Unut Gitsin kitap kapağı

11. bölüm / 38

Unut Gitsin

Bölüm 11

Vaveyla Yazarı: Ömür Birinci

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 38Şu an: Bölüm 11

İyi okumalar...

Tüm sınıf sessizdi ve Eda’nın dedikleri sınıfta yankılanıyor gibi hissediyordum. Hatta sadece Eda’nın sesi değil tüm sesler yankılanıyordu. Konuşulanları ve olanları idrak etmeye çalışıyordum ama olmuyordu, yapamıyordum. Eda'nın bebek hakkında saçma sapan konuşmaya devam etmesi üzerine bir anda Masal sıraya ellerini vurarak kalktı ve arka çaprazımızda bulunan Eda ve Simge’nin sırasına gitti. Yine bu sıraya da ellerini vurdu. Ve konuşmaya başladı;

-Bana bakın! Bu saçma sapan şeyi nereden uydurdunuz bilmiyorum ama öyle bir şey yok. Önceki konuşmalar da yalandı, bu da yalan. Yani Sinem ne biriyle oldu ne de hamile. Anladınız mı? Bunu aklınıza kazın.

Herkes bir an sus pus olmuştu. Bu seferde Simge konuşmaya başladı;

-Masal üzülerek söylüyorum ki dediklerine inanmıyorum. Çünkü önceki konuşmaların aslı vardı. Görenler olmuş. Şimdi Sinem'in midesinin bulanması da bunu doğrular nitelikte. Hatta belki de Ekin değildir babası. Başkası da olabı... diye devam ediyordu ki sözü çığlıkla bölündü. Masal Simge’nin saçlarına yapışmıştı. Eda da onunkilere. Sonra bir anda ortalık karıştı ve herkes ayağa kalkıp oraya doğru gitmeye başladı. Kimisi ayırmak için gidiyordu kimisi kavgaya dahil olmak için. Bense hala sıramda oturuyordum ve ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Bir bakıma kavga benim yüzünden çıkmıştı ama kalkıp da o kavgaya dahil olmak istemiyordum. Bu sırada omzuma bir el dokundu. Arkamı dönüp baktım. Tarık’tı.

-Hadi gel dışarı çıkalım dedi. Bense itiraz etmedim ve onunla çıktım. Çıkar çıkmaz sanki bu anı bekliyormuşum gibi ağlamaya başladım. Daha fazla dayanamayacaktım. Tarık beni koridorun köşesine götürdü. Burası koridor boyunca görülmezdi. Bu yüzden genelde sevgililer olurdu. Oraya gidince Tarık beni kollarının arasına aldı. Orada ağlamaya devam ettim. Hıçkırarak ağlıyordum. Oysa hiçbir şey söylemiyordu. Sadece sarılıyordu ta ki benim hıçkırıklarım biraz dinene kadar. Daha sonra kollarını çözdü ve yüzüme baktı.

-Hadi, yüzünü yıka da gel. Ben kapının önünde beklicem. Tamam mı?

Bunun üzerine ben de kafamı salladım ve lavaboya gittim. Zaten o köşeyle lavabonun arasında pek bir mesafe yoktu. Elimi yüzümü yıkadım. Gözlerim yine kızarmıştı. Umarım şişmezlerdi. O zaman gerçekten çok kötü ve korkutucu duruyordu. Saçlarımı da düzeltip çıktım. Tarık da kapının yanında bekliyordu zaten. Çıktığımda “Hadi gel!” diyerek merdivenlere yöneldi. Şaşırmıştım.

-Nereye dedim.

-Derse mi gireceksin dedi.

-Evet.

-Ya yemişim dersini. Gel, dışarı çıkalım. Biraz hava alıp kendine gelirsin dedi.

-Tamam deyip onun arkasından aşağıya inmeye başladım. Zaten o iğrenç insanların bulunduğu sınıfa da girmek istemiyordum. Hele Eda’nın ve Simge’nin yüzlerini bile görmek istemiyordum. Sınıfa girsem bile dersi dinleyemezdim zaten, dinlesem bile anlayamazdım.

Tarık ile beraber okulun arka bahçesine gittik. Herhangi bir banka oturduk. Hava serin olsa da iyi gelmişti. Biraz daha kendime gelmiştim ama hala iyi değildim, hala bu bebek isinin nereden çıktığını anlayamamıştım. Hepsi midem bulandığı için miydi, hem de ben üşütmüşken?

