birkaç dakika sonra Masal odadan çıktı;
-Dediğin gibi benim için endişelenmiş, ben de iyi olduğumu söyledim. Bir de onu dinlemeden bir kanıya vardığım için özür diledim. Bu olanların hepsi benim yüzünden. Özür dilerim sizden de.
-Senin bir suçun yok ki. Yani biz de öyle bir olay olduğunda senin gibi bir tepki veririz bence, değil mi dedi Ekin.
Kafamı salladım ve bu kasvetli ortamı dağıtmak için;
-Hadi aşağı inip yemek yiyelim. Ben gerçekten çok acıktım. Siz acıkmadınız mı dedim ve ayağa kalktım. Hadi deyip aşağı inmeye başladım. Onlar da arkamdan geldiler.
…
Akşamüstü olmuştu ve biz oturmuş, ders çalışıyorduk. Hepimiz salondaki masada oturmuştuk ve soru çözüyorduk, anlamadıklarımızı da birbirimize soruyorduk.
Abim hala eve gelmemişti. Ona hala kızgındım. Tam onu düşünürken kapı açılmıştı. Gelmişti. Yerimden kalkamadım. Hatta kafamı bile kaldırmadım.Yanımıza gelmesine de meraklı değildim. Ama o odaya geldi ve hatta bizimle masaya oturdu.
-Sinem diyerek bana seslendi. Duymamazlıktan geldim. Ona yalan söylemiştim ve o, bununla ilgili bir şey söylerse yalanımı devam ettirip onu daha da sinirlendirmeyi düşünüyordum. Ben duymamazlıktan gelince bir daha seslendi bana. Bu sefer kafamı kaldırıp yüzüne baktım. O da bana bakıyordu. Biraz bakıştıktan sonra konuşmaya başladı;
-Bugün için özür dilerim. Gerçekten. Sevgiliniz olabilir. Biliyorum. Hatta gayet doğal bir durum. Bunu da biliyorum. Ama işte ikiniz de bana emanetsiniz ve başınıza bir şey gelir diye korktum.
-Abi, eğer sen böyle yaparsan bizim başımıza kötü şeyler gelebilir, farkındasın değil mi? Çünkü eğer böyle tepki verirsen kötü bir şey olsa da sana söylemeyiz dedim biraz yüksek sesle.
-Biliyorum, biliyorum. Farkındayım. Ama işte Masal’ı öyle ağlarken görünce bir an devreler şaştı bende. Gerçekten hepinizden özür dilerim. Cevap vermedim. Ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Bugün bana o şekilde bağırması ve üstüme yürümesi beni çok etkilemişti. Abim tekrar konuşmaya başladı;
-Bakın, gerçekten bugün zor bir gün geçirdim ve bu yüzden de sonra size patladım. Biliyorum… diye devam ediyordu ki lafını böldüm;
-Bu mazeret mi sence abi? Biz de kötü gün geçiriyoruz. Mesela ben uzun zaman kötü günlerden geçtim. Bana defalarca iftiralar atıldı. İftiralar yüzünden onun bunun zorbalıklarına maruz kaldım. Yetmedi insanlar gözümün içine baka baka benim dedikodumu yaptılar. O da yetmedi çirkin söylemlere maruz kaldım. Bunları ben içimde yaşıyorum abi. Bunları bir kere bile sana hissettirdin mi? Yani evet ben de bir şey olduğunun farkındaydın ama bir kere bile birisine bağırıp çağırdım mı? Sinirimi birinden çıkardın mı? Senin dediğin şey bir mazeret değil. Ben bana vuracaksın zannettim ve bugün ilk defa senden korktum biliyor musun?
-Abim, saçmalama. Ben senin kılına zarar verir miyim?
-Bilmiyorum abi. O an gözlerin hiç öyle demiyordu.
-Ne kadar sinirli olursam olayım, sana zarar vermem Sinem.
