12. bölüm · Unut Gitsin

Bölüm 12

Ömür Birinci

İyi okumalar...

Masal, Ekin ve ben eve doğru yürüyorduk. Dün eve gidip dedikodulardan kurtulmuştum ama bugün yine aynılarına maruz kalmıştım. Dedikodular tam azalmaya başlamışken, yani ben öyle hissetmiştim, benim hamile olduğum dedikodularından sonra tekrar gündeme gelmişti. Çünkü bebeğin babası merak ediliyordu, olmayan bebeğin babası. İnsanların yanlarından geçerken benim hakkında konuştuklarını duyuyordum. Konuşuyorsanız sessiz konuşun bari demiştim geçen birine bağırarak. Garip garip bakarak geçip gittiler. Hiç utanmaları yoktu. Sırf bana bakan ve benim dedikodumu yapan insanlara maruz kalmamak için okuldayken sınıftan bile çıkmıyordum. Sınıfta da Simge ve arkadaşları bazen laf atıyorlardı ama Masal ve Tarik bir nebze yardım edip onları susturuyorlardı. Zaten onlar da olmasa ne yapardım bilmiyordum.

Eve geldiğimizde hemen yemek işine giriştim. Çünkü yemek yoktu ve açtık. Diğerleri de bana yardım etti. Patates kızartması yapmaya karar vermiştik. Canım çekmişti. Normalde bugünlerde iştahım kesikti olan olaylar yüzünden ama yine de canım çekmişti. Diğerlerine de söyleyince kabul etmişlerdi. Patatesleri Masal soyuyordu ben de doğruyordum. Ekin de yanımızda duruyordu sadece. Pek fark ettirmemeye çalışsam da okulda olanlar geliyordu aklıma ve moralim bozuluyordu. Patatesleri doğrarken bunları düşünüyordum. Tam bu sırada baş parmağımda bir acı hissettim. Baktığımda parmağımı kesmiş olduğunu fark ettim ve kanıyordu. Çok acıyordu, galiba derin kesmiştim. Bunun üzerine peçeteyle biraz kanamasının geçmesini bekleyip sonra yara bandı yapıştırdım. Ekin benim yerime geçmişti. Ben de kızartma işlemini devralmistim bu şekilde. Kızartma işlemini bitirmiştik ki kapı çaldı. Abim gelmişti. Montunu çıkartıp mutfağa geldiğinde;

-Oo, patates kızartması mı? güzel dedi gülerek. O sırada fark etmiş olmalı ki;

-Eline ne oldu dedi abim.

-Patatesleri doğrarken kestim. Bir sorun yok yani.

-Abicim, yara bandına baksana. Tekrar kan olmuş. Çok mu derin kestin?

Abim böyle söyleyince parmağıma baktım. Gerçekten de yara bandı kan olmuştu. Fark etmemiştim.

-Bilmiyorum ki dedim.

-Gel bakalım dedi ve mutfağın ortasındaki masaya oturdu. Ben de yanına oturdum. Yara bandını açtı. Hâlâ kanıyordu. Halbuki ben kanamasının geçtiğini zannedip yapıştırmıştım yara bandını.

-Abicim, patates doğrarken aklın neredeydi acaba? Baya derin kesmişsin çünkü.

Cevap vermedim. Zaten abim bir şey olduğunun farkındaydı. Belki de bilerek sormuştu bu soruyu.

-Dur bekle. Küçük sargı bezlerinden getiriyim de ondan saralım dedi ve mutfaktan çıkıp kilere gitti. Ecza dolabımız ordaydı.

Birkaç dakika sonra abim geri geldi. Elinde sargı bezleri vardı. Ayrıca elim hâlâ kanıyordu ve çok acıyordu.

-Acıyor mu dedi abim bana endişeyle bakarak.

-Biraz dedim fazla acımasına rağmen.

-Şimdi daha çok acıyabilir. Haberin olsun dedi ve sarmaya başladı. Sararken bir yandan da söyleniyordu;

-Ah, be abicim. Nasıl bu kadar derin kestin?