-Şimdi biraz daha iyi misin dedi Tarık.
Kafamı salladım hayır anlamında. Hiç iyi değildim. Bir daha iyi olur muydum onu bile bilmiyordum. Konuşmaya başladım;

-Bugün bu okula geldiğime lanet ettiğim gün. Eğer böyle şeyler yaşayacağımı bilseydim asla bu okula gelmezdim. Sevmediğim eski okuluma devam ederdim. Daha iyi olurdu. Orada iyi arkadaşlarım olmasa bile en azından kimse bana iftira atmıyordu.

-Ama o zaman tanışamazdık değil mi? Ona bakmadan kafamı evet anlamında salladım. Tarik çok iyi bir arkadaşımdı. Asla onu kaybetmek istemezdim. İyiki de tanışmıştık.

-Bana bak Sinem dedi Tarık ve eliyle yüzümü kendine döndürdü ve devam etti;

-Seni anlıyorum ama onları takmamalısın.

-İyi de nasıl takmayayım Tarık. Herkes beni konuşuyor. Tüm onuncu sınıflar hatta alt dönem bile. Hatta belki öğretmenler bile beni konuşuyordur öğretmenler odasında.

-Bazıları konuşur. Ama kimsenin önemi yok. Önemli olan senin ne düşündüğün, ne hissettiğin.

-Düşündüğüm şey ben bu duruma nasıl düştüm? Bu dedikodular nasıl çıktı? Ekinle olan dedikodular yetmezmiş gibi üstüne erkeklerden gelen mesajlar vardı. Şimdi bir de bu hamile olayı çıktı. Sesim titriyordu konuşurken. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.

-Bir saniye, bir saniye. Erkeklerden gelen mesajlar derken? Kim sana ne mesajı attı?

-Off, boşver ya. Şimdi önemli olan bu değil.

-Hayır, benim için önemli. Kimin ne mesaj attığını söyler misin?

-Söyleyince ne yapacaksın Tarik? Gidip dövecek misin? Sonra ne olacak peki? Ben sana diyeyim. Tüm okul duyacak. Siz erkeklerin kafası hep aynı çalışıyor ama hiç beni düşünmüyorsunuz. Ekin de aynı, sen de aynısın. Allah'tan Ahmet sizin gibi düşünmüyor.

-Diğerlerinin haberi var mı yanı?

-Yanlışlıkla mesajı gördüler. Yoksa söylemeyecektim. Çünkü böyle bir tepki alacağını biliyordum.

-Ne yani? Kimseye anlatmadan içinde mi tutacaktın? Daha demin ağzından kaçırmamış olsan ben de bilmeyecektim. Niye kendine bu işkenceyi yapıyorsun?

-Aslında size söylemek benim için daha büyük işkence. Çünkü o mesaj atanlardan da mesajın içeriklerinden de utandım. Tamam mı? Resmen kendimden iğrendim ya o mesajları görünce. Çok iğrenç bir şey dedim. Bu arada gözümden bir yaş düştü. Ama daha fazla ağlamayacaktım. Hemen sildim.

-Sen ne kendinden iğrenecek ne de utanacak bir şey yaptın. Sen hiçbir şey yapmadın. Bu yüzden kendini bu şekilde cezalandıramazsın, kendinden utanamazsın. Tamam mı? Kimseyi umursama, ne derlerse desinler. Gerçek, er ya da geç ortaya çıkacak. O yüzden üzülmek yok. Tamam mı?
Kafamı salladım ve gülümsedim. Tarık’ın bu tür konuşması moralimi düzelmişti.

-Teşekkür ederim dedim gülümseyerek.

-Teşekküre gerek yok. Sen yeter ki mutlu ol. Sen mutluysan ben de mutluyum dedi ve o da bana gülümsedi.

Bir süre bir şey konuşmadan öylece oturduk. Artık daha iyiydim. Ama şimdi de üşümeye başlamıştım. Hatta titriyordum. Sınıfa uğramadan direk dışarı çıktığımız için üstüme bir şey alamamıştım. Hastaydım bir de. İnşallah daha kotu olmazdım.