-Ne yaparsın, bana zarar vermemek için başkasını mı yumruklarsın? Abim derin bir nefes aldı. Birkaç saniye durduktan sonra;
-Tamam abim,haklısın. Gerçekten özür dilerim. Bak Ahmet’ten de özür dilicem. Hatta yarın onu kendime affettirmek için eve davet ediyim. Olur mu?
-Dövmek için mi çağıracaksın, özür için mi?
-Özür için Sinem, özür için çağırıcam. Hatta sen de sevgilini çağır, onunla da tanışayım.
-Sana bu konuda güvenmiyorum abi.
-Ne yapmam lazım sana kendimi affettirmek için Sinem? Cevap vermedim. Birkaç saniye abime baktıktan sonra gözlerimi önümdeki test kitabına döndürüp elime kalemi aldım.
-Abicim, cevap versene. Beni affetmen için ne yapabilirim? Kafamı yavaşça kaldırdım.
-Bilmiyorum abi dedim sadece ve tekrar önümdeki kitaba döndüm. Abim bir şey demedi, ben de demedim. Ortamda sessizlik hakim olmuştu. Birkaç dakika sonra abim Masal’a seslendi;
-Masal, bana Ahmet’in numarasını verir misin? Arayıp özür dilemek istiyorum.
-Benim telefonumdan ara istersen Ahmet'i dedi ve telefonunu abime uzattı. Abim de telefonu hoparlöre alıp Ahmet'in açmasını beklemeye başladı. Biz de onunla bekliyorduk haliyle.
-Efendim Masal.
-Benim Ahmet, Yiğit abin.
-Yiğit abi, biliyorum bana çok kızgınsın ama sen ne dersen de ben Masal'dan ayrılamam. Lütfen ona da kızma ama bana istediğini yap, raziyim.
-Aslında ben senden özür dilemek için aramıştım. Yani bugün sana yaptıklarım… yapmamalıydım. Gerçekten çok özür dilerim.
-Önemli değil abi, sen sadece kız kardeşini korumak istedin. Seni anlayabiliyorum, benim de kız kardeşim var, biliyorsun.
-Evet dedi abim gülerek. Sonra devam etti;
-Ama bu, sizin birlikte olduğunuzu onaylıyorum anlamına gelmiyor. Onaylamıyorum, büyük ihtimalle uzun bir müddet de onaylamıcam ama sizi ayırmayacağım da. Bir nefes alıp devam etti. Ahmet senden tek istediğim kardeşinin sevgilisini olduğunda ona nasıl davranılmasını istiyorsan Masal'a da öyle davran. O, benim için çok kıymetli. Sinem gibi kandan gelen bir kardeşliği yok ama Sinem gibi o da kollarımda büyüdü. Anlatabildim mi?
-Anladım abi, merak etme. Nasıl istiyorsan öyle olacak.
-Bunu duyduğum için mutluyum. Bir de bu arada seni eve davet etmek istiyorum özür maksadıyla. Gelirsen çok memnun olurum.
-Tamam abi, gelirim merak etme.
-Tamam o zaman yarın bekliyorum. Sana uyar mı?
-Uyar abi.
-Tamam o zaman, yarın görüşürüz.
-Görüşürüz dedi ve telefonu kapattılar.
Abimin bu davranışından dolayı memnun olmuştum. Bunu ona hissettirmeyecektim ama. Abim yerinden kalktı. Bana döndü;
-Yarın sen de sevgilini çağırırsan memnun olurum Sinem. Tanışmak isterim. Söz, yanlış bir şey yapmıcam dedi ve salondan çıktı. Cevap vermedim. Sevgilim olmadığını da söylemedim. Çünkü bugün beni çok üzmüştü.
...
Öğle arasından önceki son teneffüstü ve okul her zamanki sıkıcılığıyla devam ediyordu. Masalla ben alt kattaki müzik odasına gidiyorduk. Çünkü Ahmetle Ekin'in müzik dersi vardı. Aslında inmemize gerek yoktu. Nasılsa onlar yukarı gelecekti ama canımız sıkılmıştı ve inmeye karar vermiştik. Kapıdan girdiğimizde Ekin gitar calip aynı zamanda şarkı söylüyordu. Sınıftan birkaç kişi de onunla şarkıya eşlik ediyordu. Bu fırsat kaçmaz deyip biz de gidip yanlarına oturup onları dinledik. Şarkı bittikten sonra sınıftan kalanların çoğu gitmişti ve sadece birkaç kişi kalmıştı.