-Bilmiyorum abi. Bir an dalgınlığıma geldi galiba dedim. Gerçekten de okulda olanları düşünürken bir an dalgınlığıma gelip kesmiştim. Bu şekilde daha ne kadar devam edecekti? Sanki hayattan soyutlanmış gibi hissediyordum kendimi. İnsanlar benim hakkımda ne diyorlar diye çok takıyordum ve bu da beni baya etkiliyordu. Çok fazla dalıp gidiyordum. Buna bir çözüm bulmalıydım ama ne yapabilirdim bilmiyordum. Galiba tek çözümü doğruların ortaya çıkmasıydı ve bu nasıl olacaktı hiç bilmiyordum.
Abim parmağımı sarmayı bitirdikten sonra sofrayı hazırlamaya başladık.

Pazartesi günü matematik yazılımız vardı ve son yazılıydı. Sonunda sınavlardan kurtuluyorduk. Yine geçen haftaki gibi hep beraber çalışmayı düşündük ve bu yüzden hem Ahmet'i hem de Tarık’ı çağırdık. İkisi de seve seve kabul ettiler. Onlar geldiğinde çalışmaya başladık. Abim de bizimle çalışacaktı çünkü onun da bu hafta vizeleri başlayacaktı. Ama şu an Tarık’a ders anlatıyordu. Ekin de bana anlatıyordu. Ekin’in matematiği çok iyiydi. Bu yüzden bana biraz konu anlatması için rica etmiştim ve o da kabul etmişti. Masalla Ahmet'in kulaklarında kulaklık vardı. O yüzden bizden rahatsız olmuyorlardı.

Ben Ekin'in anlattıklarına odaklanmaya çalışıyordum. Ama olmuyordu. Kafam orda değildi. Okulda olanları düşünüyordum. Bu yüzden anlamıyordum.

-Sinem, burayı anladın mı?

Ekin’in bunu demesiyle ona döndüm. Anlattığı hiçbir şeyi anlamamıştım ki.

-Ekin, kusura bakma ama ben hiçbir şey anlamadım. Odaklanamıyorum.

-Okulda olanları düşünüyorsun değil mi dedi sessizce abime duyurmamak istercesine.
Kafamı salladım üzgün bir şekilde.

-Sinem, odaklanmalısın. Okulda olanlar seni böyle etkilememeli. Tamam mı? Şu an onları unut. Sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi ve sadece bu ders varmış gibi. Şimdi tekrar anlatıcam, sen de buraya odaklanıp anlayacaksın. Anlaştık mı?

-Tamam, anlaştık.

Bunun üzerine Ekin soruyu tekrar anlatmaya başladı. Başlarını anlamıştım ama yine tam olmamıştı.

-Şimdi oldu mu?

-Bilmiyorum. Başını anladım ama sorunun çözümü o kadar uzun ki yine kaçırdım galiba.

-Tamam, o zaman sen çözmeye başla. Ben sana yardım edeyim takıldığın yerde.

-Tamam, başlıyorum dedim ve soruyu çözmeye başladım. Takıldığım yerde Ekin devam etti. Bu sefer anlamıştım ama yine diğer soruyu çözemedim. Moralim çok bozulmuştu. Zaten bozuktu böyle olunca daha da bozulmuştu.

-Off, yapamıyorum olmuyor işte diye bağırdım. Kendime sinirlenmiştim.

Tam bu sırada abimle Tarik çalışmayı bitirmişlerdi ve Tarik yemek masasının diğer tarafına geçiyordu. Abim Ekin'e dönüp;

-Tamam Ekin, sen kendi dersine bak, ben anlatırım Sinem’e.

-Yok, abi ben anlatıyorum. Sorun değil.

-Ekin, sen geç. Ben anlatmak istiyorum kardeşime dedi. Ekin bunun üzerine yanımdan kalkıp çaprazımıza geçti masada. Zaten diğer tarafta da Masal ve Ahmet çalışıyordu.