-Sen üşüyor musun dedi Tarık ve üstündeki hırkayı bana verdi. Ne kadar istemesem de o üşür diye kabul etmedi. Ben de daha fazla direnmeyip hırkasını giydim. Sıcaktı ve bu, iyi gelmişti.
Tam bu sırada karşıdan biri geliyordu. Geldi ve çaprazımızdaki banka oturdu. Bize bakıyordu. Bana bir yerden tanıdık geliyor diye düşünüyordum ki o an nereden tanıdık geldiğini anladım. Bana mesaj atanlardan biriydi bu. Hangisiydi bilmiyorum ama mesaj atmıştı, biliyordum. Profil fotoğrafındaki fotoğraftan tanımıştım. Bunu fark edince panikle Tarık’a dönüp;

-Hadi Tarik gidelim dedim.

-İyi de daha zil çalmadı ki. Hem oturalım, iyi değil mi böyle? Üşüdün mü?

-Evet üşüdüm dedim. Aslında üşümemiştim. Tarık’ınn verdiği hırka sıcak tutmuştu. Bu, içeri girmek için uydurduğum yalandı ama Tarik yemedi. Hatta ne olduğunu da anladı. Çünkü ben dönüp dönüp çaprazımızdaki çocuğa bakıyordum.

-Bu muydu sana mesaj atan dedi biraz sinirli bir şekilde başıyla o çocuğu gösterirken.

-Boşver Tarık gidelim hadi dedim sorusuna cevap vermeden ama anlamıştı zaten bunu dememle.

-Dur bir saniye. İki çift laf etmem lazım bu şerefsize.

-Tarık, boşver. Ne olur gidelim. Muhatap olma lütfen. Tarık'ın onunla muhatap olmasını istemiyordum. Nedense korkuyordum ya da çekiniyordum, bilmiyordum nedenini.

Tarık beni dinlemeden yanımdan kalktı ve onun oturduğu banka doğru yürümeye başladı. Ben de hemen arkasından kalktım istemesem de ve iki adım arkasında durdum o durunca.

-Bana baksana sen dedi kaba bir şekilde adını bilmediğim çocuğa.

-Ne var dedi Tarık’a bakarken biraz muzip bir şekilde o da. Vurdumduymaz gibi görünüyordu. Hiçbir şeyi takmayan tiplerdendi sanki.

-Bir daha bu kızı rahatsız etmeyeceksin. Anladın mı dedi işaret parmağıyla beni gösterirken. Bunu deyince diğeri ayağa kalktı ve bir adim Tarık’a yaklaşarak;

-Nedenmiş o? Yeni sahibi sen misin?
Bu ne demekti şimdi? Neyin sahibinden bahsediyordu? Tarik da benimle aynı şeyi düşünmüş olmalı ki bir an parladı ve çocuğun yakasından tutarak;

-Neyin sahibinden bahsediyorsun lan sen? Hiçbir kadının sahibi yoktur, anladın mı diye bağırdı. Çocuk hiçbir tepki göstermedi. Tarik çocuğun yakasını bıraktı ve devam etti. Bu kız benim yakın arkadaşım. Ve yanlış bir anlaşılmadan dolayı kendisine iftira atıldı. Yani aslında sizin bildiğiniz gibi bir kız değil. Hatta hiçbir erkekle bırak sizin düşündüğünü şeyi yapmayı, sevgili bile değil. O yüzden bu kızın peşini bırakacaksın, anladın mı? Tarik bunları deyince yine utanmıştım. Kıpkırmızı olduğumdan bile emindim. Ama orada o şekilde kaldım. Hiçbir şey yapmadım da demedim de. Çakılıp kalmıştım buraya.

-Yoksa? Pesini bırakmazsam ne olurmuş dedi yine vurdumduymaz tavrıyla.

-Belan olurum dedi Tarik hiç tereddüt etmeden. Sanki çocuğun bunu demesini bekliyordu. Anladın mı, belan olurum dedi tekrardan ve beni kolumdan çekerek;

-Hadi gidelim Sinem dedi. Ben de itiraz etmedim ve arkasından ilerledim Tarık’ın. Dönüp arkama baktığımda hala bize bakıyordu.