-Benimle bir şarkıya var mısın diye bana seslendi Ekin.
İlk önce etraftakilerden utandığım için istemesem de yine bu fırsat kaçmaz deyip tamam olur dedim. Onun olmayan bir defterin sayfalarını karıştırdı ve birinde durdu. Olur mu dercesine bana baktı. Sayfaya baktığımda Emre Aydın ve Yaprak Çamlıca’nın ölüm kalım meselesi şarkısı yazıyordu. Artık eskimiş olsa da eskiden çok dinlediğim ve bildiğim bir şarkıydı. Tamam olur dedim ve şarkıya başladık. Bittiğinde sesimi ilk defa duyanlar iltifat etmeye başlamışlardı. Bu yüzden biraz utanmıştım. Hatta eminim yüzüm kırmızı kırmızı olmuştu. Diğer ders için sınıfa gelmeye başladıklarında artık sınıftan çıkmamız gerektiğini fark ettik ve gitarı koyup çıkıyorduk ki hoca arkamızdan seslendi.
-Ekin ve Sinem, bir bakar mısınız?
-Efendim hocam dedi Ekin ve bu sırada hocanın masasına doğru yürüdük.
-Siz şarkı söylerken ister istemez kulak misafiri oldum şarkınıza ve çok beğendim. Daha doğrusu seslerinizin uyumunu çok beğendim. İkinizin sesi de çok güzel ve birbirine de çok uyuyor.
-Teşekkürler hocam dedim. Daha fazla iltifatı kaldıramayacaktım galiba. Bu konuşmanın sonunda ne gelecek merak ediyordum.
-Bu yüzden size bir teklifim olacaktı.
-Ne teklifi hocam dedi Ekin şaşırmış bir şekilde. Ben de sasirmistim.
-Liseler arası bir müzik yarışması var Türkiye genelinde. Gerçekten çok iyilerin katıldığı bir yarışma. Yarışma Nisan’ın sonunda yapılacak. Ben de bizim okuldan da katılım olsun istiyorum. Eğer isterseniz katılır mısınız diye soracaktım. İlk üçe girenlere ödüller var ve grup şeklinde katilim oluyor. Gruplar en az iki kişilik en çok da altı. Yani katılmak isterseniz yanınıza başka arkadaşlarınızı da alabilirsiniz. Sizin katılımınızın güzel olacağını düşündüm. Hemen bir şey demeyin. İlk önce bir düşünün, araştırın, sonra gelin bana kararınızı söylersiniz.
-Tamam hocam, peki. Teşekkürler dedim. Çok heyecanlanmıştım. Türkiye geneli bir yarışmadan bahsediyorduk ve ucunda para ödülü vardı.
-Yalnız her okuldan en fazla iki grup katılabiliyor ve ben okuldan birkaç gruba daha söylemiştim. Eğer fazla katılım olursa eleme yapmak zorunda kalırım ve o da birkaç güne olur. Bir de aslında orada da eleme olacak. Yani aslında iki defa katılmış olacaksınız yarışmaya. O eleme de ocak ayının sonunda.
-Tamam peki hocam, gerçekten çok teşekkür ederiz dedi Ekin.
-Teşekkür edecek bir şey yok. Hadi bakalım. Kararınızı bekliyorum.
-Tamam hocam, size en yakın zamanda donucez dedim ve Ekinle sınıftan çıktık.
Çıktığımızda Masal ve Ahmet bizi kapıda bekliyorlardı. Kesin ne oldu diye soracaklardı ama zaman yoktu. Zil çoktan çalmıştı. O yüzden vakit kaybetmeden hızla sınıfa çıktık.