Şimdi anlatma sırası abimdeydi. Ama bundan da anlayacağımdan emin değildim. Nereyi anlamadığımı sordu. Ben de genel olarak anlamadığımı söyleyince en baştan anlatmaya başladı. Baya anlattı. Sonra anlayıp anlamadığımı sordu. Ben de daha fazla çalışmak istemediğim ve sıkıldığım için anlamasam da anladığımı söyledim. Abim de bunun üzerine herhangi bir soruyu gösterip çözmemi istedi. Ben de kalemi elime aldım ama çözemeden geri bıraktım.

-Ne oldu dedi abim.

-Çözemedim dedim omuzlarını kaldırıp indirerek.

-Ama anladığını söylemiştin.

-Abi yalan söyledim. Çünkü anlamadım. Anlayamıyorum. Kafamı toplayamıyorum. Olmuyor işte. Sonlara doğru biraz bağırarak söylemiştim. Bunun üzerine herkes dönüp bize baktı. Ahmet ve Masal da kulaklıkları çıkarmış, bize bakarak ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Abim sakin bir şekilde söze başladı;

-Çünkü aklın başka bir yerde dedi gözlerimin içine bakarak onaylamamı beklercesine. Ben de kafamı salladım sadece hiçbir şey demeden.

-Abicim, ne olduğunu hâlâ söylememekte kararlı mısın?

Ne diyeceğimi bilememiştim. Ona söylememekle ona haksızlık yapıyormuşum gibi hissediyordum ama söylemem iyi olmazdı sanki. Diğerlerinin yüzüne baktım. Hepsi merakla ne söyleyeceğimi bekliyor gibiydi. Söylersem abimin vereceği tepkiden korkuyordum ama yine de söylemeye karar verdim.

-Tamam peki abi. Ama sakin olacaksın tamam mı dedim.

-Tamam, sen yeter ki söyle. Abime baktım ve sonra yavaşça kafamı indirdim;

-Bana hatta daha doğrusu Ekinle bana dedim ve birkaç saniye susup devam ettim. Bize iftira attılar abi. Sonlarına doğru sesim titremişti ama şu an ağlamak istemiyordum.

-Ne iftirası dedi abim büyük bir şaşkınlıkla. Kafamı kaldırdım. Bu arada gözümden bir damla yas düştü. Sildim. Ama konuşmaya başlayamadım.

-Benim anlatmamı ister misin diye sordu Ekin.

Bir şey söylemedim. Sadece evet anlamında kafamı salladım. Abim merakla Ekin'e döndü. Bunun üzerine Ekin;

-Abi bazıları… bazıları bizim bir ilişkimiz olduğunu konuşuyor. Ama dedikleri ciddi bir ilişki.
Abimin de kaşları çatıldı;

-Nasıl yani? Ben de daha fazla dayanamadım;

-Abi okulda benim hamile olduğum konuşuluyor. Tamam mı? Nedense bağırarak konuşuyordum. Ama kendimi durduramıyordum. Aynı şekilde devam ettim. Hatta ne var biliyor musun abi? Bazıları diyor ki belki babası Ekin değildir. Sinem başkalarıyla da yatmıştır. Yani anlayacağın adım fahişeye çıktı. Lafımı bitirdiğimde bağırmaya gücüm kalmamıştı. Hıçkırarak ağlamaya başladım.

Abim şaşkınlıkla bana bakıyordu. Kafamı eğdim ve ellerimin arasına alarak orada ağlamaya devam ettim.

Abim bağırarak ayağa kalktı;

-Bunu bana niye daha önce söylemediniz? Böyle büyük bir iftira var ortada ve bana söylemediniz. Neden söylemediniz? Haa? Kafamı yavaşça kaldırdım ve abime baktım. Derin bir nefes aldı ve devam etti;

-Pazartesi o okula geliyorum ve idarecileri de bu iftirayı atanı da mahkemeye veriyorum. Bu nasıl bir şey ya? O kim oluyor da benim kız kardeşime iftira atıyor? Ben var ya onu bir elime geçirsem…

-Abi yeter diye bağırdım. Böyle dememle sustu ve bana döndü. Ayağa kalktım. Bir yandan ağlarken bir yandan da konuşmaya devam ettim;

-Niye söylemedim biliyor musun? Böyle bir tepki vereceğini bildiğim için. Okula gelip ortalığı karıştıracağını bildiğim için. Senin bu tepkinden korktuğum için söyleyemedim sana. Şimdi anladın mı?