…

Sonraki ders sınava girmiştik. Aslında sınavdan sonra hemen gitmeyi düşünüyordum ama nedense beni müdür yardımcısı çağırmıştı ve bu yüzden sınavdan sonra onun yanına gittim. Ekin de oradaydı. O da yeni gelmişti sanki. Ben girince hoca yerinden kalktı. Kapıyı kapattı ve bize dönüp;

-Oturun dedi ve ikimiz de oturduk. Ama sanki diken üstüne oturur gibi hissediyordum kendimi. Gergin ve koku dolu. Hoca kesin dedikodular hakkında bir şey diyecekti. Hoca konuşmadan Ekin konuştu;

-Hocam eğer konuşulanlar hakkında… Ekin sözünü bitirmeden hoca sözünü kesti;

-Evet diyeceklerim konuşulanlar hakkında. Ama sizi suçlamak için çağırmadım buraya. Ben sadece bu konuyu sizden dinlemek istiyorum. Yani gerçekleri duymak istiyorum.

-Hocam gerçekten yok öyle bir şey dedim ben direk. Ekin devam etti benden sonra;

-Yani Sinem’le aramızda öyle bir ilişki bile yok. Sadece arkadaşız. Yakın arkadaş.

-Yani hepsi bir iftira öyle mi dedi hoca.

-Evet hocam dedik ikimiz de.

-Peki bu iftirayı kim niye attı dedi hoca bu sefer de.

-Bilmiyoruz hocam dedik ikimiz de yine.
Hoca derin bir nefes aldı ve devam etti;

-Bakın çocuklar, sizinle açık konuşucam. Bu konuşmalar her ne kadar doğru olmadığını söyleseniz bile diğer öğrencileri etkiliyor. Ayrıca öğretmenler de bu durumdan şikayetçi. Sınıflarda hep bu konu konuşuluyor diyorlar. Sizinle konuşup ona göre bir karara varmam lazımdı. Eğer gerçekse disipline gidecektiniz. Hatta okuldan da atılabilirdiniz. Ama ikiniz de gerçek olmadığını söylüyorsunuz. Elimde de bir kanıt yok. O yüzden sizi suçlayamam. Bu durumda gidebilirsiniz. Ama bu iftirayı atanın kim olduğunu bulmanızı istiyorum. Ya da en azından şüphelendiğiniz biri. Var mı böyle birileri?

Ekin’e baktım. Benim şüphelendiğim biri yoktu ama belki onun vardır diye düşünmüştüm. Ama beklediğim gibi olmadı ve hocaya “Hayır” cevabını verdi. Ben de hayır dedim. Hoca bunun üzerine gidebileceğimizi söyledi ve odadan çıktık.
Dışarı çıktığımızda zaten bozuk olan moralim daha da bozulmuştu. Bu dedikodular yüzünden bir okuldan atılmadığımız kalmıştı ve her an bu da olabilirdi. Kesinlikle bu iftirayı atan kişiyi ya da kişileri bulmamız lazımdı ama nasıl yapacaktık onu da bilmiyordum iste. Ekin bana dönüp;

-İyi misin dedi. Hayır anlamında başımı salladım.

-Lütfen moralini bozma. Bir şekilde gerçekleri ortaya çıkarmaya calısıcam.

-Ekin sana güvenmiyor değilim ama gün geçtikçe sanki daha da büyüyor olay azalması gerekirken. Yeni çıkan dedikoduları duydun mu dedim sesim titrerken.

-Duydum maalesef dedi yüzünü ekşitirken.

-İste o dedikodu ikimiz hakkında değil. Benim hakkımda. Benim hamile olduğum hakkında. Hatta Simge ne dedi biliyor musun? Belki de babası Ekin değildir. Belki de başka birisidir dedi sanki ben fahişeymişim gibi. Sanki ben diye devam ediyordum ki hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Ekin beni kollarının arasına aldı ve orada ağlamaya devam ettim. Artık dayanamıyordum. Sanki bir suru engeli aşmışım da bu engelde takılı kalmış gibi hissediyordum kendimi. Ve artık pes etmiştim. Engelleri aşmaya çalışmaktan yorulmuştum çünkü. Biraz sakinleştiğimde Ekin'in kollarından ayrıldım ve ona sınıfına gitmesini söyledim. Hem beraber görünmememiz gerekiyordu hem de ders başlamıştı. Derse girecekti. Bense eve gidecektim. Zaten daha fazla okulda kalamazdım bu dedikodular varken. Bu yüzden müdür yardımcısının odasına izin kâğıdı almak için bir daha gittim.

Bölüm sonu...

Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18