…
Ekinlerin sınıfında hep beraber yemeklerimizi yiyorduk daha sonra Masal;
-Ee hocanın size ne dediğini hala anlatmadınız dedi. Ben de heyecanla;
-Hoca bize süper bir teklif yaptı dedim.
-Ne teklifi dedi Ahmet şaşkınca.
-Türkiye geneli bir yarışma varmış. Buna katılır mısınız dedi Ekin ve hocanın anlattığı kadarıyla onlara yarışmayı anlattı.
-Ee, bu süpermiş dedi Ahmet heyecanla.
-Aynen dedi Masal da büyülenmiş gibi. Siz ne dediniz peki? Herhâlde evet demişsinizdir değil mi?
-Aslında demedik dedim ben. Yani diyemedik. Çünkü hoca hemen bir şey demeyin. Araştırın, düşünün, öyle gelin dedi.
-Aynen dedi Ekin de.
-Şimdi bakalım çok heyecanlandım ben dedi Masal.
-İyi tamam dedim ve hep beraber telefona gömüldük.
Araştırma yaparken bütün şartlara uyduğumuzu fark ettik. Katılamamamız için hiçbir engel yoktu. Hatta avantajları da vardı. Birinci olan gruba 20.000, ikinci olanlara 10.000 ve üçüncü olanlara 5000 lira vereceklerdi. Gayet iyiydi. Ayrıca yarışma İzmir'de yapılacaktı. Eleme de Ankara'da olacaktı. Elemede bir ayrıcalık olmasa da asıl yarışmada bir otel ayrılacaktı katılanlar için ve dereceye giren ilk beş grubun otel masrafları karşılanacaktı. Bu kaçmaması gereken mükemmel bir fırsattı.
-Ya bu mükemmel bir şey gerçekten dedi Masal.
-Aynen dedim büyülenmiş bir şekilde.
-Ee, ne duruyorsunuz, hocaya gidip katılmak istediğinizi söylesenize dedi Ahmet.
-Şimdi yoktur hoca, öğle arası ya. Son beş dakika gidelim. O zaman gelmiş olur.
-Aa, evet hâklisin dedim ben de. Yaa, ben şimdiden çok heyecanlandım. Hem de daha beş ay varken yani asıl yarışmaya.
-Ben de heyecanlandım çok belli etmesem de dedi Ekin.
Bu sırada sınıfa birkaç kişi geldi. Aslında bizi rahatsız etmiyorlardı ama biz Masalla sınıftan çıkmak istedik. Bunun üzerine Ekin ve Ahmet de tamam dediler ve çıktık. Kapıdan tam çıkmıştım ki biriyle çarpıştım.
-Çok özür dilerim Sinem. İyi misin? Bu sesi tanıyordum. Tarik'in sesiydi bu. Yüzümü kaldırdım.
-Ay Tarık, iyiyim dedim gülerek. Şey, biz dışarı çıkacaktık, sen de gelsene.
-Emin misin dedi kaşlarını kaldırarak.
Dedikodulardan dolayı beraber takılmıyorduk son zamanlarda ve bu teklifim onu şaşırtmış olmalıydı.
-Evet dedim heyecanla. Sana süper bir şey anlatıcam dedim ve kolundan tutup yanıma çekip müzik hocasının bize yaptığı teklifi anlatmaya başladım aşağıya inerken.
…
Akşam Ahmet bize geldi ve abim ondan özür diledi. O gittikten sonra Masal yatmıştı çok yorgun olduğunu söyleyip. Ben de yatmaya hazırlanıyordum ki telefonuma mesaj geldi abimden. Odasına çağırıyordu beni. Büyük ihtimalle Masal uyuduğu için odaya gelip onu rahatsız etmek istememişti. Pijamalarımı giydikten sonra odasına gittim. Odasına gittiğimde beni bekliyordu zaten.