-Tabiki de böyle bir tepki vericem abicim diye bağırarak cevap verdi o da. Ne yapmamı bekliyorsun? Sakin sakin oturmamı mı? Sana bu şekilde iftira atılmışken hiçbir şey yapmamamı mı bekliyorsun? Ben de yine bağırarak cevap verdim;

-Evet. Senden hiçbir şey yapmamanı bekliyorum. Çünkü böyle yaparak bana yardım etmiyorsun. Tam tersine daha çok zarar veriyorsun bana. Bunun geri dönüşlerinin nasıl olacağını hiç düşünmüyor musun? Tüm okul bu sefer de bunu konuşacak. Siz erkekler hep aynısınız. Beni koruma pahasına bana zarar veriyorsunuz. Ama yapmayın, yeter! Çünkü ben yaptıklarınızın olumsuz sonuçlarına katlanamıyorum. O kadar olumsuz şey varken bir de siz yük yapmayın bana ne olur dedim ve sustum. Herkes bana bakıyordu o kadar çok bağırmıştım ki boğazım acımıştı. Yavaşça yerime oturdum ve başımı yine ellerimin arasına aldım. Kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Galiba daha demin tüm haftanın acısını çıkarmıştım. Nedense bağırmak iyi gelmişti. Kendimi biraz rahatlamış hissediyordum.

Abim yanımdaki sandalyeyi çekip yavaşça sandalyeye oturdu. Kimseden çıt çıkmıyordu. Derin bir sessizlik oldu. Birkaç dakika sessizlikten sonra sessizliği abim bozdu;

-Ben özür dilerim abicim. Yani bir an öyle duyunca sinirlendim. Gerçekten çok özür dilerim deyip bana sarıldı. Ağlamam dinmişti ama hala içimi çekiyordum.

-Özür dilerim. Lütfen ağlama.

Bunu demesi üzerine abimin kollarından sıyrıldım ve kafamı salladım. Yine sessizlik olmuştu. Herkes abim ve bana bakıyordu. Yine abim sessizliği bozdu;

-Peki, bu iftirayı kimin attığı konusunda bir bilginiz var mı? Yani kim, neden böyle bir iftira atar?

-Bilmiyoruz dedik aynı anda Ekinle ve birbirimize baktık.

-Peki tahmin ettiğiniz biri ya da birileri de mi yok? Hayır anlamında kafamı salladım. Ekin de" hayır" dedi. Tam bu sırada Tarik;

-Aslında benim bir tahminim var dedi sakince.

-Kim? Yine Ekinle aynı anda ayni tepkiyi vermiştik. İkimiz de biraz sesimizi yükselterek söylemiştik. Şaşırdığımızdan olsa gerekti. Çünkü Tarik'in böyle bir şey demesine baya sasirmistim. Ayrıca bunu demek için niye bu kadar çok beklemişti? Niye daha önce söylememişti? Düşüncelerimi okur gibi başladı söze;

-Daha önce söylemedim, çünkü emin değildim. Aslında hala emin değilim ama madem konu acildi, söylemem gerektiğini düşündüm ve söyleyeceklerim Ekin'i kızdırabilir dedi ve Ekin'e baktı. Ben de ona baktım. Kaşlarını çatmış bir şekilde Tarık’a bakıyordu. Tarik devam etti;

-Ben bu iftirayı Simge ve arkadaşlarının yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü onların Sinem'i kıskandıklarını düşünüyorum. Hatta sadece Sinem'i de değil, Masal’ı da kıskanıyorlar.

-Beni mi dedi Masal şaşkınlıkla.

-Evet dedi Tarik. Onların size bakışlarını görüyorum. Yiyecekmiş gibi bakıyorlar size. Buna defalarca şahit oldum. İster inanın ister inanmayın. Ekin'in Simge'den ayrılması ve Sinemle arkadaş olması ve Ahmet'in de Melisayla değil de sizinle arkadaşlık etmesi bu kıskançlığı körükledi sanki. Biliyorum siz sevgili değilsiniz ama arkadaş olmanız bile onları deli etmeye yetiyor. Yani yaptığım gözlemlerin sonucu bu. Tabi, bu onların bu iftirayı attığını kanıtlamaz ama benimki sadece bir tahmin. Birkaç saniye sessizlikten sonra Ekin bu sessizliği bozdu;

-Olabilir dedi sessizce.

-Nasıl dedi Masal biraz sesini yükselterek.

-Yani yapmış olabilirler dedi Ekin. Onlardan beklenir. Birkaç saniye sustuktan sonra devam etti. Geçen sene Simge yine birine iftira atmıştı kendi çıkarı için. Şimdi de yine ayni metodu uyguluyor olabilir. Ama bu sefer çok ileri gitmiş, tabi doğruysa, yani o yapmışsa. Eğer o yaptıysa elimden çekeceği var dedi son sözlerini baya sinirli bir şekilde söylerken. Hepimiz kilitlenmiş şekilde Ekin'e bakıyorduk.

-Benimki sadece bir tahmin dediğim gibi, Ekin. Yani yanlış olma ihtimali de var. Onlar yapmamış olabilir.

-Yok, sen benim gözümü açtın şu anda. Bu ana kadar bu dedikoduların benim yüzünden olduğunu bilmiyordum. Aslında hissediyordum, bunu Sinem'e de söylemiştim geçen ama doğru olduğunu düşünmüyordum. Şimdi ise doğru olabileceğini fark ettim. Simge benimle barışmak için bu iftirayı atmış olabilir. Eğer o yapmadıysa bile illaki kimin yaptığını biliyordur. Eğer dediğim gibi bir amacı varsa.

-Peki ne yapacaksın dedi abim şüpheli bir ifadeyle Ekin'e bakarken.

-Onun ağzını arıcam. Onun yaptığını anlarsam itiraf ettirmeye calısıcam. Bir şeyler yapmaya çalışacağım.

-Peki işe yarayacak mı dedim endişeyle. Gerçekler ortaya çıkacak mı?

-Sana söz verdim Sinem. Ne olursa olsun gerçeklerin ortaya çıkması için elimden geleni yapıcam. Minnet duyar gibi bir ifadeyle Ekin'e baktım. Sözünde sahiciydi biliyordum ve bu yolun gerçeklerin ortaya çıkmasına vesile olacağını umuyordum. Çünkü artık gerçekten hiçbir şeye katlanma gücüm kalmamıştı. Biraz daha böyle devam ederse pes edip bu okuldan ayrılacaktım ama mağlup olarak ayrılmak istemiyordum.

Salı gündü ve ikinci dersimizden çıkmıştık. Ekin zil çalar çalmaz sınıfa girdi ve direk Simge'nin yanına gitti.

-Zamanı geldi deyip onu yerinden kaldırdı ve kapıya doğru yürümeye başladı. Bu arada sınıfa donup;

-Arkadaşlar, bence siz de gelin. Bunu kaçırmak istemezsiniz. Der demez kimsenin bir şey demesini beklemeden sınıftan Simgeyle birlikte çıktı. Bizim meraklı sınıf da onlarla çıktı. Sınıfta birkaç kişi kalmıştı. Biz de Masalla çıktık. Çünkü bu konu bizi özellikle de beni ilgilendiriyordu. Nasıl yapmıştı bilmiyordum ama Simge'ye iftira attığını itiraf ettirmişti. Tarik haklı çıkmıştı, bu dedikoduyu en başından beri Simge ve arkadaşları planlayıp yaymıştı tüm okula. Ekin de ona itiraf ettirerek bunu ortaya çıkarmayı başarmıştı. Şimdi de bunu tüm okula göstermeyi planlıyordu. Umarım istediğimiz gibi olurdu. Çünkü ters gidip insanların Ekin'e inanmama ihtimali de vardı. Ekin bağırarak konuşmaya başladı;