-Otursana dedi ben odasına girince yatağını göstererek. Oturdum yavaşça. Ne diyeceğini merak ediyordum. Birkaç saniye sessizlikten sonra konuşmaya başladı;
-Bak abim. Ben seni çok üzdüm anlayabiliyorum. Çok yanlış yaptım. O yüzden bugün sevgilini çağırmanı istedim. İnsanlar buna medenilik diyor. Ben onların bahsettiği kadar medeni değilim galiba. Çünkü bundan rahatsızım aslında ama seni çok üzdüğüm için rahatsız olmayı göze alarak ve seni üzecek hiçbir şey yapmayacağıma söz vererek bunu senden istedim. Ama sen sevgilini çağırmamışsın. Bana güvenmiyor musun hala?
Cevap veremedim. Yalanımı devam ettirmeli miydim yoksa doğruyu mu söylemeli miydim emin değildim. Abim hala soran gözlerle bana bakıyordu.
-Güvenmeli miyim dedim sorusuna soruyla karşılık vererek. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı;
-Düşünüyorum. Senin yaşında benim de sevgilim vardı. Hatta hala var. Hatta bahsettiğim kişi aynı kişi aslında. Neslihan ablanla biz lisede tanışmıştık ve hala ilişikimiz devam ediyor biliyorsun. O yüzden benim sana kalkıp sevgilin olamaz demem saçma oluyor, farkındayım. Bunu da biraz düşündükten sonra farkına vardım. Sana dün kızmam, bağırıp çağırmam, Ahmet’e öyle davranmam hepsi saçmaydı. Ben o gün Neslihan’ın bir arkadaşının sevgilisinin onu taciz ettiğini öğrrendim ve hala bunun etkisinden çıkamamıştım aslında eve geldiğimde. Tepkilerim o yüzden böyleydi. Sizin başınıza da aynı şey gelir diye korkumdan yani. Anlatabiliyor muyum? Sonra yine düşündüm bu konuda ve dedim ki kendi kendime eğer senin sevgilin varsa ya da Masal’ın, sevgililerini dikkatli seçmişlerdir. Yani herhangi bir kişi değil, kaliteli bir insandır. Yani evet bu yüzden sana ve Masal’a güveniyorum. Ve yine evet, belki de bu yüzden bana güvenmelisin.
Abim o kadar uzun konuşmuştu ki ne diyeceğimi bilememiştim. Abime baktığımda benden bir cevap bekliyordu. Ve bunun üzerine abime gerçeği söylemeye karar verdim.
-Abi, özür dilerim senden. Aslında bana bu kadar uzun açıklama yapmana da gerek yoktu. Çünkü benim bir sevgilim yok. Sadece seni sinirlendirmek için öyle söylemiştim. Biliyorum, yanlıştı yaptığım ama sana o kadar sinirlenmiştim ki o an sana yalan söyledim.
Abim ben bunu söylediğimde uzun uzun baktı bana ve birkaç dakika sonra;
-Gerçekten mi dedi şaşırmış şekilde.
-Evet gerçekten dedim mahçup bir şekilde. Abim rahatlamış bir şekilde;
-Abim baştan söylesene ya, burada kaç saattir kıvranıyorum. Ay neyse rahatladım.
-Abi gerçekten mi ya dedim şaşırmış şekilde. O kadar konuşmadan sonra bunu mu diyorsun yani dedim biraz yükselerek.
-Yani evet abim. Sevgilin olmadığı için rahatladım ama olsaydı da hiçbir şey demeyecektim. Sana söz verdim sonuçta dedi. Bunun üzerine ben de bir şey demedim. O tekrar konuşmaya başladı.
-Bu arada abicim. Ne olmuş olursa olsun asla ama asla sana zarar vermem. Ne kadar sinirli olursam olayım, ne kadar moralim bozuk olursa olsun senin kılına zarar vermem. Bunu aklından çıkarma. Tamam mı?
-Tamam dedim gülümseyerek.
-Gel sarılalım dedi. Ona yaklaşıp sarıldım. Barışmıştık ve bu gerginliğin geçmesi beni rahatlatmıştı. Sarıldıktan sonra ona iyi geceler dedim ve yatmak için odama geçtim.
Bölüm sonu...
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum...