-Arkadaşlar, birkaç dakikalığına herkes buraya bakabilir mi? Koridorda fazla kişi vardı. İlk teneffüs olmaması ve havanın da soğuk olması bunda etkiliydi. Koridorda olanlar çevremizde toplanmaya başlamışlardı bile. Hatta sınıflarından çıkıp gelenler de vardı. Koridorda bizim donemden sınıflar ve bir de alt dönemden yani dokuzuncu sınıflardan iki sınıf vardı. Zaten bunlar öğrenirse tüm okul öğrenir diye düşünüyordum. Ekin devam etti;

-Arkadaşlar, Simge arkadaşımız hepimize bir şey açıklayacakmış. Çok önemli ve herkesi şok edecek bir şey, değil mi Simge dedi ama Simge'den ses çıkmadı. Ekin devam etti;

-En iyisi hepimiz Simge'yi dinleyelim. Evet Simge, sendeyiz. Hepimiz seni bekliyoruz. Tüm koridor buraya toplanmıştı, diyebilirdim. Çünkü çok fazla insan vardı ve biz çemberin içinde kalmıştık. Simge yavaşça Ekin'e dondu ve;

-Bunu asla yapmam dedi. Ekin olayı şakaya vurarak;

-Hadi ama Simge dedi. Bu olayı konuşmuştuk. Şimdi bunu yapmam da ne demek. Bak burada hepimiz seni bekliyoruz.

-Bunu yapmicam dedim dedi sinirle tekrar Simge.

-Hadi Simge açıklasana ama artık. Bak insanlar sabırsızlanıyor dedi yine Ekin bağırarak. Mesela Sinem ve bana nasıl ve niye iftira attığından başlayabilirsin dedi ama Simge'de tik yoktu. Sadece sinirli bir şekilde Ekin'e bakıyordu ve hiçbir şey söylemiyordu.

-Arkadaşlar anlaşılan Simge konuşmak istemiyor ama onun yerine ben açıklayayım size dedi yine Ekin yüksek sesle. Koridordaki herkesin rahatça duyabildiğinden emindim. Son zamanlarda Sinem ve benim hakkımda çıkan dedikoduları hepiniz eminim duymuşsunuzdur. Ama o dedikodular doğru değil. Yani biz Sinemle konuşulduğu gibi bir şey yapmadık. Biz sadece arkadaşız, yakın arkadaş. Sizin de karşı cinsten arkadaşlarınız yok mu hiç? Onun gibi düşünün. Ama bazıları kıskanıp bu arkadaşlığı fırsata çevirip bize iftira ati. Bu bazıları da Simge. Benim ondan ayrılıp Sinemle olan arkadaşlığımı kıskandı ve bu yüzden bize iftira attı. Hatta bununla da kalmadı Sinem'in başka erkeklerle de olduğunu da söyledi. Bununla da kalmadı, Sinem'in üşütmesinden ve midesinin bulanmasından istifade ederek onun hamile olduğunu iddia etti. Dediğim gibi arkadaşlar bunların hepsi iftira. Hatta Simge o kadar uzmanlaşmış ki bu konuda, ne dese herkes hemen inanıyor. Tüm koridor çit çıkmadan Ekin'i dinliyordu. Başka bir şey olsa bu kadar sessizlik sağlanamazdı ama bizim okul dedikodu neredeyse oradaydı. Öyle değil mi Simge diye devam etti Ekin. Evet, doğru, ben yaptım desene. Ama yine Simge hiçbir şey demedi. Hiç duruşunu bozmamıştı. Hala sinirli bir şekilde Ekin'e bakıyordu ve hiçbir şey demiyordu. Anlaşılan bugün Simge konuşmak istemiyor dedi Ekin gülerek. Tamam madem konuşmak istemiyor, madem itiraf etmiyor ve madem siz kanıt istiyorsunuz, ki eminim istiyorsunuzdur, o zaman bunu dinleyin deyip telefonunu çıkardı. Birkaç saniye sonra bir konuşma başladı. Bu, Ekin ve Simge arasında geçiyordu. Bir konuşmanın ortasında başlıyordu;

-Tamam, gerçekleri duymak istiyorsun diye bağırıyordu Sinem. Öyle mi? Sizi kıskandım, tamam mı? Senin o kızla o kadar yakın ve mutlu olmanı kıskandım. Bu iftirayı attığımda ondan vazgeçer, bana dönersin diye düşündüm. Tek istediğim sana tekrar sahip olabilmekti. Tek istediğim sendin. Anlıyor musun?

Bunları bağırarak söyleyince Ekin de ona yine bağırarak cevap verdi;

-Hayır, anlamıyorum Simge. Böyle bir şey olunca niye sana dönmek isteyeyim ki? Hatta ne var biliyor musun? Sen belki yakın olalım diye bu iftirayı attın ama artık senden nefret ediyorum. Çünkü sen gerçekten kötü bir insansın. Bir kıza böyle bir iftira atmak çok kötü bir şey. Sinem’e yaptığın şeyi asla affetmicem.

-Ya hala o Sinem'den bahsediyorsun diye bağırdı Simge. O kız yüzünden başımıza geldi bunlar. Anlamıyor musun? O kız yüzünden aramız bozuldu bizim. Sen geçmişsin karşıma hâlâ o kızı savunuyorsun.

-Yanlışın var. O kız yüzünden değildi ayrılmamız. Senin yüzündendi. Senin gereksiz ve fazla olan kıskanman yüzündendi Ayrıca evet o kızı savunuyorum. Çünkü o kızın hiçbir suçu yok.

Bir an durakladı. Aralarında sessizlik olduktan sonra Ekin konuşmaya devam etti;

-Şimdi ya tüm okula bunun senin bir yalanın olduğunu söylersin ya da ben herkese bunu açıklarım.

-Kimseye hiçbir şey açıklayamazsın. Sana kimse inanmaz.

Ekin ses kaydını burada kapattı ve konuşmaya başladı;

-Evet arkadaşlar, Simge şu an bunu burada açıklamasa bile dun bana her şeyi açıkladı. Bağıra bağıra kendisinin bu iftirayı attığını itiraf etti. Ben de bunu okula söylemeyeceğini bildiğim ve artık gerçeklerin ortaya çıkmasının gerektiğini düşündüğüm için bu konuşmayı kayıt altına aldım ve Simge'yi de bu konuda uyardım ama kendisi demek ki itirafı bu kayıtla yapmak istiyormuş. Öyle mi Simge dedi ona bakarak. Ama Simge yine aynıydı. Put gibi kalmıştı öyle.

-Arkadaşlar, her duyduğunuz şeye inanmayın, lütfen. Hele ki bence bundan sonra Simge'nin dediği hiçbir şeye inanmayın. Böyle bir şeyin olması sizce mümkün mu yani? O yüzden bu dedikoduyu nasıl yaydıysanız şimdi gerçekleri de öyle yayın ve bu dedikodu başladığı gibi bitsin. Bu saçmalık bitsin artık. Çünkü ne benim ne de Sinem'in bu saçmalığa katlanma gücümüz kalmadı. Lütfen arkadaşlar. Kalabalığa baktığımda çoğu kimsenin Ekin'i tasdikleyerek başlarını salladıklarını ve aralarında konuştuklarını gördüm. Sanki daha düne kadar bu dedikoduyu yapanlar onlar değildi. İnsanlar ne kadar da dönek diye düşündüm bir an. Tam bu sırada nöbetçi öğretmen koridorda gözüktü. Şimdiye kadar görülmemesine şaşırmak gerekiyordu. İyi ki de yoktu, bizim işimize gelmişti. Zamanlama müthişti, zil çalmıştı çünkü ve her nöbetçi hocanın yaptığı gibi bizi sınıfımıza soktu hoca. Sevinçle sınıfa girdim, artık hakkımda yalan yanlış şeyler konuşulmayacaktı. Ben bu kadar mutlu olsam da asla mutlu olmayan biri vardı, Simge ve arkadaşları sınıfta yoktu.

Bölüm sonu...

Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum...